30.11.2007

Zombi Performanslar

Son zamanlarda 1960 ve 70′lerin önemli performans sanatı işleri daha yoğun bir sıklıkta tekrardan canlandırılır oldu. YouTube’da Bruce Nauman’ın performans videolarının imitasyonları bir yana, özellikle 2005′te Marina Abramovic‘in Vito Acconci, Joseph Beuys, Valie Export gibi isimlerin performanslarını Yedi Basit Yapıt adı altında tekrardan canlandırması, DJ Spooky‘nin Nam June Paik’ın TV Cello‘sunu tekrardan yorumlaması; bu yılki Performa‘da Allan Kaprow‘un 2006′da ölümünden önce verdiği izin üzerine zamanı için dönüm noktası sayılan 6 Bölümlük 18 Happening (1959) işinin tekrar icra edilmesi ve Second Life‘da olup bitenler bunun daha da yayılması olası yeni bir eğilim olduğunu düşündürüyor. Yapılan işlerin çeşitliliği ise değişik motivasyonları ön plana çıkarıyor: İroni, övgü, iletişim toplumunda performansın yerini sorgulama, artık fikirlerin ham haliyle hızla yayılabilmesi ve bunun sadece anlık mesaj atarak, bloglara yorumlar yazarak değil, Second Life gibi ortamlarda kodlanmış eylem olarak, görsel şekillerde de yapmanın mümkün olması ve sözlü iletişim dediğimiz şeyin artık sadece ağızdan ağıza değil ekrandan ekrana iletilmesi yoluyla toplumsal bir hafıza oluşturmaya başlamamız gibi birçok etken geliyor aklıma..Biraz geri gidersek, sanatçı performansları, II. Dünya Savaşı sonrası Japonya, Avrupa ve ABD’de aynı anda yaygınlaşmıştı. Bedenlerini biçim ve içerik olarak kullanarak doğrudanlık, vasıtasızlık sağlamak; insan bedenini ön plana, nesnenin önüne çıkarmak amacındaydılar: Savaştaki katliamlar, daha önce benzeri yaşanmamış bir yokolma korkusu ve savaş sonrası yaşadıkları dönem için hem iyimser hem karamsar çağrışımlar yapabilen Atom Çağı tabirini kullanmaları bile tek başına o zamanlar hakkında kabaca bir fikir veriyor.burden-shoot.jpgTemsil edici nesnelerden doğrudan sunulan eylem biçimlerine geçiş, başta çok çeşitlilik gösteriyordu: Happening’ler, Fluxus, aksiyonlar, ritüeller, demonstrasyonlar, direkt sanat, yıkım sanatı, olay sanatı, beden sanatı, vs. sonradan 70′lerde hepsine genel bir tabirle performans sanatı denmeye başlandı ve Chris Burden 1971′de (Vietnam Savaşı’nın sürdüğü sıralarda) en sansasyonel performanslardan birini yaptı: Shoot. Burden, bir asistanına beş metre kadar uzaklıktan tüfekle nişan alarak koluna sıyrık açması için talimat veriyor, ancak kurşun biraz daha içerden geçiyordu. Yine o yıllarda, Burden bedenini agresif bir şekilde sanatsal nesneye dönüştürmesi hakkında “Benim sanatım bir gerçeklik sorgulaması: Anormal durumlar oluşturarak daha üst seviyede bir gerçeklikte, değişik bir mertebede işliyor. O anlar için yaşıyorum.” yorumunu yapmıştı. Bugün ikonlaşmış olan Shoot performansı özellikle son yıllarda daha da sık karşımıza çıkar oldu.Scott Kildall, Paradise Ahead Serisi‘nde (2006-2007), Second Life’ın ilkel grafik ortamını kullanarak ikonlaşmış sanat enstalasyonları, performanslar, filmler ve fotoğrafları tekrardan sahnelendiriyor. Sahnelenen ve ekran görüntüleri dijital baskı olarak ‘belgelenerek’ sergilenen performanslardan birisi de Chris Burden’in Shoot performansı. Çizgi film karakterlerine benzeyen avatarların, zamanında büyük bir ciddiyetle yapılmış olan bu işleri tekrarlamaları, ortamın kendisinin, canlandırmak istediği nesne ve olayların önüne geçebildiğini ve en dramatik olayları bile güçsüz kılabildiğini gösteriyor.

shoot21.jpg

Scott Kildall, Shoot (2006)

