16.06.2010

Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı Facebook Sayfası


http://www.facebook.com/insanhaklari

Başkanlık facebook profilinden:

İki çeşit insan vardır:
1- Haklarını Bilenler
2- Haklarını Bilmeyenler

Bu yazının geri kalanını okuyun »

27.01.2009

Upgrade! Istanbul: Sosyal Ağlar Üzerine

Yarın akşam Upgrade! İstanbul toplantısı yapılıyor Kadir Has Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde (Haliç’deki kampüs). Toplantıda İsmail Hakkı Polat ile beraber sosyal ağlar üzerine bir konuşma yapıyoruz. Ben konuşmada “sosyal ağlarda güç odakları” üzerine bir kaç soruya eğilicem:

  • Sosyal ağ uygulaması nasıl geliştirilir?
  • Platform sahibi, uygulama geliştiren, ve kullanıcı arasındaki farklar nelerdir?
  • Mikro-emek veya kullanıcı emeği nedir, nasıl sömürülür?
  • Türkiye’deki Internet yasakları ile sosyal ağlar arasındaki maddi ilişkiler nelerdir?
  • Yaklaşan kümesel işlem (“cloud computing”) trendleri sosyal ağımızı nasıl etkileyecek?

Bu soruları Düğümküme’de yazdığımız konular bağlamında ve son zamanlarda yaptığımız UserLabor, Meta-Markets, ve Mypocket projelerinden örneklerle tartışıcaz.

Sosyal ağ denilince akla ilk gelen kavram Web 2.0. Bu kavramın pek çok çatlakları var. Konuşmaya gelmek isteyenler için hazırlık olsun diye Web 2.0 nedir burada tekrar ediyorum:

Web 2.0 nedir? (çeviri)

Web 2.0, internetin bir platform olarak ele alınması sonucu ortaya çıkan, bilgisayar endüstrisindeki iş devrimidir ve bu yeni platformda başarının kurallarını tanımlamayı amaçlayan bir çabadır. Bu kuralların başında, ağ etkilerini (“network effects”) lehine çeviren ve kullanıldıkça daha da iyileşen uygulamalar üretmek gelir. Başka bir deyişle, Web 2.0 uygulamaları toplu zeka (“collective intelligence”) ile beslenir ve büyür.

Kaynak: Web 2.0 Kompakt Tanımı, Tim O’reilly

Web 2.0 nedir? (Türkçesi)

İnsanların katkısını yani toplu zekayı uygulamanın gelişimi doğrultusunda kullanan sosyal bileşenli uygulamalar.

Kaynak: Web 2.0 için Deneysel Türkçe Tanım, Engin Erdoğan

Etkinliğin resmi ilanı şöyle:

THE UPGRADE!ISTANBUL
NOMAD
http://nomad-tv.net/upgrade

28 Ocak 2009 – 18:30 (Dışarıdan katılıma açık)
Kadir Has Üniversitesi, Iletişim Fakültesi, Istanbul
Cibali Kampüsü, Sinema Salonu #2

Sosyal Ağlar üzerine
İsmail Hakkı Polat & Burak Arıkan

İsmail Hakkı Polat Web 2.0 üzerinden sosyal ağları ve paylaşımı, fiziksel ile siberin kesiştiği nokta olarak da Web 3.0′ı tartışıyor. Burak Arıkan ise, ağ topolojileri, ilişki dinamikleri, protokol ve enformasyon tasarımı üzerinden büyük ölçekli ağları yaratıcı ve eleştirel bir eylem olarak kullanıyor. Bu çizgide, son işlerinden örnekler sunacak.

* Yukarıdaki görsel Meta-Control serisinden.

01.05.2008

Bugün Facebook için ne yaptın?

Bugün, 1 Mayıs İşçi Bayramı vesilesiyle yeni projemizi yayına verdik. Projenin adı User Labor, yani Kullanıcı Emeği. Başlık ne alaka peki?

