09.03.2010

Yeni Malzemeler Üzerine, Sol LeWitt, 1967

Yeni malzemeler günümüz sanatının en büyük sıkıntılarından birisi. Bazı sanatçılar yeni malzemeleri yeni fikirler ile karıştırıyorlar. Sanatı süs püs içinde yuvarlanırken görmekten beter bir şey yok. Bu malzemelerin cazibesine katılan sanatçıların çoğunluğu genellikle malzemeleri hakkıyla kullanabilecek bilinçten de yoksunlar. Yeni malzemeleri kullanıp sanat eserine çevirebilmek için gerçekten iyi bir sanatçı olmak gerekiyor. Buradaki tehlike, kanımca, malzemelerin fizikselliğinin eserin fikri haline gelecek denli öne çıkması.

Sol LeWitt, 1967, Kavramsal Sanat Üzerine Paragraflar

Yeni teknolojik ürün/araç/yöntemlerin sanatsal üretimde kullanılmasının birçok zaman sorunlu olduğunu düşündüğümüzde bugün de güncelliğini koruduğunu düşündüğüm fikirler.

21.07.2008

Sanat Ürününde Nesneden Sisteme Geçiş

1960larda dünyanın her yerinde öğrenci hareketleri üniversite yurt işgalleri suikastler faili meçhul cinayetler kalabalık protestolar zamanının her türlü otoritesine karşı bir mücadele olduğunu gösteriyordu (yukarıdaki resimde sol üstten sağ alta Fransa, Almanya, Meksika, Türkiye’den fotoğraflar). Bir yanda sokaklarda “merkezi sistem”e karşı bir mücadele sürerken, diğer yanda Amerika’da bir kaç akademide –belki aynı sokaktaki kişiler tarafından– bugünkü küresel toplumun temellerini oluşturacak bir dağıtık iletişim sistemi icat ediyordu. Ağların ağı Internet’in ilk ağı sayılan ARPA Net 1969 yılında Amerika’da dört farklı şehirden birbirine bağlanan dört bilgisayarla hayatına başladı.


Sibernetik Karşılaşma Sergisi Posteri, ICA, Londra 1968

“Sistem”, “yapı”, “işlem” kelimeleri 60larda Amerika ve Avrupa’da sanat ve kültür alanında sık kullanılmaya başladı, zamanının önemli sanat merkezlerinde düzenlenen sergilerde şöyle başlıkları vardı:

Bu dönem aynı zamanda Amerika’da New York’lu sanatçıların ve Bell Laboratuvarı’ndan mühendislerin beraber kurduğu E.A.T (“Experiments in Art and Technology”) kolektifinin ortaya çıktığı dönemdi (1966), sanatçı ve teknolojistlerin beraber çalışmasıyla bugün dahi aklımızı alacak işler çıktı. E.A.T belgeseli “9 Evenings” Bill Klüver, Robert Rauschenberg, John Cage gibi ustaların birlikte yaptıkları ses, ışık, sensör ve kontrol teknolojileriyle destekli performanslarını ve yerleştirmelerini anlatır. E.A.T teknolojinin sadece mühendisler tarafından çözüm bulmak için değil, sanatçılar tarafından da yeni sorular sormak için kullanılabileceğini gösteren ilk projelerdendir.


E.A.T. – Experiments in Art and Technology, 1967. ZKM Mediathek arşivinden.


Open Score. Robert Rauschenberg ve Billie Klüver. E.A.T. 9 Evenings performansından. New York 1966

Bu zamanlarda “sistem” toplumun ilgi odağıydı, bir yanda başkan John F. Kennedy hükümet kabinesine ilk defa bir sistem analisti almıştı, diğer yanda sokaklarda gösteri yapan öğrencilerin karşıt olduğu şeyin adı “sistem”di. Sanatçılar ise dünyayla metaforik ilişki kuran sanat nesnesi fikrinden koparak, yaşanan deneyime eşit olan sanat işleri önermeye başladılar. Sanatçı Cildo Meireles bu dönemi şöyle anlatıyor:

Artık durumların metforik anlatımı (temsiliyeti) ile çalışmayı bırakmıştık, gerçek durumun tam kendisiyle çalışıyorduk… O işlerde artık izole olmuş nesne kültü yoktu; işler ancak toplumda yarattığı kıvılcımlarla var oluyordu.

