03.07.2007

Türketici: Bir Nuri Çolakoğlu Önermesi

Vizyoner medya girişimcisi ve DMG üst düzey yöneticilerinden Nuri Çolakoğlu, bundan üç ay önce katıldığı MOMO – İstanbul etkinliğinde yaptığı sunumda yepisyeni bir önermeyle çıkageldi. “ingilizcesi de bir garip bunun zaten” diyerek prosumer‘a “türketici” adını koydu. Gadget’ın türkçe karşılığı hakkında oluşan gündemle de ilişkilendirerek ben de bu önermeyi yazımın başlığına taşıdım. Oysa bu sunumda daha önemli noktalar vardı.

Medyayı yönetenler ne düşünüyor?
Hiç merak ettiniz mi; bir geleneksel-medya yöneticisi, web 2.0 ve prosumer konusunda neler düşünüyor acaba? Kabul etmek gerekir ki Nuri Çolakoğlu geleneksel medyanın en açık fikirli ve girişimci temsilcilerinden biridir. Yani ortak bir dil yakalamanız mümkündür. Bu yüzden söylediklerine kulak vermekte fayda var.

Çolakoğlu prosumer’ı, yani gelişen teknoloji ve ağlı yaşam ışığında hem üreten hem de tüketeni, yeni bir insan türü olarak niteliyor. Buna Time Warner iştiraki olan ve sadece New York haberleri veren katılımcı kanal NY1‘ı örnek gösteriyor.

Mesele Youtube’a gelince rakamlar konuşmaya başlıyor. Kaynağı belirsiz bir araştırmanın 2010 öngörüsüne göre tüm video servislerine 1 milyar 116 milyon video yüklenecek, bu videolar ise 65 milyar kez izlenecek. Kaba bir hesapla üretim(katılım)/tüketim oranının 1/65 olduğunu söyleyebiliriz yani. Hiç de fena sayılmaz değil mi?


Aynı araştırmaya göre 2010 yılında üç büyük video sunucusunun pazar payları: youtube (22.5), MySpace Video (16.5) ve Yahoo! Video (6.9) olacak. Elde edilecek gelir ise 852 milyon dolar.

Televizyonun Demokratikleşmesi

Videolar bir yana, Çolakoğlu internetteki içeriği üçe ayırıyor; profesyonel, iletişim amaçlı ve kişisel. Bunlar bildğimiz şeyler zaten. Ama Nuri Çolakoğlu’nun kişisel içeriği “iletişimdeki demokratikleşme” olarak değerlendirmesi ise bir medya yöneticisinden beklemediğimiz türden açıklamalar.

Televizyonun demokratikleşmesi Çolakoğlu’na göre üç temel süreç yaşadı;

1.Evre : Büyük programcılar evresi (Kimin neyi ne zaman seyredeceğine karar veren büyük programcılar)
2. Evre : Zaman ve yar kayması (Önce VCR, sonra PVR ve TiVO ile başkalarının hazırladığı içeriği kendi seçtiğin yerde ve zamanda izleme olanağı)
3. Evre : Sadece seyretme, sen de yap

Televizyonun demokratikleşmesindeki bir sonraki adım ise IPTV olarak görülüyor. Yalnız Çolakoğlu, IPTV’den bahsederken;

“Özellikle büyük ticari kurumların doğrudan kendi hedef kitleleri ile çok makul bütçelerle doğrudan bağlantı kurmasını ve hedefe yönelik iletişimini geliştirmesini mümkün kılacak bu uygulamanın kısa zamanda yayılması doğal görünüyor.”

şeklinde bir değerlendirmede bulunmuş. Demokratikleşmenin bana çağrıştırdığı şeylerden bir hayli uzak olan bu açıklamaya pek anlam verdiğim söylenemez.

Çolakoğlu’na göre televizyonun demokratikleşmesindeki son adım ise Mobil TV. Çolakoğlu asıl yer kaymasının bu olduğunu söylüyor ve AB Komisyonunun iletişim, medya ve teknolojiden sorumlu Komiseri Vivenne Redding’in bu konudaki yapısal önerilerini aktarıyor.

