and 15.02.2010

TV’ye Karşı Video Sanatı, Internet’e Karşı Ağlı Sanat – I

Richard Serra, Television Delivers People (1973) Ramsay Stirling, Internet Delivers People (2008)
Video sanatını harekete geçiren, ilk dönem video sanatçılarını birleştiren ortak nokta, televizyon eleştirisi idi. 1967′de Sony Portapak‘ın piyasaya çıkması ile artık herkesin TV setlerinde kendi kaydettikleri görüntüleri izleyip gösterebiliyor olması, TV’nin demokratikleşmesi ve kurumsal otoritesinin zayıflatılması yönünde bir umut yaratmıştı. Zamanla bu eleştirinin televizyonun kendisi tarafından benimsenmesi, televizyona referans veren televizyon programlarının yaygınlaşmasının da etkisiyle video sanatçılarının kullandığı yöntemler ve kendi kendine atıf stratejisi etkisini yitirmiş, medya sanatı doğrudan TV eleştirisinden çok TV kültürü ile bağlantılı konulara yönelmişti.

30 yıl sonra İnternet, ilk dönemlerinde merkezi iletişimin parçalanması, imgelerin kolayca oluşturulması, kopyalanarak iletilmesi ve etkileşimlerin esnek hale gelmesi sanatçıların ilham kaynağı olurken, aynı zamanda önceki ortamların başına gelen ticarileşme ve merkezileşme eğilimi ile tedirginlik yaratıyordu. İnternet sanatının ortaya çıkmasından olgunluğa ulaşması arasında geçen zaman video sanatına göre çok daha kısa sürdü.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

10.03.2009

Silikon Vadisi'nin Gizli Tarihi

Bush’u Teksas’lı petrolcüler, Obama’yı Silikon Vadisi seçti derler. Nitekim Silikon Vadisi’nin çıkardığı en önemli şirketlerden Google’un CEO’su Eric Schmidt Obama’nın en önemli destekçilerinden, bir devletin ilk defa CTOsu (“Chief Technology Officer”) olacak, ve adaylardan en önemlisi yine Silikon Vadisi motorlarından Cisco’nun şu anki CTOsu Padmasree Warrior.

Teknolojik hakimiyet politik hakimiyete dönüşüyor gözümüzün önünde. Tarih tekerrür ediyor muhtemelen, ama şimdi ne haldeyiz anlayabilmek için öncelikle Silikon Vadisi’nin tarihine bakabiliriz.

Silikon Vadisi nasıl dünyanın en önemli teknolojik icatlarının yapıldığı bir merkeze dönüştü?

Google, Yahoo, Hewlett Packard, Cisco, Intel gibi şirketlerin doğmasına sebep olacak ortam nasıl ortaya çıktı? Bugün Silikon Vadisi iş modellerini örnek alan Türkiyeli, Avrupalı (bkz Ersan Özer: Alman Internet’ine olup bitenler), Asyalı yeni nesil internet şirketleri, vaizler (“evangelist”), yatırımcılar, iş okulları (MBA) hep benzer bir teknoloji üretim ortamı yaratmayı amaçlıyor kendi memleketlerinde. Belki Silikon Vadisi’nin nasıl kurulduğunu ve genelde pek bilinmeyen yönlerini su üstüne çıkardığımızda kendi ortamımıza daha özgün şekiller verebiliriz.


http://www.youtube.com/watch?v=hFSPHfZQpIQ

“İkinci Dünya Savaşı ilk elektronik savaştır.”

Stanford profesörü Steve Blank Silikon Vadisi’nin başlangıcını II. Dünya Savaşı’na kadar götürüyor. Herşey Stanford Üniversitesi’nin askeri araştırmalar için devletle yoğun işbirliği yapmasıyla başlıyor. Bu MIT’den gelen geleneksel bir yaklaşım, pek çok öncü Stanford hocaları MIT’den gelmiştir İkinci Dünya savaşı sırasında veya sonrasında. Kore Savaşı boyunca Stanford ve Amerikan ordusu arasında ilişkiler gelişiyor, ve Soğuk Savaş döneminde yeni icatlar yapılması için askeri-akademi işbirlikleri artıyor. Stanford askeri teknolojiler, yeni silahlar, ve radar sistemleri geliştiriyor. Bu askeri destek ve endüstri ilişkileri sonucunda Fairchild Semiconductor gibi elektroniğin babası şirketler ortaya çıkıyor. Sonrasını biliyorsunuz, Intel, Cisco, Apple, Google…

Dört ana icat dalgası

Silikon Vadisi tarihinde dört ana icat dalgası var diyor Steve Blank:

  1. Savunma (Radarlar, sibernetik kontrol)
  2. Tümleşik devre (“integrated circuit”)
  3. Kişisel bilgisayar (“PC”)
  4. Internet

II. Dünya Savaşında Almanya’nın radar duvarını geçmek için geliştirilen stratejik bombalama teknikleri Stanford’dan çıkmış. Tümleşik devre ve çip teknolojisi savaş sonrası hesap kitap için gerekiyor. Sonra PClerle yepyeni bir dijital tüketim toplumu yaratılıyor. Internet ile hem tüketim hem üretim yoğunluğu arttırılıyor, e.g., “one-click-shopping”, “opensource”, “freemium”, “prosumer”.

Steve Blank sunumunda enine boyuna anlatıyor Silikon Vadisi’nin gelişimini. Bilgilendirici kafa açıcı bir sunum. Video’yu izledikten sonra beni düşündürenler bugünkü durum oldu.

Bilmediğimizi Bilmediklerimiz

Bugün Silikon Vadisi’ni ve dünyadaki diğer Silikon Vadilerini destekleyen ortam nedir? “Küresel terör”le mücadele? Toplumsal kontrol? Kriz kontrolü? Bilmediğimizi bilmediklerimiz?

Geleceği tahmin etmek çağdaş bir silah. Ekonomiden askeriyeye yaşamın içinde her alanda gelecekte olacakları hesaplayabilmek. Risk alma gücünü arttırmak. Bilişim teknolojileri sayesinde geçmişte hiç olmadığı kadar daha iyi gelecek hesaplıyoruz. Şu anda yaşadığımız küresel finansal kriz bunun tersini ispatlasa geleceği hesaplamak nerdeyse doğal bir insan güdüsü olduğundan teknolojik gelişim bu güdüyle desteklenecektir. Bugünkü sosyal web ortamında ortaya çıkan bilgi miktarı, finans hareketlerin yoğunluğu, ve bilginin dünyayı dolaşma hızı gelecek hesabını iyileştiren en önemli faktörler. Dolayısıyla San Francisco’dan Paris’e İstanbul’a Şangay’a dünyanın Silikon Vadileri geleceği tahmin etme endüstrisinin çekirdeğini oluşturacaklardır.

12.09.2008

12 Eylül Belgeseli (9 bölüm video)


12 Eylül Belgeseli 1/9 (Giriş: 12 Mart Kasırgası)

12 Eylül darbesini ben yaşamadım, ama sonuçları tüm hayatımı etkiledi, hala da etkiliyor. 12 Eylül’de yapılan darbe Türkiye’yi içten içe zehirlemeye devam ediyor. Darbenin getirdikleri, mesela YÖK ve benzeri tepeden inme “yüksek” devlet kurumları ve ortaya çıkan akıl dışı ideolojiler eğitimden iş hayatına sosyal hayata pek çok alanda etkili oldu.

12 Eylül nedir, ne oldu, neden oldu, Soğuk Savaş nasıl etikiliydi, darbe nasıl yapıldı, CIA’den öğrenilen işkence teknikleri, Sıkı Yönetim döneminde neler icat edildi, nasıl serbest pazar ekonomisine geçildi, nasıl IMFye bağımlı olundu, MIT, CIA, genelkurmay, derin devlet ilişkiler ağı nasıl örüldü?

Ayrıca 12 Eylül’in sayısal sonuçlarını şurdan görebilirsiniz:
http://etrafta.com/2008/09/12/gunun-mana-ve-onemi

Mehmet Ali Birand’ın sunduğu 12 Eylül Belgeseli bu tarihi anlatıyor. Daha önce YouTube’da 38 video halinde seyrettim, şimdi Türkiye’de kapalı olduğu için (yoksa bu sebepten mi?) başka video paylaşım sitelerinde buldum parçaları. 12 Eylül Belgeseli DailyMotion sitesinde yaklaşık 40ar dakikalık videolardan 9 bölüm olarak bulunuyor:

21.07.2008

Sanat Ürününde Nesneden Sisteme Geçiş

1960larda dünyanın her yerinde öğrenci hareketleri üniversite yurt işgalleri suikastler faili meçhul cinayetler kalabalık protestolar zamanının her türlü otoritesine karşı bir mücadele olduğunu gösteriyordu (yukarıdaki resimde sol üstten sağ alta Fransa, Almanya, Meksika, Türkiye’den fotoğraflar). Bir yanda sokaklarda “merkezi sistem”e karşı bir mücadele sürerken, diğer yanda Amerika’da bir kaç akademide –belki aynı sokaktaki kişiler tarafından– bugünkü küresel toplumun temellerini oluşturacak bir dağıtık iletişim sistemi icat ediyordu. Ağların ağı Internet’in ilk ağı sayılan ARPA Net 1969 yılında Amerika’da dört farklı şehirden birbirine bağlanan dört bilgisayarla hayatına başladı.


Sibernetik Karşılaşma Sergisi Posteri, ICA, Londra 1968

“Sistem”, “yapı”, “işlem” kelimeleri 60larda Amerika ve Avrupa’da sanat ve kültür alanında sık kullanılmaya başladı, zamanının önemli sanat merkezlerinde düzenlenen sergilerde şöyle başlıkları vardı:

Bu dönem aynı zamanda Amerika’da New York’lu sanatçıların ve Bell Laboratuvarı’ndan mühendislerin beraber kurduğu E.A.T (“Experiments in Art and Technology”) kolektifinin ortaya çıktığı dönemdi (1966), sanatçı ve teknolojistlerin beraber çalışmasıyla bugün dahi aklımızı alacak işler çıktı. E.A.T belgeseli “9 Evenings” Bill Klüver, Robert Rauschenberg, John Cage gibi ustaların birlikte yaptıkları ses, ışık, sensör ve kontrol teknolojileriyle destekli performanslarını ve yerleştirmelerini anlatır. E.A.T teknolojinin sadece mühendisler tarafından çözüm bulmak için değil, sanatçılar tarafından da yeni sorular sormak için kullanılabileceğini gösteren ilk projelerdendir.


E.A.T. – Experiments in Art and Technology, 1967. ZKM Mediathek arşivinden.


Open Score. Robert Rauschenberg ve Billie Klüver. E.A.T. 9 Evenings performansından. New York 1966

Bu zamanlarda “sistem” toplumun ilgi odağıydı, bir yanda başkan John F. Kennedy hükümet kabinesine ilk defa bir sistem analisti almıştı, diğer yanda sokaklarda gösteri yapan öğrencilerin karşıt olduğu şeyin adı “sistem”di. Sanatçılar ise dünyayla metaforik ilişki kuran sanat nesnesi fikrinden koparak, yaşanan deneyime eşit olan sanat işleri önermeye başladılar. Sanatçı Cildo Meireles bu dönemi şöyle anlatıyor:

Artık durumların metforik anlatımı (temsiliyeti) ile çalışmayı bırakmıştık, gerçek durumun tam kendisiyle çalışıyorduk… O işlerde artık izole olmuş nesne kültü yoktu; işler ancak toplumda yarattığı kıvılcımlarla var oluyordu.

Gerçek zaman ve mekanda işlerini konumlandırılan sanatçılar ziyaretçilere içinde dolaşabilecekleri senaryolar sunarak estetik sistemler deneyimletmeye başladılar.


New York’a Ağıt, Jean Tinguely, 1960

Jean Tinguely‘in “New York’a Ağıt”ı (1960) MoMA’nın bahçesinde kendini patlatarak yok eden bir kinetik heykeldi. Tekerleklerden, zincirlerden, buharlı makinalardan ve bir çok rastgele parçadan oluşan mekanik karmaşıklığın estetiğiyle uğraştı işlerinde. Bu karmaşıklığı oluşturmak için Tinguley’in sanatçı arkadaşları da heykele parça eklemişlerdi. Tinguley’in kendini yok eden bu heykeli sanat ürününde nesne’den sistem’e geçişi işaret eden önemli eserlerden biridir.


Buğulaşma Küpü, Hans Haacke, 1963


Shapolsky et al. Hans Haacke, 1971

Hans Haacke “Buğulaşma Küpü”nde (1963) doğanın fizksel gücüne ve canlılığına işaret etmek için teknolojik ve organik işlemleri beraber kullandı. “Buğulaşma Küpü” de Tinguley’in kendini yok eden heykeli gibi nesne ile sistem arasındaki geçişi işaretlemişdir.

Önceleri “canlı sistemler”e odaklanan Haacke zamanla işlerini ”gerçek dünya süreçleri” içinde, yani politik, ekolojik, endüstriyel, finansal sistemleri sorgulayacak biçimde konumlandırdı. Mesela Haacke New York’da emlakçı Shapolsky’nin şüpheli varlıklarını diyagramlar ve fotoğraflar ile gösteren işi Guggenheim Müzesinde “Hans Haacke: Systems” adıyla sergilenmek üzereyken müzenin direktörleri ile mütevelli heyetleri (bağış kaynakları) arasındaki çıkan anlaşmazlık üzerine sergi iptal edildi, sergiyi savunan küratör müzeden kovuldu (1971).