Gerçek zaman ve mekanda işlerini konumlandırılan sanatçılar ziyaretçilere içinde dolaşabilecekleri senaryolar sunarak estetik sistemler deneyimletmeye başladılar.


New York’a Ağıt, Jean Tinguely, 1960

Jean Tinguely‘in “New York’a Ağıt”ı (1960) MoMA’nın bahçesinde kendini patlatarak yok eden bir kinetik heykeldi. Tekerleklerden, zincirlerden, buharlı makinalardan ve bir çok rastgele parçadan oluşan mekanik karmaşıklığın estetiğiyle uğraştı işlerinde. Bu karmaşıklığı oluşturmak için Tinguley’in sanatçı arkadaşları da heykele parça eklemişlerdi. Tinguley’in kendini yok eden bu heykeli sanat ürününde nesne’den sistem’e geçişi işaret eden önemli eserlerden biridir.


Buğulaşma Küpü, Hans Haacke, 1963


Shapolsky et al. Hans Haacke, 1971

Hans Haacke “Buğulaşma Küpü”nde (1963) doğanın fizksel gücüne ve canlılığına işaret etmek için teknolojik ve organik işlemleri beraber kullandı. “Buğulaşma Küpü” de Tinguley’in kendini yok eden heykeli gibi nesne ile sistem arasındaki geçişi işaretlemişdir.

Önceleri “canlı sistemler”e odaklanan Haacke zamanla işlerini ”gerçek dünya süreçleri” içinde, yani politik, ekolojik, endüstriyel, finansal sistemleri sorgulayacak biçimde konumlandırdı. Mesela Haacke New York’da emlakçı Shapolsky’nin şüpheli varlıklarını diyagramlar ve fotoğraflar ile gösteren işi Guggenheim Müzesinde “Hans Haacke: Systems” adıyla sergilenmek üzereyken müzenin direktörleri ile mütevelli heyetleri (bağış kaynakları) arasındaki çıkan anlaşmazlık üzerine sergi iptal edildi, sergiyi savunan küratör müzeden kovuldu (1971).


Duvar Çizimleri, Sol Lewitt, 1963

Sol Lewitt duvar çizimlerinde önceden yazdığı geometrik tarifeleri asistanlarına çizdiriyordu. “Kavramsal sanat üzerine paragraflar” (1969) makalesinde şöyle diyordu:

Bir sanatçı kavramsal sanat yapıyorsa, bütün planlama ve kararlar önceden yapılır ve üretim mekanik bir meseledir. Fikir sanatı yapan makine olur.

1960larda yayılmaya başlayan Fluxus akımında da etkinlik (“happening”) tarifeleri yazılıyordu. Bu akımın önemli sanatçılarından Yoko Ono 1961 yılında şöyle bir tarife yazdı.

Bir torbaya delik aç, içini herhangi bir türde çekirdeklerle doldur, ve torbayı rüzgarlı bir yere yerleştir.

Aynı yıl Nam June Paik “Fakir Adam için Kompozisyon”u yazdı:

Bir taksi çağır, kendini içine yerleştir, uzak bir mesafeye git, taksimetreyi gözle.

1960lar ve 1970lerde fluxus, minimalizm, ve kavramsalcılık akımları içinde dolaşan sanatçılar ürettikleri sanat ürünlerinde nesneden sisteme geçmeye başladılar. Sanat nesnesinin gerçek dünyayla sadece metforik ilişki kurmasının verdiği rahatsızlık yeni deneylere yol açtı, gerçek hayatla doğrudan ilişki kurabilmek için ürünlerini sistem olarak konumlandırdılar.

60lardan bugüne sosyal, politik, finansal, teknolojik, ekolojik –küresel ısınma– dengeler çok değişti. Bugünün dünyası geçmişe göre daha karmaşık, daha soyut katmanlı, ve gerçeklik daha erişilmez bir hal aldı. Günümüz sanatçıları bu yeni şartlar altında gerçeklikle doğrudan ilişki kurabilmek için yeni stratejiler geliştiriyorlar. Bu stratejilerin en çok uygulandığı medyum Internet.

* Bu yazı hazırlanırken kaynak olarak Tate Open Systems sergi kataloğu ve Akbank İşlemsel Sanatlar Sunumu kullanıldı.

