30.01.2008

Tasarım Etkinliği: Kayıtdışı

kayitdisi582.jpg

Tasarım ile ilgilenen herkesin katılımına açık olan Kayıtdışı’nda; organizasyon ekibinin her etkinlik için özel olarak belirlediği tema çerçevesinde oluşturulan atölye ve tartışma grupları aracılığıyla disiplinler arası ve resmiyetten uzak (kayıtdışı) bir tasarım süreci deneyimlenmesi hedeflenmektedir. Farklı alanlardan katılımcıların araştırmaları, tartışmaları, ortak üretimleri, bunların etkinlik sonrası sergilenmeleri ve bir kapanış partisi ile “tasarım”ı dert edinmiş herkesin bir parçası olmaktan zevk alacağı bir ortam yaratılmak istenmektedir.

4-9 Şubat 2008
YTÜ Mimarlık Fakültesi

02.01.2008

Yeni Nesil Internet Uygulamaları Yaratırken Dikkat Edilecekler

yeni-nesil-varis-sayfasi1.png

2008 yılında web, sayfalardan oluşan bir ağ yapısından çok bir kaynak-insan ağı olarak algılanacak. Web’in yaratıcısı Tim Berners-Lee bu gelişmeyi WWW (World Wide Web)’den GGG (Giant Global Graph)’e geçiş olarak tarif etmişti. Son zamanlarda kaynak-insan ağına odaklanarak geliştirilen yeni nesil internet uygulamaları artık farklı tasarım örüntüleri gösteriyor. Eskiden web sitesine sayfa tasarımından ve site haritasından başlanırdı, ancak bu alışkanlıklar yerini yeni tasarım yaklaşımlarına bırakıyor. Bunların farkında olmanız daha kullanışlı web servisleri yaratmanıza yardımcı olacaktır. Öncelikle yeni nesil internet uygulamları ile ne kastettiğimizi tekrar edelim.

İnsanların katkısını yani toplu zekayı uygulamanın gelişimi doğrultusunda kullanan sosyal bileşenli uygulamalar.

Bahsettiğimiz uygulamalar klasik portal, haber sitesi, dergi gibi merkezden-kitleye durağan modeller değil sosyal imleme, video paylaşımı, sosyal ağ servisleri gibi kitleden-kitleye etkileşimle büyüyen uygulamalar, popüler deyişle web 2.0 uygulamaları.

Bir web 2.0 servisi yaratırken dikkat edilecek noktalar şunlar:

  1. Internet’teki veri birikimine değer katıyor mu?
    Bu servisi kullanarak internet’ten yeni ne öğreniyoruz. Mevcut servislerin sağladığı bilgilerin üzerine ne tür yeni bilgiler katıyor.
  2. Servisi oluşturacak ana veri modelleri neler?
    Tasarıma sayfalardan değil veri modellerinden başlayın. Sayfa iki boyutludur, model çok boyutludur daha derin ve yalın kurgulamanızı sağlar.
  3. Adresler (URL) okunaklı, kalıcı, ve tahmin edilebilir mi?
    Veri yapısını yansıtan, veriler arası hiyerarşiyi gösteren adresler oluşturun. Adres yapısı alan adı kadar önemlidir, akılda kalıcı adresler servise erişimi arttırır.
  4. İçerik tekrar tekrar karıştırılıp yeni içerik oluşturulabiliyor mu?
    Servisi kullananlar mevcut içeriği kullanarak yeni içerik üretebilmeli ve uygulamayı oluşturan işlemler kullanıcı katkısıyla gelişebiliyor olmalı.
  5. Hem normal kullanıcılar, hem geliştiriciler, hem de makinaların anlayabileceği şekilde çalışıyor mu?
    İçerik XML, JSON, RSS, Microformats gibi veri standardları ile de sunulabiliyor olmalı. Böylece programatik kullanıma açık olarak dışardan sizin servinizin üstüne yeni servisler geliştirilebilmeli.

yeni-nesil-varis-sayfasi-ayrik.png

Artık bir web sitesinin içinde veya siteden siteye değil, kaynaktan kaynağa dolaşıyoruz.

