16.04.2008

Yeni Medya mı İşlemsel Sanat mı Kime Ne?

Türkiye’de toplum şok üstüne şok üstüne şok yaşarken neden yeni medya mı işlemsel sanat mı diye uzaydan gelmiş gibi duran bir konuya eğiliyoruz? Neden yeni medya deyince web2.0 dalgasından, Photoshop tekniklerinden, video sanatından bahsetmiyor da ağlı bağlı hayattan, merkezden-kitleye iletişimden, sosyal ağ hortumlamasından, kitlesel ifade özgürlüğü engellemesinden, DNS ayarlarından, temsilsiz demokrasiden, dağıtık iktidardan, medya arkeolojisinden bahsediyoruz. Neden işlemsel kelimesini İTÜ Bilgisayar Fakültesi’ndeki Mikro İşlemciler dersinde kullanıldığı gibi veya Bir Kelime Bir İşlem yarışmasındaki gibi değil de sanat kelimesinin önünde işlemsel sanat diye kullanıp diziyoruz elektronik sivil itaatsizlik, protokollü toplumsal denetim, kitleden-kitleye mesajlaşma, bilgi görselleştirmesi, manevi emek sömürüsü, diyagramlar, tarifeler, tersine stratejiler, ağların savaşı?

Ali Miharbi, Ahmet Atıf Akın, Orton Akıncı ile bu perşembe günü (17 Nisan) Güncel Sanat Tartışmaları Dizisi‘nde konuşacaklarımızı bir iki hafta öncesinden emaillerde tartışmaya başladık. Malum Türkiye’de icat edilmemiş kavramları kullanıyoruz sık sık. Tartıştığımız konuları Türkçe ifade etmek istedğimizden terimlere ve Türkçe’lerine bir süre takıldık, ama sonra bir şekilde içinden çıkabildik.

Uğraştığımız sanat hem yeni nesil teknolojiler hem baki toplumsal olgular üzerinden. Hem Türkiye’de yaşanan şokları konu alıyoruz hem Kaliforniya’da icat edilen yeni teknolojilerin toplumsal etkilerini. Kullandığımız teknikler hem bilgisayar programlaması, hem yemek tarifesi, hem diyagram çizme, hem arkeolojik araştırma olabiliyor. Bu konuşmada herkes kendi işlerinden bir kaç parça sunacak ve sonrasında bu bahsettiğimiz konular çerçevesinde tartışıcaz.

İstanbul’daysanız konuşmaya bekleriz. Tartışmalar dizisi bittiğinde kitap olarak da yayınlanacak. Böyle konuların klasik bir kitaba girecek olması kadar önemli olan diğer şey de internet’ten katılım. Bu yazıya yorum yazın, sorularınızı veya tartışılmasını istediğiniz alakalı konuları önerin tartışmaya alalım. Güncel Sanat Tartışmaları Dizisi’ni Azra Tüzünoğlu hazırlıyor, burdan el sallıyoruz, teşekkürler Azra!

Güncelleme: Mimar Sinan etkinliği bitti, tam da olması gerektiği kafamız daha da karıştı, tartışmaya yorumlarda devam ediyoruz. işlemsel sanat ve yeni nesil medya üzerine çalışıyorsanız veya bu alanla bir şekilde ilgileniyorsanız tartışmaya yorum yazarak katkıda bulunun biz de öğrenelim.

Olayın anonsu şöyle:

Güncel Sanat Tartışmaları Dizisi-8
“Yeni Nesil Medya ve İşlemsel Sanat”

Konuşmacılar
Burak Arıkan + Ali Miharbi + Ahmet Atıf Akın(a.k.a pagan@xurban) + Orton Akıncı

Tarih 17 Nisan 2008 Perşembe
Saat 18:30
Yer Mimar Sinan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Beşiktaş Yerleşkesi 208 no’lu derslik

Her bir konuşmacının kendi deneyimleri üzerinden işlemsel sanat ve İnternet teknolojileriyle birlikte çeşitlenip, sürekli yenilenen yeni medya sanatı konularını açımlamayı hedefledikleri konuşmanın ana ekseninde; dağıtık iktidar, kimliksizleşme ve anonimleşme, taktiksel medya, teknoloji ve kontrol, elektronik sivil itaatsizlik, İnternet üzerinden eleştiri&tersine çevirme stratejileri, Türkiye’deki devlet kontrolü ve İnternet protokolleri ilişkisi gibi meseleler tartışılacak. Yeni medya ve galeri mekanı ilişkisi, medya festivalleri, yeni medya kurum ve gösterim alanları da tartışma içeriğinde yer alacak konular arasında.

* Posterdeki görsel Per Wizén tarafından yapılmıştır.

İlgili Düğümküme Yazıları:

Etiketler

, , , , , , , , , ,

Geri beslemeler (Trackback)

Trackback Adresi
  1. BURAK ARIKAN » Talk?ng at Mimar Sinan University
  2. düğümküme » Çok Yerli Ağ Etkinliği
  3. düğümküme » Click: Sadece Bir Başka Sergileme Deneyi mi?
  4. düğümküme » MSÜ No.9: Türkiye’de Yeni Küratörlük Yaklaşımları ve Araştırmaları
  5. düğümküme » Güncel Sanat Tartışmaları: Bağımsız Bünyeler
  6. düğümküme » Ağ Diyagramından Yapısal Metne Geçiş ve Geri Dönüş
  7. düğümküme » OUTLET İhraç Fazlası Sanat “Merkezi” Açılıyor
  8. Düğümküme » Mimar Sinan’da Güncel Sanat Tartışmaları
  9. Düğümküme » Çok Yerli Ağ Etkinliği
  10. Düğümküme » Dersimiz Güncel Sanat

46 Yorum

  1. Dara Kilicoglu

    Bir o kadara da yapacagin telepresence ilgilimi cekiyor. Bir aksilik olmaz ise gorusuruz.

  2. arikan

    Görüşmek üzere o zaman :)

  3. burcu

    Sanatçı olarak eserleriniz üzerindeki hakkınızı nerede konumlandırıyorsunuz? Kamusal alanda eserinizin paylaşımi ve eserin sizin maksadınız aksine ticarileşmesi halindeki yaklaşımınız nedir? Bu akşam ki konuşmanız ekseninde kalmasa bile bu sorumun yanıtının alabilirsem net üzerinde sanatçı hakları üzerinde çalışan biri olarak, internette paylaşım üzerinde çalışan sizin ve diğer arkadaşlarınızın cevapları benim için çok önemli. Av. Burcu Berger

  4. arikan

    Burcu sağol sorular için.

    Sanatçı yaptığı eserin tümüne sahiptir tabi (galeri komisyonları vs. hariç), ancak ürünün nasıl bir şey olduğuna göre sahiplik durumu değişebilir. Ortaya çıkan iş bir sistemse, sistemin katılımcıları da işde pay sahibidir bence. Ürün görsel fiziksel taşınabilir bir şeyse işler klasik ilerler. Ancak her tür sayısal iş serbestçe kopyalanmaya musait.

    Sanat dünyasi galeri müze sistemi henüz bu sayısal işlerle nasıl başedeceğini bilmiyor. Türkiye’de de dünyada da pek çok işlemsel yöntemlere iş yapan sanatçı ürünlerinden sınırılı fiziksel çıktılar (limited edition) yapıyor bu eski sanat endüstrisine ayak uydurmak için. “Limited edition” taktiği video ve fotoğraf sanatı ile icat edildi, şimdi günümüzün teknoloji kullanan sayısal işlerinde de uygulanmaya çalışılıyor.