12.04.2007

Sol LeWitt (1928-2007)

Geçtiğimiz pazar günü ölen Sol LeWitt’in anısına, kavramsal sanat lafının bir üslup ismi haline gelmesine ön ayak olan 1969 tarihli Kavramsal Sanat Üzerine Cümleler yazısına burada yer vermenin zamanıdır sanırım. Bu metinle birlikte, 1967′de yayımlanan Kavramsal Sanat Üzerine Paragraflar‘da, LeWitt minimalizmin indirgeyiciliği ve estetik içeriği ile diyaloğa girerken, bilginin kavramsal şekilleri ile önsel amaçların görüntü veya nesneye dönüştürülmesi sırasında oluşan permütasyonlar, çelişkili değişimler ve düzensizlikleri incelemişti. Matematiksel permütasyonlara dayalı geometrik küp serilerinde ve asistanları tarafından yazılı talimatlar doğrultusunda uygulanan duvar desenlerinde LeWitt; algı, tarif ve temsil arasındaki boşluklara dil yoluyla dikkat çekmişti. Bugün birçok yazılım sanatçısı, 1990′ların sonunda Vuc Cosic’in internet sanatçılarını Duchamp’ın ideal çocukları olarak tanımlamasına benzer bir şekilde kendilerini, “fikrin sanat yapan bir makina haline gelmesi” söyleminden de yola çıkarak LeWitt’in ideal çocukları olarak görüyor. Ancak aşağıdaki ifadelerden de anlaşılacağı üzere, LeWitt’i salt mantığın ve işlemselliğin yüceltilmesi olarak görmek dar bir bakış olur.

Kavramsal Sanat Üzerine Cümleler
Sol Lewitt
İlk basım 0-9 (New York), 1969 ve Art-Language (İngiltere), Mayıs 1969