Web siteleri artık içine girilip dolaşılan bir yer olmaktan çıkıyor. Sitenin anasayfası değil sitenin içeriği internet’de dolaşırken uğradığımız noktalaradan bir tanesi. Yani artık sitenin içinde veya siteden siteye değil, kaynaktan kaynağa dolaşıyoruz. Bu gözlem bizi sayfa metaforundan veri modeli metaforuna taşıyor. Buna en güzel örnek Wikipedia sayfaları, bir kavramı sadece bir sayfa ve bir adres temsil ediyor ve buna herhangi bir yerde doğrudan bağlantı veriliyor.

Veri modellerini önce adres ile sonra yine sayfa ile temsil ediyoruz. Adreslerin veriyi en iyi şekilde yanısıtması, okunaklı ve akılda kalıcı olması mesela bloglardan veya hatta diğer servislerden bağlantı yapılabilmesini kolaylaştırıyor. Olay kaynak ve kaynağın adresine dönüşüyor. Bu durum birbirine bağlı bir kaynaklar ağının daha çabuk gelişmesini sağlıyor.

Bu yeni bakış açısına göre sayfa tasarımları da değişiyor. Veri modellerini temsil eden üç sayfa türü var:

  1. Varış Sayfası
    Ana içerik ve destekleyen ikinci derece bilgi. Mesela ana içerik video, fotograf, slayd şov, profil, kitap, çizim olabilir. Destekleyen içerik etiketler, yorumlar, oylar, içerğin sahibi, sahibinin diğer içerikleri olabilir.
  2. Liste Sayfası
    Ana içerikler arasında dolaşmayı sağlayan liste. Mesela indeks, arama sonuçları, kişiye ait belgeler olabilir. Listelenen içerik biribirne göre oranlı dizilebilir.
  3. Düzenleme Sayfası
    Ana içerikleri toplu düzenlemeyi ve karıştırmayı sağlayan arayüz. Mesela Flickr toplu photo edit ve YouTube video edit sayfaları buna iyi örnekler.

Özetle veri kaynağını temsil eden en önemli sayfa varış sayfası. Bu sayfaya herhangi bir web sitesinden bağlantıyla gelinebilir. Bir kişi bu sayfaya geldiğinde dikkatini nereye yönelendireceği tasarımınıza bakıyor. Vermek istediklerinizi önem sırasına göre dizip sayfa tasarımını ona göre düzenleyebilirsiniz. Yazıda kullanılan görseller varış sayfası dediğimiz sayfanın tasarımına dair web 2.0 / sosyal ağlı servisler üzerinde yapılan bir BBC analizinden alıntı, tasarımlarınıza örnek olabilir. Yine tekar edelim, varış sayfasını kaynak yapan şey kolay hatırlanacak bir adresi olması.

27.07.2007

Düğümküme Yenileniyor…

dugumkume-yenileniyor.jpg

Dün gece yeni sunucuya geçtik. İki yıllık arşivi taşıdık. Bütün kullandığımız yazılımları son sürümleriyle yeniledik.

Şu anda gözler önünde canlı canlı tasarımı yeniliyoruz. Biz buna tasarım performansı diyoruz. Siz bu yazıyı okurken Dara Kılıçoğlu sitenin hemen her yerinde yeni tasarım fikirleri deniyor, renk seçiyor, tipografi diziyor. Değişiklikleri görmek için sağa sola dikkat edin, arşivlerdeki yazıları dolaşın, tıklayın, arama yapın, sayfaları yenileyin.

Düğümküme tasarım performansı önümüzdeki bir kaç gün boyunca sürecek. Bu sürede sizlerden de yorum bekliyoruz. Bu yazıya yorum gönderin, yorumlarınız sitenin tasarımını etkileyecek. Teşekkürler.

