01.06.2010

Vizyon Dökümanı, 2001-2010, Cemil Türün

Vizyon Dökümanı, 2001-2010, Cemil Türün

Ürün bilgilerinin tek kaynaktan herkese yayınlandığı (“broadcasting”) eski üretim-dağıtım-tüketim döngüsünden, insanların kendilerinin ürün bilgilerini seçebildiği, kendi ihtiyaç ya da dilekleriyle bu seçimlere karar verebildiği bugünün yeni üretim-dağıtım-tüketim döngüsüne gelindiğini anlatıyor Cemil Türün Vizyon Dökümanı’nda.

Facebook ve benzeri sosyal ağların bu yeni döngüyü sömürdüğünü, yeni Yoğurt projesiyle bu yeni döngüyü bağımsızlaştırmak istediklerini yazıyor.

Vizyon Dökümanı (PDF)

11.06.2009

İnternette Gürültü ve Elit Ağlar İlişkisi

Sosyal ağ üzerinden çalışan internet servislerin şöyle bir ortak yönü var: sistem içi sosyal iletişimlere yani aktiviteye yatırım yapmak. Çünkü aktivite, servis için birim değer demek, bunu daha önce User Labor projesi vasıtası ile Düğümküme’de yazmıştık. Ne kadar aktivite, o kadar para potansiyeli. Peki aktivite teşvikleri kısa ve uzun vadede kullanımı nasıl etkiliyor?

elitism
Resim kaynak: http://www.dieselsweeties.com/shirts/elitism/

Aktivite teşvik edildikçe daha fazla insan yazıyor, konuşuyor, oynuyor, tartışıyor. Gürültü artırıyor. Bulmak, dinlemek, takip etmek zorlaşıyor. Arzulanan içeriğe ulaşmak daha fazla zaman ve emek gerektiriyor.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

24.03.2009

Tasarımcının Üretimdeki Rolü Nedir?

Google’ın görsel tasarım şefi Douglas Bowman, geçtiğimiz günlerde görevinden istifa ettiğini açıkladı ve bu karara yol açan nedenleri blogunda yazdı. En temelde, tasarım kararları alınırken tasarım ilkelerinin işlediği süreçler yerine matematiksel çözümler ve veri odaklı yaklaşımlar sergilenmesi, Bowman’ı fazlasıyla yormuş görünüyor. Bu yorgunluk, akla şirketlerin tasarımcıyı nasıl algıladığı, şirket kültüründe tasarıma hangi rollerin yakıştırıldığı sorularını da getiriyor.

Digg’de 1632 kez iğnelenmiş ve 300′den fazla yorumlanmış olarak bulduğum bu hikayeye yapılan yorumları okurken, Apple üzerine odaklanan bir blogda bu yazıya cevaben ortaya atılan bir iddiayı gördüm. İddianın sahibi buzzandersen, bu yönde bir süredir kafasında dolaşan düşünceleri bu hikaye ile somutlaştırdığını belirterek şu ifadeye yer veriyor:

“Apple mühendislerle çalışan bir tasarım firması; Google tasarımcılarla çalışan bir mühendislik firması.”

Bu iki firma arasındaki bir fark ve firmalara özgü bir durum değil elbette, mesele yönetim süreçlerinde hangi disiplinin, hangi rolü üstlenerek üretime katıldığı. Kritik soru, bir ürünün geliştirilmesi sürecinde tasarım ve mühendislik disiplinlerinin hem kendi alt dalları (endüstriyel tasarım, görsel tasarım, yazılım mühendisliği, elektronik mühendisliği vb.) hem de birbirleriyle nasıl ilişkilendirileceği ve kararların hangi kriterler temel alınarak verilebileceği…

buzzandersen’in yazdıklarını yorumlayanlardan birinin, şaka yollu “Eee, peki Microsoft nedir, orta katman yöneticiler firması mı?” tespiti de aslında işin bir yönetim süreci farklılaşması olduğunu vurgular nitelikte.

Böyle bakınca da, konu teknoloji şirketlerini aşarak, üretim ilişkileri bağlamında çok daha geniş bir zemine yerleşiyor ve sorular çabucak sıralanıyor, sitenin müdavimleri açısından anlamlı olabilecek yanına odaklanmayı denersek:

  1. Tasarımcı üretimde nasıl bir role sahiptir?
  2. Tasarım, kullanım koşullarını rahatlık, kullanılabilirlik, amaca uygunluk yönünden şekillendirme önceliğiyle mi ele alınır, yoksa arzu yaratma amacıyla mı?
  3. Hangi tasarım iyi tasarımdır? Tasarımcı, ortaya koyduğu ürünlerin kalitesini hangi ölçümlerle ifade etmeyi başarabilir?
  4. ..?