Yeni nesil web 2.0 internet servisleri (mesela Facebook, Flickr vs) kullanıcının oluşturduğu içerik (user-generated content) vasıtası ile reklam geliri elde ediyor. Bunun karşılığında kullanıcıya servis veriyor. Yalnız şöyle bir durum var. Bazı kullanıcılar diğerlerine göre daha fazla trafik üretiyor, dolayısıyla Facebook’a Flickr’a daha fazla kazandırıyor (reklamı ne kadar çok görürsen tıklanma şansı o kadar yüksek). Bu şekilde daha fazla değer yaratan kullanıcı daha iyi servis alıyor mu? Ya da bu emeğinin karşılığını alıyor mu? Çoğu zaman cevap hayır.

ULML-logo

Yeni projemiz User Labor, bu probleme odaklanıyor. Kullanıcı emeği karşılığında ne alıyor sorusunu cevaplamak için öncelikle kullanıcının emeğini nasıl ölçebiliriz diye düşünmek lazım. Bu noktada User Labor Markup Language (ULML) devreye giriyor. ULML, bir XML alt spesifikasyonu, yani RSS gibi bir şey. Kullanıcının bir servise ne kadar emek verdiğini ve ne kadar trafik yarattığını kalem kalem hem bilgisayarların hem de insanların okuyabileceği bir şekilde özetliyor. Mesela, Facebook için, kaç arkadaşın var, bağlantıda olduğun gruplar sıkı gruplar mı, kaç foto yükledin, kaç kişi profilini ziyaret etti vs gibi değerler bir ULML dökümanı içinde yer alıyor.

Özetle, ULML dökümanlarının hedefi, ‘ben bu kadar iş yaptım, burada yazıyor, karşılığını isterim‘ dedirtebilmek. Yani, ben bugün Facebook için ne yaptım? Facebook benim için ne yaptı?

Daha fazla bilgiyi User Labor sitesinde bulabilirsiniz.

Ayrıca şu bağlarda da değişik perspektifleri okuyabilirsiniz:

11.03.2008

Sosyal Ağ Hortumlaması

Amerikan Internet pazarında hemen hergün yeni bir sosyal akım uygulaması çıkıyor. Bunların arasında önde gidenler “sosyal ağ hortumlaması” yapan servisler. Geçen Düğümküme’de sosyal akım uygulamaları yazısında “toplayıcılar” diye bahsetmiştik bu servislerden. Şimdi daha da odaklanarak hortumlayıcı diyorum –aynen Türkiye’deki banka hortumlama gibi– çünkü bu servisler bir kişinin farklı sosyal web servislerindeki hesaplarının hareketlerini toplayıp bir arada gösteriyor. Yani durağan bir içeriği değil hali hazırda sürekli yenilenen sürekli akan içerik kaynaklarını bir araya getiriyor. Mesela Twitter’a yazdıklarınız, Flickr fotoğraflarınız, Vimeo videolarınız, Facebook status güncellemeleriniz, blogunuz, sosyal imleme servislerindeki hareketleriniz hepsi RSS beslemelerinden toplanıp bir liste olarak gösteriliyor. Bunun “faydası” arkadaşlarınızın normalde dağılmış servislerdeki hareketlerini bir listeden takip etme imkanı sağlaması; sanki bunu bir RSS okuyucudan yapamıyormuşuz gibi…

Silikon Vadisi peygamberlerinin bu sistemleri desteklerken iki genel savı var:

  1. Normalde bir RSS okuyucusundan erişilebiliecek bu bilgileri bir web servisine dönüştürürsek RSS nedir bilmeyen ama sosyal ağ servisleri kullanan kişilere erişebiliriz.
  2. İnsanlar bir iki tıklamada arkadaşlarının toplu beslemelerine ulaşırlar.

İkinci sav bana da iş yapar gibi geliyor, ancak organik değil gerçekten de hortuma ağzını dayamak gibi bir iş. Mesela bir arkadaşımın blogunu takip etmek isterim ama fotoğrafları veya videoları pek umrumda olmayabilir. Bu hareketleri blok blok almak yerine ben kendim daha uzun sürede RSS listemi tek tek hazmederek organik olarak geliştirmeyi ve bakmayı tercih ediyorum. Bu durumda RSS okuyucum bana çok daha kullanışlı geliyor.