    Bu duruma alternatif yaklaşımlar da var. ETOY.CORPORATION ve RTmark bunlara iyi örnekler.

  5. arikan

    Bu konuda Atıf Akın da xurban tecrübelerinden yorum yapabilir.

  6. burcu

    Aslında benim sormak istediğim sistemin işleyiş modelinden çok sizin sanatçı olarak mülkiyet sorunsalına yaklaşımınızın ne olduğu. Dünkü konferansa katılamadığım için üzgünüm. Konferans içinde bu tip bir sorunsala girilebildi mi? Ben mi yanlış değerlendiriyorum bilmiyorum ancak birlikte eser sahibipliğinin devamında sanatçıların bu tarz problemlere yaklaşım tarzları da değerlendirmeye açık ve yaklaşımları gayet mühim bana göre. Cevabınızı bekliyorum.
    burcu berger

  7. Harun Pekşen

    Selam,

    Dünkü tartışma biraz dağınık gitse de faydalıydı. Ben öncesinde yeni medyanın internet olarak tanımlandığı kısımlarla alakalı konularda biraz detaya girileceğini beklemiştim. Sosyal ağlar, internet sansürleri gibi. Ama katılımcılar daha çok güzel sanatlar ağırlıklı bir kitle olduğundan böyle bir seçim yapıldı sanırım. Yine de faydalı olduğu kanısındayım.

    Bahsettiğim konulara odaklı yazılı veya sözlü bir tartışma ortamı düşünülüyor mu?

    Kolay gelsin.

  8. koray löker

    tüh be yahu, üzüldüm kaçırdığıma… neyse devamı da olacak gibi görünüyor…

    @Burcu: Sanatta mülkiyet ve sahiplik kavramları arasına çizilen kalınca bir çizginin bir ucu da Copyleft ve üretim modeli olarak örnek aldığı özgür yazılım modeline dayanıyor. Bu konuda Katri Halonen’in doğrudan sanatçı fikirlerine dair veriler içeren bir araştırmasını http://www.humantechnology.jyu.fi/articles/volume3/2007/halonen.pdf adresinden indirebilirsin…

  9. azra

    merhaba,
    dun ilk kez skype baglantili bir konusma yapmayi denedik. saatler suren bir calismadan sonra sistemi kurabildik ve biraz sorunlu da olsa calisti. teknik uzerine odaklaninca, mesele biraz dagildi tabi. dun atif’in biraz acmaya calistigi galeriler ya da yeni-ongoremedigimiz adlariyla sanat mekanlarinin bu uretimlerle birlikte nasil yeniden sekillenecekleri meselesi ve orton’un tartismaya actigi-armagan ekonomisi ve acik-kaynak meselesi ve tabi, burak’in “userlabor”olarak sorunsallastirdigi emek-deger-akıl/bilgi meseleleri konusunda cok derinlesmeye zaman bulamadik. ancak mekan degistirerek tartismaya devam etmek mumkun.
    mulkiyet meselesi benim de ilgimi ceken bisi. ozellikle bu tarz bir uretimle birlikte emek-deger karsiliginin netlesmesi gerekliligini hissediyorum. yeniden tanimlanmasi gereken bir “emek”ten ve “deger”den bahsediyoruz. zira bu tanimlar netlesmedigi surece facebook gibi olusumlar uzerinden yaratilan iliski somurme mantigi ve harcanan zaman+paylasilan bilgi+akil, arti-deger yaratarak birilerinin kasasina donuyor.
    uretim; bir urunden ziyade sistemin kendisine donustugunde ve dolayisiyla herkese acildiginda, bunun uzerinde nasil hak sahibi olunabilir?
    paylasim mekani meselesi de onemli. bu sistemler genelde-internet uzerinden isledigi icin galerilere-galericilere ihtiyac duymaz hale gelirken, paylasim mekani olarak tek bir medyumu mu kullanir olacaklar??degilse, ve galeriye-muzeye vs vs girmiyorsa, nerelerde varolabilir?bu mekanlar hakkindaki ongorunuz nedir?
    peki bu calismalar nasil saklanip, yarina aktarilacak?bir tarih olarak mi saklanacak? bir islem govdesi olarak mi? isin kendisi acik ve olusmakta olan bir govde iken, sunulan sey bir tarih olursa bu isin mantigina aykiri olmaz mi? ve unutmayin tarih, muzelerin en cok sevdigi seydir.bugun degil ama yarin bu isler teknigin donusmesiyle birlikte eskidiginde ve bir islem olarak saklanir hale geldiklerinde “limited edition” olarak muze koleksiyonlarina girebilirler. ya yasayan-kendini surekli yenileyen bir govde kurmak, ya-bu bicimde-yarina kalmaktan vazgecmek bunu kendi eliyle engellemek gerekiyor. hos; dadaistler bile kendilerini yikip-yoketmeye calisirken, postere, tshirte donduler.
    sanirim cok dagildim yine. mesele cok genis ve benim kafam net degil bu konularda..

  10. arikan

    @burcu benim mülkiyet sorunsalına yaklaşımım şöyle:

    Sanat olarak çalışan sistem üretiyorum. Bazı işlerim kendi kendine veya sadece benimle etkileşerek çalışan sistemler, mesela MYPOCKET; bazıları çok kişinin katılmıyla çalışan sistemler, mesela Meta-markets. Bu sistemler sadece çalışmıyor, zamanla büyüyor. Yani bugün baktığında farklı yarın baktığında farklı şeyler deneyimleyebilirsin. Bu sistemler aynı zamanda birden fazla donanım üzerinde çalışıyor ve işlerle birden fazla farklı arayüzdem etkileşim kurabiliyoruz.

    Mülkiyet sorunsalına gelmeden önce bunları söylemem gerekiyordu.

    Şimdi bu tarfilere göre sistemlerin kendileri bana ve beraber çalıştığım kişilere ait ve kopyalanamaz (bu teknolojik olarak da zor bir şey).

    Ancak bu sistemler tabii ki görsel fiziksel çıktılar da veriyor. Bunlar kopyalanabilir, tekrar tekrar çoğaltılabilir sayısal işler. Bunları video ve fotoğrafta olduğu gibi “limited edition” da çoğaltabilirim.

  11. arikan

    @harun geldiğin için sağol, ben bu bahsettiğin sansür ve internet üzerinde sosyal denetim konularına girmek istiyordum ancak Skype’dan gelen ses bozuk olduğundan çok yavaş konuşmam gerekti konular çabuk dağıldı. Tartışmaya burada yorumlarla devam edebiliriz.

    İnternet sansürü Türkiye’de bence iki sebepten kaynaklanıyor. Birincisi yasak koyan ilgili kurumların internet cahili olması. İkincisi Türkiye’de ulus-devlet dönemi politika uyugulanıyor olması ve demokratik-devletin gereklerinin yerine getirilemiyor olması. Her iki sebebin kaynağı da tabii ki eğitimsizlik. İnternet’in nelere kadir olduğunu bilseler böyle bir anda kesmezler. Demokratik devlette bireylerin nasıl bir arada yaşayabildiğini bilseler kimsenin haklarına saygısızlık etmezler.

    Buna iki çözüm var: Biri bu yasakçı insanlara (gruba, zihniyete) eğitim vermek, ki görevlerini doğru düzgün yapsınlar. Diğeri araya girme, yani karşı hareket yapmak olabilir. Karşı hareket olarak devleti ve halkı şok edecek teknik ve sosyal hareketler yaparak yine bu insanlar eğitilebilir, böylece görevlerini iyi yapabilirler.

