27.01.2009

Upgrade! Istanbul: Sosyal Ağlar Üzerine

Yarın akşam Upgrade! İstanbul toplantısı yapılıyor Kadir Has Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde (Haliç’deki kampüs). Toplantıda İsmail Hakkı Polat ile beraber sosyal ağlar üzerine bir konuşma yapıyoruz. Ben konuşmada “sosyal ağlarda güç odakları” üzerine bir kaç soruya eğilicem:

  • Sosyal ağ uygulaması nasıl geliştirilir?
  • Platform sahibi, uygulama geliştiren, ve kullanıcı arasındaki farklar nelerdir?
  • Mikro-emek veya kullanıcı emeği nedir, nasıl sömürülür?
  • Türkiye’deki Internet yasakları ile sosyal ağlar arasındaki maddi ilişkiler nelerdir?
  • Yaklaşan kümesel işlem (“cloud computing”) trendleri sosyal ağımızı nasıl etkileyecek?

Bu soruları Düğümküme’de yazdığımız konular bağlamında ve son zamanlarda yaptığımız UserLabor, Meta-Markets, ve Mypocket projelerinden örneklerle tartışıcaz.

Sosyal ağ denilince akla ilk gelen kavram Web 2.0. Bu kavramın pek çok çatlakları var. Konuşmaya gelmek isteyenler için hazırlık olsun diye Web 2.0 nedir burada tekrar ediyorum:

Web 2.0 nedir? (çeviri)

Web 2.0, internetin bir platform olarak ele alınması sonucu ortaya çıkan, bilgisayar endüstrisindeki iş devrimidir ve bu yeni platformda başarının kurallarını tanımlamayı amaçlayan bir çabadır. Bu kuralların başında, ağ etkilerini (“network effects”) lehine çeviren ve kullanıldıkça daha da iyileşen uygulamalar üretmek gelir. Başka bir deyişle, Web 2.0 uygulamaları toplu zeka (“collective intelligence”) ile beslenir ve büyür.

Kaynak: Web 2.0 Kompakt Tanımı, Tim O’reilly

Web 2.0 nedir? (Türkçesi)

İnsanların katkısını yani toplu zekayı uygulamanın gelişimi doğrultusunda kullanan sosyal bileşenli uygulamalar.

Kaynak: Web 2.0 için Deneysel Türkçe Tanım, Engin Erdoğan

Etkinliğin resmi ilanı şöyle:

THE UPGRADE!ISTANBUL
NOMAD
http://nomad-tv.net/upgrade

28 Ocak 2009 – 18:30 (Dışarıdan katılıma açık)
Kadir Has Üniversitesi, Iletişim Fakültesi, Istanbul
Cibali Kampüsü, Sinema Salonu #2

Sosyal Ağlar üzerine
İsmail Hakkı Polat & Burak Arıkan

İsmail Hakkı Polat Web 2.0 üzerinden sosyal ağları ve paylaşımı, fiziksel ile siberin kesiştiği nokta olarak da Web 3.0′ı tartışıyor. Burak Arıkan ise, ağ topolojileri, ilişki dinamikleri, protokol ve enformasyon tasarımı üzerinden büyük ölçekli ağları yaratıcı ve eleştirel bir eylem olarak kullanıyor. Bu çizgide, son işlerinden örnekler sunacak.

* Yukarıdaki görsel Meta-Control serisinden.

01.05.2008

Bugün Facebook için ne yaptın?

Bugün, 1 Mayıs İşçi Bayramı vesilesiyle yeni projemizi yayına verdik. Projenin adı User Labor, yani Kullanıcı Emeği. Başlık ne alaka peki?

Yeni nesil web 2.0 internet servisleri (mesela Facebook, Flickr vs) kullanıcının oluşturduğu içerik (user-generated content) vasıtası ile reklam geliri elde ediyor. Bunun karşılığında kullanıcıya servis veriyor. Yalnız şöyle bir durum var. Bazı kullanıcılar diğerlerine göre daha fazla trafik üretiyor, dolayısıyla Facebook’a Flickr’a daha fazla kazandırıyor (reklamı ne kadar çok görürsen tıklanma şansı o kadar yüksek). Bu şekilde daha fazla değer yaratan kullanıcı daha iyi servis alıyor mu? Ya da bu emeğinin karşılığını alıyor mu? Çoğu zaman cevap hayır.

ULML-logo

Yeni projemiz User Labor, bu probleme odaklanıyor. Kullanıcı emeği karşılığında ne alıyor sorusunu cevaplamak için öncelikle kullanıcının emeğini nasıl ölçebiliriz diye düşünmek lazım. Bu noktada User Labor Markup Language (ULML) devreye giriyor. ULML, bir XML alt spesifikasyonu, yani RSS gibi bir şey. Kullanıcının bir servise ne kadar emek verdiğini ve ne kadar trafik yarattığını kalem kalem hem bilgisayarların hem de insanların okuyabileceği bir şekilde özetliyor. Mesela, Facebook için, kaç arkadaşın var, bağlantıda olduğun gruplar sıkı gruplar mı, kaç foto yükledin, kaç kişi profilini ziyaret etti vs gibi değerler bir ULML dökümanı içinde yer alıyor.

Özetle, ULML dökümanlarının hedefi, ‘ben bu kadar iş yaptım, burada yazıyor, karşılığını isterim‘ dedirtebilmek. Yani, ben bugün Facebook için ne yaptım? Facebook benim için ne yaptı?

Daha fazla bilgiyi User Labor sitesinde bulabilirsiniz.

Ayrıca şu bağlarda da değişik perspektifleri okuyabilirsiniz:

12.03.2008

YouTube Platformu ile Yeni Nesil Televizyonculuk

youtube_logo_july07.pngBu sabah –Silikon Vadisi’nde*– Youtube Platformu çıktı. Yeni YouTube API ile videolarınızı programatik yükleyebiliyorsunuz. Yani kendi web servisinizde kullanıcılarınızın yüklediği videoları otomatik (programatik) olarak yükleyip YouTube’da barındırabiliyorsunuz. Bu platformla YouTube’un sahibi Google webdeki tüm videoları barındırmayı hedefliyor. Google’un “dünyadaki tüm bilgiyi” düzenleme stratejisine son derece uygun bir hareket.

Kendi servisinizde video gösterip trafikten arttırıyorsunuz ve reklamdan para kazanıyorsunuz. YouTube ise video’nun içindeki reklamların gelirini alıyor, bunu paylaşmıyor. Yeni YouTube API bilgi yüklemek için her türlü fonksiyon içerirken gelir dağılımı ile ilgili en ufak bir fonksiyon içermiyor. API’nin genel özellikleri şöyle:

  • Video ve video cevap yükleme
  • Kullanıcı ve video metaveri (başlık, tanım, oy, yorum, favori, arkadaş, vb.) ekleme ve düzenleme.
  • RSS besleme toplama ve erişim
  • 18 yerel bölge için özel sorgu desteği
  • Video oynatıcı özelleştirmesi

Yeni YouTube APIyi şimdiden kullananlar YouTube Partners programı dahilindeki kurumlar. Bu kurumlar Electronic Arts (oyun videoları), Berkeley Üniversitesi (eğitim videoları), Animoto (müzik videoları), Tivo (etkileşimli TV) ve daha bir çok Silikon Vadisi şirketleri sağladıkları içerik karşılığında reklamlardan gelir elde ediyorlar. Ancak bu sadece partner programına dahil şirketlerle sınırlı, YouTube’daki içeriği esas oluşturan kitle, yani siz, biz, Türkiye’den televizyon dizilerini, maçları, müzik videolarını yükleyenler, türlü türlü video sosyal imleme servisleri, İspanya’daki gitarcı, Brezilya’daki webcam kızı, Çin’deki sebest film yapımcısı yani dünyanın geri kalanı verdiği emek karşılığında gelirden pay alamıyor…

YouTube videolarınızı “barındırmak karşılığında” tüm video reklam gelirini kendine alıyor. Bu karşılığa biraz daha yakından bakalım. Bir web servisim var, servisi kullanan kişiler video yükleyebiliyor, bu videolar hem benim servisimde hem YouTube’da gösteriliyor. Kendi sitemde bu video’ya bakan kişilerin yarattığı trafikden reklam geliri elde ediyorum. Ancak kendi servisim içinde gösterilen video reklamından geliri YouTube (yani sahibi Google) alıyor. Bu durumda YouTube 3+1 yerden reklam geliri kazanıyor.

  1. Video benim servisimde gösterilirken video içi reklamdan
  2. Video youtube.com’da gösterilirken video içi reklamdan
  3. Youtube.com içinde benim videolarımın bulunduğu sayfalardaki reklamlardan
  4. Video kopyalanıp yüzlerce siteye dağıtıldığında video içi reklamlardan

Google’un senin kendi sitende reklam göstermesi ve onca yerden senin videoların üzerinden reklam geliri yapması karşılığında sen sadece video barındırma servisi alıyorsun, bu sence adil mi?

İlgili Düğümküme Yazıları

* Neden yazılarımda “Silikon Vadisi sabahı”, “Amerikan Interneti” gibi tamlamalar kullanıyorum? Çünkü bu yazılarda bahsedilen üretim tamamiyle Silikon Vadisi’nde yapılıyor ve dolayısıyla hayatımıza bir Kaliforniya gerçekliği (yeniden hortlamış Kaliforniya ideolojisi) katıyor. Özellikle Türkiye’de teknoloji çok az ya da hiç geliştirilmiyor dolayısıyla ortaya çıkan gerçekliklerin ithal edilmiş gerçeklikler olduğuna dikkat çekmek istiyorum.

Güncelleme: Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından Atatürk’e hakaret içeren videoların yer alması nedeniyle alınan karar doğrultusunda, youtube.com sitesine hem IP, hem de alan adı yönünden erişimi durdurdu. Türkiye’de yaşayan ve YouTube’da video yayınlayan yüzbinlerce kişinin ifade özgürlüğü hiç bir suçları olmadığı halde Türkiye Sulh Ceza Mahkemesi tarafından sınırlandırılmıştır.

04.03.2008

Şu Anda Burada Değilsin: "Yeni Nesil Turizm Acentası"

turist-yerinden-etme.jpg

Yeni Nesil Turizm Acentası YOU ARE NOT HERE (.org) bir şehri başka bir şehrin sokakları üzerinden gezdirme servisi veriyor. Mesela Bağdat’tı İstanbul sokakları üzerinden gezindiğinizi düşünün. Acentanın size sağladığı çift taraflı haritayı ışığa tuttuğunuzda İstanbul ve Bağdat sokaklarını üst üste görebiliyorsunuz. Harita üzerinde belirtilen tursitik noktalara vardığınızda duvarda bir yapıştırma görüyorsunuz, üzerindeki telefon numarasını çevirip verilien yer kodunu giriyorsunuz ve telefonda bir turist rehberi size bulunduğunuz noktaya diğer şehirde karşılık gelen noktayı anlatıyor. Mesela Beyoğlu’nda bir köşedesiniz, telefon açtınız, haritaya göre bu köşeye Bağdat’ta karşılık gelen Saddam’ın heykelinin yıkıldığı meydan hakkında rehberlik alıyorsunuz.

bagdad.jpg
taksim.jpg

YOU ARE NOT HERE Mushon Zer-Aviv (İsrail), Dan Phiffer (ABD), Kati London (ABD), Laila El-Haddad (Filistin) tarafından gerçekleştirildi. Mushon’dan bugün öğrendiğime göre şu anda İstanbul’dalar, AkSanat’da yarın (5 Mart Çarşamba) açılacak Başak Şenova‘nın kuratörlüğünü yaptığı KAYITSIZ sergisine katılıyorlar.

YOU ARE NOT HERE projesinin sloganı “Yerinden Edici Turizm Acentası” yani yerel insanları yabancı şehirlerin meta-turistlerine dönüştüyor. Ancak bu projede ilk aklıma takılan şey iki farklı şehrin haritasını nasıl eşleştiriyorlar? Yani referans aldıkları nokta nedir? Beyoğlu’ndaki köşe nasıl Saddam’ın heykelinin yıkıldığı meydana denk geliyor da Bağdat üniversitesinin giriş kapısına denk gelmiyor? Burada kurulan eşleştirme mantığı her neyse tabii ki sanatçının bizi düşündürmek istediği noktadır. Bu nokta biraz daha projenin içinde anlaşılabilir olabilir. Daha önce dijital olarak farklı şehirlerin eşleşmesini görmüştük ancak bu proje psikocoğrafya alanında sağladığı etkileşim ve konumlandırmalarıyla bence farklı bir yerde duruyor. Faklı şehirler arasındaki benzer ve farklı mekanları politik çehresi açısından ele alıyor.

YOU ARE NOT HERE ekibi sonraki gün (6 Mart Perşembe 18:30) AkSanat’da bir konuşma yapacaklar. Konuşmada askeri işgal ve buna direnişin ekseninde mekanın arabulucu yorumunu tartışacaklar.