Bu hortumcular yetmiyormuş gibi bugün FriendFeedFeed diye bir servis çıktı! Adeta bu durumla dalga geçer gibi hortumlayıcıları hortumlayan bir servis FriendFeedFeed. Haberi öğrendiğim yer TechCrunch’da Arrington yazıyor: tamam anladık.

02.03.2008

Sosyal Akım Uygulamaları

sosyal-akim-uygulamalari.jpg

Amerikan Internet’ini takip ediyorsanız son bir aydır ardı arkası kesilmeden çıkan sosyal akım uygulamalarının farkındasınızdır. Twitter, Jaiku, Facebook, Plaxo gibi servislerle başlayan sosyal akım uygulamaları basitçe arkadaşlarınızın hepsine birden bir anda SMS atmaya eş değer bir imkan veriyor. Şu anda ne yaptığınızı yazıyorsunuz bir web arayüzüne bir anda bütün arkadaşlarınız haberdar oluyor sizden. Son zamanlarda WordPress de blogunuzu aynı şekilde kullananbilmenizi sağlayan bir etklentiyi test ediyor.

Bu uygulamların en yaygın kullanım alanlarından biri konferanslarda ve etkinliklerde ne oluyor arkadaşlarınızı ve dünyayı haberdar etmek. Mesela Ebay’in kurucusu Pierre Omidyar şu anda TED konferansında, konferansda Pierre’in gözünden neler olup bittiğini dakika dakika kendi Twitter’ımdan okuyorum:

Pierre: Al Gore TED sahnesine çıktı
Pierre: Gore Tim Oreilly’e öpücük gönderdi
Pierre: Gore: “Küresel ısınma sorununu çözmek için demokrasi sorununu çözmemiz gerek”
Pierre: Gore: “Çalışma vergisi yerine karbon vergisi”
Pierre: Gore: “Bizim nesil bu çözülmesi gereken sorunu sandığımızdan çok daha yukarı çıkarabilir”

Pierre TED konferansındaki yüzlerce Twittercıdan sadece biri, yorumları ve gözlemleri ilginç olduğu için takip ediyorum. Konferans bugün bitiyor, eve dönüyorlarmış…

Sadece metin mesaj mı?

Sosyal akım sadece metinsel mesaj biçiminde değil, fotoğraf ve video olarak da geliyor. Flickr fotoğraf servisinde oluşturulan setler sayesinde gidemediğiniz etkinlikleri adeta fotoroman gibi takip edebiliyorsunuz. Mesela TED konferansından fotoğraflar sahnedeki konuşmacılardan koridorlarda olan bitenlere pek çok anı neredeyse canlı canlı gösteriyor.

Canlı video ise sosyal akım uygulamarında daha yeni yeni yerini alıyor. Örneğin geçenlere Davos Dünya Ekonomik Forumu’nda bir kaç blogcu cep telefonlarından çektikleri videoları anında webden yayınlıyorlardı. Hatta blogcu Robert Scoble yeni Nokia modelinin video stream özelliğini ve Qik cepten video servisini kullanarak ayaküstü yaptığı Davos röportajlarını canlı yayınlıyordu.

Toplayıcılar

Sosyal akım uygulamaları yazma ve toplama servisleri olarak ikiye ayrılmaya başladı. Yazma servisleri bütün içerik üretilen bütün Twitter, Thumblr, Last.fm, Facebook status ve benzeri uygulamalar. Toplama servislerinden kastımız bir çok farklı kaynaktan gelen mesajları toplu olarak okuma sağlayan servisler. Mesela Flickr’dan fotoğraflar, YouTube’dan videolar, Qik’dan canlı videolar, blogdan son yazılar, MySpace’den son mesajlar, Last.fm’den son müzikler hepsi bir listede yayınlanıyor… Bütün bu kaynaklar RSS beslemelerinden okunarak toplanıyor. Bu tür toplayıcı servislere örnekler: FriendFeed, Second Brain, Onaswarm, Lifestrea.ms, sayılabilir. WordPress Lifestream eklentisi ve diğer bir blog yazılımı geliştiren şirket SixApart da MovableType için ActiveStreams adında blogunuzda toplayıcı görevi gören eklenti çıkardı iki ay önce. Bunlardan çok var tabi, en son ReadWriteWeb’de 35 tanesinden bahsedildi.