02.07.2007

Jonathan Ive (Apple Endüstriyel Tasarım Takımı Başkomutanı)

220px-Jonathan_Ive.jpg

Yine iPod’da olan şey olmaya başladı. Her gören bir tane iPhone istiyor. Ben daha önce Bugün Satışa Çıkacak iPhone İçin
Her Yerde Uzun Kuyruk
başlıklı yazı için yazdığım yorumda ilk jenerasyon Apple ürünü kullanmamak eğilimimden bahsetmiştim (eğilim belki de yeni aldığım 3G Sony Ericsson M600i yüzünden olabilir.)

Apple tarikatına dahil olanlar için yeni Apple ürünü demek, geleneklerin sürdürülmesi anlamına gelir. Apple geniş anlamda iPod adlı ürünü ile tarikat dışına servis vermeye başlamıştı. Şimdi daha önce hiç Apple ürünü kullanmamış olan insanlar bile iPhone’u görünce bir tane edinmek istediklerini söylüyorlar. Bu ilk bakışta aşk gibi birşey olsa gerek. Bu durumda iPhone’dan bahsederken firmanın sayısız ürününü tasarlayan ve endüstriyel tasarım takımının başını çeken İngiliz Jonathan Ive’den biraz bahsedelim.

Ive 1967 senesinde Londra’da bir kuyumcu işçisinin oğlu olarak doğdu. Newcastle Politeknik Üniversitesinde endüstiriyel tasarım okudu. 1992′de Apple için çalışmaya başladı. Öngörüşlü Steve Jobs’un 1997′de Apple’a geri dönmesi ile ‘Apple baş tasarımcısı’ ünvanını aldı. Şirketin karanlık, önünü göremediği ve hatta iflasın ucundan döndüğü günlerde firmayı kar ettirerek büyük ölçüde belini doğrultmasını sağlayan transparan plastik kasalı iMac’leri tasarlardı. Jonathan Ive’nin imzasını taşıyan ürünlerin listesi: iBook, MacBook, PowerBook G4, MacBook Pro, eMac, Mac mini, Power Mac G3, G4, G5, Cinema Display’ler, Newton MessagePad, ayrıca tum iPod’lar ve şimdi de yeni piyasaya çıkarılan iPhone. Ive senede 1.000.000 Sterlin kazanıyor.

29.06.2007

Onur Sönmez ile Tanışın

onur.jpg

Mezuniyetimden önce Bilgi Üniversitesi’nde zaman geçirmekten en fazla keyif aldığım yerlerden biri Görsel İletişim Tasarımı karasularına ait, hayli yaratıcı insanları içersinde bulunduran özerkliğini ilan etmiş B11 adlı oda idi. Bu mekanın esas sahiplerinden biri de zaman geçirmekten sonsuz keyif aldığım Onur Sönmez’di. Onur okulda tasarım, teknoloji, kültür (özellikle müzik) gibi çeşitli ve sayısız konuda aynı vizyonu paylaştığımızı düşündüğüm şahsiyettir. Onur şimdi mezun oldu. Bir suredir sonucunu büyük merak ile beklediğim harika bir proje ile. Projenin henüz bir ismi yok. Belki de bu daha iyi çünkü önce ismi bulunup daha sonra içi doldurulan projelerden biri olmadığını anlayın.

Disiplinlerarası çalışmalar veren insanların durduğu yerleri heyecanlı, eğlenceli ve dahiyane bulurum. Onur’un bu projesi de müzik, elektronik, yazılım mühendisliği, endüstriyel tasarım ve arayüz tasarımı gibi konuların kesişiminde bir yerlerde duruyor. Pardon projenin tanıtımı ve pazarlaması da Onur’a ait olduğuna göre buna bir de ‘marketing’ alanını eklemek lazım. Ortaya çıkan iş, söz konusu sistem kısaca mevcut bilgisayar-insan arayüzlerine yeni bir alternatif olarak sunuluyor.