Bienal Virüsü ve 13 En Güzel Avatar gibi işleriyle isimlerini daha önce duyduğumuz Eva & Franco Mattes, diğer isimleriyle 010010110101101.org, bu yılki Performa’ya Sentetik Performanslar adında bir seriyle katıldılar. Genel anlamda performans sanatına eleştirel bakan bu seride Chris Burden’ın yanısıra Vito Acconci, Joseph Beuys gibi isimlerin performanslarının Second Life’da tekrardan canlandırılmaları yapıldı. Bu canlandırmaların mümkün olduğunca orijinallerine sadık biçimde avatarlara yaptırılması, Eva ve Franco’nun deyimleriyle performans sanatını neden ilginç bulmadıklarının sorgulanması şeklinde başlamış. Burden’ın performansının tekrardan sahnelenmesinde de yaratılmak istenen etkinin, Kildall’un yaptığı gibi sanal ortamda şiddetin anlamsızlaşmasını göstermekten ziyade medya ile duyarsızlaşmış dünyada artık gerçeğin de gücünü ve etkileyiciliğini kaybettiği, Burden’ın performansının gözümüzün önünde veya Second Life’de icra edilmesinin bizde yarattığı etkinin düşünüldüğü kadar farklı olmadığının gösterilmesi denebilir. Bu etki yaratılırken Eva ve Franco Mattes performans sanatının senaryo ve provadan yoksunluk, tekrar edilmezlik ve sonunun belirsiz olması gibi ‘kurallarını’ çiğneyerek bu yapaylık ve gerçeklikten uzaklık hissini daha da artırıyorlar.

shoot31.jpg

Eva & Franco Mattes, Shoot (2007)

Bunların yanında, 60 ve 70′lerin sanatının, bir zamanlar avant-garde olup da artık film yıldızlarının posterleriyle aynı mekanlarda satılan empresyonist resimlerin reprodüksiyonları gibi artık iyiden iyiye popülerleşmeye başlayıp başlamadığı sorusu da geliyor insanın aklına. Buna örnek olarak Justin Benevides, Peter Fales ve Dan Philocox isimli üniversite öğrencilerinin toplanıp yarı eğlence yarı ev ödevi olarak çektikleri bu YouTube videosuyla yazıyı bitiriyorum:

İlgili Bağlantılar:

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , ,

Geri beslemeler (Trackback)

Trackback Adresi
  1. düğümküme » 2007 Düğümküme Başlıkları
  2. Düğümküme » Wikipedia Sanatçıları Tehdit Etti
  3. Düğümküme » Karışmış Dünyanın Karton Poligon Heykelleri

17 Yorum

  1. arikan

    Ali bunlar nefis eleştiriler ve bağlantılar. Yer çekimsiz ortamda yapılan bu sanat simülasyonları biz ölümlülerin yaşadığı dünyaya dair ne gibi şeyler söylüyor bunu biraz daha açabilir miyiz?

  2. arikan

    “…medya ile duyarsızlaşmış dünyada artık gerçeğin de gücünü ve etkileyiciliğini kaybettiği, Burden’ın performansının gözümüzün önünde veya Second Life’de icra edilmesinin bizde yarattığı etkinin düşünüldüğü kadar farklı olmadığının gösterilmesi denebilir.”

    Simulasyon içinde eylem ancak simulasyon, yani simulasyon içinde simulasyon oluyor. Simulasyon içinde simulasyon olsa olsa gerçekliğin içinde gerçek aramanın simetrik karşıtı olabilir. Ancak önemli bir soru var burda: SecondLife gerçekten simulasyon mu? Eğer SecondLife simulasyonsa Facebook da simulasyon mu?

  3. arikan

    “…60 ve 70′lerin sanatının, bir zamanlar avant-garde olup da artık film yıldızlarının posterleriyle aynı mekanlarda satılan empresyonist resimlerin reprodüksiyonları gibi artık iyiden iyiye popülerleşmeye başlayıp başlamadığı sorusu da geliyor insanın aklına.”

    Her yeni medyumun eski medyumları içine alması gibi zamanının öncü sanat işleri de pazarda alınıp satılabilen meta (“commodity”) haline geliyor. Tabii hem kendileri, hem suretleri, hem de anlamları (veya oluşurdukları semboller) serbest pazar ekonomisinde dolaşabilen ürünler oluyor. Bunların arasında alınıp satılması en zor olan performanslar dahi bu örnekte olduğu gibi simulasyonu yapılarak pazara açılabiliyor. Medya teorisyeni Marshall McLuhan’ın ünlü “medyum mesajdır” sözüne bugünkü şartlarda tekrar düşünürsek “medyum pazardır” diyebiliriz.