23.03.2009

Her Köye Bir Mini Nükleer Enerji İstasyonu

hyperion-power-module-water-blue

Atom bombasının icat edildiği Los Alamos Laboratuvarı’nda mini nükleer enerji istasyonu kurma teknolojisi geliştirildi. İstasyon başı 20,000 eve enerji sağlayabilecek teknolojinin kullanılması için ihale açıldı, Hypreion enerji şirketi ihaleyi kazandı ve üretime başladı.

hyperion-power-module-hpg

Hyperion Power Module (HPG)

Tipik olarak devletin veya dev küresel şirketlerin kontrolünde olan nükleer enerji artık kendin pişir kendin ye boyutlarına geliyor. Türkiye’de potansiyel nükleer enerji üreticlerinden karşısında duran aktivistlerine kadar bir olgunlaşma süreci yaşanadursun, Hypreion’un ve benzeri şirketlerin neredeyse tüketim ürünü sınıfındaki enerji modülleri satılmaya başladığında hem nükleer enerji karşıtlarının hem devletin aklı gidecektir. Milli elektrik ağından kopuk kendi kendine enerji üretip tüketebilen edebilen bölgeler olabilir. Bir yanda serbest pazar ekonomisinin vahşiliğine yetişemeyen siyasiler milli birlik beraberlik elden gidiyor diye tutuşurken, diğer yanda neo-neo-liberal partiler oy satın almak için köylere nükleer enerji modülleri dağıtıyor olabilirler 2015 seçimlerinde.

Sonra nükleer sanattan konuşuyor olabiliriz uranyum günlük hayata yerleştiğinde kültürel reflekslerimiz nükleeri yediğinde.

İlgili yazılar:

02.01.2009

2009 Yılında Yaşayacağım İkilemler

2009 yılında yaşayacağım ikilemler:

* Temsili veya gerçek ürünler üretmek.

* Beraber veya yalnız çalışmak.

* Hazır yapım kullanmak veya yeni üretmek.

* Meta gerçekliklerle veya gerçekten olanlarla uğraşmak.

* Gidişata kendimi bırakmak veya gidişata yön vemek.

* Eğilmek veya dik durmak.

* Koşmak veya yüzmek.

* Bölüp parçalara ayırmak veya tüm tutmak.

Bu veyaların her iki tarafını da ayrı ayrı yaptığım oldu, 2009 boyunca da olacaktır, ancak bazılarını aynı anda yaşamayı diliyorum. Yeni yılınız kutlu olsun.

18.05.2008

Açık Tasarım

Açık Tasarım

Moda ve benzeri tüketim odaklı bilimum endüstrinin iç içe girmişliği, tasarım olgusunu da alaşağı ediyor. Ben bu kavram karmaşasını aşmak için şu şemayı kullanıyorum.

  • Sanat: İfade ve ifade biçimleri.
  • Zanaat: İşçilik.
  • Tasarım: Problem çözmek.

Tasarım, alet(tool) kullanımı ile başlayan bir süreç. Yani bizde uyandırdığı taze hisler bir yana mazisi ilk yerleşik insanlara kadar gidiyor. Sanayileşme ve yığın üretim sürecinde ise daha çok makina tasarımına indirgenmiş bir konu tasarım. Yakın bir zamana kadar ise “cismin biçimsel özellikleri” olarak adlandırılıyordu. Patent ve telif yasalarında hala bu ve benzeri tanımlarla karşılaşırız. Oysa geride bıraktığımız on yıla baktığımızda önemli bir paradigma kayması yaşadığımız söylenebilir.

Tasarım. Kim için?

Tarihsel sırasıyla;

  1. Bireyin kendisi ve yaşamının devamı için tasarladığı/ürettiği çözümler.
  2. Kişi ve grupların toplumun geri kalanı için tasarladığı/ürettiği çözümler.
  3. Yığın üretimi. Yani sermaye sahiplerinin(kişi, grup, devlet) toplum için tasarladığı/ürettiği çözümler.
  4. Herkesin herkes için tasarladığı çözümler. (Şu an buradasınız.)

Tasarım; çözmeli ve paylaşılmalı

Wired’ın Nisan 2008 sayısında Apple’ın gizli kapaklı üretim yöntemi kıyasıya eleştiriliyor ve işlerin Steve Jobs’un karizması ile yürüdüğünden bahsediliyor. Doğal olarak Silikon Vadisi’nde hakim olan paylaşım kültürü Apple’ın bu yaklaşımını sıkça sorguluyor. Apple problem çözmek konusunda yıldızlı pekiyi alıbilir ama “sosyal ilişkiler” konusunda sınıfta kalıyor.