Esasen toplayıcıların bir RSS okuyucudan (Bkz RSS nedir nasıl kullanılır?) farkı yok sadece ayrı ayrı takip etmek yerine arkadaşlarınızın RSS beslemelerini toptan takip etmenizi sağlıyorlar. Çeşit çok olunca bir araya getirip toplumun aklını odaklamak yeni bir pazar olarak ortaya çıkıyor.

Bu hafta Amerikan Internet’i için iki önemli konferans yapılıyor. Biri Etech Koneferansı, “Internet’in başkenti” San Francisco’da, diğeri SXSW Konferansı, petrol patronları ülkesi Teksas’da. Her iki konferansa da katılan şirketlerin ürünleri 2008 boyunca bloglarda dünyaya tekrar tekrar tanıtılacak ve tüm dünya vatandaşları yeni Twitter’lar yeni Facebook’lar yeni sosyal akımlı uygulamalar alışkanlık edinecek.

02.02.2008

Sosyal Ağ Programlama Arayüzü

Haberleri duydunuz, Google Social Graph API denilen bir sosyal ağ programlama arayüzü çıkararak internet işletim sistemini gerçeğe dönüştürme yolunda önemli adımlar attı. Nedir bu? Google internet’de yayınlanmış arkadaşlık göstergeçlerini toplayarak indeksliyor ve bu ilişkileri programatik olarak sorgulamanızı sağlıyor. Sonuçta “her isteyen” Google’a girip size ait bir websitesini girebiliyor ve tüm arkadaşlarınızın listesini alabiliyor. İsterseniz kimlere bağlısınız hemen deneyip görebilirsiniz.

social-graph-api.png

Nasıl çalışıyor?

Öncelikle kendi web sitenizde veya blogunuzda bir arkadaşınıza bağlantı verirken rel="friend" veya kendinize ait başka sitelere bağlantı verirken rel="me" yazıyorsunuz. Örnek:

<a href="http://flickr.com/photos/arikan" rel="me">Flickr fotolarım</a>

<a href="http://darakilicoglu.com" rel="friend">Arkadaşım Dara</a>

Google aramada olduğu gibi bir örümcek program bütün web sitelerini tarıyor, bunları yazdıysanız sizin arkadaşlarınızı ve diğer sosyal web servislerinde bulunan profilierinizi kendi veritabanında depoluyor, ve dünyaya sunuyor. Bu biçimde yazım çoktan WordPress, MovableType gibi pek çok blog yazılımında hali hazırda kullanılıyor, ve tabii ki şu anda Twitter, Flickr, Jaiku, MySpace, YouTube, Vimeo vs. gibi çoğu sosyal web servisi arkadaşlık ilişkilerini bu şekilde bağlantılar ile belirtiyor.

Social Graph API kesinlikle sosyal web endüstrisini ileri taşıyacak bir sistem, ama bu işi dağıtımlı ve açık yapmak varken Google’un bunu merkezi bir veri tabanında toplaması insani değil.

Kimi nasıl etkiliyor?

  • Kullanıcılar – Yeni bir sosyal web servisine kayıt olduğunuzda şöyle bir uyarı alacaksınız: “12 arkadaşınız bu sistemi kullanıyor, onları da arkadaş olarak ekleyin.” Artık burda kimler varmış diye aramaya gerek kalmıyacak.
  • Servis sağlayıcılar – Yeni kullanıcıları arkadaşlarıyla daha hızlı bağlayarak daha fazla bağlam yaratıyor olacaksınız. Başka hangi servisleri kullanıyor bileceksiniz, başka nelerle ilgileniyor görebileceksiniz. İlgi alanlarına göre reklam gösterebileceksiniz.
  • Google – Ana biriktirici olarak Google, bütün arkadaşlık ilişkilerini ve dağıtımlı kimlikleri topluyor olacak, ve tüm dünya boyutunda dev bir sosyal güven ağının sahibi olacak (bkz diğer bağlantı tipleri, günde 50,000 sorgu limiti).

