and 15.02.2010

TV’ye Karşı Video Sanatı, Internet’e Karşı Ağlı Sanat – I

Richard Serra, Television Delivers People (1973) Ramsay Stirling, Internet Delivers People (2008)
Video sanatını harekete geçiren, ilk dönem video sanatçılarını birleştiren ortak nokta, televizyon eleştirisi idi. 1967′de Sony Portapak‘ın piyasaya çıkması ile artık herkesin TV setlerinde kendi kaydettikleri görüntüleri izleyip gösterebiliyor olması, TV’nin demokratikleşmesi ve kurumsal otoritesinin zayıflatılması yönünde bir umut yaratmıştı. Zamanla bu eleştirinin televizyonun kendisi tarafından benimsenmesi, televizyona referans veren televizyon programlarının yaygınlaşmasının da etkisiyle video sanatçılarının kullandığı yöntemler ve kendi kendine atıf stratejisi etkisini yitirmiş, medya sanatı doğrudan TV eleştirisinden çok TV kültürü ile bağlantılı konulara yönelmişti.

30 yıl sonra İnternet, ilk dönemlerinde merkezi iletişimin parçalanması, imgelerin kolayca oluşturulması, kopyalanarak iletilmesi ve etkileşimlerin esnek hale gelmesi sanatçıların ilham kaynağı olurken, aynı zamanda önceki ortamların başına gelen ticarileşme ve merkezileşme eğilimi ile tedirginlik yaratıyordu. İnternet sanatının ortaya çıkmasından olgunluğa ulaşması arasında geçen zaman video sanatına göre çok daha kısa sürdü.

videodrome

David Cronenberg'in Videodrome (1983) filminden bir sahne

Şans, Gürültü, Tarife

1940′larda resim ve performans arasındaki yakınlaşmadan sonra önceden branşlara ayrılan sanatsal üretim biçimlerinin iç içe geçmeye başlaması; sonradan John Cage’in katkılarıyla şans ve gürültünün işin içine girmesi, müzik notalarından yola çıkarak performanslar için tarifeler yazılması (bkz Fluxus Performance Workbook PDF) gibi birçok yenilik video sanatı ortaya çıkmadan önce ortam hazırlayıcı etkenler olarak görülebilir.

  • 1962′de Wiesbaden’de “En Yeni Müzik Fluxus Festivali” adı altında Dick Higgins, George Maciunas, Nam June Paik ve Wolf Vostell’in katılımıyla ilk Fluxus etkinliği,
  • Sanatçıların küçük ama küresel ölçekte birbiriyle bağlantılar kurması,
  • Disiplinlerarası geçişler oldukça sanatçıların teknolojiye olan ilgisinin artması, yeni araç ve ortamların sanatsal ifadede denenmeye başlanması,
  • 1963 – Nam June Paik “Exposition of Music – Electronic Television”: Elektronik veri transferi ve sinyallerin cihazdaki görünümü üzerine yapısal olanakları zorlaması,
  • 1963 – Wolf Vostell “Television Décollage“: Eleştirel bir konum alıp televizyonun egemenliğine karşı, üst üste yapıştırılmış posterlerin yırtılması şeklinde uygulanan dekolaj tekniğinin prensiplerini televizyona uygulaması,
  • 1963′de başlayan Andy Warhol Fabrika filmleri,
  • 1969 – ilk çok kanallı video yerleştirmesi Wipe Cycle Ira Schneider ve Frank Gillette, hazıryapım/bulunmuş TV reklamlarının ve çekilşmiş kliplerin 9 ekrana yerleştirilmesi.
andy-warhol-1963-screentest-edie-sedgwick

Andy Warhol, Edie Sedgwick Factory Screentest (1964)

Wolf Vostell "Elektronik Dekolaj, happening odası" (1968)

Televizyonda Yayımlanan Video Sanatı

1960 sonları idealist bir yaklaşımla TV yayınlarına el atarak kültürel bir iz bırakma çabalarına şahit oldu.

  • 1967′de WHGB-TV Boston, “Artist-in-Television” programı,
  • 1969′da Allan Kaprow, Nam June Paik gibi isimlerin dahil olduğu “The Medium is the Medium”,
  • 1969 Almanya’da SFB “Fernsehgalerie” (Televizyon Galerisi) programında Richard Long, Dennis Oppenheim, Robert Smithson, Walter de Maria ile beraber çalışılarak yayınlar yaptı.
  • 1970 San Jose State TV’de Willoughby Sharp “Videoviews” serisinde Bruce Nauman, Joseph Beuys, Vito Acconci, Chris Burden, Lowell Darling gibi sanatçılarla video röportajlar yaptı.