1950′lerin “kendin yap” kültürü, 80′lerin sonunda başlayan “açık kaynak hareketi” ile ne kadar ilişkilendirilebilir bilmiyorum ama günümüzün “açık tasarım” olgusunun ikisine de göz kırptığını söyleyebilirim.

Açık Tasarım ve Yaratıcı Topluluklar

Açık tasarım, adından anlaşılabileceği gibi herkesin katılımına açık olan tasarım sürecinden başka birşey değil. Bu olguyu hacker kültürü ile ilişkilendirmek mümkün. Çünkü tıpkı hacker geleneğinde olguğu gibi tasarım etkinliğine katılan kişinin temel motivasyonu yine camia içinde takdir görmek. Bu gayet insani motivasyon, önemli işlerin kotarılmasına da ön ayak oluyor. instuctables, makezine ve opensourcefood gibi topluluklar son kullanıcıya odaklanırken, büyük firmaların yayınladıkları blueprint’ler ise küçük üreticilere ilham kaynağı oluyor.

İlgili Bağlantılar;

http://www.instructables.com/

http://makezine.com/

http://www.opensourcefood.com/

03.12.2007

Ekranın Ötesinde: İşlemsel Fabrikasyon Workshopu

071127_gx20_lennyjpg.jpg

Generator.x 2.0: Beyond the Screen
24 Ocak -­ 2 Şubat 2008, Ballhaus Naunynstrasse / [DAM] Berlin

Berlin’de Transmediale festivali boyunca Generatorx.no, Club Transmediale, ve [DAM] Berlin galerisi ortaklığında işlemsel prototip yapma workshopu düzenleniyor. Bu workshopda katılımcılar programlayarak yarattıkları üç boyutlu modelleri aynı zamanda fiziksel olarak üretecekler. Fiziksel üretim dijital fabrikasyon teknikleri ile, yani 3 boyutlu printer, CNC milling, ve lazer kesicilerle yapılacak.

Dijital fabrikasyon araçları bir zamanlar sadece fabrikalarda kullanılabilirken artık git gide ucuzluyor ve küçük bir tasarım stüdyosunda kullanılabilecek hale geliyorlar. Bu sebeple tasarımcılar ve sanatçılar yarattıkları modelleri doğrudan üretebilmeye, kolayca skeç ve prototip yapma imkanına erişiyorlar. Dahası bu tür araçlar artık sadece kitlesel üretim için değil çok daha özel siparişler üzerine üretim yapmak için de kullanılabilir hale geliyor. Mesela birisi size özel yapım bir sandalye sipariş verirse bunu tasarlayıp bir atolyeye götürmek yerine direk stüdyonuzda bilgisayardan çıktı alarak yapabilirsiniz.

İşlemsel tekniklerle çalışan sanatçılar ve tasarımcılar için dijital fabrikasyon sanal ve ekrandaki dünyanın ötesinde yeni kapılar açıyor. Parametrik modelleme yeni yüzeyler, yeni nesneler, yeni mekanlar üzerinde işlemsel deneyler yapmaya izin veriyor. Programlanarak yaratılanlar dijital fabrikasyon ile dokunabileceğimiz ve gerçekten mekanın içinde varolan nesnelere dönüşüyor.

071127_gx20_jaredtarbell.jpg
Jared Tarbell: Spheroids and cubes

Katılım İçin Çağrı

Bir haftalık workshop için işlemsel sistemlerle deneyimi olan ve dijital fabrikasyon ile üretim yapmak isteyen 15 sanatçı, tasarımcı, ve mimar aranıyor. Workshop genel olarak pratik olacak ve sonuçlar [DAM] galerisinde sergilenecek.

Workshop bedava ancak yolculuk ve kalma yeri sağlanmıyor. Katılımcılardan Processing, VVVV kullanarak veya herhangi bir şeklide programlama yapabilmesi bekleniyor. Sonuçta programlanacak işler vektör çıktı alınarak dijital fabrikasyon makinelerine girdi olarak verilecek.

Başvurular PDF formatında olacak. Başvuruda CVniz, neden katılmak istediğiniz, ve workshopun işinizle nasıl bir ilgisi olduğunu anlatan bir iki paragraf içermesi bekleniyor. Ayrıca işlerinizden 5 adet resim veya websitenizdeki belgelere (görsel, video, yazılım) bağlantılar vermeniz bekleniyor.