Bedensel ve performansa dair ifadenin sayısal sistemlere transfer edilmesi için özel olarak tasarlanmış, sanatçı ve makina ilişkisi üzerine odaklanan bir arayüz bu.

dodecahedron.jpg

board.jpg

Onur kendi tasarımı olan ve alüminyum malzeme kullanılarak CNC‘de dikkatlice kesilip bükülen, her kenarı 7′şer cm’lik bir dodekahedron (onikigen) tasarladı. Elinizde tuttuğunuz bu inanılmaz basitlik ile fonksiyonel tasarımın tam arasında duran obje ile fiziksel dünyadan hareket bilgisini direkt işlemek üzere kablosuz olarak bilgisayara aktarabiliyorsunuz. Cihazın anatomisine ve belki azıcık da teknik detaya girmek gerekirse objenin içersinde 3 adet gyroskop ve 3 adet ivme ölçer bulunduğunu ekleyebiliriz. Onur müzik ile ugraşan veya MIDI arayüzü ile kendini rahat hissedenler için sistem dahilinde paketlenen bir de yazılım geliştirdi. Bu sistem ile yapılabilecek performanslar veya geliştireceğiniz projeler sizin hayalgücünüz ile sınırlı. Proje websitesinden daha fazla bilgi almak mümkün. Sistem performansını test henüz etme fırsatım olmadı ve performans videolarını görmedim ama yolda olduklarını öğrendim.

28.06.2007

Pentagram'ın Sırrı ve Kabulü

pentagram9hm1

Bahsettiğimiz pentagram, rock grubu Pentagram veya New York’lu tasarım ajansı Pentagram değil. Renk çemberi üzerinde merkeze eşit uzaklıkta(yarıçap) ve aynı zamanda birbirlerine eşit uzaklıkta 5 tane nokta saptayın. Bu bahsettiğimiz matematiksel ilişkiyi koruyarak oluşturduğunuz herhangi bir renk kümesine(paletine) pentagram denir. Renk teorisi ile ilgilenenler bu metod ile bulunmuş renkleri, uyumlu renkler(armonik renkler) olarak adlandırırlar.

pne

Adobe CS3 Illustrator, yeni versiyonunda ‘Renk rehberi(Color guide)’ isimli yeni bir araç ile paketleniyor. Yukardaki bahsedilen matematiksel ilişkileri deneyebileceğiniz bu araç sadece pentagram değil, noktalar arasındaki daha birçok açısal ilişkiyi kendi seçtiğiniz başlangıç noktasından yola çıkarak hesaplıyor ve tasarımda kullanılmak üzere hazır hale getiriyor.

Kriz yaratan olimpiyat logosuna bakıp renklerini ‘iğrenç’ bularak yorum yapanlar oldu. Haklı olabilirler. Renkler gerçekten iğrenç olabilir. Ayrıca zevkler ve renkler tartışılmaz. Ben ise logonun renklerine bakar bakmaz güzel veya çirkin diye düşünmeye bile fırsatım olmadan ağzımdan ‘Pentagram’ kelimesi çıkıverdi. Siz de benim gibi Adobe CS3 öncesi renk araçlarından birine sahip olduysanız, bir renk tekerleğine uzun dakikalar baktıysanız veya Munsell sistemini incelediyseniz, renkler arasındaki bu basit matematisel ilişkiden doğan uyuma aşina oldunuz demektir.

Peki pentagram’in değeri nedir? Tasarımdaki yeri nedir? Ve ne işimize yarar?

Teorideki bu uyumdan ne kadar bahsedersek bahsedelim, yine de bu metodoloji günü kurtarmaya yetmiyor. Tüketicilerden biri çıkıp “renkler iğrenç olmuş” gibi bir yorum yapabiliyor. Şöyle düşünün: grafik tasarımda nasıl dörtgenlerin arasındaki X’in katları gibi oransal bağıntılara önem veriliyorsa, renk de biçime ait bir özellik olarak kabul edildiğinden pentagram da aslında en az onun kadar önemli sayılabilir.

Tasarım normalde tasarlayan kimsenin(tasarımcının) estetik, fonksiyonel ve objeye ait veya sürece dair araştırma, düşünme ve modelleme süreçlerini içinde barındırır. Tasarımcının etkileşimli müdahalesi ve döngüsel olarak yeniden tasarlama süreçlerini de kapsar. Ama tasarım süreci bizi her zaman estetik bir sonuca götürmeyebilir. Mesela grafik tasarımda en önemli olan şeylerin başında mesaj ve iletişim arasındaki ilişki gelir diye kabul edilir. Bu kadar kesin konuşabilmemizin sebebi ise artık grafik tasarımın iyice anlaşılmış olmasındandır. Bu yüzden göze ne kadar güzel gözükürse gözüksün, alakasız bir tasarım iyi bir tasarım değildir diye kabul edilir.

Fonksiyonel tasarımda bazen estetik ilişkisinin öneminin tamamen ortadan kalktığı durumlar oluşur. X’in katlarını kullanmak yerine 1x, 2.13x, 3.57x gibi rastgele ve karmaşık oranlar kullanarak daha anlamlı sonuçlar elde etmemiz mümkündür. Göze güzel gelsin veya gelmesin bir noktaya eşit uzaklıktaki 5 nokta ve bu noktaların arasındaki eşit mesafeden bahsediliyorsa burada aslında matematiksel formülde bir sadelikten bahsediliyordur. Bu da bizi basite ve anlaşılır olana götürür. Renkler günlük hayatta genellikle fiziksel özelliklerinden ve frekans ilişkilerinden çok psikolojik etkileri veya görsel algılamamıza özellikleri dahilinde yoğunca kullanıldıklarından, değerlendirme yaparken yukarda saydığımız matematiksel-soyut ilişkinin önemini anlamayız. Ama bu yanlış değildir.

Yukarda saydığımız tasarım süreçlerinin ‘araştırma’ adımına yeterince önem vermeyen tembel bir tasarımcı veya renklerin psikolojik anlamlarını dert etmek yerine probleme doğrudan fonksiyonel bir çözüm getirmek için yaklaşan bir tasarımcı için, ör: kareografik bir tasarımda aktörlerin birbirlerine karışmadan kolayca seçilebilmeleri için aralarında fark yaratmak gerektiğinde, farklı renkleri kullanmak en mantıklı tercihlerden biri olabilir. Enformasyon tasarımı alanında bunun sonsuz örnekleri mevcuttur.

Bir tabloda Adana’ya düşen yağmur miktarı yeşil puantiyeli alanlar, İstanbul’a düşen yağmur miktarı ise sarı üzerine siyah diagonal taramalı alanlar ile gösteriliyorsa bu tam tersine çevrilse bile aradaki kontrast değişmeyeceğinden görsel okumada bir değişiklik olmaz.

dogs.jpg

Rezervuar Köpeklerinde Mr. Pink (Steve Buscemi) takma isminden duyduğu hoşnutsuzluğunu dile getirmişti

Psikolojide renklerin yeri ayrıdır. Sarı dikkat çekici bir renktir ama küçük alanlarda etkisi daha iyi sonuç verir diye düşünülür. Zenginliğin rengi mor olarak kabul edilir, kırmızı enerjik ve güçlü olanı temsil eder, yeşil doğaldır, mavi derinliği ve sabitliği dolayısı ile güvenli olanı sembolize eder. Sayısal metodolojiler perspektifinden bakıldığında renkler yukarda sayılan psikolojik anlamlarını bırakırlar. Ve frekans düzleminde soyut ilişkiler içersine girerler.

Bu aslında garip bir durum değildir. Fibonacci serilerini veya ( a + b ) / a = a / b denklemi ile elde edilen altın oranı düşünün, basitçe 1x‘e 1.44x veya 1x‘e 1.6180339887x insan gözüne hoş gelen oranlar olarak kabul edilir. Tabii yine bunun tasarımdan tasarıma ve bağlamlar dahilinde bazen çalışmayabileceğini tekrar etmeğe gerek yok. Şimdi tasarımcının elinde artık bu basit ve aynı zamanda karmaşık olabilen hesaplamaları yapabilecek bir alet olduğuna göre kullanıldıkçca Olimpiyat Logo Krizine yol açan renk uyumsuzluğunun altında yatan gizli uyum, beğeni filtrelerimizden geçmeyi başararak daha kolay kabul görecektir. İster sevin, ister iğrenç bulun gözümüz buna alışmaya başlayacak. Hesaplayabildikçe anlayacağız, anladıkça da kabul edeceğiz.

25.06.2007

Londra 2012 Olimpiyatları ve Logo Krizi

Londra 2012 olimpiyatlarını aldı. Organizayon komitesi şimdiden tüm hızı ile hazırlıklarını sürdürmekte. Ama hazırlıklar başlar başlamaz bir logo krizi patlak verdi ve yankıları sürüyor.

fencing.jpg

Olimpiyatlar tarihi boyunca tasarlanan logoların çoğunluğu düzenlendiği şehiri temsil eden öğeler üzerine kurulmuş. Köşeli ve dinamik şekli ile Londra 2012 olimpiyatları kimliği alışılmış olanın dışına çıkması açısından bir ilk oluşturuyor.

Maliyeti 400.000 Sterlin’e çıkan yeni olimpiyat markası, 4 Haziran’da BBC televizyonu aracılığı ile duyuruldu. Yetkililer yeni logo için gelen yorumların çoğunluğunun negatif yönde olduğunu söylüyorlar.

Portfolyosunda Renault, General Electric, British Telecom, Unicef, (RED [Levi's]) gibi çokuluslu ve ünlü isimleri barındıran yaratıcı ofis, Wolf Ollins yetkilileri logonun kolay ve herkese ulaşabilecek bir iş olmadığını kabul ederken diğer yandan da yeni kimlik ile genç insanlara ulaşmayı hedeflediklerini söylüyorlar. Logonun değiştirilmesini isteyen insanlar bir imza kampanyasi başlattılar ve şu ana kadar 30.000 imza toplanmış bile. Hatırlarsanız geçtiğimiz senelerde kuruluşunun 100. yılı için kurumsal kimlik değişimine karar veren Galatasaray Spor Kulübü, Türk süperstar tasarımcı Bülent Erkmen’e ait BEK ofisine başvurarak kimlik yenilemişti. Taraftar yeni logonun renklerini Galatasaray’in geleneksel renkleri ile bağdaştıramamış ve olimpiyat logo krizine benzer, kitlesel bir hoşnutsuzluk durumu kamuoyunun gündemini meşgul etmişti. Ama bu gibi durumlarda logonun değiştirilmesi iyi bir fikir de olmayabilir. En azından İngiliz tasarımcıların prestiji sarsılabilir. Ayrıca şu ana kadar yapılmış olan tüm halkla ilişkiler malzemelerinin yeniden yapılması gerekecek. Kısaca 30.000 imza birşeyi değiştirmeyebilir.

Paralympic_Emblem_90x100.png

small-green-yellow.png

small-blue-yellow.png


“İnsanlar logoyu gördüklerinde onların hayatlarında pozitif bir etkisi olsun istiyoruz.” – Tony Blair

Çok farklı kültürden insanların bir arada yaşadığı Londra’yı, Thames Nehri, kafasında tüylü şapkaları ile kraliçenin muhafızları veya İngiliz bayrağındaki çubuklar ile ilişkilendirmek fikri artık turistik malzemeler icin kullanılan şehirsel ikonografik temsillerden ibaret ve hiç yeni birşey değil. Peki internet sonrası ilk jenerasyon olimpiyatlar gibi büyük organizasyonların markalaştırılması için başta İngilizler olmak üzere tasarımci olan veya olmayan muhafazakarlarının karalamaları ciddiye alınmalı mı? Bence alınmayabilir. Çünki çirkinliğin sorusuna cevap bulmak o kadar da kolay değil.