  4. arikan

    Çok yüzlülük Ağlı Sanatlar Sunumu’nda konuştuğumuz bir konuydu. Bence bu zombi performanslarla çok yakın ilgisi var. Çok yüzlülük aynı çok kimliklilik gibi yaşadığımız dönemin en önemli özelliklerinden bir tanesi. Mesela bir sanat işinin farklı web tarayıcılarda farklı görüntülenmesi çok yüzlülük, bir kişinin farklı sosyal web servislerinde farklı profili olması çok kimliklilik. Özellikle bir kişinin farklı online kimlikleri arasında kesin geçişler yok, ama belli belirsiz bir akış var.

    SecondLife’da simulasyonu yapılan bir sanat işi Facebook’da da karşımıza çıkabilir. Mesela Chris Burden performansı Facebook’da bir video olarak değil (ki bu gerçekçiliğini arttırır) ama Facebook ortamının alışılagelmiş kuralları üzerinden simule edilebilir. Mesela kafasına koyun atmak veya içki ısmarlamak gibi kendinizi vurdurabilirsiniz…

  5. arikan

    Bu tür haberler simulasyon ortamların gerçekliğini arttırıyor mu?

    Bir Avatar Bir İnsan Kadar Elektrik Tüketiyor
    http://www.dugumkume.org/bir-avatar-bir-insan-kadar-elektrik-tuketiyor/

  6. arikan

    Ya SecondLife avatarlarına kukla etkileşimi ekleme çabaları?

    SecondLife’da kukla etkilesimi
    http://www.dugumkume.org/secondlifeda-kukla-etkilesimi/

  7. arikan

    Ali bir ara bana anlattığın şu hikayeyi hatırlıyorum, izninle tekrar yazmak isiyorum kimlikleri vermeden:

    Eskiden Türkiye’de ya sağcı ya solcu olmak diye bir şey varmış. Bu olaylardan uzak durmak isteyenler de kendi aralarında şaka yaparlarmış “ne sağcıyım ne solcu futbolcuyum futbolcu” diye. Bir gün babanın bir arkadaşına bir kontrolde sormuşlar necisin diye. O da ne sağcıyım ne solcu futbolcuyum futbolcu demiş, sonra kafasından vurmuşlar.

    “Gerçeklik içinde gerçek” böyle bir şey olmalı.

  8. arikan

    Facebook İçinde 3 boyutlu Sanal Dünya çıktı. Arkadaşlarınızla artık secondlife dünyasında olduğu gibi de takılabilmeyi sağlıyor. Başka bir modality. App’i burdan ekleyip deneyebilirsiniz:
    http://apps.facebook.com/activeworlds

  9. ali

    @arikan, sözünü ettiğin “simülasyon içinde simülasyon” ve “gerçeklik içinde gerçeklik” kavramlarını, tüm olasılıkları da düşünerek şu şekilde geliştirebiliriz belki:

    1. Fiziksel dünya içinde gerçek eylem (“gerçeklik içinde gerçeklik”)
    2. Fiziksel dünya içinde temsili eylem (fiziksel dünyada sembolik eylem; mesela sahne sanatları)
    3. Simülasyon içinde temsili eylem (“simülasyon içinde simülasyon”)
    4. Simülasyon içinde gerçek eylem (simulasyon ortamı üzerinden gerçek eylem; simülasyonlu telemetri?)

  10. ali

    kildall ve mattes’lerin yaptığı işler, algımızın ortamın cinsine ve yaşadığımız zamana göre gösterdikleri farklılıklarla ilgili görülebilir gerçeklik sorgulamasından ziyade..

  11. ali

    bir de aklıma telif konusu geliyor. zamanında videoya çekilmiş performansların telif sorunu olduğu için youtube gibi sitelerde yayımlanamıyorlar ama kopyaları rahatça ortalıkta dolaşabiliyor. buna da zamanında sherrie levine ile yaygınlaşan sahiplenme (“appropriation”) geleneği ile bağlantılı olarak bakmak mümkün..

  12. ali

    lev manovich, 90′lı yılların sanallık üzerine öğelerle dolup taştığını gözlemlemiş, 2000′lerin ise, cep telefonları, gps’ler, gözetleme kameraları, sensör ağları, giyilebilir bilgisayarlar, akıllı mekanlar gibi teknolojiler düşünüldüğünde genişletilmiş gerçekliğin (“augmented reality”) yılları olacağını öngörmüştü. bu kavramların kültürümüze ne kadar işlediğine bakacak olursak şimdilik bu 2010′lara ertelenmiş gibi gözüküyor.. secondlife hala 80′lerin cyberpunk edebiyatında anlatılan ortamlara benziyor.. hala sanallık-gerçeklik zıtlığından, sanal dünya performanslarından bahsedebiliyoruz. sanal dediğimiz şey acaba sadece teknoloji yeni olduğu için o heyecanla taktığımız bir isim, zamanla melezleşecek, fiziksel olanla birleşecek geçici bir kavram mı yoksa çekiciliğini koruyup gerçekliğe alternatif oluşturma yolunda ilerleyecek mi?

  13. arikan

    1. Fiziksel dünya içinde gerçek eylem (”gerçeklik içinde gerçeklik”)
    2. Fiziksel dünya içinde temsili eylem (fiziksel dünyada sembolik eylem; mesela sahne sanatları)
    3. Simülasyon içinde temsili eylem (”simülasyon içinde simülasyon”)
    4. Simülasyon içinde gerçek eylem (simulasyon ortamı üzerinden gerçek eylem; simülasyonlu telemetri?)

    Simülasyon içinde gerçek eylem simulasyonun kurallarını bozmak veya kastedildiğinden daha ileri taşıyarak alt üst edici (“subversive”) hareketler yapmak şeklinde olabilir. Jodi gibi oyun hackleyenler buna bir örnek olabilir.

    Temsil ile eylem birbirinin zıttı gibi düşünüyorum, “temsili eylem” diye bir arada olamaz gibi geliyor bana bu iki kelime. Ancak “performans” veya “icra” yerine kullanıldığında uygundur, ki burda da kast edilen o. Hmm yine de kafa karıştırıcı, bu eleştirilerde eylem kelimesini temsilin zıttı olarak kullanabiliriz sanırım.

  14. arikan

    Alex Galloway Gaming kitabında Peter Wollen‘ın Godard için yazdığı karşı-sinemanın 7 tezini bilgisayar oyunlarına uyarlıyor (hemen her oyun bir simulasyon). Bu 7 tez zamanında Hollywood karşıtı sinemanın gramerini oluşturmak için yazılmış (Godard filmlerinin analizi mesela), tabi doğası gereği sadece sinemaya değil genel karşı kültürel üretim için de kullanılabilir bir liste çıkarmış.

    1.Narrative Transitivity vs Narrative Intransitivity
    Bir şey başka bir şeyi takip eder vs arada boşluklar atlamalar olur.

    2. Identification vs Enstrangement
    Empathy, emotional involvement with the character vs direct access, multiple and divided characters.

    3. Transparency vs Foregrounding
    Language wants to be over looked vs making the mechanisms of the film/text visible and explicit.

    4. Single Diegesis vs Multiple Diegesis
    Homogeneous world vs Heterogeneous worlds

    5. Closure vs Aperture
    A self contained objects vs open endedness, overkill

    6. Pleasure vs Unpleasure
    Entertainment vs Provocation

    7. Fiction vs Reality
    Actors wearing up, making up vs real life, break down of representation.

    Galloway hikayenin yarattığı dünyanın içinde (“diegetic”) ve dışında (“non-diegetic”) olmak gibi klasik film analizlerinden başlayıp kontrol edenin insan veya makine olmasına karşı sinema tekniklerini bilgisayar oyunları için yeniden yazıyor. Bu teknikler SecondLife gibi simulasyon dünyalar ve hatta Facebook gibi yarı-simulasyon dünyalar için de kullanılabilir.

  15. amiharbi

    Yazıda bahsedilen, Marina Abramovic’in “Seven Easy Pieces” performansını anlatan filmi !f Istanbul’da görebilirsiniz: http://www.ifistanbul.com/filmler/seven-easy-pieces.aspx

  16. Demir

    >>># ali
    Aralık 3rd, 2007 at 2:37 pm
    4. Simülasyon içinde gerçek eylem (simulasyon ortamı üzerinden gerçek eylem; simülasyonlu telemetri?)

  17. Mehmet Kabataş

    Fiziksel dünya içinde gerçek eylem .gerçeklik içinde gerçeklik Kesin discovery channel Esinlenmişler :D

Yorum Yaz