Sunumun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

İlgili Düğümküme yazıları:

Etiketler

, , , , , , ,

16 Yorum

  1. arikan

    Ben üretici + tüketici = türetici diyorum bu fenomene. Prosumer dediğimiz varlık ne iş yapar: türetir.

  2. Dara Kilicoglu

    Etkin, Nuri Colakoglu, Formula 1′i Turkiye ye getirmistir. Bence tek basarisi budur. Dunyada bu kadar ac insan varken F1 neden duzenlenir bunu anlamam o da ayri. Nuri bey ve benzeri insanlarin yarattigi dunyadan siyrilmaya calistigimiz su ortamimizda bu yazinin bence hicbir onemi yok. Yeni bisi de soylemiyor zaten.

  3. Dara Kilicoglu

    “Medyayı yönetenler ne düşünüyor?” Bence bisi dusunemiyorlar. Sadece asirlardir degismeyen seyi dusunmek zorundalar. Kitapta yazan seyi: Birles, buyu, isten adam cikar, Birles buyu isten adam cikar, birles buyu isten adam cikar. Herhangi bir Medya Sistemleri kitabinin “Conglomeration” basligi altinda okunabilir.

  4. Dara Kilicoglu

    Ben TV demokratiklesmesin ugrasmaya degmez, basitce kapatalim onlari diyorum. Kucuk bir dugumkume nostaljisi

  5. arikan

    Bugün Türkiye’de varolan tüm televizyon kanalları merkezden-kitleye iletişimi temsil eder. Türkiye’de TV kuran bir kişiyi hangi sebeplerle “vizyoner” olarak görüyorsun? Biraz açıklayabilir misin.

  6. arikan

    Televizyon son 50 yıldır ağırlıklı olarak iki şekilde kullanıldı.

    1
    Odaklı mesaj vermek için. Yani bir politika aracı olarak, örneğin genel seçimler öncesi TVden akıl çelici vaatler vermek.

    2
    Bilinçaltına mesaj kazımak için. Yani merkezden-kitleye usulca beyin yıkamak. Televizyondan gelen mesaj otoriter bir şekilde izleyene fikrini sormadan ne yapması gerektiğini söyler. Hergün TV karşısındaki koltuğa oturursunuz ve başlar merkezden gelen mesajlar bir bir bilincinize yerleşmeye. Sonra bu mesajlar bilinçaltınızdan çıkar, ne söyledğinizi, neye inandığınızı, kime oy verdiğinizi etkiler.

    Merkezden-kitleye >> kitleden-kitleye

    Oysa Internet’in yaygınlaşması ile hem etkileşimli bir medya hayatı yaşamaya başladık hem de her birey birbirine medya üstünden mesaj iletir oldu. Mesaj verme gücüne artık sadece para sahipleri değil herkes sahip oldu. Bloglar ve wikilerle daha da gelişen bu yeni ortam şimdi gerçekten katılımcı bir demokrasiyi mümkün kılıyor. Yani gerkçekten neye ihtiyacın olduğuna, neyi umursadığına, ve istediğin mesajı iletmeye odaklanma zamanı.

    Daha önce Düğümküme’de bahsettiğimiz Wikipedia’nin kurucusu Jimmy Wales’in başlattığı politik wiki televizyonsuz bir hayatta nasıl politik kampanya yapılacağına – 1inci amaç- bir örnek.

    Bunları düşündüğümüzde TV açan, işleten insanların şirktlerin “medya yöneticileri”nin bugünkü topluma hiç de faydalı bir iş yapmadığını görebiliriz.

  7. Dara Kilicoglu

    “Birleserek buyume (conglomeration)” in en dogal sonucu kalite kaybi olarak bilinir. Bugun medya calisanlarinin maaslarina bakin. Ne kadar kazaniyorlar? Haberciler ne kadar kazaniyor? Gazeteciler ne kadar kazaniyor? Simdi bu kalite kaybini ben soyle yorumluyorum; eger siz bu ulkede bir makas ureticisi iseniz, ve kalitesiz makaslar uretiyorsaniz bunun zarari tekil kullaniciya patlar. En fazla kesecegi seyi dogru duzgun kesemez. Bunu hayati bir onemi yoktur. Ama sen medya patronuyum diye ortaya cikip kalitesiz bir urun ortaya koyuyorsan bunun zararini tum toplum gorur.

    Vizyoner medya adami mecra kaymasindan bahsediyor, mobiliteden bahsediyor. Sen once calisanlarina x5 maas vereceksin. Bunlari profesyonellerden ve ancak isine asik olan insanlardan sececeksin. Afganistan’da gorev basinda hayatini yitiren bagimsiz savas kameramani bir arkadasim vardi. Ortadogu’ya gecmeden Istanbul’a gelir bizim evimizde kalirdi. 2 hafta boyunca oraya buraya telefonlar acar, bu arada psikolojik olarak hazirlandiktan sonra sonra hayati pahasina ne yapar eder savas bolgelerine girerdi. Kamerasi ile ceker, sirt cantasindaki laptop’unda edit eder. 30 kiloya yakin uydu telefonu ile bunlari dunya aktarirdi. 2000 senedinde bir gun olum haberi geldi. Bizim vizyoner medyacilarimiz ise parekende isine girdiler, 200 metrede bir kitapci, CDci aciyorlar. “Pop star” gibi televizyon programlari yapiyorlar. Felsefeleri yatay buyuyelim, dikey buyuyelim… de nereye kadar? Bence kalitenin bittigi yere kadar. Bence 500 tane dandik televiyon, dergi ve radyo ile ugrasacaklarina ve calisanlarinin yasam standartlarini asagi cekip, insanlarin kafalarini karistiracaklarina, bir isi mukkemmel olarak yapmaya calissinlar.

    TRT’de de durum farkli degil. Sabah is basi (sonucta devlet dairesi.) Hah oglen olmus yemek yiyelim. Ogleden sonra iki saat calisalim. Sonra paydos. TRT nin Harbiyedeki binasina ugradigimda sok gecirdim. Insanlar orada sanki yari zamanli tatilde gibi calisiyorlar.

    Benim elestirilerim dogrudan Nuri Colakoglu elestrisi degil. Turkiye ve medya konusunda daha genel bir elestirilerdir.

  8. Etkin Çiftçi

    Nuri Çolakoğlu NTV’nin kurucusudur. NTV, evrensel uzaktan kumandanın kapatmasını istemediğim Türkiye’nin yegane televizyon kanalıdır. Tüm yayınlarını dökümante edip kamuoyuna açmış oluşu, izleyici-dinleyicilerine farklı yöntemlerle kendilerini ifade etme olanağı sunuyor olması, sosyal sorumluluğu yüksek yayınlara yer vermesi gibi daha pek çok neden sayabiliriz NTV’yi diğerlerinden ayırmak için.

    Nuri Çolakoğlu türkiye’de pek çok tematik kanalın açılmasına da vesile olmuştur. Yani “ne verirsek onu izlersiniz” şeklinde düşünen bir yönetici değildir. Daha güncel olaraksa İnsanların karşısına çıkıp kitleden-kitleye iletişim ve iletişimde demokratikleşme gibi konulardan bahsetmesi sanırım Türkiye koşullarında kendisine vizyoner denilmesi için yeterlidir. Böyle insanlara yönetim kurullarında pek rastlamazsınız. zaten benim de sunumu düğümküme’de yayınlamamın temel sebebi bu.

    web ve getirdikleri hala seçkin(genellikle üni. mezunu-öğrencisi, orta-üst gelir düzeyine sahip) ve sınırlı bir kitleye ulaşmakta. yani sanılanın aksine her birey bir diğerine medya üzerinden mesaj iletmiyor. bunu yapmak yerine televizyon seyrediyorlarlar, belki de maddi olanaksızlıklar (televizyon bedava, internet ücrete tabi) ve internet okur-yazarlığının henüz yeterince yaygınlaşmamış olması bunun arkasındaki sebeplerdir.

    ben televizyonların/medyanın toplumsal düzenin sağlanması ve demokratikleşmede önemli katkıları olduğuna inananlardanım. hiç bir medya çoğunluğa ulaşmadıkça demokratik değildir. kitlenin “ortam”a ulaşması bir sonraki aşama olabilir ancak. bu arada unutmamak gerekir ki medya kuruluşları çoğunlukla serbest girişimlerdir. Yani benim düğümküme’ye yazı yazmam ile ntv’de bir foruma katılmam arasında özde bir fark yoktur.

    Nuri Çolakoğlu’nun veya geleneksel medyanın hastası değilim. Ama sırf bu yüzden olanı ve biteni görmezden gelip, elime kumandayı alıp RTUK’ü oynamayı anlayamıyorum.

  9. Dara Kilicoglu

    Etkin, benim televizyonum yaklasik 13 senedir kapali. Televizyondan nefret ederim. “ben televizyonların/medyanın toplumsal düzenin sağlanması ve demokratikleşmede önemli katkıları olduğuna inananlardanım.” demissin. Bunu biraz acar misin? Bende arikan a katiliyorum ve demokratiklesmeye balta vurduguna inaniyorum. Ne yazikki TV ler dunyada oldugu gibi Turkiye’de de ideolojilerin kitlelere enjekte edilmesi icin arac olarak kullaniliyor. Farkli kanallardan(yerlerden) manipule edilebiliyorlar. Tek yonlu bir aktarim var burada.

    Iletisim teorisinde bahsedilen alisveris iki yonludur. Alici ve verici rolleri en az bir kere degistirirler iki iletisim kurabilsinler. Cok acik soylemek gerekirse bu kadar sene sadece izlemeye itilmis insanlar olarak mental deformasyona ugradigimizi ve kulturel kayiplarimizin cok buyuk oldugunu dusunuyorum. Bir sey daha ekleyerek soyleyeceklerimi sonlandirmak istiyorum. Reuters sahibi İngiliz sahis (ismini hatirlamiyorum, bulup buraya yazacagim), firmayi satip Misir’a yerlesiyor orada yine kendine kucuk bir haber ajansi kuruyor. Reuters ile NTV arasinda bir kiyaslama yapmayacagim ama Sayin Nuri bey’de NTV ile Turkiye’de bir cesit lokal Reuters kurmus gibi dusunuyorum. Boranlar tesadufen egede tatil yaparken Reuters’in eski patronu ile tanisiyorlar. Adam Boran’i cok seviyor derin muhabbetleri sonrasinda iki tavsiyede bulunuyor (veya hayatta basarili olmanin sirrini veriyor) 1 – Herkesten yarim saat once kalk. 2 – Kesinlikle TV izleme.

  10. Etkin Çiftçi

    @ Dara < Savaş kameramanı arkadaşının başına gelenlere çok üzüldüm, başın sağolsun. Reuters’la ilgili anlattığın keyifli hikaye beni doğal olarak besleme meselesine götürdü. Bugün artık iyice alıştığımız beslemelerin çıkış noktası yayın kuruluşlarının haber merkezleridir. Reuters da, önemli bir haber ajansı olarak tüm haber merkezlerini yıllardır besler. Adından da anlaşılabileceği Reuter bir ajanstır. Yani kitle ile kendi merkezi arasında muhabirleri aracılığıyla, kendi merkezi ve kitle arasında da haber merkezleri için ajanlık yapar. Kendi merkezleri kabaca “bir dağıtım noktasıdır”. Yani merkezden-kitleye iletişim aslında kitle-merkez-kitle şeklindedir(sonuçta haberin kaynağı medya patronun ofisi değil, sokaktır). Burada kitle ile merkez arasında muhabir, merkezle kitle arasında ise yayıncı kuruluş yer alır. Blog yazarlarının aksine muhabirler kendilerini haberciliğe adamış profesyonellerdir. İşleri o kadar zordur ki bazı coğrafyalarda kimi zaman ölürler, öldürülürler. Bu yüzden bağımsızları bilemiyorum ama bağlı bir haber muhabirinin maaşı da Türkiye koşullarında yüksektir. Özellikle savaş muhabirleri hiç de fena kazanmazlar. Ben televizyonu/medyayı sevenlerdenim. Yenisini bağrımıza basmadan önce, eski medyayı iyi okumak, gelişmeleri takip etmek gerekmez mi? Kaldı ki eski ve yeni medya arasındaki örtüşmeler oldukça heyecan verici. Bu yüzden televizyonumu elimden geldiğince açık tutmaya çalışırım. Bir kulağım hep ondadır.