Duvar Çizimleri, Sol Lewitt, 1963

Sol Lewitt duvar çizimlerinde önceden yazdığı geometrik tarifeleri asistanlarına çizdiriyordu. “Kavramsal sanat üzerine paragraflar” (1969) makalesinde şöyle diyordu:

Bir sanatçı kavramsal sanat yapıyorsa, bütün planlama ve kararlar önceden yapılır ve üretim mekanik bir meseledir. Fikir sanatı yapan makine olur.

1960larda yayılmaya başlayan Fluxus akımında da etkinlik (“happening”) tarifeleri yazılıyordu. Bu akımın önemli sanatçılarından Yoko Ono 1961 yılında şöyle bir tarife yazdı.

Bir torbaya delik aç, içini herhangi bir türde çekirdeklerle doldur, ve torbayı rüzgarlı bir yere yerleştir.

Aynı yıl Nam June Paik “Fakir Adam için Kompozisyon”u yazdı:

Bir taksi çağır, kendini içine yerleştir, uzak bir mesafeye git, taksimetreyi gözle.

1960lar ve 1970lerde fluxus, minimalizm, ve kavramsalcılık akımları içinde dolaşan sanatçılar ürettikleri sanat ürünlerinde nesneden sisteme geçmeye başladılar. Sanat nesnesinin gerçek dünyayla sadece metforik ilişki kurmasının verdiği rahatsızlık yeni deneylere yol açtı, gerçek hayatla doğrudan ilişki kurabilmek için ürünlerini sistem olarak konumlandırdılar.

60lardan bugüne sosyal, politik, finansal, teknolojik, ekolojik –küresel ısınma– dengeler çok değişti. Bugünün dünyası geçmişe göre daha karmaşık, daha soyut katmanlı, ve gerçeklik daha erişilmez bir hal aldı. Günümüz sanatçıları bu yeni şartlar altında gerçeklikle doğrudan ilişki kurabilmek için yeni stratejiler geliştiriyorlar. Bu stratejilerin en çok uygulandığı medyum Internet.

* Bu yazı hazırlanırken kaynak olarak Tate Open Systems sergi kataloğu ve Akbank İşlemsel Sanatlar Sunumu kullanıldı.

14.05.2008

Robert Rauschenberg (1925-2008)

1950 ve 60′ların en önemli sanatçılarından; Marcel Duchamp, Kurt Schwitters, Joseph Cornell’in mirasçısı ve Amerikan pop sanatının öncülerinden Robert Rauschenberg 12 Mayıs gecesi öldü.

Rauschenberg, resim, heykel, performans, baskı, fotoğraf yanında daha çok ‘kombine’ işleriyle tanınmıştı. Jasper Johns ile beraber yaptıkları soyut dışavurumculuktan pop sanatına geçiş olarak görülen işlere Neo-Dada tabiri yakıştırılmış, geleneksel sanat formlarının dışına çıkmak isteyen sanatçılara ve kavramsal sanat, pop sanatı, süreç sanatı, happening’lerin ortaya çıkmasında ilham kaynağı olmuştu. 1953′te bir Willem de Kooning resmini silerek sergilemesi; 1961 yılında, Galerie Iris Clert tarafından galerinin sahibi Clert’i betimlesi için birçok sanatçı ile beraber davet edildiğinde galeriye “Bu, eğer ben öyle diyorsam, Iris Clert’in bir portresidir” yazılı bir telgraf göndermekle yetinmesi; eserlerinde araba lastiği, tenis topu, bisiklet lastiği, doldurulmuş keçi, tuval üzerine doldurulmuş kartal gibi malzemeler kullanması bu tarihsel geçişin habercileri olarak görülebilir.

1966′da, Billy Klüver ve Rauschenberg sanatçılar ve mühendisler arasında işbirliği ortamı sağlaması amacıyla E.A.T.’yi (Experiments in Art and Technology) kurmuşlar ve yine o zamanlar aralarında doldurulması gereken bir boşluk gördükleri sanat ve günlük yaşamı yakınlaştırmak için performanslar yapmışlardı.

İlgili Düğümküme Yazıları:

29.11.2007

Ulusal Kadife

David Crawford‘un 2000 yılında Turbulence komisyonuyla yaptığı “National Velvet” projesi Britanya bayrakları ile Amerikan bayrakları arasındaki geçişi ve sembolik ilişkiyi bir zaman çizelgesi üzerinde gösteriyor.

crawford-nationalvelvet0.png
crawford-nationalvelvet1.png
crawford-nationalvelvet2.png
crawford-nationalvelvet3.png
crawford-nationalvelvet4.png