Radical Software kapakları, Volume 1-1, Volume 2-4, Volume 2-3

1970 başları ABD: “Radical Software” dergisi etrafında bir video akımı oluşmaya başladı. “Guerilla Television” adı verilen bu hareket, hakim anlayışa göre yapılan popüler televizyon yayınlarına tepki gösteriyordu. Nam June Paik dergideki yazılarında televizyonun evrensel bir eğitim sistemi olarak kullanılabileceğini anlatıyordu.

tv-interruptions

David Hall'un “TV Kesintileri” işinden bir kare (1971)

1971: David Hall “TV Interruptions”: Daha önceden haber verilmeden ve hiç bir açıklama yapılmadan TV’lerde yayınlattığı videolar, TV Interruptions: Tap Piece (1971)

Richard Serra, Television Delivers People (1973)
Richard Serra, Television Delivers People (1973)

1973: Richard Serra, Televizyon İnsanları Teslim Eder ismindeki altı dakikalık, televizyonda yayımlanmamasına rağmen televizyon estetiğini kullanan işinde, mavi ekran üzerinde kayan metin ve asansör müziği eşliğinde medyanın kendini eğlence olarak göstererek uyguladığı sosyal kontrolü yine medyanın dili ile eleştiriyordu.

Chris Burden Promo, 1976

1976: Chris Burden “Promo”‘sunda TV yayınından satın aldığı 30 saniye ile olağan yayın akışının arasına girdi.

Amatör TV

TV ortamının demokratikleştirilmesi konusundaki problem, önceden gelen ve Brecht zamanında katılımcı sanat demokratik kültür konusunda umut veren radyonun aksine (bkz İletişim Aygıtı Olarak Radyo, 1926) sadece tek merkezden yayın yapılabilmesi idi. Sadece televizyon stüdyosu kurmanın maliyeti yüksek değildi, televizyon kanalı için gerekli freakans kullanımı da devlet tarafından lisans yoluyla kontrol altına alınmıştı, sadece parayı bastırabilen, ve muhtemelen devlet ile yakın olan korporatistlerin hakimiyetindeydi. Amatör radyo sıyırmıştı belki ama “Amatör TV” yaygınlaşamamıştı –radyo dalgası üstünden televizyon HAM TV kullanılıyordu.

“Televizyon”dan “TV Programı”na

1960 ve 70′lerden sonra da televizyon ve video arasındaki diyalog devam etti ve bazen eleştirel, bazen kışkırtıcı, bazen kopyalayıcı şekillerde bugüne kadar süregeldi. Bu arada televizyonun kendisinin de değişmesi, bir yandan gerçek-kurgu arasındaki duruşu, diğer yandan ticari programların da gitgide daha kendi kendine atıfta bulunur olmaya başlamasıyla bu diyaloğun şekli de değişmeye başladı. Pipilotti Rist’in izleyiciyi olağan dışı boyutta oturma odası mobilyalarıyla küçücük hale getirmesi (Oda, 1994), Richard Billingham’ın Reality TV formatını benimseyerek ailesinin günlük yaşamını çekmesi ve BBC2′de yayımlaması (Akvaryum, 1998), Christian Jankowski’nin Venedik Bienali’nde falcılara bienaldeki başarısının ne olacağını sorduğu ve İtalyan televizyonunda yayımlattırdığı programlar (Telemistica, 1999) gibi işlerin yanında daha yakın dönemde medya eleştirisi yapan veya medya-gerçeklik-kurgu üçgeninde iş üreten sanatçılar arasında Kutluğ Ataman, Fiona Tan, Gitte Villesen, Ola Pehrson, Phil Collins, Francis Alÿs gibi birçok isim sayabiliriz.

Francis Alÿs ve Rafael Ortega'nın "Re-enactments" (Tekrardan sahnelendirme) videosundan bir görüntü. Alÿs'in Mexico City'de bir silah dükkanıdan tabanca satın alıp sokakta dolaştıktan sonra polis tarafından yakalanması, başka bir gün de aynı olayın canlandırmasının yapılması gösteriliyor.