  11. löker

    Arıkan: ağzına, aklına sağlık… türketici ne ya, tam Oktay Sinanoğlu uydurması olmuş… Türetici çok daha sağlıklı bir terim hem kulak hem de anlaşılma açısından…

    TV olayına gelince, geçenlerde yaptığımız bir muhabbet aklıma geldi, internetin bile yeterince beklenmeden özgürlükçü bir araç olduğuna dair tanımında acele etmesek mi diye bir tartışma başladı masada… “radyo çıkınca Brecht nasıl sevinmiş özgürlükçü olabilme gücü olan bir araç geldi” argümanıyla bugüne kadar ki kitle iletişim araçlarına vardık ve net’i hala çok iyi tanımayanlar ya da belki sistemi benden daha iyi tanıyanlar biraz temkinli davranmaya çalışıyordu…

    sözün kısası TV olayı bence de bir yerinden tutup da özgürleşmeye müsait bir alana dönemez, kapatılmalı, gömülmeli, yok edlimeli… mobilya/cihaz olarak belki hala işe yarayacak yanları vardır onu kabul ediyorum ama yayıncılık anlamında hegemonyadan kurtulabilmesinin mümkün olduğuna inanmıyorum…

  12. Etkin Çiftçi

    türeticinin üretmekle olan ilişkisi aşikar ama tüketmekle hiç bir dil veya anlam bağlantısı yok. yani hem üreten hem de tüketeni değil sadece üreten tarafı anlatıyor. onu da birşeyden başka birşey türeten kişi-taraf olarak konumlandırıyor.

    türketici ise türk-eti-ci gibi anlamsız çağrışımlar yaptı bende. sanırım en iyisi önce prosumer’ın ingilizce’de yerleşmesini ve günlük kullanıma girmesini beklemek. yoksa onu al, bunu ekle, şunla ilişkilendir gibi yaklaşımlar bizleri daha çok yoracak gibi.

  13. mali

    2 nisan 2007 tarihli sunumunda “türketici” , 31 ocak 2007 de köşe yazısında “ürketici” ( http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=57894&YZR_KOD=91&ForArsiv=1 ) şeklinde iki öneride bulunmuş, sanırım tam olarak karar verememiş.

    ben tüketicinin üretime katılmasına ve ürünleri etkilemesine “etkileşimli üretim” demeyi uygun buluyorum.

    etkileşimli üretim serüveni başladığından beri bir demokratikleşme söylentisi dolaşıyor. bazı sektörlerde tüketicinin üretime katıldıktan sonra tüketimin hızlanması üreticiler tarafından farkedilmiş ve kullanılmaya başlanmıştır. medya da bu sektörler arasında önemli bir yer tutuyor. işe ticaret gözü ile bakan kitle için gelişmelerin demokratikleşmeye ortam hazırladığını söylemek bana göre bir anlam ifade etmiyor. tüketici herhangi birşey söylüyor ise bu kesinlikle demokratikleşme midir ? tüketici etki gösterir ancak bu etkinin ne olduğu tartışılır.

    reklamcılık açısından bakarsak meydana gelen şey demokratikleşme değil tüketicinin ürüne katkıda bulunması ve bundan dolayı ürünle arasında bağ kurarak satın alma isteğinin arttırılması. ürünler ile tüketicilerin bağ kurması reklam ajanslarının eski bir oyunudur.

    kısacası tüketicinin ürünlere etki etmesi, tüketicinin söz hakkının olması anlamına gelebilir ancak bu söz hakkının demokratikleşme sürecine olan etkisi tartışılır. hatta bana göre yetki sahibi kişiler tarafından bu etkinin gerçekleşmesine izin verilmez.

    Türkiye, Nuri Çolakoğlu’nun “televizyonun demokratikleşmesi” olarak bahsettiği evrelerin birincisinde bulunduğundan henüz Türkiye’de televizyonun demokratikleştiğini söyleyemeyiz.

    @Dare Kilicoglu
    Nuri Çolakoğlu’na neden bu kadar çok kızdığınızı anlayamadım ?

    @arikan
    televizyonun 50 yıldır ağırlıklı kullanım şeklini 2 maddede özetlemişsiniz. bu maddeler gerçekçi ancak yeterli değil. daha geniş bir araştırma ile televizyonun halkı uyuttuğu kadar uyandırdığını da açıkça görebilirsiniz. tabi süreci yakından takip etmiş olmanız gerekir.

    “Bunları düşündüğümüzde TV açan, işleten insanların şirktlerin “medya yöneticileri”nin bugünkü topluma hiç de faydalı bir iş yapmadığını görebiliriz.” demişsiniz. emin olun ki ticari kuruluşların ve çalışanlarının böyle takıntıları yok. şirket düzeni içinde çalışan insanlar çalıştıkları şirketlerin stratejik planları doğrultusunda çeşitli yazılımların oluşturduğu planlanmış işleri yürütürler ve kendi alanlarında uzman olmaya çalışırlar. bu planlar da tahmin edebileceğiniz gibi şirketin kar marjını arttırmak üzere düzenlenmiştir. tabiki her çalışanın dünya düzeni hakkında iyi düşünceleri vardır, ancak böyle bir ortam içinde topluma faydalı bir iş yapıp yapmadığını değil kendine verilen görevi en iyi şekilde en kısa zaman içinde yapma eğilimindedir. eğer bu eğilimden uzaklaşırsa zaten otomatik olarak şirketten de uzaklaştırılır.

    sonuç olarak şirketlerin nihai çıkarları ile toplumların genel çıkarları arasında bir uyum olmak zorunda değildir. ve şu anda yaşadığımız budur. bundan dolayı da şirketlere kızmak anlamsızdır.

    bir plan yapılır, bu planda saçma sapan magazin programları ya da anlamsız kavgalar ile sürüp giden sabah programları olabilir. bu plan topluma fayda sağlamaz ancak bir belgesel yayınladığınızda alacağınız reklamın 10 kat fazlasını almanızı sağlar. bu da şirket stratejisine uygundur. onun için herhangi kimsenin çıkıp “faydalı işler yapmıyorsunuz” demesinin şirket çalışanları ve sahipleri açısından üzüntü ile karşılanacağını beklemeyiniz. eğitimli ve çok yönlü insanlar olarak televizyonlarda kalitenin yükselmesini talep edebilirsiniz, ancak hangi ticari kuruluşa bakarsanız bakın hiçbiri stratejik planının temeline “temel ilkemiz insanlığa faydalı olmaktır” ibaresini göremezsiniz. ne zamanki tüketici kitlenin büyük kısmını sizin içinde yer aldığınız kesim oluşturur, o zaman sizin tüketeceğiniz biçimde ürünler sergilenir.

    kısacası Aydın Doğan’ın görev verdiği teknik ekip bugün televole yayınlar, yeri ve zamanı geldiğinde avangard akımlardan bahseden futuristik bir program yayınlar. yeter ki hedef kitle iyi analiz edilsin. bugünkü hedef kitle iyi analiz edilmiştir ve bu kitleye göre yayın yapılmaktadır.

    Tam bu nokrada Dara Kilicuglu’nun bazı görüşlerine katılmamak elde değil.

    Televizyon kanallarının ticari kuruluşlar olduklarını unutmadığı için Dara Kilicoglu’na, televiyon kanallarının faydalı yönleri olduğunu ve bunlara sırt çevrilmemesi gerektiğini söylediği için Etkin Çiftçi’ye katılıyorum.

    Ayrıca arikan’in “Internet’in yaygınlaşması ile hem etkileşimli bir medya hayatı yaşamaya başladık hem de her birey birbirine medya üstünden mesaj iletir oldu. Mesaj verme gücüne artık sadece para sahipleri değil herkes sahip oldu. Bloglar ve wikilerle daha da gelişen bu yeni ortam şimdi gerçekten katılımcı bir demokrasiyi mümkün kılıyor.” görüşü de Türkiye gerçekleri ile çatışmaktadır. belki dünyada böyle bir süreç vardır ancak Etkin Çiftçi’nin de dediği gibi internet okur yazarlığını ülkemizde gelişmemiştir. bırakın internet okur yazarlığını normal okur yazarlık oranında bile problemleri olan bir ülkeyiz.

    belki de Nuri Çolakoğlu’nun teknolojiden biraz anlıyor gözükmesi yazıyı yazan arkadaşın Nuri Çolakoğlu’nu vizyoner olarak tanımlamasına neden olmuştur. eğer yorumlarımızı Türkiye ortalamasına göre yaparsak Nuri Çolakoğlu gerçekten vizyonerdir.

  14. arikan

    @mali tartışmaya katıldığın için teşekkürler.

    “sonuç olarak şirketlerin nihai çıkarları ile toplumların genel çıkarları arasında bir uyum olmak zorunda değildir. ve şu anda yaşadığımız budur. bundan dolayı da şirketlere kızmak anlamsızdır.”

    Bu bence hastalıklı bir bakış açısı. Bu düşünce ile şirket kurmuş ve kuracak her birey topluma zararlıdır. Bu hastalık büyütülürken ailenin, sonra okulun, devletin, ve kitlesel medyanın tepeden inme aşılamasıyla ortaya çıkar.

    Ancak bu umutsuz bir hastalık değil. Kanser gibi yayılan Internet hayatının özellikleri buna çare.

    “Türkiye gerçeği” ezberlenmiş kalıp bir sözdür. @mali yorumunda da olduğu gibi bilgi ile desteklenmeden alalade kullanılır. Bugün Türkiye 16 milyon internet kullanıcısyla dünyada onaltıncı sıradadır. Türkiye 2005 yılından bu yana 20inci sıradan 16ıncı sıraya gelmiştir. Yani diğer ülkelere göre Internet kullanımı daha hızlı artıyor.

    Bu genel bir bilgi. Eğer blog okuyorsanız farkediyorsunuzdur Türkiye’de hızla büyüyen bir blog ağı oluşmakta. Bu insanlar okur yazar ve internet’i iyi anlamış insanlar. Bu bloglar dünyada eşi benzeri olmayan Türkçe içerik üretiyorlar. Ayrıca hemen her gün yeni nesil Internet servisleri yayına geçiyor, yeni sosyal yazılımlar icat ediliyor.

    Aydın Doğan gibi pişkin medya patronlarının hakimiyeti yeni nesil güçlendikçe yok olacak. Bu aynı zamanda yeni politika ortamı demektir. Öyle partili martili bir politika ortamı değil sözkonusu olan, aynı partili sistemin gelip krallığın yerine geçmesi gibi yepyeni bir devlet sisteminden bahsediyoruz.

  15. mali

    @arikan
    ben kendi görüşlerimi genelde realistik olarak görürüm. bakış açım bağımsız ve dugulardan arındırılmıştır.
    gerçekleri olduğu gibi söylüyorum, eğer bu şirketler bu amaçlar için kurulmuşlar ise birey olarak yapabileceğimiz şey kızmak ya da yerle bir etmek değil onlar kadar güç sahibi olup kendi hayallerimizi gerçekleştirmek olacaktır. yani onlara kızmayalım derken kabullenelim ve onlara muhtaç olalım demek istemiyorum. yeni dünya düzeni ve serbest ekonomi onlara yeteri kadar özgürlük sağlıyor ve onlar da hukuk kurallarına göre hareket ediyorlar ise onlara kızmak anlamsızdır. bunları neden söylüyorum, çünkü ne zaman birkaç kişi bir araya gelse hep zenginlere taş atarlar ve “zaten söyle böyle zengin oldu, şöyle şöyle milleti sömürüyor, hangi işinden hayır gördük…” gibi yaklaşımlarda bulunurlar. bunu eskiden ben de yapardım. ancak şirket yapılarını, çalışma şekillerini ve yeni dünya düzeninde profesyonel yaşamı incelediğimde anladım ki uzun vadeli, sağlam stratejiler yapılıyor ve birinci sınıf eğitim almış insanlar çalıştırılıyor. şirketleri tam olarak değerlendiremiyoruz çünkü bilgi edinme aracımız sadece televizyon ve gazete. televizyonda ne varsa onu izliyor gazetede ne varsa onu okuyoruz. ancak o kadar biliyoruz. hiçbir şirket de stratejik planlarını gazetede yayınlamaz. onun için yapılan yorumlar yüzeyseldir.