1. Kavramsal sanatçılar akılcı olmaktan çok mistiktirler. Mantıkla ulaşılamayacak sonuçlara sıçrarlar.
2. Mantıklı yargılar, mantıklı yargıları yineler.
3. Usdışı yargılar yeni deneyimlere yol açar.
4. Biçimsel sanat temelde mantıklıdır.
5. Usdışı düşüncelerin peşinden kesin ve mantıklı bir şekilde gidilmelidir.
6. Eğer sanatçı eserin uygulanma sürecinin ortasında fikrini değiştirirse alacağı sonuçları tehlikeye düşürmüş olur ve geçmişteki sonuçları tekrar eder.
7. Sanatçının başlattığı, fikirden işin tamamlanmasına giden süreçte irade ikinci plandadır. Kasıt, sadece egodan ibaret olabilir.
8. Resim ve heykel gibi sözcüklerin kullanılması bütünüyle bir geleneği ve bu geleneğin kabulünü ima ederek limitlerin ötesine geçen eserler vermek isteyen sanatçıya kısıtlama getirir.
9. Kavram ve fikir farklıdır. İlki genel bir yönergeyi ima ederken, ikincisi bir unsurdur. Fikirler kavramları uygular.
10. Fikirler sanat eseri olabilir; bir biçim bulmak suretiyle sonlanacakları zincirleme bir gelişme içerisindedirler. Bütün fikirlerin fiziksel hale getirilmesine gerek yoktur.
11. Fikirler mantıksal bir sıralama ile ilerlemek zorunda değildir. Beklenmedik yönlere doğru yol alabilirler, ancak yeni bir fikir oluşturulmadan önce eskisi zihinde tamamlanmalıdır.
12. Fiziksel hale gelen her sanat eseri için fiziksel olmayan birçok varyasyon vardır.
13. Sanat eseri, sanatçının aklından izleyicinin aklına doğru bir iletici olarak görülebilir. Ancak, izleyiciye hiç ulaşmaya da bilir, veya sanatçının aklını hiç terk de etmeyebilir.
14. Bir sanatçının diğerine ilettiği sözler, eğer aynı temel kavramı paylaşıyorlarsa, bir fikir silsilesini harekete geçirebilir.
15. Hiçbir biçim diğerine içsel olarak üstün olmadığından, sanatçı sözlü veya yazılı ifadelerden fiziksel gerçekliğe kadar her biçimi eşit olarak kullanabilir.
16. Kullanılan şey sözcükler ise ve eğer bu sözcükler sanat üzerine fikirlerden yola çıkmışsa bunlar sanattır, edebiyat değil; sayılar matematik değildir.
17. Tüm fikirler, eğer sanat ile ilgileniyor ise ve sanatla ilgili uzlaşmaların kapsamına giriyorsa, sanattır.
18. Çoğunlukla geçmişin sanatı günümüzdeki mutabakatlar uygulanılarak anlaşılamaya çalışılmakta, bu da geçmişin sanatının yanlış anlaşılmasına yol açmaktadır.
19. Sanat konusundaki mutabakatlar sanat eseri tarafından değiştirilir.
20. Başarılı sanat bu mutabakatları, anlayışımızı ve algılamamızı değiştirmek suretiyle başkalaştırır.
21. Fikirlerin algılanması yeni fikirler doğurur.
22. Sanatçı, sanatını tahayyül edemez ve bitirine kadar da algılayamaz.
23. Sanatçı bir sanat eserini yanlış anlayabilir ama yine de bu yanlış yorumlama sayesinde kendi fikir silsilesi içinde hareket etmeye devam edecektir.
24. Algı özneldir.
25. Sanatçı kendi sanatını anlamak zorunda değildir. Onun algılaması diğerlerinden ne daha iyi ne de daha kötüdür.
26. Bir sanatçı, başkalarının sanatını kendi sanatından daha iyi kavrayabilir.
27. Bir sanat eserinin temel kavramı, eserin cisimsel özelliğini veya yapıldığı süreci içerebilir.
28. Eserin fikri sanatçının zihninde kurulduktan ve son biçimi konusunda karar verildikten sonra, süreç gözü kapalı uygulanır. Sanatçının hayal edemeyeceği birçok yan etki ortaya çıkar. Bunlar yeni işlerde fikir olarak kullanılmalıdır.
29. Süreç mekaniktir. Kurcalanmamalı, rotasından sapmamalıdır.
30. Bir sanat eserinde birçok öğe vardır. En önemlileri en belirgin olanlarıdır.
31. Eğer bir sanatçı aynı biçimi bir grup işinde kullanıyorsa ama malzemeyi değiştiriyorsa, sanatçının temel kavramının malzeme ile ilgili olduğu varsayılabilir.
32. Banal fikirler güzel uygulamalar ile kurtarılamaz.
33. İyi bir fikri berbat etmek zordur.
34. Sanatçı zanaatini fazla iyi öğrenirse yapmacık sanat yapar.
35. Bu cümleler sanat üzerine yorum yapmaktadır ama sanat değildir.

(Orijinal metin: Sentences on Conceptual Art – by Sol Lewitt)

05.10.2006

Hayranlar, basit kurallar ile etkileşime geçiyor

rules_01_Beck.jpg

Beck’in, son albümünün kapağı boş. Albümü satın alan hayranlar, paketten çıkan stickerleri kullanarak boş kapağı tasarlama keyfini de ediniyor. İkinci basımın kapağı, bu tasarımlar arasında yapılacak bir yarışmayla belirlenecek.

Yeah Yeah Yeahs, son albümlerinin kapağını bir yarışma aracılığıyla hayranlarına çizdiriyor, grubun vokalistinin giyeceği kostüm hayranlarının oylarıyla belirleniyor, video kliplerinden biri hayranlarının çektiği filmlerden seçilen parçalarla her hafta yeniden oluşturuluyor.

The Beastie Boys, rastgele seçtikleri onbeş hayranının eline birer kamera vererek, konserleri boyunca ne çekerlerse çeksinler sadece kamerayı kapatmamalarını istiyor ve çekilen görüntülerden bir konser filmi montajlıyor.

Basit kurallarla, hayran kitleleriyle etkileşim sağlayan bu üç müzik grubunun yöntemi, Sol LeWitt‘in sanat eserleri üreten kurallar dizileriyle yakın benzerlikler gösteriyor. Ama Sol Lewit’in çalışmaları, izlendikleri küçük toplulukların eleştrilerine maruz kalırken, Beck ve diğer grupların yöntemi müzik platformunda geniş hayran kitleleri tarafından kolaylıkla algılanarak yoğun etkileşimle sonuçlanıyor.

Makalenin Orjinali : Dmitri Siegel, “More Rules