_43007505_james_wren203.jpg

Mevcut logoya bir gelenekselci bir alternatif. Daha mı güzel? (Yanda)

Ayrıca burada ilk bakışta fark edilmeyen bir model kaymasından bahsediyoruz; eskiden, televizyon karşısında arkadaşlar veya aile üyeleri ile topluca izlenen olimpiyatlar artık 2012′de çoğunlukla internetten takip ediliyor olacak. Katılımı, tanıtımı ve aktarımı internette gerçekleşecek olan uluslararası dev bir organizasyon için Londra kendi şehirsel kimliğini kenara ayırıyor. Geleneksel olimpiyat halkalarını geriye itiyor. Daha evrensel olana ağırlık vererek öne çıkma imkanı tanıyor.

2012 olimpiyatlarının yeni sitesine girdiğinizde ilginç bilgi mimarisi ile karşılaşıyorsunuz. Ana menü, “Kendini sına”, “Kendi tasarımını yarat”, “Yeni marka hakkında” gibi ilginç bir kategorizasyon veriyor. Yani olimpiyat sitesindeki bilginin %33′ü kullanıcınin kendisi ve kişisel gelişimi ile doğrudan ilgili, diğer 3′te 1′lik kısım yine kullanıcı katılımı ve tasarım kararları hakkında, geri kalan bölüm ise tartışmalara yol açan Londra 2012 kurumsal kimliği hakkında. Atletlerden, spordan, olimpiyatlardan ve rekorlardan bir haber yok.

Belkide bizi fazlaca tasarlanmış olimpiyatlar bekliyor. İnternet ve Web 2.0 akımı sonrası gerçekleştirelecek olan olimpiyatlar yeni tarihsel gelişmelerden nasibini alarak, artık daha kişiye özgü yapıldığı fiziksel mekandan kopuk ama daha bilgiye dayalı bir şekle bürünüyor olabilir.

11.05.2007

Icon'da Tanıdık Yüzler: Kram/Weisshaar

current_cover.jpg

İngiliz mimari tasarım dergisi Icon son sayısında İşlemsel tasarımın öncü şirketi Kram/Weisshaar’ı kapak yaptı. Kısa bir süredir ülkemizde de Türkçe olarak yayınlanmaya başlayan Icon dergisinde bu konuyu Türkçe okuyabilirsiniz. İlk günlerinden itibaren Düğümküme’de oldukça sık bahsi geçen ‘işlemsel tasarım‘ ve ‘fiziksel programlama‘ konularında uzmanlık gösteren Kram/Weisshaar ofisi Stockholm ve Munih gibi iki farklı şehirden yönetiliyor. Icon dergisindeki yazıda iki ofis arasındaki kilometrelerce mesafenin özellikle altı çizilmiş. Prada’nın dillere destan New York mağazasından tutun da, Milan tasarım fuarında yoğun ilgi odağı haline gelen ‘Breeding Table’ adlı kendi kendini tasarlayan mobilya projeleri ile ikili hem kavramsal, hem uygulamaya yönelik birçok yeniliğe imza atmış olması ile ünlü. Burada bu yazıyı kısa keserek size ‘Yılın en iyi aylık dergisi (bu sanırım yurtdışı edisyonundan ithal edilmiş bir cümle)’ olarak lanse edilen Icon dergisinin Mayıs sayısını alıp Kram/Weisshaar ofisini ve arkasındaki felsefeyi yakından tanımanızı tavsiye ediyoruz.

Kram Design
Kram/Weisshaar