Başvurunuzu generatorx [at] clubtransmediale.de adresine yapabilirsiniz. Son başvuru tarihi 21 Aralık 2007. Kabul edlienler Ocak başında açıklanacak.

* İlk görsel: Leander Herzog: thePhysicalVertexBuffer

03.07.2007

Türketici: Bir Nuri Çolakoğlu Önermesi

Vizyoner medya girişimcisi ve DMG üst düzey yöneticilerinden Nuri Çolakoğlu, bundan üç ay önce katıldığı MOMO – İstanbul etkinliğinde yaptığı sunumda yepisyeni bir önermeyle çıkageldi. “ingilizcesi de bir garip bunun zaten” diyerek prosumer‘a “türketici” adını koydu. Gadget’ın türkçe karşılığı hakkında oluşan gündemle de ilişkilendirerek ben de bu önermeyi yazımın başlığına taşıdım. Oysa bu sunumda daha önemli noktalar vardı.

Medyayı yönetenler ne düşünüyor?
Hiç merak ettiniz mi; bir geleneksel-medya yöneticisi, web 2.0 ve prosumer konusunda neler düşünüyor acaba? Kabul etmek gerekir ki Nuri Çolakoğlu geleneksel medyanın en açık fikirli ve girişimci temsilcilerinden biridir. Yani ortak bir dil yakalamanız mümkündür. Bu yüzden söylediklerine kulak vermekte fayda var.

Çolakoğlu prosumer’ı, yani gelişen teknoloji ve ağlı yaşam ışığında hem üreten hem de tüketeni, yeni bir insan türü olarak niteliyor. Buna Time Warner iştiraki olan ve sadece New York haberleri veren katılımcı kanal NY1‘ı örnek gösteriyor.

Mesele Youtube’a gelince rakamlar konuşmaya başlıyor. Kaynağı belirsiz bir araştırmanın 2010 öngörüsüne göre tüm video servislerine 1 milyar 116 milyon video yüklenecek, bu videolar ise 65 milyar kez izlenecek. Kaba bir hesapla üretim(katılım)/tüketim oranının 1/65 olduğunu söyleyebiliriz yani. Hiç de fena sayılmaz değil mi?


Aynı araştırmaya göre 2010 yılında üç büyük video sunucusunun pazar payları: youtube (22.5), MySpace Video (16.5) ve Yahoo! Video (6.9) olacak. Elde edilecek gelir ise 852 milyon dolar.

Televizyonun Demokratikleşmesi

Videolar bir yana, Çolakoğlu internetteki içeriği üçe ayırıyor; profesyonel, iletişim amaçlı ve kişisel. Bunlar bildğimiz şeyler zaten. Ama Nuri Çolakoğlu’nun kişisel içeriği “iletişimdeki demokratikleşme” olarak değerlendirmesi ise bir medya yöneticisinden beklemediğimiz türden açıklamalar.

Televizyonun demokratikleşmesi Çolakoğlu’na göre üç temel süreç yaşadı;

1.Evre : Büyük programcılar evresi (Kimin neyi ne zaman seyredeceğine karar veren büyük programcılar)
2. Evre : Zaman ve yar kayması (Önce VCR, sonra PVR ve TiVO ile başkalarının hazırladığı içeriği kendi seçtiğin yerde ve zamanda izleme olanağı)
3. Evre : Sadece seyretme, sen de yap

Televizyonun demokratikleşmesindeki bir sonraki adım ise IPTV olarak görülüyor. Yalnız Çolakoğlu, IPTV’den bahsederken;

“Özellikle büyük ticari kurumların doğrudan kendi hedef kitleleri ile çok makul bütçelerle doğrudan bağlantı kurmasını ve hedefe yönelik iletişimini geliştirmesini mümkün kılacak bu uygulamanın kısa zamanda yayılması doğal görünüyor.”

şeklinde bir değerlendirmede bulunmuş. Demokratikleşmenin bana çağrıştırdığı şeylerden bir hayli uzak olan bu açıklamaya pek anlam verdiğim söylenemez.

Çolakoğlu’na göre televizyonun demokratikleşmesindeki son adım ise Mobil TV. Çolakoğlu asıl yer kaymasının bu olduğunu söylüyor ve AB Komisyonunun iletişim, medya ve teknolojiden sorumlu Komiseri Vivenne Redding’in bu konudaki yapısal önerilerini aktarıyor.

Sunumun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

İlgili Düğümküme yazıları: