11.03.2009

Tübitak'ta Darwin'in Sansürlenmesinin Düşündürdükleri

Bilim ve Teknik iki ayrı kapak, kaynak Radikal gazetesi

Bilim ve Teknik iki ayrı kapak, kaynak Radikal gazetesi

Türkiye’nin en köklü popüler bilim yayını Bilim ve Teknik, 1967 yılından bugüne yayınlanıyor. Ne var ki, Tübitak’ta uzun dönemdir devam eden siyasileşme söylemlerinin devamında gündeme atılan iddialar ve haberler, 469. sayısının dergi tarihindeki en çok konuşulan sayılardan biri olacağını düşündürüyor.

Televizyonun Türkiye’ye gelişi, Ay’da ilk insan adımları gibi bir çok konunun Türkiye kamuoyu tarafından her yönüyle öğrenilmesini sağlayan, 40 yıldan fazla bir zamandır olagelen her tür bilimsel gelişmeyle, teknolojik buluşlar, keşiflerle ilgili yaptığı yayınlarla bu alanda Türkçe terminoloji oluşmasına ve bu konuların, kavramların halk tarafından öğrenilmesine büyük katkıları olan bir yayın Tübitak Bilim ve Teknik dergisi.

Bu ay yayınlanan 469. sayının hazırlık süreci, yaygın basının 10 Mart günü haberdar olabildiği şekliyle bir milat haline gelecek olaylara tanıklık etti. Aslında Tübitak’a yakın çevrelerde, dergicilik/yayıncılık dünyasında neredeyse üç hafta önce duyulmuş olan olay, o günlerde konu edilmemişti. Bunun gazetecilik ve seçimlerle ilişkisiyse ayrı tartışmalar. Hepsinden önce olan bitenin kısa bir özetini yapalım.

Darwin Kapağı Tartışması

İddialara göre, Mart 2009 sayısı için kapakta 2009 yılının UNESCO tarafından Darwin Yılı olarak ilan edilişi haberine ve buna bağlı olarak “Türlerin Kökeni” eserinin tarihçesine, Darwin’e ilişkin bir dosyayı duyurmaya hazırlanan dergiyi gören TÜBİTAK Başkan Yardımcısı ve Bilim Teknik Dergisi Yayın Kurulu üyesi Ömer Cebeci, Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Çiğdem Atakuman’ı çağırmış, dosyanın çıkarılması, kapakta bu ayın ikinci teması olarak öne çıkan Küreselleşme’ye yer verilmesi talimatlarını vermiş ve görevinden alındığını düşünmesini sözlü olarak ifade etmiş. Bu anlatım, gazetecilerin çeşitli kaynaklara dayandırarak yaptıkları öyküleştirme… (Radikal, NTVMSNBC, Milliyet)

İddiada ismi geçen Dr. Çiğdem Atakuman, Tübitak’ta Bilim ve Toplum Daire Başkanlığı görevini vekaleten yürüten, kurumun yayınevinde efsaneleşmiş Popüler Bilim Yayınlarının müdürü olarak çok başarılı bir seriye imza atan bir yayıncı/bilim insanı. Prof. Dr. Ömer Z. Cebeci de, bilim kurulu üyeliği de dahil bir çok yönetim sorumluluğuna ek olarak Tübitak başkan yardımcısı.

CHP Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü, bu uygulamanın iddia edildiği biçimde gerçekleşip gerçekleşmediğini, gerçekleştiyse hangi şartlarda ve hangi irade tarafından gerçekleştirildiğini mecliste tartışmaya açtı. Gerçekten de, iddiaların doğruluğu ihtimalinde bir başkan yardımcısının Tübitak’ta bu şekilde bir yetkiye sahip olup olmadığı önemli bir tartışma konusu.

Bilim ve Siyaset İlişkisi

Tübitak’ta nicedir bir siyasi kadrolaşma olduğuna dair tartışmalar devam etmekteydi. Bir yandan atamalar eleştirilirken, bir yandan zaman geçtikçe atanmış kişilerin icraatlarında kurum geleneklerine çok ters düşen herhangi bir eyleme rastlanmamasının sonucu olarak iddiaların abartılı olduğunu düşünmeye başlayanlar da olmuştu. Yine kuruma yakın kaynaklar, AKP’nin bir siyasi kadrolaşma konusunda “vitrin” Nükhet Yetiş’e değil, “muhafazakar” Ömer Cebeci’ye daha çok güvenebileceği gerçeğinin farkındaydı. Attığı her adım muhalefet tarafından takip edilen Yetiş’in yanında, başkan yardımcısı sıfatıyla çok daha az dikkat çeken Cebeci’nin seçimlerden önce tüm muhafazakar kamuoyuna bir jest olarak yaptığı söylenebilecek bu hareket, iddiaları doğrular nitelikte. Ortada sorunlu bir müdahalenin varlığı da, NTV Bilim dergisinin apansız ve tam kadro eski Bilim ve Teknik dergisi tarafından çıkarılıyor olması sayesinde daha ikna edici görünmeye başlıyor.

Bu olayların Tübitak’a yakın çevrelerde ve dergicilik camiasında çoktandır bilindiğini yazının başında belirtmiştik. İşin bu boyutu, sansasyonel haberin gölgesinde bambaşka bir yönde devam ediyor. Mart 2009′dan itibaren bir popüler bilim dergisi çıkartmaya başlayan ve bunun için herhangi bir tanıtım faaliyetine henüz girişmediği gözlenen NTV Yayınlarının, bu dergiyi emanet ettiği kadroyu görenler, Tübitak’ta bazı olaylar döndüğünü çoktan anlamıştı. Zira bugün NTV Bilim künyesinde gördüğünüz isimler, bir ay öncesinde Tübitak Bilim ve Teknik dergisindeki isimlerle tamamen aynı. Bu toplu transferin perde arkasında Mart sayısı konusunun yer aldığına dair iddialar da epeydir kulislerde konuşuluyordu.

Haber değeri ve değerli haber yaratma yeteneği

Memlekette faks/e-posta (ki kişisel tecrübe ikisi de aynı anda… zira faks haber yapmalarını, e-posta kopyalamalarını sağlıyor) yoluyla gönderilen bültenleri kopyala-yapıştır ile mizampaja oturtmaya nicedir gazetecilik faaliyeti gözüyle bakıldığı için, “yahu koca Bilim ve Teknik dergisi neden topluca başka bir yayın organına transfer oldu?” sorusunu sormak iki haftadan uzun sürdü gibi görünüyor. Büyük olasılıkla kişisel nedenlerle, bu olayı ayrıca duyurma gerekliliği hissetmeyen kadronun da ayrılma/transfer yolunda bir duyuru yapmaması gazetelerin işini zorlaştırmış tahminen…

Peki gazeteleri hazırlanmış içeriği derlemek dışında (biraz abartırsak bir rss okuyucu kadar ancak işlevselliği olan) bir haber anlayışına sahip, bilim yayıncılığı alanında zaten son derece az kaynak ayırmakta olan bir ülkede, asıl sorun gerçekten bu yaşananların siyaset boyutu mu?

Meselenin siyasetin Türkiye’deki dar kulvarında, üstelik de bu denli yobazca ve sığ bir tartışma üzerinden şekillenmesi ve sonuçları, böyle bir sansürün mümkün olmasından  daha korkunç ve ürkütücü denilebilir.

Ne yazık ki, basit bir sansür ve onun arka planındaki siyasi komploların çok daha derininde başlayan bir çürüme var. Büyük olasılıkla bu tür çekişmeleri çok daha doğal karşılayan yayın kurulu, ayrılıp bildikleri işi yapmaya devam ederken bu nedenle bir sansasyon peşinde koşmadılar.

Raşit Gürdilek imzalı bir basın bülteni bu bombayı iki hafta önce de patlatırdı. Oysa kendisi bu konudaki sorulara hala “ben yayın yönetmeniyken kimsenin dergiye müdahale etmesi mümkün olmadı” demeyi yeterli görüyor. Satır arasında “gerektiğinde çektim, gittim, ama müdahale ettirmedim” mesajı gizli diye yorumlanabilir elbette, ama önemli olan burada bu dergiyi yaratan kadronun niyetini doğru anlamak diye düşünüyorum.

Bilim yayıncılığında, hele de böyle bir ülkede yaşarken en temel motivasyon _bence_ karanlıklarla, cehaletle savaşmak ve bir şekilde insanlığa ait bilgiyi, insanlara sunabilmenin yollarını bulmak olabilir mi?

Olayı magazinleştirmektense bir anda tüm ekibini toplayarak, istediği dergiyi çıkarmaya devam edebileceği başka bir yayıncı bulan Gürdilek’in kararını böyle yorumlamak da mümkün ve ekip bu anlamda tutarlı ve başarılı bir karar vermiş gibi görünüyor. Bu tür inatçı tutumlara ihtiyacımız da, geç de olsa patlayan magazin bombasının etkileriyle ortaya çıkıyor:

Kamusal Alanda Yankılar

Bu olayı haberleştiren yayın organlarının okuyucu yorumlarına baktığımızda, memlekette giderek muhafazakarlaşan kamuoyunun, bir siyasi anlayış olarak muhafazakarlıktan, bilinç düzeyinde gerçek bir cehalete doğru kaydığı görülebiliyor. Darwin’in Evrim Teorisinin “zaten bir teori olduğu için Bilim ve Teknik dergisinde yayınlanmasının doğru olmayacağını” öne süren görece ılımlı bakış açısından, “Yalancı Darwin’le çocuklarımızı zehirlemeyen Tübitak’a teşekkür eden” zırcahile kadar ne ararsak var.

Ya, yarın “uzay araştırmaları adına yapıldığı iddia edilen herşey yalandır, Amerikalılar Ay’a hiç bir zaman çıkmamıştır” diyen bir Adnanesk peydah olursa? Şu adresteki saçmalıklara benzeyen iddiaları, insanlar “bilimsel” diye düşünmeye başlarsa? (Araba aküsü o sıcaklıkta çalışmazmış, Ford Taunus’la gidiliyor ya aya…)

Biyolojiyi, uzay bilimlerini, bu bakış açılarından öğrenen, bilişim konusunda sahipli yazılım firmalarına köle olmuş nesil yetiştiğinde bu toplumun cehaleti ve esareti garanti altına alınmış olmayacak mı?

Asıl mesele, buna karşı neler yapabileceğimiz.

Bu örnekte konu edilen yobazlık örneğiyle savaşmak için, evrimin nasıl çalıştığını, bu konuda yanlış bilinenleri açıklamak için gönüllü bilim insanları bir site açtılar. http://www.evrimianlamak.org adresini yayarak, bu adresteki ortak üretim çabasına katkıda bulunarak, insanlara evrimin bir din düşmanlığı değil, bilimi anlamak için gerekli bir “teori” olduğunu öğretebiliriz belki…

İlgili Düğümküme yazıları:

Etiketler

, , , , ,

23 Yorum

  1. Ahmet

    Bazı insanlar gerçekten çekilmez oluyor bazen. Evrim bir teori değil evrim bir yalan, ha sizler ben maymundan yada aptaldan geldim derseniz ona eyvallah. Arkadaşlar hiçbir tür hiçbir türden gelmemiştir gelemez dna yı araştıran bunun imkansız olduğunu zaten bilir. Ya bizim insanlarımız bilim teknik yerine niye siyasetle uğraşıyor ? Üniversitelerimiz bilimle matematikle değilde niye siyasi anketlerle uğraşıyor. Lan işiniz siyasetse defolun meclise gidin niye bilimin konusunu meşgul ediyorsunuz.

    Neymiş uzun yıllar süren evrim muhteşem canlılar ortaya çıkartırmış. Yalan vallaha yalan iftira değil yalan, yok siz iftira bu ispati yok derseniz siz yalan deyin diğer tarafta hesaplar benden merak etmeyin. Yalancınız ben olurum ; ) ha bazı şeyleride sorgulayın bilim yanılmaz ispatlanamış teorilere ben yalan derim sen doğru. Hani şu tv de dizilere kendini kaptırıp sanki sesini duyurucak gibi konuşan mahalle kadınlşarı varya işte onlara benzemeyin lütfen :) Kime göre neye göre diye bir sorgulayın. Ben lafımı ortaya attım yukarıdaki yazıya değil

  2. Burcu Dogan

    Kapağa gelene kadar fonusumuzdan çıkıp Türkiye’nin ortalama standartlarına eğilelim. Uzağa gitmeden hemen ilk yorum ile başlayalım. Biz bu ülkede bilim yapmaya çalışan insanlar olarak bu iki dala katkısı olmasa da çalışanlara değer verilmesi açısından bilim nasıl yapılırı bilen ortalama insanlar istiyoruz en azından. Dünyanın bir tarafı kendi buluşu matematikle evreni keşfedip ona hükmetmeye çalışıyor; burda bir teoriye iftira, yalan cümleleriyle karşılık veriliyor. Tamam çok cahiliz ama bari “teori”nin kelime anlamını öğrenelim.
    Sonuç olarak yabancıların Türkiye’deki insanlara bakış açısı şu oluyor: Bu insanda kapasite varsa, zaten o ülkeden kurtulmuştur.

  3. Engin Erdoğan

    Ahmet, dna üzerine araştırma mı yapıyorsun? Bize bu konuda bu kadar kesin fikirler ortaya koymanı sağlayan temelinden biraz bahseder misin?

  4. layla

    Bilim bilim yapan bence herseye Dogma seklinde kesin bir yargiyla degil, süpheyle bakmaktan gecer. Sadece bu nedenden dolayi Din ile bilim bir arada isleyemez.

    Evrim teorisi adı üstünde Teoridir. Kesinligi yoktur. Incelemeye aciktir.
    Peki Tanri kavrami sorguya acikmidir? Tanri teorisi diyebilirmiyiz?

    Amerikalilarin kesinlikle aya ciktiklarina inanmakta dogrumudur acaba. Bunun üzerine izledigim belgesellde sunulan belgeler ve teoriler gercekten benim icin süphe uyandiracak nitelikteydi.

  5. ali

    ahmet, bilimsel yöntem böyle bir şey:

  6. hasan

    merhaba arkadaşlar

    ahmet’lere aldırmayın.
    ama ahmet’leri de gözden kaçırmayın.
    gözden kaçırırsanız bir gün başbakan olma ihtimalleri var.

  7. Koray Löker

    Haah, başladık işte Ay’a da gerçekten gidildi mi diye sormaya galiba… Mesajın bir cümlesi sarkastik, bir cümlesi gerçekçi olunca karar vermekte zorlandım, ama bunu ciddi ciddi sormamız öneriliyorsa, bakış açısı ciddi biçimde sakatlanmış demektir.

    Cehalet ve esaret kuşağı diye korktuğum şeyin sırrı bu işte. Hiç bir şeye güven duymayan, (buna bilimsel yöntemler, mantık dizileri vb. de dahil) bir kuşak yaratılıyor. Komplo teorileri, onların çürütülmesi, mesaj bombardımanı ve propaganda ile gündem karıştırma operasyonları falan derken öyle bir algı yaratılıyor ki, birey, aydınlanma yaşamaya yönelik sahip olabileceği her soruyu, soru yerine, başlı başına sorgulanması gereken bir iddia sanıyor. Böylece Althusser’in “yanlış bilinç (false consciousness)” olarak tanımladığı kavramın, sınıf bilincinin nasıl tersine işlediğine ilişkin saptamasının çok ötesinde, var oluş ve kimliğe ilişkin her türlü imkan bireyin kendisi tarafından yok ediliyor.

    Adnancılar, kafalarını emdikleri zombi bir kuşak yaratıyorlar ve bu kuşakta kullandıkları silah o kadar başarılı ki, Hitler’in NAZİ gençliği gibi sürekli bir propaganda ile yeniden ajite edilmelerine bile gerek yok, virüs bir kere çalıştığında otomatikman kendini bünyede yeniden üretip durarak karşısındakini mantığın dışına atıyor, kendi yanlışlığını korumak üzere işlemeyi kesmiyor.

    ABD’liler acaba gerçekten Ay’a çıkmış mı?

    Soruya bak, hizaya gel. Ne önemi var ki Ay’a 1969′da gerçekten çıkılıp çıkılmadığının? Gerçekten bu neyi değiştirir, bu konuya ilişkin, bir de değil birden de çok soruyu şöyle zincirleme sormak daha anlamlı olmaz mı mesela?

    - ABD Mars’a (Ay ne ki?) gönderdiği araçlar aracılığıyla veri topluyor, uzayı anlamaya çalışıyor, kaynak bulmaya çalışıyor, biz hala beş ayrı ülkenin ağzına bakarak uydu yapıp gönderdiğimizde uydunun pilinin bitmiş olduğunu öğreniyor, pısırık olduğumuz için üretici ülke/firmalara bir yaptırım bile kullanamıyoruz.

    - Bilime kaynak ayırmadığımız için uluslararası bilimsel laboratuarlarda, gözlem evlerinde temsilci bulundurma hakkımız yok, bir mikro evren yaratılması deneyinde bilim insanlarımız gazetecilerle birlikte oturuyor.

    - Bu bilim insanları hallerinden utanıp, tiksinip, başka memleketlerde yaşayan meslektaşlarına özenip beyin göçü ile ülkeyi terk ettiklerinden bir kaç yıl sonra o ülkede buluş falan yaparlarsa, baş beyin yıkama araçları bize “Türk’ün dünyayı sarsan başarısı” diye haber yapıyorlar, biz de o başarıdan zerre yararlanma şansımız olmamasına rağmen “madem türksün, göster ürksün” anlayışı ile aptal bir gurur duyuyor, eve giderken aldığımız iki lokma erzakı banka kartına taksitlere bölüp “bir gün öderiz inşallah” diyoruz…

    Sormamız gereken soruların daha böyle sorular olduğunu düşünmek yerine “Hmm, acaba Ay’a çıkıldı mı?” diye sorular sorduğumuz sürece, daha bu soruların yanıtlarını, tren izleyen inek gibi oturur izleriz.

    Yanıtı olabildiğince memleket odaklı, millet odaklı, handiyse milliyetçi bir bakış açısıyla yazdım ki, okuyacak muhafazakar tosunlar memleket sevgilerini merkeze alarak bakıp biraz kolay okusunlar. Yoksa dünyanın hali de bizden farklı değil…

    Doğru yanıtlara ulaşmak, doğru soruları sormaktan geçiyor.

    Evrim teorisi yanlış diyenler sözüm size, (Cem Yılmaz seslendirebilseydi bu kısmı) bu teorinin (ispat edilmesinin bir önemi yok, bunu bile anlamayacak kadar cahilsiniz ve cehaletiniz sayesinde sizi sömürüyorlar işte) sayesinde biyoloji, eczacılık alanındaki gelişmeler anlaşılabiliyor, yeni ilaçlar bu sayede geliştirilebiliyor. Hindistan’da, Afrika’da, Güney Amerika’da bu konulara hakim insanların yetişip, alternatif ilaç endüstrileri yaratması sayesinde öyle büyük zararlar yaşadı ki Avrupa ve A.B.D.’li ilaç devleri… Bu bile yeter neden biyoloji, ecza alanlarında geri kalmamızı istediklerini düşünmeye…

    Cahil insan, sömürülen insandır… Evrim teorisini okumak, çalışmak, önemsemek Tanrı’yı yok etmez. Tanrı inandığın için vardır, olduğunu ispatladığın için değil. Nasıl ki insan inanmadı diye yok olmayacaksa Tanrı, sen kabul etmiyorsun diye evrim durmayacak, çalışmaya devam edecek… Bilirsek, anlarsak, kararlar vererek, düşünerek hareket edeceğiz. İmanın da bilinçlisi makbul değil mi? Bir de öyle düşününüz lütfen…

  8. Ahmet

    Engin Erdoğan ;
    Araştırma yapmıyorum ancak yıllar önce lise birdeki ödevimde geniş çaplı araştırmıştım. DNA ile ilgili okuduğum ve izlediğim tüm şeyler biyolojik evrimi yalanlıyordu. Henüz geçenlerde bakınız >> http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=181511 << bu haberde birbuçuk milyon yıl önceki insanla aynı ayaklarla yürüyormuş bizle bence ilk insanda öyleydi. Ayak izleri farklılaşabilir çünkü zamanında ayaklarda ayakkabı kullanmayan insanlarda ayak tabanları ya genişler yada bozulur ancak bu babadan oğula yada anneden kızına geçmez çünkü fiziksel bir değişim. Saçlarımızın güzel görünmesi için çoğumuz jole vb şeyler kullanıyoruz ve kimimizin saçları erken yaşta dökülüyor peki hiç böyle insanların çocuğu kel doğar mı ? Benim mantığımda hiçbirşey rasgele oluşmaz ve hiç bir tür başka bir türden gelmiş olamaz çünkü her tür kendi alanının bir harikası. Dini inançlarımı geçtim mantığıma ters geliyor. Atomlar bilinen en küçük yapı taşı peki ya atomu ne oluşturuyor ? atomu oluşturan parçaları ne oluşturuyor ? onların hepsini ne oluşturuyor ? Sonsuz küçüklükteki şeylere kadar inebilir bi yerden sonra bilim bile tıkanır (bence)

    ali ;
    Teşekkür ederim

  9. Engin Erdoğan

    Ahmet, seni bu derece aydınlatan lise 1 biyoloji ödevinin tamamını düğümküme’de yayımlamak istiyoruz. Bu çalışmadan herkes faydalansın, ne dersin?

    Bulgularının bir özetini iletişim bağlantımızdan bize ulaştırabilirsen memnun olurum.

  10. Ahmet

    @hasan

    Adamım ; Bir insan değişir dünya değişir.

    @Engin Erdoğan
    Çok memnun olurdum bir önceki yorumu yazarken gerçekten çok aradım çokta güzel bir yazıydı ve tam puan almıştım ama 5 6 yıl kadar önceydi evrim bir kanun olmadıkça beni hiçbir güç inandıramaz. Kendi insanlarımızın takıldığı şeylere bakın bide Türk doktorumuza vatikanda yapılan şeylere bakın http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=390436 yazık gerçekten yazık biz kapağı sansürledikama adamı konferastan kovdular bu nasıl bir saygısızlıktır. Haberlerde bundan çok kapak sansürü konuşuldu, yok yok bizim medyamız gerçekten … Düğümküme sitesini gerçekten çok seviyorum emeği geçen herkese sonsuz saygılarımı iletiyorum. Ama niye bunu yazmadınız ?

  11. Koray Löker

    @Ahmet, http://www.evrimianlamak.org sitesini gördün mü, objektif duygularla bir okumayı dener misin? Teori nedir, kanun nedir bu konularda biraz fevri kararlar veriyorsun gibi görünüyor, olayın işleyişiyle ilgili kulaktan dolma bilgiler yerine güzelce derlenmiş, basit anlatılmış bir özet bilgi bulacaksın, bir bak bakalım kafanda evrim diye sana söylenmiş şeyleri mi anlatmış Darwin, yoksa daha yaşamsal, dinle ilgisi olmayan, doğayı açıklayan bazı bilgiler mi sunmuş…

  12. Koray Löker

    Bu arada Ömer Cebeci’nin Tübitak bu olayda haklıdır demek için Çiğdem Atakuman’ı harcarcasına bir basın açıklaması yapmıştı. Bu açıklamada olayın yaşanışına dair bir çok gerçeğin çarpıtılarak sunulduğu bilgisi, Atakuman tarafından yayınlanan bir başka basın açıklamasına konu oldu. Bu açıklamanın tam metni şöyle:

    TÜBİTAK tarafından Bilim ve Teknik Dergisinde yaşanan sansür olayını açıklamak için yapılan kamuoyu duyurusundaki asılsız gerekçeler ve 12 Mart akşamı bir televizyon kanalında Prof. Ömer Cebeci tarafından “iş kazası” şeklinde yorumlanarak Dr. Çiğdem Atakuman’ı suçlayan beyanlar karşısında gerçekleri sunmak amacıyla bu basın açıklamasına gerek duyulmuştur.
    TÜBİTAK basın açıklamasında ileri sürülen iddialar aşağıda maddeler halinde yanıtlanmaktadır:

    1. Mart 2009 sayısının hazırlanmasında Bilim ve Teknik dergisinin olağan süreçlerinde herhangi bir aksaklık veya Sorumlu Yazı İşleri Müdürü ve Yayın Yönetmeni Dr. Çiğdem Atakuman’ın bu süreçlerde yetki aşımı söz konusu değildir. Dergi yayın hayatına başladığı tarihten beri uygulanan süreçler Mart 2009 sayısı için işletilmiştir. Bilim ve Toplum Daire Başkanlığı organizasyon şeması ve görev tanımlarına göre dergi yayın yönetmeni, Popüler Bilim Yayınları müdürüne bağlıdır. Çiğdem Atakuman, asaleten yürüttüğü Popüler Bilim Yayınları Müdürlüğü görevinin yanı sıra, Bilim ve Teknik Dergisi adına Basın Savcılığında kayıtlı Sorumlu Yazı İşleri Müdürlüğü, Genel Yayın Yönetmenliği ve tüm bu fonksiyonların bağlı olduğu Bilim ve Toplum Daire başkan Vekilliği görevini yürütmektedir. Bu organizasyon yapısında dergi yayın kurulunun, derginin içeriğiyle ilgili karar alma yetkisi bulunmamaktadır. Karar yetkisi olmayan yayın kurulları bir nevi bilimsel danışmanlık görevi görmekte ve içerik uygunluğu konusunda görüş bildirmektedir. Bu kapsamda, TÜBİTAK Bilim ve Teknik dergisinin yayın kurulunun, derginin içeriği ve kapak konusuna ilişkin herhangi bir karar yetkisi de yoktur.

    2. Kaldı ki Prof. Ömer Cebeci yayın kurulu görevine atandığı zamandan bu yana yayın kurulu toplanamamıştır. Yayın kurulunun görevi her yılın son ayında tamamlanır ve yeni isimlerden oluşan bir kadro gelecek yılın ocak ayından itibaren göreve atanır. Yönetmeliğe göre yayın kurulunun üçü kurum içinden beşi de kurum dışından olmak üzere sekiz kişiden oluşması gerekir. Dr. Çiğdem Atakuman, Prof. Ömer Cebeci’ye (Bilim Toplum Daire Başkanlığı’nın bağlı olduğu başkan yardımcılığına getirildiği tarihten itibaren) yayın kurulunun yönetmeliğe uygun olarak oluşturulabilmesi için sürekli olarak girişimde bulunmuş ve birçok isim önermişken Prof. Ömer Cebeci bu isimleri uygun görmemiş, 2008 yılında kurulda görev almış iki kişinin haricinde kimsenin kurula atanmasına onay vermemiştir. Ömer Cebeci, Bilim ve Toplum Daire başkanlığının bağlı olduğu Başkan Yardımcılığı görevine getirildiği Aralık 2008 tarihinden itibaren, aynı dairenin başkan Vekili Dr. Çiğdem Atakuman defalarca kendisiyle iş süreçlerini ve organizasyon yapısını görüşmek için talepte bulunmasına rağmen, “ben seni çağırmadan gelme” ifadesiyle geri çevrilmiştir. Bunun üzerine Çiğdem Atakuman karar bekleyen konuları yazılı, sözlü ve e-mail aracılığıyla kendisine ileterek Ömer Cebeci’nin bu konuları tartışmak için kendisini çağırmasını beklemiştir. Olağan süreçlerde meydana gelen aksamalar, Prof. Ömer Cebeci’nin ilgili Başkan Yardımcılığı ve Yayın Kurulu üyeliği görevine Aralık 2008’de atandığı andan itibaren başlamıştır.

    3. Küresel İklim Değişikliği ana temasının Bilim ve Teknik dergisinin Mart 2009 sayısı için kapak olarak kararlaştırılmış olduğuna ilişkin herhangi bir karar yoktur. Küresel İklim Değişikliği temasının Bilim ve Teknik dergisinde iki ana temadan biri olarak yer alacağı doğrudur; ancak kapak konusu olarak kararlaştırılmamıştır. Bu konuda da tıpkı dergide yayımlanacak diğer konular gibi editoryal ve görsel çalışmalar sürdürülmüştür. İddia edildiği gibi 27 Şubat 2009 tarihinde Dr. Çiğdem Atakuman tarafından TÜBİTAK Başkan Yardımcısı Prof. Ömer Cebeci’ye hiç bir surette bu konunun kapak olacağı bildirilmemiştir.

    4. Bilim ve Teknik Dergisinin Mart sayısı, Darwin’in doğumunun 200. yılı ve Türlerin Kökeni kitabının yayımlanışının 150. yılı nedeniyle tüm dünyanın en önemli bilim kurumlarının ve en prestijli bilim dergilerinin yaptığı gibi, doğal olarak Darwin’e ayrılmıştır. Konu ile ilgili çalışmalar, söylendiği gibi bir “haftasonu operasyonu” sonucu değidir. Yazı çalışmaları, derginin Şubat sayısı basıma verildiği andan itibaren başlatılmıştır.

    5. TÜBİTAK’ın basın açıklamasında konu edilen ‘Yayın Dünyası’ sayfalarının dergide yer alması, Darwin sansürünün ardından Dr. Çiğdem Atakuman’ın ısrarıyla gerçekleşebilmiştir. Dergiye 16 sayfanın eklenmesi , ileri sürüldüğü gibi rutin yayın süreçlerinin dışında değil, tümüyle matbaa ile yapılan teknik şartnameye uygun olarak ve insiyatif dahilinde teknik yönetmenin önerisiyle kararlaştırılmıştır. Bilindiği gibi Bilim ve Teknik dergisi Ocak 2009 tarihinden itibaren yeni formatı ve sayfa tasarımıyla yayın hayatını sürdürmektedir. Mart sayısına kadar geçen 2 ay boyunca okurlardan gelen “sayfa sayısının azlığı” ve diğer tepkiler üzerine önce Şubat sayısında tasarıma ilişkin yenilikler yapılmış, Mart sayısında da gelen yazıların fazlalığı nedeniyle derginin 112 sayfa olarak yayımlanmasına karar verilmiştir. Bu yenilikler Şubat sayısında Dr. Çiğdem Atakuman tarafından kaleme alınan iki sayfalık bir yazıyla okurlarla paylaşılmıştır.

    6. Bilim ve Teknik Dergisi çalışanları yıllardır dergiyi yayına hazırlamak amacıyla ve büyük bir özveri ile ‘hafta sonu çalışmaları’ yapmaktadır. Dolayısıyla, hafta sonu çalışmaları, özellikle Mart 2009 sayısı için gizli bir operasyon olarak planlanmamıştır.

    7. İddia edildiği gibi 2 Mart Pazartesi sabahı derginin son hali Prof. Ömer Cebeci’nin görüşüne sunulmamıştır. Tersine Prof. Ömer Cebeci kendi insiyatifi ile, Dr. Atakuman’ın görevli olarak şehir dışında bulunduğu bir sırada, derginin teknik yönetmenini aramış, derginin son halini görmek istemiştir. Derginin değiştirilme süreci Dr. Çiğdem Atakuman’ın yokluğunda bu şekilde başlamıştır.

    8. Darwin Yılı teması “bir uzman yardımcısı” tarafından kaleme alınmıştır. Ancak bu uzman yardımcısı, Biyoloji alanında lisans ve yüksek lisans derecelerine sahip başarılı bir biyologtur. Bu yetkinliği ile, ayni kişinin daha önceki sayılarda yayımlanan yazıları geri çevrilmemiş olmasına karşın, Darwin yazısının “uzman yardımcısı” sıfatıyla geri çevrilmesi anlaşılabilecek bir durum değildir. Üstelik daha önce yayımlanan yazılar, kesinlikle daha alt düzeyde uzmanlık gerektiren yazılar değildir.

    9. İddia edildiği gibi, Dr. Çiğdem Atakuman “yaptığı yanlışın farkına varmamış”, tersine bunun bir yanlışlık olmadığını ileri sürmüştür. Dergi içeriğinin ve kapağın yeniden hazırlanması Dr. Çiğdem Atakuman’ın kendi insiyatifiyle değil, tümüyle Prof. Ömer Cebeci tarafından gerçekleştirilmiştir. Kapak konusunun son anda Küresel İklim Değişikliği temasına dönüşmesi de derginin ikinci ağırlıklı teması olması nedeniyledir. Derginin basıma gönderilme talimatını vermek doğal olarak Dr. Çiğdem Atakuman’a aittir; fakat bu talimat yukarıda söylendiği gibi Prof. Ömer Cebeci’nin ısrarı ve baskısıyla verilmiştir.

    10. 4 Mart günü, havaalanından doğrudan görevinin başına dönen Dr.Çiğdem Atakuman Ömer Cebeci ile görüşmek üzere defalarca girişimde bulunmuş ancak 6 Mart akşam üstü Prof. Ömer Cebeci’nin makamına çağrılmıştır. Kendisine, Darwin konusunun “Türkiye’nin içinde bulunduğu hassas ortamda provokatif bir konu” olduğu söylenmiş ve bu nedenle yalnızca popüler bilim yayınlarıyla ilgili görevlerinden değil, 15 aydır sürdürdüğü TÜBİTAK Bilim ve Toplum Daire Başkanı Vekilliği dahil tüm görevlerinden alındığı ve başka bir birimde “uzman” kadrosuyla görevlendirileceği sözlü olarak bildirilmiştir. Buna gerekçe olarak da yetki aşımı konusu hiç gündeme getirilmemiş, onun yerine “böylesine hassas bir konuda yanlış sezgilerle hareket etmesinden dolayı güven ilişkisinin zedelenmesi” öne sürülmüştür.

    11. Basın açıklamasında gururla sözü edilen Ernst Mayr’ın ‘’Biyoloji Budur’’ adlı kitabı ise bu yönetim tarafından değil, daha önceki yönetimler tarafından yayım sürecine alınıp çeviri aşamasına gelmesine karşın ancak Dr. Çiğdem Atakuman’ın kişisel çabasıyla yayın programında yıllardır beklemekte olduğu raflardan çıkarılarak gündeme alınmıştır.

    12. Basın açıklamasında yer alan, “Darwin Yılı olan 2009 yılında da bu konu, TÜBİTAK Bilim ve Teknik dergisinde detaylı ve yeterli olarak ele alınacaktır. TÜBİTAK Bilim ve Teknik dergisinin bir sayısı bu konuya tahsis edilecektir” ifadesi, Türkiye ve dünyada ortaya konan tepkiler üzerine hızla alınmış bir karardır. Bu karardan ne yayın kurulunun ne de derginin halihazırda resmen görevden alınmamış olan Sorumlu Yazı İşleri Müdürü ve Yayın Yönetmeni Dr. Atakuman’ın haberi yoktur.

    13. Basında “Darwin sansürü” diye anılan olay sıradan bir iddia değil, tümüyle bir gerçektir. Dolayısıyla kurumu ve çalışanlarını “derinden yaralayan” olay da bu gerçeğin ortaya çıkarılması değil, Prof. Ömer Cebeci’nin bu skandala yol açan bilim dışı, kişisel tavrıdır.

    Tüm süreç detaylı olarak aşağıda belirtildiği şekilde gelişmiştir:
    Bilim ve Teknik dergisinin her sayısının yayına hazırlanma sürecinde olduğu gibi Mart sayısının içeriği, Şubat sayısı çıktıktan sonra, yayın yönetmeninin yazarlarla birlikte yapmış olduğu toplantıda belirlenmiştir. Yazılar doğal hazırlık süreçlerinden geçtikten sonra ayın son haftasında baskıya hazırlanma sürecine girmiştir. Darwin yazıları da diğer yazılar gibi bu süreçlerden geçmiş ve bir ay öncesinden hazırlanmaya başlanmıştır. Dergi kapağı 28 Şubat Cumartesi günü baskıya hazırlanmıştır. Dr. Çiğdem Atakuman, ayni gün içerisinde içerikle ilgili son kontrolleri de yaptıktan sonra dergiyi matbaaya gönderilmek üzere teknik yönetmene teslim etmiş ve 1 Mart Pazar günü görevli olarak Antalya’da düzenlenen üniversitelere yönelik mali bilgilendirme toplantısına gitmiştir.
    Daha önce herhangi bir şekilde derginin işleyiş süreçlerine müdahil olmayan ve bu konuda bir talebi de bulunmayan Prof. Ömer Cebeci 2 Mart Pazartesi günü bu sayıyı özellikle görmek istemiştir. Dergi, Prof. Ömer Cebeci’ye teknik yönetmen tarafından sunulmuştur. Darwin ile ilgili kapak ve Darwin ile ilgili yazıları gören Prof. Ömer Cebeci, derginin basım sürecinin durdurulmasını söylemiştir. Böylece başlayan süreçte Prof. Ömer Cebeci Dr. Çiğdem Atakuman’ı arayarak durumu bildirmiş ve derginin Darwinle ilgili kapak ve yazılarının çıkarılmasını istemiştir. Kapak değişikliğinin önüne geçmek ve dergideki Darwin yazılarını yayımlayabilmek amacıyla Prof. Ömer Cebeci’yi birkaç kez arayan Dr. Çiğdem Atakuman tüm çabalarına rağmen Prof. Ömer Cebeci’nin kararını değiştirememiştir. Eğer bir yetki aşımı varsa, bu yetki aşımı (basın savcılığında sorumlu yazı işleri müdürü olarak kayıtlı) Dr. Çiğdem Atakuman’ın yetkilerine karşı Prof. Ömer Cebeci tarafından yapılmıştır. Darwin Yılı’nın kutlanmasıyla ilgili olarak Mart sayısında kalan iki sayfalık Yayın Dünyası yazısı ancak Dr. Çiğdem Atakuman’ın ısrarıyla dergide yer bulabilmiştir.
    Dr. Çiğdem Atakuman, Antalya’dan döndüğü 4 Mart Çarşamba günü havaalanından doğruca kuruma gitmiş ve 12.30 gibi Prof. Ömer Cebeci’nin sekreterine geldiğini bildirerek gelişmelerle ilgili görüşme talebinde bulunmuştur. Randevu talebine karşılık alamayan Dr. Çiğdem Atakuman derginin Nisan sayısının içeriğini hazırlamak üzere dergi çalışanlarıyla toplanmıştır. 5 Mart Perşembe günü Nisan sayısının içeriğinin ilk hazırlıkları tamamlanmış ve yazarlar çalışmalarına başlamıştır. Daireyle ilgili diğer görevlerini de sürdürmeye devam eden Dr. Çiğdem Atakuman, 6 Mart Cuma günü 15.30 dolayında Prof. Ömer Cebeci’nin makamına çağrılmıştır. Kendisinin TEYDEB’e uzman olarak görevlendirilmesinin uygun görüldüğü “sözlü olarak ” bildirilmiştir. Buna gerekçe olarak da Prof. Ömer Cebeci, “Dr. Çiğdem Atakuman’ın Darwin’i kapak yaparak büyük bir hata yaptığını ve böylesine büyük bir hata yapma kapasitesine sahip birisiyle çalışamayacağını” göstermiştir. Bu konuşma sırasında, Dr. Çiğdem Atakuman’a ancak 6 Mart Cuma günü bildirilen görev değişim kararının aslında kendisinin Antalya’da olduğu 2 Mart Pazartesi günü alındığı söylenmiştir. Bu karar alınırken durumun Çiğdem Atakuman’ın yetkilisi olduğu Daire Başkanlığı altında çalışan Sözleşmeler Müdürü ve Akademik Yayınlar Müdürü ile görüşüldüğü söylenmiştir. Bu durum daha sonra adı geçen müdürler tarafından da teyit edilmiş ve kararın Çiğdem Atakuman’ın “kasıtlı” olarak böyle bir eylemde bulunduğu şüphesi üzerine verildiği bu kişier tarafından Çiğdem Atakuman’a söylenmiştir.
    9 Mart Pazartesi günü, kendisine sözle ifade edilen görev değişikliği kararının resmi tebligatını bekleyen Dr. Çiğdem Atakuman’a böyle bir tebligat yapılmamıştır. Dr. Çiğdem Atakuman bu tebligatı beklerken basında yer alan açıklamalara göre aynı gün Prof. Ömer Cebeci olaydan ve Darwin ile ilgili kapaktan haberdar olmadığı ve Çiğdem Atakuman’ın görevinin başında olduğu yönünde bir açıklama yapmıştır. Olayların başlangıcından bu yana yalnızca “Çiğdem Hanım görevinin başındadır” demekle yetinen üst yönetim yapılan basın açıklamasında, halen resmen tebliğ edilmeyen bu görev değişikliğini itiraf etmiştir. Kapaktan haberdar olmadığını söylediği 9 Mart Pazartesi akşamı bir televizyon kanalında “var olmadığı söylenen” kapak kamuoyuna sunulmuş ve sansür olayı açığa çıkarılmıştır.
    Dr. Çiğdem Atakuman, bu haberin yayınlandığı günden bu yana resmi bir tebligat almamıştır. Olayın kamuoyunda yarattığı tepki üzerine bir süre sessiz kalan TÜBİTAK, 12 Mart tarihli resmi basın açıklamasında, “Dr. Çiğdem Atakuman’ın görevden alınması ve Darwin’e sansür yapılması söz konusu değildir” demeciyle yetinmiştir.
    12 Mart günü kurumda görevinin başında olan Çiğdem Atakuman kurum iç denetim görevlileri tarafından odasında iki etapta gerçekleştirilen araştırma mahiyetli bir sorguya tabii tutulmuştur.
    Akşam saatlerinde, Prof. Ömer Cebeci, tüm daire başkanlığı çalışanlarının ve yayın kurulu üyelerinin katıldığı ancak Bilim ve Teknik Yayın Kurulu üyelerinden hiçbirinin katılmadığı bir toplantı yapmış ve katılımcılara, Çiğdem Atakuman’ın görevinden alınmadığını ancak yerini terk ettiğini ve bu durumda Dairenin ve derginin bir yöneticiye ihtiyacı olduğunu söylemiştir.
    TÜBİTAK yönetimi “Darwin sansürü”nü yukarıda açıklandığı gibi asılsız gerekçelerle inkar etmeyi sürdürmüştür. İnkar etmekle de kalmamış, uluslararası camianın yoğun baskıları üzerine olayı Dr. Çiğdem Atakuman’ın üzerine yıkarak kendilerini aklama yoluna gitmişlerdir. Bu süreç içinde Dr. Atakuman hiçbir şekilde basınla görüşmemiş, TÜBİTAK’tan kendisine ve kamuoyuna yapılacak resmi açıklamayı beklemiştir. Ne var ki yapılan basın açıklamasında bulunan kasıtlı yanlış beyanlar nedeniyle bu açıklamayı yapma gereği duymuştur. Tüm bunlar aslında bir bilim insanının onurunu, Bilim ve Teknik Dergisinin saygınlığını ve bilimsel düşünceyi koruma çabasıdır.

    Dr. Çiğdem Atakuman, ODTÜ Kimya Mühendisliği mezunu olup, Arkeometri Ana Bilim Dalında yüksek lisans derecesini almış, doktora çalışmalarını Amerika’da Kaliforniya Üniversitesi’nde (UCLA’de) arkeoloji üzerine yapmıştır. TÜBİTAK’ta yürütmekte olduğu tüm üst düzey görevlerine, Eylül 2007’de, tamamen Özgeçmişi ile ilgili değerlendirme sonucunda, Türkiye’de Bilim ve Toplum alanında faaliyet gösteren ender kişilerden biri olduğu, ve Bilim ve Toplum Dairesi’nde üst düzey yetişmiş eleman eksikliğini kapatmak amacıyla getirilmiştir. Bu görevinden önce Dr. Atakuman, ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesinin Kurulmasında görev almış ve ODTÜ Toplum ve Bilim Merkezinin kurucularından biri olarak Müdür Yardımcılığı görevlerini yürütmüş, Arkeometri ve Yerleşim Arkeolojisi ABD’nda dersler vermiştir.
    Dr. Atakuman’ın, TÜBİTAK’taki görevine başlayana kadar TÜBİTAK Başkanı Sayın Prof. Dr. Nüket Yetiş veya Prof. Dr. Ömer Cebeci ile hiçbir ilişkisi olmamıştır.
    Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
    Dr. Çiğdem Atakuman

  13. Onur Gunduz

    Ahmet gibi düşünenleri direkt ignore etmemiz mi gerekiyor, yoksa oturup durumun ne kadar vahim olduğunu özetlemek durumunda mıyız? Adam çözmüş işte evrimi; “Ben araştırdım dnayı, evrime uygun değil” diyor. Bu adama bir şey öğretmek mümkün mü sizce?

    Bir de bu tartışmalarda, namlunun hep Darwin tarafına yönlendirilmesi beni çok üzüyor. Yani Tanrı’nın var olduğuna inanıyorsun da, olmadığına mı inanmıyorsun? Ki iddiayı ortaya atan da sensin. Neden olmadığına dair bir ispat bekliyorsunki? Sen var olduğunu ispatlayabiliyor musun?

  14. ali kaya

    İlk insan Hz. Adem. Allah onu topraktan yarattığını, sonra da kendi nurunu üflediğini söylüyor kutsal kitapta.

    Evrimde ise cansız bir varlıktan canlı bir varlık olan bakterilere geçişi tesadüf olarak nitelendiriyor. Yani bakterilerin ruhani bir yapıya kavuşmasını açıklamıyor, tesadüf diyor, sıcaklık diyor.

    Sizce bu dine karşı bir hakaret degil mi?

  15. Ahmet

    @Onur Gündüz

    Senin varlığın benim tanrımın ispatıdır. Beni muhafazakar birisi olarak görmeyin yanlış anlaşılmakta istenmiyorum. Bana bişey öğretmeye gelince ben her tür bilgiyi öğrenmeye çalışırım yani birşeyin aksi ispatlanmadan yalan kelimesini kullanmam ama evrim = BOL ÇAMURLU SU + UZUN ZAMAN + BOL TESADÜF= MEDENİYET mi ? Hayır hiç sanmıyorum ki benim biyoloji hocam üniversitede evirimi savunan bir bayan profösorü bilgisiyle ağlatıp salonu terkettiren birisi. Big Bang ‘ te bile patlamanın bir yaratıcı tarafından sağlandığını artık bir çok bilim adamı tarafından kabul edilmeye başlandı. Öyle sonsuz bişey düşününki sonsuz sıcaklıkta sonsuz küçüklükte ve sonsuz kütlede durup durduğu yerde kiminle derdi vardı ki de patladı ? Eğer evrim gerçekten varolsaydı maymunların olmaması lazım bi kere. Bana evrimi kanıtlayan ara geçiş türleri gösterebilir misiniz ? Paleotik bir kanıtınız var mı ? Olmadı olmayacaktırda sahte bilgilerle insanlar kandırılmamalı çünkü evrendeki hiçbirşey rastgele olamaz. ”Matematik tanrının soyut bir kanıtıdır” der matematikçilerin birçoğu. Son olarak buna bakabilirsin ; http://www.evrimyalani.com/07.htm

  16. Onur Gunduz

    Sevgili Ahmet,

    Zannediyorum, hiçbir bilim adamı evrimi “Bol çamurlu su + uzun zaman + bol tesadüf = medeniyet” şeklinde açıklamıyor. Bu daha çok kıraathanelere özgü bir anlatım şekli. Evrimi anlaması ve anlatması çok kolay değil, ve açıkçası ben de, diğer arkadaşların söylediği gibi, seni http://www.evrimianlamak.org/ sitesine yönlendirip, tartışmadan sıvışmak istiyorum. Ama, belki aklında kalır, günün birinde belki bir switch değişikliği yapman gerektiğini hatırlatabilir diye 1-2 yazdığına yanıt vereceğim.

    Şimdi öncelikle lisedeki biyoloji hocan size neler salladı, nasıl beyninizi yıkadı, hiç bilemiyorum. Evrimi savunan birilerini ağlatmanın da, bilim açısından ne derece başarı kriteri sayılabildiğini anlayamadım doğrusu.