İlgili bağlantılar

02.02.2008

Sosyal Ağ Programlama Arayüzü

Haberleri duydunuz, Google Social Graph API denilen bir sosyal ağ programlama arayüzü çıkararak internet işletim sistemini gerçeğe dönüştürme yolunda önemli adımlar attı. Nedir bu? Google internet’de yayınlanmış arkadaşlık göstergeçlerini toplayarak indeksliyor ve bu ilişkileri programatik olarak sorgulamanızı sağlıyor. Sonuçta “her isteyen” Google’a girip size ait bir websitesini girebiliyor ve tüm arkadaşlarınızın listesini alabiliyor. İsterseniz kimlere bağlısınız hemen deneyip görebilirsiniz.

social-graph-api.png

Nasıl çalışıyor?

Öncelikle kendi web sitenizde veya blogunuzda bir arkadaşınıza bağlantı verirken rel="friend" veya kendinize ait başka sitelere bağlantı verirken rel="me" yazıyorsunuz. Örnek:

<a href="http://flickr.com/photos/arikan" rel="me">Flickr fotolarım</a>

<a href="http://darakilicoglu.com" rel="friend">Arkadaşım Dara</a>

Google aramada olduğu gibi bir örümcek program bütün web sitelerini tarıyor, bunları yazdıysanız sizin arkadaşlarınızı ve diğer sosyal web servislerinde bulunan profilierinizi kendi veritabanında depoluyor, ve dünyaya sunuyor. Bu biçimde yazım çoktan WordPress, MovableType gibi pek çok blog yazılımında hali hazırda kullanılıyor, ve tabii ki şu anda Twitter, Flickr, Jaiku, MySpace, YouTube, Vimeo vs. gibi çoğu sosyal web servisi arkadaşlık ilişkilerini bu şekilde bağlantılar ile belirtiyor.

Social Graph API kesinlikle sosyal web endüstrisini ileri taşıyacak bir sistem, ama bu işi dağıtımlı ve açık yapmak varken Google’un bunu merkezi bir veri tabanında toplaması insani değil.

Kimi nasıl etkiliyor?

  • Kullanıcılar – Yeni bir sosyal web servisine kayıt olduğunuzda şöyle bir uyarı alacaksınız: “12 arkadaşınız bu sistemi kullanıyor, onları da arkadaş olarak ekleyin.” Artık burda kimler varmış diye aramaya gerek kalmıyacak.
  • Servis sağlayıcılar – Yeni kullanıcıları arkadaşlarıyla daha hızlı bağlayarak daha fazla bağlam yaratıyor olacaksınız. Başka hangi servisleri kullanıyor bileceksiniz, başka nelerle ilgileniyor görebileceksiniz. İlgi alanlarına göre reklam gösterebileceksiniz.
  • Google – Ana biriktirici olarak Google, bütün arkadaşlık ilişkilerini ve dağıtımlı kimlikleri topluyor olacak, ve tüm dünya boyutunda dev bir sosyal güven ağının sahibi olacak (bkz diğer bağlantı tipleri, günde 50,000 sorgu limiti).

Google Social Graph API girişiminin Facebook gibi kapalı sistemlere göre kullanıcıya çok daha fazla kontrol verdiğine katılıyorum (Google yayınlanmış olan verileri topluyor). Ancak Google bu sistemle hassas olan insani ilişkilere kaba kuvvetle girişmiş oluyor. Hepimiz biliyoruz ki FOAF ve XFN verileri toplanabilir ve açık bir şekilde sunulabilir, ancak bütün dünya seviyesinde verileri depolamak ve indeksleyip sunmak çok fazla para gerektirir. Bu durumda oturup Google’u yaptığı için alkışlamak mı gerekir yoksa açık ve dağıtımlı bir sosyal ağ programlama arayüzü nasıl kurulur buna mı odaklanmak gerekir.

Ben sömürüldüğümün farkındayım, buna karşıyım, ama biliyorum ki buna sadece karşı olmak bir şey değiştirmez, o yüzden sömürüyle deneysel yollardan uğraşıyorum. Bu sebebple MYPOCKET projesiyle çoktan dünyaya finansal bilgilerimi açtım ve “MACHINE READABLES” başlığıyla kendi sitemde bütün arkadaşlık ilişkilerimi ve kendime ait sosyal web servisi profillerimi makina okunabilir hale getirdim. Bunun ne demek olduğunun farkında değilseniz kendinizde denemenizi tavsiye etmem.