  12. arikan

    @koray tartışmaya burada devam edebiliriz. Ayrıca ortamda sorulan bir kaç soruyu Skype aksaklığı yüzünden tam cevaplayamadım, burada yazicam.

  13. ozhan

    mülkiyet/copyright konusu uzerine şunları ekleyebilirim.

    İşlemsel sanatı eğer işlemci desteğiyle üretilen/üretilmek zorunda kalınan bir biçim olarak algıladığımızda, aslında mülkiyet bağlamında klasik sanat eserlerinden çok da farklı olamayacağını görürüz. Burada computation sadece bir araç/enstrüman olarak kullanılıyor ve ortaya çıkan eser, aslında fotoğraf ya da heykelden çok da farklı değil. Bir yandan da, hem eseri yaratan sistem, hem de fiziksel/dijital instance’ları birbirinden ayrı şeyler değiller. Bu tür işlere en yakın örnek aslında land art hareketi. Burada mülkiyet atfedilebilir bir meta ortaya çıkarmak ve bir yandan da bu işleri sergilemek için fotoğraf kullanılmıştı. Günümüzde dijital sanat yapanlar için de benzer bir metod söz konusu, işin her hangi bir ana ait instance’lari sergileniyor ve de el değiştiriyor. Fakat bir yandan da aynı action painting’te olduğu gibi, sürecin kendisi, ortaya çıkan işlerden daha fazla anlamlı.

    Bir yandan da, örneğin performance akımına dahil işlere baktığımızda, bu işlerin audience’siz var olamayacağını da görüyoruz. Eğer tasarlanan işlemsel sanat, bir audience’a ihtiyaç duyuyorsa, mülkiyet kavramı daha farklı algılanabilir. Örneğin meta-markets, bu sistemin kullanıcılarıyla birlikte varlığa kavuşmuş bir iş. Kullanıcıların Hem fikirsel anlamdaki katkıları olduğunu hem de output olabilecek metadata’yi oluşturan data’yı sağladıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Burada işin sahibi, bir sistem’i initiate ediyor, sonuçta ortaya yaşayan ve evrilen bir yapı ortaya çıkıyor. Meta-markets sisteminin mülkiyeti burak’a aitken, ortaya çıkan metadata’nın mülkiyeti kime ait? Aynı zamanda burada işlemsel sanat olarak algılanabilen sistemin kendisi mi yoksa metadata ve de onun işlenmiş halleri mi?

  14. burcu

    koray gönderdiğin metin için teşekkürler.
    ozhan’ın copyright ile ilgili dediklerine şunları eklemek istiyorum;
    öncelikle hukuk karşısında eserin mülkiyetinin ayrımı ile sanatta eser kavramını- ki bence kendi içinde bayağı büyük bir problemdir: sanatın ne olduğu..)birbirinden ayırmamız lazım ki zaten çetrefilli olan konu daha fazla bulanmasın. Yani işlemsel sistemde sistemin işlenmiş hallerinin de koruması hukuken 2 ayrı halde mümkün olabiliyor. Yapılan bütünden ayrı olarak parçaların eser olarak varlığının söz konusu olabilmesine veya olamamasına göre (FSEK m.9 ve m.10). Ancak meta-markets sisteminin işlemsel sanat- eser olarak değeri ve metadata ve onun işlenmiş hallerinin işlemsel sanat değeri hukuksal tartışmanın dışında. Bana göre ise katkının oranında etiğe uygun bir değerlendirme yapılması lazım konuyu bilenler tarafından.
    Burak; limited edition copy’lerden bahsetmiş. Aslında benim açmak istediğim nokta tamda burayla ilgili. Eserlerde internet kaynaklı işlerde Creative Commons lisanslarıyla koruma yapan var mı? İnternet üzerinde sivil itaatsizlik denilince mülkiyet sorunsalını tartışmaya açmamak düşünülemez bana göre… Telif hukuku alanında çalıştığım halde bu tarz lisanslar ile mülkiyeti ticari alanda saklı tutarak ancak iletişim ve ifade özgürlüğünü engellemeden genişletebilmek çok önemli bir tutum bana göre. Sizler ne diyorsunuz? Teşekkürler.

  15. ali

    “Eserlerde internet kaynaklı işlerde Creative Commons lisanslarıyla koruma yapan var mı?”

    evet, örnek vermek gerekirse rhizome.org’a üye olan sanatçılar yükledikleri işler veya linkler için 6 çeşit CC lisansı arasında bir tercih yapabiliyorlar.

  16. arikan

    CC lisansları arasında sistem veya akım (feed stream) üzerine herhangi bir özelleşme görmedim. CC daha çok popüler kültür üzerine gibi gelliyor bana. Çağdaş sanatçıların arkaik pazarı için değil daha çok müzik endüstrisi gibi pop pazarı hedefleyen bir lisans düzeni.

  17. arikan

    Burdaki yorumlardan ve Mimar Sinan’daki tartışmalardan bir kaç soruyu tekrar yazıyorum toparlamak için, ne düşünüyorsunuz bunlar hakkında:

    1. Azra: [tartışmadan MYPOCKET için] Tahmin sistemleri bugün endüstride de kullanılıyor. Mesela Migros daha verimli depo yönetimi için gelen giden ürümlerin miktarını ve zamanlamasını tahmin eden bir sistem kullanıyor. Bunu biliyoruz zaten, yeni ne söylüyor MYPOCKET?

    2. Atıf: [tartışmadan Meta-Markets sonunda] Bugünkü ekonomide emek hala cıvata sıkma olarak değerlendiriliyor. Çok defa buna alternatif modeller önerildi ama kullanıma geçmedi. Bu deneylerde bu yaşadığımız arkaik emek modelini değşitirecek bir ışık görüyor musun?

    3. Azra: Üretim; bir üründen ziyade sistemin kendisine dönüştüğünde ve dolayısıyla herkese açıldığında, bunun üzerinde nasıl hak sahibi olunabilir?

    4. Azra: Paylaşım mekanı meselesi de önemli. Bu sistemler genelde-internet üzerinden işledigi için galerilere-galericilere ihtiyaç duymaz hale gelirken, paylaşım mekanı olarak tek bir medyumu mu kullanır olacaklar? Değilse, ve galeriye-müzeye vs vs girmiyorsa, nerelerde varolabilir? Bu mekanlar hakkındaki öngörünüz nedir?

    5. Azra: Bu çalışmalar nasıl saklanıp, yarına aktarılacak? Bir tarih olarak mı saklanacak? Bir işlem gövdesi olarak mı? İşin kendisi açık ve oluşmakta olan bir gövde iken, sunulan şey bir tarih olursa bu işin mantığına aykırı olmaz mı?

  18. dino//

    Tartışmanın buradan da sürmesi ne kadar güzel. Ben o gün orada olamadım ama gayet gayet güzel geçmiş her şey duyduğum kadarıyla. Şimdi de buradan sürmesi beni çok heyecanlandırıyor.
    Bu arada demeden edemeyeceğim, bir tişört yapmak lazım sanırım, “I am Düğümküme fan” yazan üzerinde.

  19. arikan

    Teşekkürler Dino! Düğümküme tişört haha :)

    Konular offline ortamlarda daha dinamik ve heycanlı tabii ki, ama online ortamlar da buna tamamlayıcı oluyor, hem de daha çok kişinin tekrar tekrar okumasına el veriyor.

  20. .-_-. aka orton akinci

    konusmamizda benim asil uzerine gitmek istedigim bilisim teknolojilerinin sosyal, ekonomik ve kulturel hayatimizda ne gibi degisimler onerdigiydi.

    “enformasyon”un (ki bu dijital olarak ifade edilebilen her sey) 68 kusagi ve gunumuz aktivistlerinin pesinde kostugu “baska bir dunya mumkun” sloganinin reel olarak gerceklesmesi potansiyeli bulunurken, dinledigim cogu insanin konusmalarinda sikayet ettigi mevcut kapitalist duzenden beslenen adorno ve horkheimer’in elestirel olarak kavramsallastirdigi “kultur endustrisi”nin, sanat yapitinin “kullanim degeri” yerine “degisim degerini” on plana cikartan “limited edition “lar ile “yapay kitlik” yaratmasi, copyright’ a yaslanarak kulturel uretimlerin yeni kulturel uretimlere kaynaklik etmesini engellemesi ve yaraticiligin onunu tikamasina bugun bilisim teknolojileri sayesinde alternatifler uretilebilecekken sanatcilarin bu potansiyele dikkat cekmesi gerektigini dusunuyorum. Bu, su an bazilarimizin ilgisini cekmiyor olabilir fakat sanat tarihine baktigimizda bir cok sanatcinin bunu kendisine mesele edindigini ve cozum yollari onerdigini fakat bu onerilerin neredeyse hepsinin ortak bir sebep yuzunden islemedigini goruyoruz. Bu da sanat yaptinin nesneden bagimsizlasamamasi. Beuys’ un herkese ulasabilecek bir sanat yapiti olarak kurguladigi “multiples” bile sanat pazari icerisinde “degisim degeri” ile on plana cikabiliyor. cunku nesneye bagimli olna her sey er ya da gec metalasmak durumda. oysa bilisim teknolojileri, ozellikle kablosuz aglar ve michael bauwens in teorisi uzerinde calistigi “p2p” kavramlarinin sanati ve beraberinde gunluk pratigimize konu olan bir cok seyi kapitalist kurallardan bagimsizlastirma potansiyeli var. Bunun teroik altyapisini burada aciklamak imkansiz fakat dugumkume deki cogu insanin “yeni ekonomi”, “ag ekonomileri”, “dijital cogaltim”, “marjinal maliyet”, “p2p”, “dijital armagan”, “copyleft”, ” ozgur/acik kaynak”, “crowdsourcing-kiltesel kaynak kullanimi”, gibi kavramlari ve bunlarin sundugu yeni onermeleri farkinda oldugunu dusunuyorum. bu kavramlari beraber dusundugumuzde ise eski paradigmalara alternatifler uretmek cok da zor degil. bu kafada dusunmeye baslamak icin richard barbrook’un “”CYBER-COMMUNISM: how the Americans are superseding capitalism in cyberspace” makalesi iyi bir baslangic olabilecektir.
    http://www.nettime.org/Lists-Archives/nettime-l-9909/msg00046.html
    http://www.nettime.org/Lists-Archives/nettime-l-9909/msg00047.html
    http://www.nettime.org/Lists-Archives/nettime-l-9909/msg00049.html
    http://www.nettime.org/Lists-Archives/nettime-l-9909/msg00045.html
    bu noktada sorgulamamiz gereken ilk kavramin copyright oldugunu dusunuyorum. yani sanatcilarin “kultur endustrisi”nin bir parcasi olmak yerine basta kendi uretimlerini copyleft’leyerek p2p gibi merkezsiz dagitim kanallari uzerinden dagitarak yaraticiligin onunun acmalarinin cok politik bir tavir oldugunu dusunuyorum. Stallman’in bilgisayar yazilimlari icin onerdigi GUN GPL’in kulturel uretimelere uygulanmasi icin copyleft attiude toplantisinda ortaya cikan “free art licence”,
    http://artlibre.org/licence/lal/en/
    ve lawrence lessig in on ayak oldugu “creative commons” in disinda
    http://www.creativecommons.org
    meseleye ozellikle creative commons i elestirerek daha politik olarak yaklasan libre society’nin libre commons’i
    http://www.libresociety.org/~libre2/index.php?title=Libre_Commons
    gibi lisanslarin tartsilmasi gerektigini dusunuyorum. konu ile ilgili yazdigim bir makaleye asagidaki linkten ulasilabilir
    http://www.artciencia.com/Admin/Ficheiros/ORTONAKI342.pdf

  21. ali

    4. Azra: Paylaşım mekanı meselesi de önemli. Bu sistemler genelde-internet üzerinden işledigi için galerilere-galericilere ihtiyaç duymaz hale gelirken, paylaşım mekanı olarak tek bir medyumu mu kullanır olacaklar? Değilse, ve galeriye-müzeye vs vs girmiyorsa, nerelerde varolabilir? Bu mekanlar hakkındaki öngörünüz nedir?

    internet üzerinde yaptıkları işleri net.art olarak tanımlayan sanatçılar özellikle 1994-99 yılları arasında çok etkindiler, çok da iddialı idiler. kendilerini fluxus ve dada ile bağlantılı görüyorlar, arada geçen zamanı adeta kaybedilmiş olarak görüyorlardı. kimileri kendilerini duchamp’ın ideal çocukları olarak tanımlıyor, internet’in ortam olarak kullanılmasının sanatın özgürleşmesi için bir dönüm noktası olduğunu düşünüyorlardı. ancak, benim görüşüme göre bu teknolojilerin normalleşmesiyle, bu tarz sanat yapmak da 2000′li yıllarda yenilikçiliğini yitirdi (bunu yansıtan bir örnek bu işleri sahiplenen 2000 Whitney Bienali‘nden sonra net-art’ın ölümünden bahsedilmesidir), sonrasında birçok internet sanatçısı galeri ortamlarında da başka başka işler yapmaya, internet’e bağlı veya internet ile ilgili enstalasyonlar sergilemeye başladı. bunun yanında bazı saçma sergiler de düzenlendi, galeri ortamında web tarayıcısı açık bir bilgisayardan internet sanatı sergilemek gibi. bundan herhalde ders alındı ki, tate gibi müzeler, web sitelerinin bir bölümünü, müzenin bir parçası olarak kullanarak burada online işlere yer vermeye başladılar. bunlara paralel olarak da the yes men, etoy gibi aktivist-sanatçı grupları kurumlardan bağımsız, hatta kurumlara karşı tavırlarını sürdürmeye devam ettiler ki bunu da internet sanatının ikinci dönemi olarak görenler var.. sadece internet değil tüm kitle iletişim araçlarını kullanan ve akışı anlık da olsa tersine çeviren işler.. aktivist ve hacktivistleri bir kenara bırakırsak bugünkü durumu galerilere bağlı görüyorum, aslında İnternet’te sanat yapmak biraz sokakta sanat yapmaya benziyor ama graffiticiler de davet edildikleri takdirde galerilere gidip onların duvarlarını süsleyebiliyorlar. kısaca bugün baktığımda galerilere veya sanat merkezlerine ihtiyaç duymamak gibi bir durum yok gibi geliyor bana..

  22. arikan

    Ali’nin bahsettiği Whitney 2000 Bienali daha sonra Whitney Artport oldu, arşivi burda:
    http://www.whitney.org/arport/exhibitions/past-exhibitions.shtml

  23. arikan

    “bunlara paralel olarak da the yes men, etoy gibi aktivist-sanatçı grupları kurumlardan bağımsız, hatta kurumlara karşı tavırlarını sürdürmeye devam ettiler ki bunu da internet sanatının ikinci dönemi olarak görenler var.. sadece internet değil tüm kitle iletişim araçlarını kullanan ve akışı anlık da olsa tersine çeviren işler..”

    2007 Kasım ayında yaptığımız AKSANAT sunumunda bu işleri “ağda eylem” başlığı altında gösterip bahsetmiştik. Internet olaylarının galeride değil sokaktaymış hissi yaratıyor olması da değişen bir durum.

    Internet ile fiziksel mekanı karşılaştırken kontrol ilişkilerine bakabiliriz. Bugün mesela Turbulence komisyonuyla (bkz Turbulence komisyonları) yapılan ve Turbulence.org sitesinde yayınlanan / host edilen internet sanat işleri sokak hissinden uzak biraz. Aynı fiziksel ortamda galeri kontrolünde olduğu gibi, sanat işleri Internet üzerinde de Turbulence kontrolünde.

  24. ali

    5. Azra: Bu çalışmalar nasıl saklanıp, yarına aktarılacak? Bir tarih olarak mı saklanacak? Bir işlem gövdesi olarak mı? İşin kendisi açık ve oluşmakta olan bir gövde iken, sunulan şey bir tarih olursa bu işin mantığına aykırı olmaz mı?

    aslında arşivlenip saklanan birçok iş var, çağdaş sanatın dayalı olduğu ekonomik düzen bugünkü gibi işlediği sürece de arşivlenebilir her iş arşivlenmeye devam edecek gözüküyor. ancak yapısı ile buna direnen, çalışması için sosyal etkileşim gerektiren ve o anki durumu, o anın sosyal gerçekliğini/durumunu yansıtan, hitap ettiği topluluk üzerinden çalışıp buna göre bir hafıza oluşturan işler de var. burak’ın meta-markets projesi bunlara örnek olarak gösterilebilir. bunların yazılım kodu arşivlense bile işin kendisi arşivlenmiş sayılmıyor, böyle bir şey yapmak fotoğraf yerine fotoğrafın çekildiği kamerayı arşivlemeye benzerdi herhalde.. diğer bir açıdan bakıldığında performans sanatı ile de bağ kurulabilir topluluk üzerinden çalışan işler için, bunların değişik araçlarla dokümantasyonu yapılacaktır ve arşivlere girecektir.. belki de bundan 30-40 yıl sonra meta-markets o günün koşullarıyla başka bir sanatçı tarafından tekrardan canlandırılacak bu arşivleme sorununa da gönderme yaparak.. :)

  25. ali

    Internet ile fiziksel mekanı karşılaştırken kontrol ilişkilerine bakabiliriz. Bugün mesela Turbulence komisyonuyla (bkz Turbulence komisyonları) yapılan ve Turbulence.org sitesinde yayınlanan / host edilen internet sanat işleri sokak hissinden uzak biraz. Aynı fiziksel ortamda galeri kontrolünde olduğu gibi, sanat işleri Internet üzerinde de Turbulence kontrolünde.

    bu durum da aslında tate’in online ‘departmanı’ http://www.tate.org.uk/netart ile aynı yapıda. işi seçip destekleyen bir patron var ikisinde de.. bir bakıma internet’in içinde de kurumlar olduğu için elbette sadece internet’te olması ‘sokakta’ olması için yeterli bir koşul değil.

  26. arikan

    Orton’un bu dediğine katılıyorum:

    “limited edition“lar ile “yapay kitlik” yaratmasi, copyright’a yaslanarak kulturel uretimlerin yeni kulturel uretimlere kaynaklik etmesini engellemesi ve yaraticiligin onunu tikamasina bugun bilisim teknolojileri sayesinde alternatifler uretilebilecekken sanatcilarin bu potansiyele dikkat cekmesi gerektigini dusunuyorum.

    Sanat endüstrisi serbest market ekonomisine hem bağlı hem uzak, çünkü çitle korunan, Julian Stallabrass‘ın deymiyle “sanat pazarı arkaik bir pazar“. Yani kapalı örtülü gizli saklı kapılar ardında dönen ilişkiler üzerine kurulu. Pazar arkaik olunca bir yanda serbest market ekonomisinin vahşiliğine karşı korunmuş oluyor diğer yanda eşit şartlar tanımayarak yeniliklere –yeni sanatçılara, beraber gelişime– köstek olabiliyor. Özellikle arkaik pazarda güç ilişkileri orta çağdan kalma özelliklere sahip olabiliyor…

  27. arikan

    Orton: “Beuys’un herkese ulasabilecek bir sanat yapiti olarak kurguladigi “multiples” bile sanat pazari icerisinde “degisim degeri” ile on plana cikabiliyor. cunku nesneye bagimli olna her sey er ya da gec metalasmak durumda.”

    Joseph Beuys zamanında sadece nesneler veya performanslar yapmamış, aynı zamanda “Organization for Direct Democracy through Referendum” (1971) gibi “Free International University for Creativity and Interdisciplinary Research” (1974) gibi toplumsal grup hareketleri yapmış, aktif kurumlar kurmuştur.

    Ben açıkçası bunları biraz geç öğrendiğimi düşünüyorum, farketmeden benzer bir yola girmişim, Beuys’ın sanat pratiği ve toplumsal sistem geliştirme pratiğini bir arada götürmesi bana şimdi kendi işlerimde de ilham kaynağı oluyor. Beuys’un yaptıklarını daha yakından inceleyip o zamanlar geliştirilmiş olan teknikleri bugünün tekno-kültürel ortamlarında nasıl yenileyebilirim araştırıyorum.

  28. arikan

    Orton:”…sanatcilarin “kultur endustrisi”nin bir parcasi olmak yerine basta kendi uretimlerini copyleft’leyerek p2p gibi merkezsiz dagitim kanallari uzerinden dagitarak…”

    Bu heycanlı ama ekonomik olarak sürdürülebilir (“sustainable”) değil. Bir yanda sanat pazarınıdaki arkaik güç odaklarını dağıtmak (bkz 2007′de Sanatın Güç Odakları), diğer yanda sanat üretenlerin “mümkün olan en serbest şekilde” kendilerini ifade ederek iş yapmasını mümkün kılmak gerekli.

    Bu noktada önemli bir soru da küratörlük pratiği nasıl değişiyor? Ali’nin Brooklyn Müzesi hakkında yazdığı Click: Sadece Bir Başka Sergileme Deneyi mi? yazısı çok önemli.

  29. arikan

    Net.art sanatçısı Olia Lialina 1998 yılında Nettime mail listesine “Ucuz Sanat” başlıklı bir yazı gönderdi:

    http://www.nettime.org/Lists-Archives/nettime-l-9801/msg00037.html

  30. azra

    cabucak yeni yazilan yorumları okudum ve dikkatimi ceken 2 seyi paylasmak istedim.
    1) beuys her ne kadar performanslar/gosterimler vs ile nesneden bagimsizlasmaya calismis olsa da bugun sanat marketi icindeki en “pahali” sanatcilardan biridir. bunun en onemli sebeplerinden biri de belki, yarina kalma derdidir. bir bicimde nesne olarak kurmadiginiz hersey, cesitli yontemlerle saklanmaya basladiginda-ki bu biriktirerek ogrenen insanin vazgecilmez gereksinimi gibi gorunuyor- bir fiyat da belirlenmeye basliyor. zira o kopyaya sahip olmak isteyenler ve olabilecek olanlarin kisitliligi, orton’un gayet guzel bicimde tarifledigi “yapay kitlik” burda karsimiza cikiyor. ben net-art calismalar, ya da internet/bilgisayar/ag bazli calismalar yarina nasil kalacak derken aslinda bu tehlikeyi farkinda olarak sormustum. limitsiz bir uretim ya da kendi kendini imha edebilecek bir uretim arasında bir yol mu cizilmeli?

    2. konu da; orton’un bahsettigi bu kultur endustrisi meselesi ve nesneden bagımsızlasmak hikayesinin baska bir boyutu. bir ag sanati yapıldıgında nesneden ne kadar bagımsızlasmıs olunuyor? bugunun teknigi, bilgisayarı, internet ya da farklı ag erişimleri bir bicimde uretimin temelini saglayan teknik gereksinimler olmakla birlikte, uretimi sekillendiren de seyler. fluxus sanatcilarina baktiginizda, ornegin nam june paik’in tv’lerle yaptigi yerlestirmelere, sanatci, calismayi baska bir ulke/sehre tasidiginda, her seferinde yeniden ayni marka tv’leri/esyalari istiyor. cunku onlara-markalara-modellere- birtakim anlamlar yukluyor. elbet bugun bu obsesyona sahip pek sanatci kalmadi. zira, baska bir zamanda yasiyoruz. ancak, nesneden bagimsiz derken her zaman bir/den cok uretim aracina ihtiyac duydugumuzu ve bunlarin bir doneme ait seyler oldugunu unutmayalim. dolayisiyla bu bagimsizlik hikayesini iyi tanimlamak gerekiyor. neden bagimsiz? bir reel mekandan bagimsiz ama baska bir mekana-bir ağin varliğina bagimli. galerinin patronundan bagımsız ama internetteki bazı baska turden patronlarin iznine bagımlı..her daim uretim araclarina bagimli, onlarin sundugu teknik olanaklara bagimli..uretime/birliktelige katilacak kisilere bagimli- vs vs.
    unutmamak gerekn birsey de, bunlarin ozellikle orton’un tanimlarinda hep hava ve suyla yasayan kisiler gibi gorunmesi. yani bu islerin baska bir ekonomisi. oysa, bu aglara dahil olan kisiler gercek bir hayat da suruyorlar. ve onlarin baska bir ekonomileri var. bu ekonomi onların internet baglantilarini, bilgisayar sahipliklerini vs vs belirliyor. dolayısıyla, herseyin armagan ekonomisine donustugu bir sistemin sadece internette degil, reel hayatta da gecerlilik kazanması gerekiyor ki gercekten sistematik bir donusumden bahsedilebilsin.
    gene cok dagittim&dagildim. mesele cok katmanli..

  31. arikan

    Azra: “bir bicimde nesne olarak kurmadiginiz hersey, cesitli yontemlerle saklanmaya basladiginda-ki bu biriktirerek ogrenen insanin vazgecilmez gereksinimi gibi gorunuyor- bir fiyat da belirlenmeye basliyor. zira o kopyaya sahip olmak isteyenler ve olabilecek olanlarin kisitliligi, orton’un gayet guzel bicimde tarifledigi “yapay kitlik” burda karsimiza cikiyor.”

    Yapay kıtlık ile birikim arasında nasıl ekonomik bir bağlantı var?

    “internet/bilgisayar/ag bazli calismalar yarina nasil kalacak derken aslinda bu tehlikeyi farkinda olarak sormustum. limitsiz bir uretim ya da kendi kendini imha edebilecek bir uretim arasında bir yol mu cizilmeli?”

    Elektrikle çalışan bir sistem bir gün fişi çekildiğinde durmuş demektir. O günden sonra o güne kadar olan herşey kayıtlı ise bu kayıtlar özenle araştırılmalı ve başka elektrikli sistemlerde saklanmalıdır. Bu haliyle sistem saklamak tekno-arkeolojik bir çalışmayla mümkün olur gibi duruyor.

  32. arikan

    azra: “orton’un bahsettigi bu kultur endustrisi meselesi ve nesneden bagımsızlasmak hikayesinin baska bir boyutu. bir ag sanati yapıldıgında nesneden ne kadar bagımsızlasmıs olunuyor?”

    Nesneden mi alınır satılan bir mal’dan mı bağımsızlaşmak? Eğer ikincisi ise bugün internet üzerinde dolaşan bilgi çoktan para ile alınır satılır bir değere sahip. Mesela Facebook 15 milyar dolar ediyor. Türkiye’de binlerce çalışan havayla suyla beslenen insan istihdam eden değerli bir çelik fabrikası kadar ederi var.

  33. arikan

    Konu emek hesabına giriyor. 2006 Kasım ayında yaptığımız Manevi Emek Borsası tamamen bu gerçek-sanal-fiziksel-ekonomik karmaşası üzerine bir projeydi.

    Bilgi nesne değil ama nesne gibi alınıp satılabilir. Bilgi ağda başka heryrde olduğunda çok daha hızlı dolaşır. Buna bilgi ekonomisi (ilk Manuell Castells) diyoruz. Ekonomi fiziksel gibi gerçek bir şey olduğundan, havaya suya enerjiye denk geldiğinden (Bkz: Bulutsuzluk Özlemi: Hava Bedava Ama Su Değil) bulunduğu heryeri ciddileştirir gerçek kılar. İnternet ilişkileri de içine ekonomi girdikçe böyle baştan aşağı gerçek hale dönüşmektedir.

  34. .-_-.

    4. Azra: Paylaşım mekanı meselesi de önemli. Bu sistemler genelde-internet üzerinden işledigi için galerilere-galericilere ihtiyaç duymaz hale gelirken, paylaşım mekanı olarak tek bir medyumu mu kullanır olacaklar? Değilse, ve galeriye-müzeye vs vs girmiyorsa, nerelerde varolabilir? Bu mekanlar hakkındaki öngörünüz nedir?

    cevap basit bence; yapildiktan sonra hafizalarda veya bu hafizalarin tutulduğu merkezsiz sunucularda… Andreas Weberg isimli bir sanatçının “P2P Art – The aesthetics of ephemerality” http://www.p2p-art.com/ isimli bir projesi var. Yaptığı deneysel filmleri p2p uzerinden bir kisi ile paylasinca kendi makinasindan siliyor ve is sadece p2p uzerinde son paylasimci kendi makinasindan silinceye kadar var oluyor. bu proje yuksek lisans tezimde kurmaya calistigim, ozellikle “kablosuz” aglar sayesinde dijital olarak ifade edilebilen bir yapitin kultur endsutrisi ve mevcut ekonomik iliskiler disinda nasil var olabiliecegini ve dagitilabilecegini, sanat yapitinin tam olarak nasil “dematerialize” olabilecegine cok iyi bir ornek. Su an internetteki server-client modelinde serverlarin kontrolü belli kurum ve kisilerde olmak durumnda oldugundan bilgininkontrolu de bu kisi veya kurumlarda. her ne kadar web 2.0 kullanicilarin icerik uretip paylasmalari icin onemli bir adim da olsa, blogger (www.blogger.com)i satin alan google herhangi bir sebepten dolayi servverlarini kapatsa bir cok insanin blogu ortadan yok olacak. bu kapatma sirketlerin istekleri dogrultusunda da olmayabilir. Youtube ataturk videolarini “ulke oalrak hassasiyetimiz”den dolayi yayindan kaldirdi.! hadi daha da zorlayayim, bu servarlarin oldugu çeşitli mekanlarin ve yedekelrin tutulduğu mekanlarin hepsinin birden uzerine birer uçak dusse? p2p’nin potansiyeli hem sansuru kontrol edilemez kilmasi hem de son bilgisayar uzerindeki enformasyon yok oluncaya kadar enformasyonun ortadan kalkmamasi. Taiwan’daki National ChungCheng University sinde yeni bir web 3.0 projesi olarak duyrulan ve her kullanicinin biligisayarini birer server a donusturecek NUweb isimli bir proje okumustum nettime da.
    http://www.nettime.org/Lists-Archives/nettime-l-0701/msg00021.html
    bu projenin mantigi da yukarida bahsettigim sansuru ortadan kaldirabilecek bir fikir fakat p2p den farkli olarak enformasyonu bir bilgisayara bagladigindan tek basina enformasyonu maddeden bagimsizlastiramiyor.

    bunun yaninda tartisma basliklarimi hep “bilisim teknolojilerinin olanaklari” olarak tutmamin sebebi meseleyi sadece bir sunum ortami olarak internet uzerinden dusunmemeye calismam. Bazi isler sadece gelistirilmesi, duyurulmasi, tartisilmasi acisindan interneti ve diger araclari kullanabiliyor. flash mob bunun iyi bir ornegi. cok kisa bir surede yuzlerce hatta binlerce insan internet uzerinden bir eylemden haberdar olabiliyor, hatta bir kismi bu eylemlere katiliyor. yani sorun bu islerin hangi medium da var olacaklari degil bence. sunum ve paylasilma icin p2p de bir potansiyel oldugunu dusunuyorum fakat bunun disinda bazi islerin de zamani geldiginde sadece hafizalarda kalmasi veya belgeleri ve etrafinda olusturduklari tartismalarin kayitlari ile merkezsiz sunucularda yer almasi kafidir kanimca…

  35. .-_-.

    arikan: “Nesneden mi alınır satılan bir mal’dan mı bağımsızlaşmak? Eğer ikincisi ise bugün internet üzerinde dolaşan bilgi çoktan para ile alınır satılır bir değere sahip. Mesela Facebook 15 milyar dolar ediyor. Türkiye’de binlerce çalışan havayla suyla beslenen insan istihdam eden değerli bir çelik fabrikası kadar ederi var.

    arikan: “Bilgi nesne değil ama nesne gibi alınıp satılabilir.”

    bilginin gunumuzde en degerli sey oldugu kesin. degerin para ile olculmesi ise bahsettigimiz duzenin bir kosutu. “Sayginlik”, “hurmet gormek” de bazilari icin hala “degerli”. anlasildigi uzerine yine “armagan” a donuyorum.

    veri ile bilgiyi de ayirmak gerekiyor. veriden degeri ureten onu isleyip enformasyona ceviren. (bu arada data-informatin-knowledge ayrimini biz turkce yazarken kaybediyoruz. aslinda bilgi olarak bahsettigimiz sey “enformasyon”) bahsettigim butun bu alternatif formulu kurarken bazi kavramlarin onemlil oldugunu vurgulamaya calisiyorum hep. kilit de copyleftte. bilgi, baskasindan saklandigi zaman rekabet iliskilierini asip para ediyor. borsa bunun en iyi gostergesi. haberi erken alan avantajli konuma geciyor. eger uretilen bilgi veya oncesinde veri, ekonomik kazanc motivasyonu ile degil de armagan motivasyonu ile uretilirse ve bu bilgi copyleft mantiginda paylasilirsa o zaman bundan para yapmak icin katma deger uretmek, veriyi islemek, bilgiyi tasniflemek hatta belki bundan knowledge uretmek gerekiyor. burada da rantran uzaklasiyorsunuz, yani herkesin sahip oldugu bir bilgiyi satabilmek icin emek harcamaniz (yeni ekonomide fikir üretmeniz, innovasyon yapmaniz) gerekiyor. “ozgur yazilim” in is modeli de buna dayaniyor. tabii ki veri isleyip bilgi uretiyor olamak ranti tamamen ortadan kalkmiyor. buyuk medya sirketlerinin facebook, myspace gibi aglari satin almalarinin sebeplerinden biri de her birinin verisini birlestirip, match edip, data mining yaparak bunlardan yeni bilgiler uretme potansiyelleri.

    kisaca urettigimiz bilginin kapitalist ilisikilerin parcasi olmasina politik olarak karsiysak bilgiyi copyleftlemek iyi bir baslangic.

  36. .-_-.

    nesneden bagimsizlasma icin kurmaya calsitigim modeli tam olarak aciklamak biraz karisik fakat soyle deneyebilir. ; 1) internete bagli olmayan bir bilgisayar bir meta. 2) internete kablo ile bagli bir bilgisayar yine bir meta. 3) çözüm kablosuz internete bagli bilgisayar. soyle ki; yukarida potumda bahsettigim p2p mantiginda (server-client degil) calisan bir sistemde bilgi, son makinadan silininceye kadar agda var olur. bir milyon makinada olan ve copyleft olarak p2p uzerinden paylasilan bir bilgi, bir bilgisayardan silindiginde aga deger kaybettirmez, ag icin meta olarak bir degeri yoktur. bu bilgiye ulasmak icin ise “herhangi” bir bilgisayar kullanilabilir. bu da bilgisayarin meta olarak degerini onemsiz kilar. baska bir bilgisayar ile “switching cost” u bulunmaz. 2000 lere gelirken “sayisal bolunme” onemli bir tartisma alaniydi. william mitchell “Me++: The Cyborg Self and the Networked City” kitabinda bugun “mobility divide” in digital divide” dan daha onemli oldugunu soyluyor. nicholas negroponte nin 100dolara bilgisayar projesinin dusunelim… yani fiziksel olarak bir biligisayarin erisilebilirlik acisindan meta olmasi yakinda asilabilecek gibi gozukuyor. icindeki bilginin metalasmasi ise (yanilmiyorsam yine negroponte ye sigorta icin bilgisayarinin degerini sorduklarinda 1 milyon dolar demisti!) copyleft ve p2p ile asilabilir. internete kablosuz olarak ulasim ise mobility ve aga baglanmak icin gerekli maliyeti azaltmasi acisindan onemli. her bir bilgisayara kablo cekildiginde burada yine ekonomik olarak geri kazanilmasi gereken bir maliyet doguyor. bu da bilgisayarin meta oalrak degerinin geri cagiriyor. internetin nesneden bagimsizlasmasi icin bu yuzden yerel yonetimler gibi vergiler karsiliginda hizmet sunmakla gorevli kamu organlarinin tum sehiri kapsayacak ucretsiz kablosuz internet hizmeti sunmalari onemli. New york da bu amacla calisan nycwirelss http://www.nycwireless.net/ gibi olusumlarin da onemli oldugunu dusunuyorum. bahsettigim buyuk olcekli istasyonlar da elbette oldukca maliyetli, ozellikle bandwith maliyeti sozkonusu fakat yerel yonetimlerden bunu talep etmek, ozellikle sosyal devlet anlayisinda olan yerlerde herkesin hakki. soyledigim bazi seyler biraz radikal ve zor gibi olabilir fakat dijital kulturu yasiyorsak ve bazi seyelrin degisme potansiyeli oldugunu gorebiliyorsak, bunun icin adim atmak, farkindalik yaratmak onemli. bilemiyorum nasil bir “nesneden bagimsizlasma” dan bahsettigim konusunda aciklayici olabilidim mi? tekrar deneyebilirim:) kablosuz aglar ile internete bagli bir bilgisayar “switching cost” dogurmadigindan ve baska bir bilgisayar ile (hatta kamusal bir bilgisayar!) bunun sunacagi bilgiye ulasilabildiginden, bilginin ise p2p ile copyleft olarak ag uzerinden ulasilabilir oldugundan bilginin deneyimlenmesini saglayacak nesneden bile bagimsizlasma potansiyeli oldugunu soylemek istiyorum.

  37. ali

    brüksel’de şu anda sürmekte olan bir sergi: “Holy Fire”, http://www.imal.org/HolyFire/en/
    “yeni medya sanatı” denilen şeyin “zamanımızın sanatı”ndan başka bir şey olmadığı ve yazılım/donanım kullanarak günümüz hakkında konuşan sanatın maddiyat-dışılık iddialarına rağmen sanat pazarına çoktan girmiş olduğunu öneren bir sergi.. sergide sadece alınır-satılır eserler var; isimler arasında, çoğu bir zamanlar bu sistemin dışında çalışmış gözüken alexei shulgin, vuc cosic, jodi, 0100101110101101.org, olia lialina, mark napier’ı görebiliyoruz.. bu konuda rhizome’da da “The Rematerialization of Art” başlığı altında bir tartışma var: http://rhizome.org/editorial/fp/blog.php/590

  38. ali

    “Holy Fire” ile ilgili başka bir tartışma; hem “yeni medya” teriminin neden hala kullanılıyor olduğu hem de maddesizleşme/tekrardan maddileşme üzerine önemli:
    http://post.thing.net/node/1990

  39. ali

    @orton, genel anlamda bilginin paylaşımı, bunun dışında müzik, edebiyat, sinema gibi alanlarda p2p ağlar dediğin gibi etkili olabiliyor ama ‘çağdaş sanat dünyası’ zaten az insandan oluşan bir ağ, bu yüzden bir çağdaş sanat eserinin bir milyon kopyası olması için önce çağdaş sanat olmaktan vazgeçmesi gerekiyor ki popüler olsun, herkes onu eğlenceli/şirin bulsun ve istesin. popüler kültür ve çağdaş sanatın sadece içerikleri, işleyişleri değil ekonomileri de çok farklı, o yüzden ikisini birden aynı p2p mantığına koymak pratik gelmiyor bana.. bunun dışında maddesizleşmenin de özgürleşme yolunda bir adım olup olmadığından emin değilim. batı’da bilişim ve servis sektörlerinin, üretim sektörünün önüne geçtiğini gözönüne alırsak, sanatçının nesne üretmeden yaratma eylemini ön plana çıkarması, günümüzün baskın değer yaratma biçimini taklit etmekten öteye gidemiyor diyebilir miyiz?

  40. arikan

    Ali Holy Fire bağlantısı (http://www.imal.org/HolyFire/) için çok sağol. Harika bir olay! :) Rhizome tartışmasının sonunda net.art gibi madde olmayan işleri de almak isteyen Jeremy Levine isimli bir koleksiyoncu şöyle diyor:

    Internet sanatı toplarken şu kurallara uymayı eklif ediyorum:

    Teklif 1: Internet sanatına “sahip olmak” barındırma sorumluluğu getirir. Internet’te bir internet sanat işine sahip olmak patronluk yapmak olur.

    Teklif 2: Koleksiyon “ya yay ya öl” ilkesine dayanmalı. Koleksiyoncu işi immaterial yapma işlemine dahil olmalı.

    Teklif 3: Internet sanatı sahibi olmak korumak, emülasyonunu yapmak, ve dökümante etmek anlamına gelir.

    Bu son madde özellikle iyi. Çünkü daha önce bu yorumlarda bahsi geçtiği gibi bugünün teknolojisyle üretilmiş bir iş yarının teknolojisiyle çalışmayabilir. Bunn en iyi örneği eski bilgisayar oyunları. Bu oyunlar için yapılan emülatörler sayesine bugün de aynı kailtede çalıştıraibliyoruz eski oyunlari (Atari, Amiga oyunlari etc.)

  41. arikan

    Tartışma Aminima sitesinde de şu yazıya yorumlarla sürüyor. İlk yorumu yazan Türkiye’den tanıdığımız Genco Gülan:

    Yeni Medya Sanat Pazarı diye bir şey var mı?
    http://aminimahamaca.blogspot.com/

  42. arikan

    Tom Moody’nin şu yazısı da konuyla alakalı

    The Rematerialization of Art
    http://www.tommoody.us/archives/2008/04/05/the-rematerialization-of-art/

  43. arikan

    Rhizome’daki “Sanatın Yeniden Maddeleştirilmesi” tartışmasında Olia Lialina‘nın beyanından bir parçayı çeviriyorum ilgili bizim burdaki tartışmayla:

    “Geçmişte sanatçı olarak insanlarla sadece kendi kişisel bilgisyarları önünden iletişim kurmak anlamlıydı, bugün kolayca galeri ziyaretçileriyle iletişim kurmayı düşünebiliyorum çünkü çoğunlukla daha yeni bilgisayarlarının başından kalkıp galeriye gelmiş olacaklar. Fikirleri şakaları anlamak için medyum hakkında yeterli deneyim ve anlayışa sahipler, ve işlerden keyif alıp satın alabilirler.”

    İngilizce orjinali:
    “Yesterday for me as an artist it made sense only to talk to people in
    front of their computers, today I can easily imagine to apply to
    visitors in the gallery because in their majority they will just have
    gotten up from their computers. They have the necessary experience and
    understanding of the medium to get the ideas, jokes, enjoy the works and
    buy them.”

  44. engin

    Internet sanati toplarken uyulmasi gereken kurallar diye 3 madde gorunce ister istemez dusunuyorum. Acaba sanata sahip olmak diye birsey var mi eskisi gibi? Sayisal ortamin dogasi geregi etkilesim kacinilmazsa, her etkilesim kurabilen sanata birsey katmis olmaz mi? Bu durumda, ozellikle sayisal sanatin etkilesim ile evrim gecirdigini dusunursek, her etkilesim kuran aslinda sanatin bir kismina sahip degil mi?
    Bu denklemlerde muze/galeri mantigiyla sahiplik soz konusu mu?

  45. .-_-.

    sahiplik ve muelliflik (authorship) farkli kavramlar. her etkilesim kuran sahibi olmaz belki fakat izleyici merkezli postmodern elestiriyi baktiginda Barthes “müellifin ölümü” (Death of the Author) http://www.vahidnab.com/author.pdf maklaeisnde metne bir müellif atamanın onu sınırlandırmak, kapatmak olduğunu, bu anlamda bir metnin orjinalliğinin kökeninde değil yolculuğunda (destination) olduğunu söylüyor. Yani anlam izleyicinin yapitla her karsilasmasindaki biricik deneyiminde olusuyor. İzleyici > Yapıt > Müellif. Hatta Duchamp daha onceleri “resmi yapan izleyicidir” demisti. Gunumuzdeki pratiklere baktigimizda ise gerek etkilesimli islerde, gerekse manovich’in “models of authorship in new media” (www.manovich.net) makalesinde bahsettigi kolektif muelliflik modellerine dayali islerde izleyici ile muellifin birbirine girdigini gorebiliyoruz (izleyici/muellif). bu iki denkelmi birlestirdigimizde ise izleyici/müellif yapıt denklemini eklde ediyoruz ki bu da soz konusu yapitlarda izleyici ile muellifin ic ice gectigini ve bunlar ile yapitin kendisi karsisinda bir hiyerarsinin olmadigini goruyoruz. Saul Albert’in nettime daki “Open Source Tactics for Collective Art Practice” http://www.nettime.org/Lists-Archives/nettime-l-9903/msg00137.html makalesi konu ile ilgili daha genis bir aciklama yapiyor.
    bu mantikla bakildiginda her etkilesimie giren yapitin sahibi olmaz fakat potmodern teoriye gore muellifi olabilir. ben yine konuyu copyleft in bu cikmazi acabilecegine baglayabilecegimize getirmek istiyorum:)

  46. arikan

    Ali’nin amatör profesyonel küratörlükle ilgili paylaştığı bir bağlantı
    http://www.artfagcity.com/2007/10/29/art-curating-on-the-internet-meets-mediocrity/

Yorum Yaz