Google Social Graph API girişiminin Facebook gibi kapalı sistemlere göre kullanıcıya çok daha fazla kontrol verdiğine katılıyorum (Google yayınlanmış olan verileri topluyor). Ancak Google bu sistemle hassas olan insani ilişkilere kaba kuvvetle girişmiş oluyor. Hepimiz biliyoruz ki FOAF ve XFN verileri toplanabilir ve açık bir şekilde sunulabilir, ancak bütün dünya seviyesinde verileri depolamak ve indeksleyip sunmak çok fazla para gerektirir. Bu durumda oturup Google’u yaptığı için alkışlamak mı gerekir yoksa açık ve dağıtımlı bir sosyal ağ programlama arayüzü nasıl kurulur buna mı odaklanmak gerekir.

Ben sömürüldüğümün farkındayım, buna karşıyım, ama biliyorum ki buna sadece karşı olmak bir şey değiştirmez, o yüzden sömürüyle deneysel yollardan uğraşıyorum. Bu sebebple MYPOCKET projesiyle çoktan dünyaya finansal bilgilerimi açtım ve “MACHINE READABLES” başlığıyla kendi sitemde bütün arkadaşlık ilişkilerimi ve kendime ait sosyal web servisi profillerimi makina okunabilir hale getirdim. Bunun ne demek olduğunun farkında değilseniz kendinizde denemenizi tavsiye etmem.

19.01.2008

MySpace Türkiye

MySpace Türkiye’ye geliyor. Bu ne demek? Çoğunluğunu genç kesimin oluşturduğu Türkiye internet ortamını (16 milyon) MySpace kazançlı bir pazar olarak görüyor.

TechCrunch blogunda yayınlanan habere göre MySpace arayüzlerini Türkçe yapmadan önce Türkiye’deki pazarı anlamak istiyor. Yerel müzik gruplarını ve sanatçıları nasıl sisteme sokacağını görmek istiyor. Bildiğiniz gibi MySpace en çok müzk gruplarının sayfa yapıp binlerce “fan” edindiği bir sosyal ağ servisi. Bu yerelleştirme operasyonu için MySpace İstanbul’da çalışmak üzere eleman arıyor. Webrazzi önceki yazısında LinkedIn’de verilmiş MySpace iş ilanını göstererek olayı haber vermişti.

Farklı Sınıflar Farklı Pazarlar

Her ne kadar Türkiye Facebook sosyetesi şu anda çok ilgi görüyorsa da, MySpace açık yapısıyla pazara egemen olacaktır diye düşünüyorum. Bu muhtemel egemenliğin birbirini tamamlayan iki sebebi var:

  1. MySpace ve Facebook farklı sosyal sınıflara hitab ediyor.
  2. Türkiye’de İngilizce bilenler ve bilmeyenler farklı sosyal sınıflar oluşturuyor.

Bu iki tartışmalı sav da bana ait değil, sadece bağlama göre burada bir araya getiriyorum ki üzerine düşünelim. MySpace ve Facebook’un farklı sosyal sınıflar tarafından kullanıldığı sosyal ağ araştırmacısı Danah Boyd’un geçtiğimiz yıl yayınlanan makalesi ile belirtildi ve tabii küresel boyutta büyük tartışmalar açtı.

Amerikan Sınıf Farklarına Facebook ve MySpace Üzerinden Bakış
http://www.danah.org/papers/essays/ClassDivisions.html

İngilizce bilen ve bilmeyen arasındaki sosyal sınıf farkını Türkiye’de yaşayan bir çok kişi biliyordur, bu sadece Türkiye’ye özgü bir durum değil tabi, ben bu yorumu Murat Belge’nin bir yazısında okumuştum (online bulamıyorum).

Eğitim seviyesi, gelir seviyesi, ve dolayısıyla yaşam biçimi internet’teki sosyal ağlara kökünden yansıyacaktır. Türkiye’ye gelen sosyal ağlı internet şirketleri bu şartlarla uğraşmak durumundalar.

Yasaklar

Türkiye’de yabancı internet servisleri girişiminde bir başka boyut da Türkiye mahkemelerinin henüz anlamadığı internet’te ifade özgürlüğü konusu. Daha dün YouTube ikinci defa bir video yüzünden Türkiye’de milyonlarca kişinin erişimine kapatıldı. Daha önce blog servisi WordPress.com’a erişim bir kişinin şikayeti yüzünden (Biri bu adamı durdursun) kapatılmıştı. Bu yasakların kitap vs. yasaklamaktan çok daha ağır olduğunun farkında değil maalesef Türkiye’deki mahkemeler. Bu yasakçı ülkede ayakta açık kalabilmek için MySpace Türkiye ofisinin görevlerinden biri de RTÜKçülük olacaktır.