    Daha ilk cümlede bitirmişsin sen, Ahmet.

    Diyorsunki:

    “Big Bang ‘ te bile patlamanın bir yaratıcı tarafından sağlandığını artık bir çok bilim adamı tarafından kabul edilmeye başlandı.”

    Şimdi ben burada katledilen güzel Türkçe’ye mi yanayım? Tamamiyle sallamasyon, hiçbir altyapısı olmayan genellemeye mi yanayım? Yoksa bir yandan Big Bang’i kabul ederken, öte yandan bunu yaratıcıya bağlamaya çalışan şizofren ve cahil bünyeye mi yanayım? Sen söyle bana Ahmet, ben neye yanayım yani şu an? Ne üzmeli beni?

    Yorumunun devamında bir takım garip argümanlar sıralamışsın. Aslında bir bir yazdıklarına yanıt verecektim, ama şu an vazgeçtim.

    Sen istediğin herşeye inanabilirsin, yani çay bardağına bile inanabilirsin. Bu beni hakkaten alakadar etmiyor, tartışmaya da lüzum görmüyorum. Zira konudan uzaklaşıyoruz, ve bunu da hiç sevmedim.

    Tartıştığımız şey “Evrim Teorisinin gerçek olup olmadığı” değilki, Darwin kapağına sansür uygulanması.

  17. Ahmet

    Özür dilerim ”big bang” yazmam yanlıştı kabul ediyorum evet konu kayıyor gitgide ama sonuçta insanlar inandığı değerler uğruna cahil sayılmamalı sayın özgür bey bu çok yanlış. Ben Allah’ın varlığına inanıyorum ancak bu kimse için bişeyi değiştirmez yani çay bardağına tapsam bile sonuçlarına ben katlanıcam. Darwin’in teorisi elbet birgün kesin kanıtlarla çıkmaza girecek ve çürüyecek biliyorum. Amacım kimseyi üzmek değil oradaki profösorü zaten bilerek ağlatmadı çıkmaza girdi kadın profösör tıpkı evrimcilerin başlarına geliceği şey gibi. Ama şunu da bilmelisinizki ha evrimi savunmak ha bu sitenin rasgele kodlarla düzenli şekilde çalışmasını savunmak bilemiyorum bu nasıl bir mantıkdır ! Zaten dna daki mühendislik harikasınada kimse cevap veremezdi canınız sağolsun ;)

  18. Eren Emre Kanal

    Tartışma insanlarının yaptığı çok büyük bir yanlış var. Bu, senelerdir inandığınız bir konuda bir anda yeni bakış açılarının çıkması ve sizin bu bakış açılarını sadece kendi bakış açınızdaki insanların yorumlarıyla okumanız. Şöyle düşünebilirsiniz, senelerce ilkokuldan itibaren din dersi aldınız. Aileniz tanrıya inandı, size tanrının varolduğunu söyledi. Bir gün birisi çıktı evrim dedi. Ne bu dediniz ve doğal olarak *güvendiğiniz* kendi düşüncenizdeki insanların yorumlarını okudunuz. Dolayısıyla bu yeni şeye inanmazsınız. Çünkü inanmak istemezsiniz, işinize gelmez. Şimdi, öncelikle bu karşıt görüşleri, sizinle karşıt görüşlere sahip kişilerin kaleminden okuyun ki madalyonun diğer yüzünü de görün.

    Önce Darwin’den bahsedeyim biraz. Darwin sandığınızın aksine dinsiz imansız biri değildi. Darwin, ailesinin baskısıyla tıp fakültesine gitti ancak istediği bu değildi. Yine aile baskısıyla Christ’s College’a yazdırıldı. Burada din eğitimi aldı. Din eğitimi alırken ilham kaynaklarından biri olan William Paley’e hayrandığı arttı. William, beklediğinizin aksine tanrıya aşırı inanan ve onun yarattığı muhteşemliği belgeleyen birisiydi. Darwin bir doğa aşığıydı. Tanrının bu yaratısını hayranlıkla izliyor, belgelendiriyordu.

    Beagle yolculuğu isimli bir deniz yolculuğuna katılıyor. Kendisini deniz tutmasına rağmen haftalarca bu yolculukta çok önemli bilgiler keşfediyor. Evrim teorisinin ilk temellerini de burada atıyor. Ancak inanmak istemiyor, zira tanrısına karşı büyük saygısızlık yaptığını düşünüyor. Ancak bulduğu tüm kanıtlar, senelerce üzerinde çalıştığı veriler onu evrimin doğruluğuna inandırıyor.

    Örneğin, soyu tükenmiş memelerilerin fosillerini buluyor. Ancak bu memeliler herhangi bir felaket sonucu yok olmamışlardı. Yok oluşları tamamen doğal görünüyordu. Veya bir kuş türünün, yaşadıkları yerlere göre farklılık gösterdiklerini gözlemliyor. Başka bir yerde sıçan-kanguru görmek onu oldukça şaşırtıyor. Tanrıyla çelişmemek için acaba canlıları iki farklı tanrı mı yarattı diye düşünmeden edemiyor.

    Seyahat sonucunda Darwin henüz evrim teorisinden bahsetmiyor. O bile emin değil. Ancak topladığı veriler onu saygın bir doğabilimci yapıyor. Evine dönüp uzman zoologlar ile bulduğu hayvan fosillerini inceliyor. Çoğunun önceden yok olan fakat şimdilerde farklı görünümleriyle farklı isimlerde yaşayan canlılar olduğunu keşfediyor.

    Darwin araştırlamarını derinleştiriyor, evrim teorisini güçlendiriyor. Ancak Darwin çevresinde evrim türü teoriler geliştirenlerin sapkınlıkla suçlanıp öldürülmesine tanın oluyor hayatı boyunca. Böylece Darwin sessiz kalıyor. Tabi ki de bu suçlamayı yapan kişiler tanrı inancı koyu bir boyutta olan, yenilikten korkan kişiler.

    Darwin sonunda teorisini tamamlıyor. Ancak korktuğu için yayınlayamıyor. Bu korkusu, tanrıya karşı geldiği hissi onu defalarca yataklara düşürüyor. Bu yüzden evrim teorisi hakkında yazdığı kitabını mirasında öldükten sonra yayınlanmasını söylüyor. Tamamen göt korkusu diyebiliriz.

    Sonra kıskançlık dönemi geliyor. Bir başka doğabilimci Darwin’in düşüncelerine paralel düşüncelerini açıklamaya başlıyor. Darwin de hırsız olarak suçlanmak yerine kitabını yayınlıyor. Sonuç büyük tartışmalar, kiliselerin tepkileri.

    Darwin üzerinde çok konuşulacak bir adam. Ancak temelde din inancı güçlü olan bir insan olmasına rağmen, zamanla bunun nasıl değiştiğinin de en büyük örneği.

    Şimdi Ahmet’e gelelim. Ahmet, sana herkesin dediği gibi şiddetle bir dinci bir kalemden değil, başka kalemlerden çıkmış yazıları okumanı tavsiye ediyorum. Eminim ki lise yıllarında yaptığın araştırmalarda bulduğun veriler senin gibi düşünen insanlardan çıktığı için sen doğruyu bulduğunu düşünüyorsun. Bir de gerçekten karşıt görüşü oku.

    Kimse sana gel evrime inan demiyor. Lakin beyninizi çalıştırın diyoruz.

    Tanrı var diyorsak, tanrı bizi kendinden sonra en üstün canlı yaptı; bize düşünme gücünü verdi diyorsak; neden bu konuda düşünmek yerine tabuları kabul edip susuyoruz? İnsana düşünme gücü verildiyse bunu kullanması da istenmiş olmalı.

    Evrim mantığımıza aykırı geliyor diyorsun. İnsanların varlığını hiç bir şekilde ispat edemediği, gerçekten varolup olmadığının hiç bir işareti olmayan bir şeye inanması da benim mantığıma aykırı geliyor. Oysa bilim, her şeyi neden sonuç ilişkisi içerisinde araştırıp sonuçlar çıkartmaya çalışıyor. Daha akıllıca değil mi?

    “benim biyoloji hocam üniversitede evirimi savunan bir bayan profösorü bilgisiyle ağlatıp salonu terkettiren birisi” buna çok takıldım. Dini inancı yerinde olan birisi olarak bu sana haz mı veriyor? Bir insanın, topluluk içerisinde rencide edilmesi ve ağlayarak uzaklaşması? Halbuki benim kafamdaki dine göre o topluluğun, sen dahil, bayan profesörü teselli etmesi, düşüncelerine saygı duyduğunuzu söylemesi, kısacası yardım etmesi gerekir.

    ali kaya, din insanlarının evrim teorisine karşı yaptığı açıklamalar da bilime hakaret değil mi? veya dini inancı olmayan insanlara işkence edilmesi, toplumlardan dışlanması insanlığa hakaret değil mi? her şeyi geçtim, saygılı olmayı temel koşan bir tanrıya hakaret değil mi tüm bunlar?

    Farkındaysanız, evrim teorisine inananlar dine inananlara salak, saçma, yuh, sus, asarım keserim diye tepki vermez. Ancak tam tersi tarihte binlerce kez tekerrür etmiştir.

    Konuya dönersek, aralarda geçen cahillik lafına katılıyorum. Bu toplumun cahilliği yenilmeden bu tür haberleri daha çok duyup sinirleneceğiz. Hangi kurumda iktidar partinin kırıntıları yok ki burada olmasın. Darwin kömür paketi dağıtacak ki şu memlekette düşünceleri değerlendirilebilsin.

    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11206582.asp?yazarid=2&gid=61

  19. anti-pop

    http://www.anti-pop.com/darwin.jpg

  20. Ahmet

    Bir kere yeniliklere asla kapalı bir insan değilim köyde doğdum büyüdüm gençliğimi metropol gibi bir şehirde kültür düzeyi yüksek insanların arasında geçirdim ki bu siteyide tanıdığım 45 yaşındaki bir teyze tavsiye etti bana şimdi ise tekrar doğup büyüdüğüm yerdeyim ve 6 senedir hiçbirşeyin değişmediğini görmek bana çok koydu. Anladımki çevreyi değil önce insanları değiştirmek gerekiyormuş.

    Gelelim Darwin’e, bak güzel kardeşim hristiyanlık ve kitabı aslı değiştirilmiş bir kitap insan eliyle yazılmış bir kutsal kitap olabilir mi ? Kiliseler o zamanlar baskı ve yalanla insanları korkutuyordu adam bakmış kitabındaki şeylerle kendi uyuşmuyor çünkü kitapları yalan söylüyor doğal olarak tanrı inancını yavaş yavaş yitirebilir. Hristiyan bilim adamlarının birçoğu mataryelist saçma sapan düşünceler içinde çünkü kendi kitapları ile çelişiyorlar en kötüsüde kendi dinleri ve inançlarıyla. Orta çağ avrupasında keşiflere karşı gelmek için söylenen şeyler buraya tek tek yazmama gerek yoktur heralde. Şimdi size evrimin yalan olduğunu kuranla açıklamak istemiyorum çünkü ben aşırı dinci bir konuma düşeceğim sizin gözünüzde. Türkiye’deki şuan iç durumlar farklı aptalca düşünceler içinde insanlar ve bunun en büyük sebebide akp ve chp arasındaki dengesizlik. Atatürkçüyüm ama chp li değilim, müslümanım ama akp li değilim, Türküm herkesten çok milliyetçiyim ama mhp li de değilim anlatmak istediğim şu şartlarda türkiyede oy verilecek bir tane bile parti yok konumuz bu değil ama sözüm Hurriyet yazarına yada aydın doğan manyaklarına. Dinci kaynakları bir kenera bırakıyorum Darwin’in düştüğü çelişkide tamamen kendi dininin aslının değiştirilmesine veriyorum. Biliyorum herşey değişir değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. Ve ben cahil değilim ha sizin gözünüzde cahillik buysa dediğim gibi kardeşim canınız sağolsun ben hatta kara cahilim. Ben düşünüyorum ve insanın maymundan geldiğine yada canlıların neslinin yok olupta başka birşeye benzemesine insanların hayvanlardan en önemli farkı olan düşünmenin rastlantı ile beynimize kodlandığına yine düşünüyorum düşünüyorum ama en ufak bir mantık bulamıyorum. bak altını çiziyorum dini inançlarımın hepsini bi kenara koyarak düşündüm dünden beri hep aklımın bi köşesindeydi vardığım tek kanaat saçmalıktan öte gidememesi oldu.

    Bilim yanılabilir dev tabular yıkılabilir dikkat edin evrimin ve evrimcilerin sonu Titanic gibi olmasın güzel kardeşim benim evrimin olmadığına dair binlerce kanıt var hepsini tek tek benden duymak yerine araştırmanı tavsiye ediyorum düzen kendi kendine işlemez işleyemez doğanın kanununa ters zaten.Tıpkı bir Pardux yada win vista gibi. Herşeyi kontrol altında tutan bir güç var ve öyle güçlü öyle kudretliki ilk insandan son insana kadar bu düzen kusursuzca işleyecek. İnsan hayatında hiçbirşey rastgele olmuyorsa kainattada bu böyledir böylede olacaktır. Düşünmeni istiyorum sadece benim gibi tüm değerlerini bir kenara koyup bir gün boyunca düşün etrafındaki güzelliklere iyice bak . ( Yadaılana aşığım yaradandan ötürü ) Biyolojik evrime ben inanmıyorum yada rastlantılara aklın yolu birdir !

  21. Eren Emre Kanal

    nic.tr de elden gitti.

    http://www.siberkultur.com/?q=turk-interneti-oluyor

  22. Kerem

    Çoğu insan Darwin ve evrim teorisi hakkında ya tek kelime bile bilmiyor ya da bildikleri Harun Yahya’nın bilimsel desteği olmayan yazılarından ibaret. Bu yapı değişmediği sürece evrimle ilgili tartışmalar da sürüp gidecektir… evrim hakkında 10 soru adresinden şeklinde bir yazı yazılmış. En azından insanların evrim hakkında atıp tutmadan önce bunu okumaları gerek bence…

  23. Erkan

    Din ile Bilim tarih boyunca daima karşıt olmuştur. Ancak günümüzün popüleritesi din ile bilimi uzlaştırma çabasıdır. Kutsal kitaplarda evren ve insanlığın doğuşu bilimsel açıklamalarla uyuşmaz ancak uyuşturulmaya çalıştırılır. Teist mantalite ile düşünen açıklamalarının,ifadelerinin son tahlilini tanrıya bağlamak zorundadır. Bilim ise evrenin oluşumunu, canlılığın oluşumunu devamlı değişen,yenilenen kuramları ile açıklar. Yani bilimde değişmez diye bir şey yoktur.Bilim herşeyi sorgular,kendi içinde kendisinide, Ama dinsel düşünce sisteminde yaratıcı sorgulanmaz,herşey kutsal kitaplara göre açıklanır ve yorumlanır. Kutsal kitaplarda anlatılanların dışında oluşabilecek,kutsal kitaplara ters düşen tüm bilimsel düşünce ve kuramlar reddedilir. Bu yüzden Darvin konusuna bakıştaki bu farklılık doğaldır. Doğal olmayan ise insanların kendi gibi düşünmeyenlere fikir ve düşüncelerini gerek sermaye ,gerek toplumsal,gerek askeri gerekse iktidar gücünü kullanarak kabul ettirmeleridir.Günümüz ideolojilerinde toplumda egemen olan düşünce sistemi ne ise toplumu oluşturan bireylerde o egemen düşünce sistemine göre şekillenirler. Yani Eğitimde,Ekonomide,Politikada,Hukukta ve diğer yaşımın tüm alanlarında ne ekerseniz onu biçersiniz. Bu durumda Tübitak gibi bir kurumda Darwin ile ilgili kapak konusunda kriz yaşanmışsa bu ülkede gerçek bilimden söz etmenin,bilimsel değer yargılarını savunmanın ne kadar zor olduğu gün gibi açıktır. Panele katılanlara iyi tartışmalar diliyorum

Yorum Yaz