Francis Alÿs ve Rafael Ortega'nın "Re-enactments" ("Tekrardan sahnelendirme", 2001) video yerleştirmesinden bir görüntü. Alÿs'in Mexico City'de bir silah dükkanından tabanca satın alıp sokakta dolaştıktan sonra polis tarafından yakalanması, ayrı bir projeksiyonda da başka bir gün aynı olayın tekrardan canlandırması gösteriliyor.

İnternet

1995′den itibaren İnternet’in ilk dönemlerinde merkezi iletişimin parçalanması, imgelerin kolayca oluşturulması, kopyalanarak iletilmesi, ve etkileşimlerin esnek hale gelmesi sanatçıların ilham kaynağı olurken, aynı zamanda önceki ortamların başına gelen ticarileşme ve merkezileşme eğilimi tedirginlik yaratıyordu.

Ramsay Stirling, Internet Delivers People (2008)

Ramsay Stirling, Internet Delivers People (2008)

İlk Dönem İnternet Sanatı ve İlk Dönem Video Sanatı

İnternet sanatının ortaya çıkmasından olgunluğa ulaşması arasında geçen zaman video sanatına göre çok daha kısa sürdü. 1994 sonrası özellikle Vuk Ćosić, Jodi.org, Alexei Shulgin, Olia Lialina ve Heath Bunting öncülüğünde, gözle görülür derecede Fluxus’tan etkilenerek ortaya çıktı ve “bildiğimiz haliyle” yüzyıl biterken sona erdi; başka bir deyişle de ilk dönemini doldurdu.

backbone

Jodi, http://map.jodi.org – Jodi'nin web haritası

JODI. 404, 1998

Ağ Sanatı Diyagramı

Tilman Baumgärtel’in 1997 yılında Vuc Cosic ile yaptığı bir söyleşide video sanatı-internet sanatı paralelliği şöyle dile getiriliyordu:

Tilman Baumgärtel: Senin işlerine, aynı zamanda Shulgin’in veya Jodi’nin de işlerine baktığım zaman, net-art’ın kendi kendini referans verme özelliği dikkat çekiyor.

Vuk Cosic: Alışılagelmiş bir analoji video sanatı için yapılıyor. Altmışlarda ilk başladığı zaman video sanatı da sıkça kendi kendine referans veriyor idi. Biraz komik bir yöne doğru gelişmiş olan bugünkü video sanatından bahsetmiyorum. Ancak Weibel gibilerin işleri ağırlıklı olarak monitörler, 100 Hertz ve her çeşit gürültü üzerine idi. Sanatçının birdenbire sahip olageldiği video seçeneği ile ilgili idi.

Yine de bu konuda kolayca yapılabilecek genellemeler yok. Hiçbirimiz tarihsel avantgarde’lara gönderme yapan ağlı sanat yapmadık. Aramızda gerçek anlamdı bir dada-sever yok; her ne kadar ben o döneme ait kitapları çılgınca bir şekilde topluyor olsam da. Ancak bir dada web sitesi yok, bu bence tam anlamıyla bir hata olurdu. Bu sıkıcı insanların yapacağı bir iş. Bu yüzden CNN işi yapıyorum. Bu da bir açıdan kendi kendine atıfta bulunuyor. Ağ üzerine, ağın nasıl oluştuğu üzerine düşünmeyi seviyoruz, çünkü onu anlamak istiyoruz. Bu anlama süreci anında bir ifade biçimine dönüşüyor.

Tilman Baumgärtel: Ağ sanatı ve video sanatı arasındaki çarpıcı bir paralellik, sanatçıların televizyon veya videoyu ilk keşfettiklerinde yaptıkları bu ortamları parçalamış ve yoketmeye yeltenmiş olmaları. Şimdi de aynı şey ağ üzerinde gerçekleşiyor.

Vuk Cosic: Aynen! Yaptığım birçok HTML dosyası tarayıcıların çökmesine neden olmuştu. Programlarken bir yerde hata yapıyordum. Sonra kendi kendime sordum: Bu bir eksi mi yoksa artı mı? Sonra da o noktaya nasıl geldiğimi anlmaya çalıştım. Hatadan kaçınmak yeterli değildi, belirli bir hatayı tam anlamıyla kavramaya çalıştım, eski tarayıcıları çökerten frame’ler veya GIF’lerden sonraki dönemde normal olarak bilgisayarda güzel şeyler yapıyor olduğunu bildiğimiz Javascript kodlarına kadar.