17.01.2008

Internet’te Açık Kimlik Yayılıyor

openid.gifOpenID açık kimlik sistemi dev internet servislerinin de benimsemesiyle giderek yaygınlaşıyor. Bugün Yahoo! yaklaşık 250 milyon kullancısı için resmen OpenID sisteminin hazır olduğunu açıkladı. 30 Ocakt’ta kullanımına başlıyor. Bir yıl kadar önce Düğümküme’de açık kimlik sistemlerinin ayağa kalkması için Yahoo Google Amazon gibi dev Internet servislerinin de bunu benimsemesinin önemli olduğundan bahsetmiştik. Bugün Yahoo’nun attığı adımı Google ve Amazon gibi devler ve hatta Facebook ve MySpace gibi sosyal ağlı servisler de takip edecektir.

http://openid.yahoo.com

Daha önce Düğümküme’de Internet’te Açık Kimlik Sistemi diye anlattığımız OpenID Internet servislerine tekrar tekrar kimlik bilgilerinizi vererek üye olmadan girebilmenizi sağlıyor. Yani artık mesela Yahoo’ya girmek için üye olmanız gerekmiyor. Açık kimlik nasıl çalışıyor daha detaylı öğrenmek için önceki yazdığımız OpenID yazısına bakmanızı tavsiye ederim.

Türkiye’de Açık Kimlik

5 ay kadar önce sosyal imleme servisimiz Bagcik.com‘da açık kimlik sistemine geçtik, ancak açık söylemek gerekirse benden başka kullanan yoktu. Sanırım ilk önce Türkiye’de açık kimlik kavramının ne olduğu ve nasıl kullanılacağı anlaşılmalı. Biz bu konuda ilk önce yazmaya başladık sonra uygulamasını da yaptık, eğer konuyla ilgileniyorsanız siz de internet’te açık kimlik kavramını blogunuzdan gazetenizden kendi dilinizle yazın çizin. Açık kimlik kullanımının artması güç odaklarını dağıtır ve daha demokratik bir internet ortamı sağlar.

08.12.2007

Türkiye'de Sosyal İmleme Servisi Kullanmak

ntv-sosyal-imleme.jpg

Bugün NTVMSNBC web sitesinde yeni yayına geçen sosyal imleme bağlantıları (haber paylaş) gördüm. Ancak bunlar sadece İngilizce servisler (Del.icio.us, Digg v.s) içeriyor. Oysa şu anda Türkiye’de kullanımda olan Türkçe içerikli sosyal imleme servisleri var. NTVMSNBC web sitesinde bunlara da bağlantı verilmesini isteriz.

Biz Düğümküme’de kendi geliştirdiğimiz ve işlettiğimiz Bağcık servisini kullanıyourz. Örneğin Düğümküme’de her yazının altında “Bu Yazıyı Paylaşın” bağlantısından paylaşmak istediğiniz yazıları Bağcık’a kaydedebilirsiniz. Bildiğim diğer Türkçe sosyal imleme servisleri YumiYum ve LinkiBol da aşağı yukarı aynı şekilde çalışıyor, muhtemelen faklı topluluklara hitap ediyordur.

07.11.2007

Facebook Sosyal Ağlı Reklam Sistemi Çıktı

facebook1.gif

Dün gece yarısı yeni Facebook Reklam sistemi kullanıma açıldı. Artık sosyal ağlar üzerinden reklam yapmak mümkün. Önceki gün reklam vereceklere yapılan açıklamada üç yeni reklam ürünü çıkardığını açıkladı Facebook:

  1. Social Ads: Kullanıcıların yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, politik görüşü, ülke, şehir, ilgi alanları gibi profil bilgilerine göre reklam gösteriyor.
  2. Beacon: Reklamverenlerin hazırlayıp kendi sitelerinden sundukları araçları (promosyon widgetları) Facebook kullanıcıları beğenilerine göre profil sayfalarından yayınlıyor. Yani tuttukları markaları profil sayafaları üzerinden arkadaş ağına dağıtıyorlar.
  3. Insights: Reklam verenler hangi tür kullanıcıların reklamlarına eriştiğini gösteriyor.

beacon-ads.png
Facebook aktivite görüntüsü (kaynak Techcrunch). Bu kullanıcı onu severim bunu tutarım diye bu Facebook Beacon’u nasıl kullandığını görüyorsunuz. Bu bilgiler anında tüm arkadaş ağına virüs gibi yayılıyor.

facebook-apps.png

Artık “rastegele” banner reklam gösterme veya Google AdSense sistemiyle anahtar kelimelere göre reklam gösterme dönemi sosyal ağlı reklamlar karşısında yavaş yavaş gücünü yitirmeye başlıyacak. OpenSocial sosyal ağlar arası ağ sistemini bir hafta önce açıklayan Google bu yeni reklam sisteminin yaratacağı şok etkisini ve kendi reklam sistemi AdSense’in reklamveren kitlesinden kapacağı payı farketmiş, önlemeyi amaçlıyordu. Ancak uzun vaadede tıpkı yıllar önce Google’un Alta Vista arama motorunun reklamveren payından kaptığı ve Facebook Google’un reklam payından büyük parçalar kapacak. Google bugün dünyanın neredeyse en büyük şirketi olma yolunda (bir GOOG hissesi 700 doları geçti). Öyle hızlı bir ekonomi yaşıyoruz ki, Facebook gibi bir sistem böyle bir devi bir kaç yılı içinde tehdit eder hale gelebiliyor.

Kim ne düşünüyor?

  • Servis sağlayıcı (Facebook) mutlu, çünkü her birim reklamdan çok daha fazla para alacak. Reklamverenler sürüsü çoştukça gelir katlanarak artacak.
  • Reklamveren mutlu, çünkü en büyük hayali gerçekleşti. İnsanlara kişisel bilgilerine göre reklam gösterebilecek. “Hedefe yönelik” bu reklamlar çok daha başarılı olacak, markalar çok daha derinden kafamıza kazılacak, marka yöneticileri sonsuz orgazmlar yaşayacak.
  • Reklamcı düşünüyor. Bu sosyal hayatımızın farkında ortamda nasıl daha yaratıcı reklam yapabilirim? Öyle reklamlar tasarlıyım ki arkadaş ilişkilerini en üst düzeyde kullansın, üstelik çaktırmadan.
  • Tüketici (kullanıcı) mutlu, çünkü en sevdiği markaları akadaşlarına sadece vitrin gezerken değil Facebook’da da gösterebilecek. Üstelik tüm arkadaşlarına aynı anda! Artık gezinirken gördüğü reklamlar alakasız değil tamamen kendi isteklerine, arzularına, aklından ve hatta bilinçaltından geçen ideallere göre gösterilecek. Daha iyi, daha “doğal” ne olabilirdi!

Tabii bu yaşadığımız devirde reklamveren de reklamcı da marka yöneticisi de tüketici de kullanıcı da hepsi aynı kişi olabiliyor. Ne güzel. Ancak herkes servis sağlayıcı olamıyor…

Türkiye’de ne olacak?

Facebook Atatürk Karşıtları Grubu veya Türklüğü Aşağılayanlar Grubu duyulacak ve Facebook Türkiye’ye kapatılacak. Türkiye’deki kullanıcılardan milyarlarca dolar kazanan Facebook mektup yazıp bu grupların kapattırıldığını ve erişimin “derhal” açılmasını rica edicek.

Güncelleme 1: Facebook kullanıcıları isyanda! Sosyal reklam sistemi çıkalı daha 24 saat olmadi, mahremiyet istiyoruz diyor herkes!

Güncelleme 2: Facebook reklam arama özelliği çıktı.

Güncelleme 3: Şirketiniz, ürününüz veya mesela müzik grubunuz için profil sayfası yaratabilirsiniz. Bu sayfa virüssel olarak dağıtılacak. Sistem şu anda bedava ancak yakında bir fiyatlandırma gelecektir.