    Aydın Doğan’ın yani Doğan Medya Grubu’nun felsefesi reklamlardan 10 kazamak ise planları da reklamlardan 10 kazanmak üzerine olacaktır. bu bağlamda saat 21:00′da Atatürk belgeseli, 22:00′da tartışma programı, sabahları eğitim seminerlerinden oluşan bir program yayınlanması topluma yararlı olabilir. ancak biz nasıl Steve Jobs’a iPod yapacağına afrikaya aşı gönder diyemiyorsak Aydın Doğan’a da kaliteli içerikli yayınlar yap diyemeyiz. çünkü onlar ticaret yapıyorlar.

    En güzeli cevabım Türk internet kullanıcısı profili hakkında :D Türk insanını değerlendirebilmek için halkın arasına inmeniz gerekir. onlar ile iletişim halinde olmanız gerekir. bu konu hakkında deneyimli olduğumu söyleyebilirim. işin internet boyutuna gelirsek bu konuda uzman bile sayılabilirim :)

    Türk insanı sanattan ne kadar anlıyorsa internetten de o kadar anlıyor. Türk insanı ne kadar okur yazar ise internette de o kadar okur yazar. İnternette en çok aratılan kelimeleri, oluşturulan web sitelerinin konularını, en çok ilgi gösterilen konuları araştırıp masaya yatırdığınızda yine Türkiye gerçekleri ile karşı karşıya kalacaksınız. kitleyi %95 ve %5 olarak ikiye ayırabiliriz. ve tahmin edebileceğiniz gibi %5′lik kitleye dahilseniz genelde etrafınızda yine bu kitleye dahil olan insanlarla aynı ortamlardasınızdır. %95′in neler düşündüğünü tahmin etmeniz zor olmaz ama bunu görüp yaşamanız lazım. bunu gerçekten yaşarsanız bu kitlenin ne denli etkisiz ve bilinçsiz olduğunu özümsersiniz.

    En çok aratılan kelimeler belli; mp3, s*x, bedava, oyun, melodi …
    En çok site konusu; mp3, bedavalar, cep telefonu, oyun …

    Kitle bunu istiyor, üreticilier bunları sunuyor. Buraya kadar genel mantık ile geldiğimi düşünebilirsiniz. Ama internette yapılan yorumları, forumlarda konuşulanları, yazılan her türlü yazıyı hatta yapılan aramaları daha iyi incelerseniz bu kitlenin nerede olduğunu daha iyi anlarsınız.

    Bu kitlenin kalitesini belirleyen en büyük unsur bana göre “arama kelimeleri” (search term) ‘dir, çünkü herkes foruma yazmayı, yorum eklemeyi bilemez. bu 16 milyon kullanıcının iyi analiz edilmesi gerekir.

    İleride internetteki yorumlardan, arama kelimelerinden örnekler verebilirim. Türk internet kullanıcısının günlük hayatını da özetleyebilirim. Örneklerle gösteririm.

    SONUÇ OLARAK bu kitlenin etkileşimli üretime girmesi ve bilinçli bir katkı yaparak demokratikleşme sürecine etki etmesi bana göre sözkonusu bile değildir. Zaten Nuri Çolakoğlu’nun anlattıkları da yabancı blogların çoğunda konuşuluyor ve eski bir konu. konuyu bize transfer etti :)

  16. ben

    BGA and ISATCO
    9/29/10
    Emarat Building, Chaykanar Avenue, Tabriz , Iran
    E-mail : BGAsince2002@yahoo.com BGAsince2002@Gmail.com

    Dear sir and madam
    We understand you are interested in using your capital in peaceful activities. We run a construction company called Behkar Gaem Azar, BGA, in Tabriz, Iran. We are building apartment building s for Iranian people, specially people who are poor.
    Could we possibly know if you would like to give money to complete our construction?
    Of course, we take money back you more and more at the end of this process. You can buy apartments for your money given us. Our selling unit is named ISATCO.
    We are looking forward hearing from you soon.
    Sincerely yours,
    A.Beyrami and H.Mirzajani
    E-mail : BGAsince2002@yahoo.com BGAsince2002@Gmail.com

Yorum Yaz