Tilman Baumgärtel: Peki sanatçıların yeni bir ortam ile karşılaştıklarında yapısal çözümleme yapma konusundaki bu ilk reflekslerinin sebebi nedir?

Vuk Cosic: Yaptığımız iş belli kurallara dayanmıyor. Diğer sanat biçimlerinde olduğu gibi, tamamen kişisel. Bana göre, her yeni ortam eski kuşakların düşlerinin maddeleşmesinden ibaret. Bu kulağa bir komplo teorisi gibi gelebilir ama Marcel Duchamp, Joseph Beuys veya ilk kavramsalcılar tarafından icat edilen çeşitli kavramsal araçlara baktığın zaman, bunlar bugün her email yollayışımızda kullandığımız günlük rutinler haline gelmiş durumda. Her Netscape’i açmak veya Yahoo’da herhangi bir URL’ye basmak, 80 yıl önce sadece Duchamp ve iki en iyi arkadaşı tarafından anlaşılabilen ileri seviyede sanatsal jestler olabilecek iken bugün gündelik yaşam içinde gayet normal davranışlar. Herhangi bir alan, biçim, formdaki bu rastlantısallık o zamanlar için çok tuhaf kaçabilirdi. Veya aynı anda hem burada hem de başka bir yerde sanatsal olarak anlamlı olabilecek işler yapabiliyor olmak! Bir kişinin New York’ta, diğer birinin Tokyo’dan telefon ile haberleşerek aynı şeyi yaptıkları – güneşe bakmak gibi – sanat projelerini hatırlarsın, bunu bugün sürekli webcam’ler ile yapıyoruz! Bu uzaklığın ortadan kaldırılışını çok ilgi çekici buluyorum. Belki bu Internet’in geçmiş kuşakların düşlerinin maddeleşmesi olduğu tezinin küçük bir kanıtı. Eylül ayında Finlandiya’da, sanatın bugüne kadar sadece Internet’in yerini tutmaya çalışmış olduğunu savunan bir konuşma yapacağım. Bu elbette bir şaka. Sanatçıların geçmişte yaptıklarına bu kadar çok saygı duyan çok az insan tanıyorum.

Tilman Baumgärtel: Bugün ağ sanatında birçok derin düşünce var. Bu, dahi sanatçının tuval üzerine biraz boya atıp bunun ne anlama geldiği fikrini bizlere, izleyiciye bıraktığı diğer sanat akımlarından çok farklı…

Vuk Cosic: Evet, biz bir açıdan Duchamp’ın ideal çocuklarıyız.  Sen ve ben ve bu konferanstaki tüm diğer insanlar, hepimiz çok okuyoruz. Bu konuda alçakgönüllü olmaya gerek yok, çünkü bununla gurur duyuyoruz. Çok okuyoruz, çok çalışıyoruz, aynı zamanda yaratıcıyız, çünkü Internet ortamı bizim böyle olmamıza olanak veriyor.

Alexei Shulgin. FormArt Yarışması, 1997

lifesharing

0100101110101101.org "Life Sharing" (2000-2003)

Video sanatı ile Internet sanatı arasındaki paralelliğe dikkat çeken başka bir örnek, Küratör Steve Dietz’in, David Antin’in 1975′te yazdığı Video: Ortamın Ayırt Edici Özellikleri isimli makalesini 2000 yılında tekrar alıp orijinal metinde geçen video sözcüklerini ağ ile yer değiştirdiği metin:

Ağ sanatı. Şüphe kaldırır bir isim. İyi bir isim. Bütün soruları açık bırakmasına rağmen yine de hepsini sormayı başarıyor. Bu yeni bir sanat biçimi, yeni bir tarz mı? Bilgisayar monitöründe teşhir edilmesi ile tanımlanmış özel bir sahnede yürütülen değerli etkinlikler antolojisi mi? İşleri esas olarak “sanat dünyası” içinde sergilenen özel bir grup insan –sanatçılar– tarafından yürütülen  ağ etkinliği — SANATÇILARIN AĞ ETKİNLİĞİ? Online katalogdaki isimleri incelenmesi sonucunda, basit ama pek de yeterli olmayan SANATÇILARIN AĞ ETKİNLİĞİNDEN bahsettiğimiz cevabı ortaya çıkıyor. Bu ayrı olarak ele alınabilecek bir sınıf mı? Sanatçılar hemen hemen on yıldır ağda eserler veriyorlar — tek tük hacker işlerini ve Ivan Sutherland’in 1962 tarihli “Eskiz Defteri”ni saymazsak — ve ağ etkinliği ancak 5 yıldır galeri yaşamının bir gerçeği olarak kabul edilmiş durumda. Şimdiye kadar birçok karma sergi, panel, sempozyum düzenlendi, tamamıyla bu fenomene adanmış dergi sayıları çıktı, çok haklı sebeplerden giderek daha fazla sanatçının ağları kullanıyor ve sanat dünyasından çıkan en iyi işlerin bazılarının ağda gerçekleşiyor. Bu yüzden ağ fenomenini kutlayan bir söylem doğdu. Daha doğrusu iki söylem: Birincisi, McLuhanvari media konuşması ve iletişim kuramı parçaları ile donatılmış çoşkulu bir çeşit karşılama konuşması; diğeri “mecranın kendine has özellikleri”ni oturtmaya yönelik gergin bir çaba. Söylem 1 ”cyberscat” [!], Söylem 2 ise, “biçimcilik” olarak geçebilecek konularla ilgilendiği için “formalist rap” olarak adlandırılabilir.

“İnternet”ten “Web Servisleri”ne

“Televizyon”un başrolü “TV programları”na bırakması gibi Internet’te de “genel olarak web” yerini “web servislerine” bırakmaya başladı. Web formları, kaynak kodu, HTML, Javascript, modem, bağlantı hataları, yükleme süresi, tarayıcı özellikleri gibi konular yerini Google, Flickr, YouTube, MySpace gibi kullanıcıların üretim yaptığı web servisleri ve bunların yöntemlerini kullanan Amazon, eBay gibi yaygın alışveriş/ticaret siteleri ile ilgili konulara bıraktı.

Web servisleri de TV programlarında olduğu gibi bedava reklam taşıyarak varolabiliyorlardı. Kitlelere yönelik TV reklamları yerini bireyleri hedefleyen net ölçülebilir reklamlara bırakırken, bedava-ürün-reklam-geliri iş modeli web servisleri ile şiddetini arttırdı, çok izleyici hedefi çok kullanıcı hedefine, tekdüze kitlesel içerik amatör kitlesel içeriğe dönüştü. Diğer yandan sosyal ağ servisleri yayıldıkça ve üstüste bindikçe dağıtık kimlik, mahremiyet, gerçeklik, versiyonlandırma, sömürü, hiper yerel durumlar sanatçıların yeni odak noktaları olmaya başladı.

Devam edecek…

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

4 Yorum

  1. Koray Löker

    O kadar başarılı bir tarihçe olmuş ki… TV-Tv programları kafası internet – internet servisleri ilişkisi çok yerinde bir tespit, devamını okumayı sabırsızlıkla bekliyorum.

  2. Burak Arikan

    Koray sağol, bu yıl ARCO Madrid’de Domenico Quaranta’nın küratörlüğünde bu konular klasik sanat fuarı ortamına sokuldu. İlginç bir panel oldu.

    http://domenicoquaranta.com/2010/02/arco-2010-expanding-the-field/#

  3. Burak Arikan

    Quaranta’ya göre ne Carolyn Christov-Bakargiev’in yeni utopyanizmi ne de Nicolas Bourriaud’un altermodernizmi (alternatif küreselleşmeden türettiği) bu tür yeni nesil işleri yakalayıp anlamlandırabiliyor. Benzer hisler içindeyim.

  4. Janetta Pratcher

    “Citizen Kane” is maintained unreasonably long considering it can be narrative vents all article for; far from that and even, and yet while in the to be advised. Every male seems to have the story, every single boyfriend and may lye on their foundation from perishing not to mention don’t forget her life for one particular impression, a word, a person experience, just one dvd. Nevertheless Charles Engender Kane, the actual Resident, (a memorable Orson Wells) possesses abundance, a pleasant wife’s comments and potential, he / she cannot purchase what precisely he / she doesn’t quite get about these husband falters all the random access memory of his with (and each) precious instant: once, by means of every scenario starts off; and once it will be head out any time the following draws to a close. The chasteness this really is holy, irremovable. The beginning of every story.

Yorum Yaz