Burak Arikan | June 30th, 2009

Anan Açık Kaynaklı – Shane Hope

Shane-Hope-hyperneckerdeathcube-2009

Biyoteknolojist sanatçı Shane Hope’un “Your Mom is Open Source” başlıklı solo sergisi New York’da Winkleman Galerisi‘nde açıldı. Sergi Hope’un “Moleküler Model Baskılar” (”Mol Mods”) ve “Bir-Çocuk-derle” dediği serilerden çizimler içeriyor.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

Cenk Dölek | June 28th, 2009

Paylaşmayın.siz

c-2Almanya Hamburg yerel mahkemesi kullanıcıların istedikleri gibi dosya yükleyerek paylaşmalarını sağlayan Rapidshare.com‘u (RS) 34 milyon dolar ceza ödemeye mahkum etti. Bir işletmenin tarihe karışması için yeterli bir meblağ.

Bu ve benzeri servislerin ne suçu var? Sistem kendisi içerik üretmiyor, sistemin kullanılış biçimi konusunda insanları yönlendirmiyor. John Doe seçiyor sakıncalı dosyayı oraya yerleştirip başkalarıyla paylaşmayı. Sistemin sağladığı şeyler disk alanı, yüklemek için araçlar vs değil mi?

Gün geçtikçe daha çok sayısallaşan, teknolojik araçlar sayesinde birbirine daha kolay ve hızlı bağlanan hayatlarımızda yeni sayılabilecek bir bahistir dijital meta paylaşımı. Kafalar eski, toplumun davranışı yeni.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

Burak Arikan | June 25th, 2009

Askeri Altyapı Sanatı İstanbul’da

trevor-paglen-istanbul

Askeri Altyapı Sanatı başlıklı yazıda bahsettiğimiz sanatçı Trevor Paglen yarın İstanbul’da. Paglen CIA ajanlarının dünya üzerindeki hareketlerini, belirsiz zamanlarda kalkıp inen istihbarat uçaklarını, gizli askeri üsleri, faili meçhulları buluyor. Paglen’in işleri “olmayan” merkezleri araştırıp belgeleme (askeri kamplar), şüpheli takip etme (milli istihbarat teşkilatının hareketleri), saklı altyapıları ortaya çıkarma (devletler üstü çalışan Ergenekon vb.) gibi eylemlerden oluşuyor.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

Ali Miharbi | February 26th, 2008

Etkileşimli Sanat için Sınıflandırmalar

Birçok sanatçı haklı olarak sınıflandırılmaktan hoşlanmasa da, kategorilere yerleştirilmenin eserlerinin yanlış anlaşılmasına, yüzeyselleşmesine, önemsiz bir benzerlik yüzünden alakası olmayan başka işlerle birlikte anılmasına yol açtığını söylese de, gerek arşivleme gereksinimi, gerek araştırma yaparken uzun listeler içinde gezinebilme ihtiyacı, gerek kitap veya sunum hazırlarken bilgiyi bir yapıya oturtmanın pratikliği nedeniyle kategorileme ve sınıflandırma sistemlerine hala başvurulmaya devam ediliyor. Bu konuda çok sayıda değişik yöntem var ve çoğunda esnek olunmaya çalışılıyor. Bunlardan en son rastladığım, Ludwig Boltzmann Institute Media.Art.Research tarafından başlatılan, Prix Ars Electronica 2008 için yapılan başvurularda kullanılan anahtar sözcüklerin ışığında geliştirilmeye devam edilen, birbirinden bağımsız ve iç içe geçebilir başlıklardan oluşan Taxonomies of Media Art:

Sanat eserinin biçimi

enstalasyon
heykel
nesne
performans
yazılım

Sanat eserinin sahası

tek başına
kamusal alan
bağımsız alanlar
ağlı yapılar
sanal dünyalar (Second Life gibi)

Etkileşim ortakları

insan<>insan (sanatçı etkileşimi)
insan<>insan (izleyici etkileşimi)
insan<>bilgisayar
bilgisayar<>bilgisayar
bilgisayar<> harici dijital veri
bilgisayar<> dış ortam
bilgisayar<>analog aygıtlar

İzleyicinin (icracının) yaptığı

gözlemlemek
araştırmak
harekete geçirmek
kumanda etmek
seçmek
içinde gezinmek
katılmak
iz bırakmak
yaratım sürecine katkıda bulunmak
bilgi alışverişinde bulunmak

İşin (projenin) yaptığı

gözetlemek
araç görevi görmek
anlatmak, öykülendirmek
belgelemek
algıyı genişletmek
bir oyun önermek
iletişim sağlamak
görsellemek
ses üretmek
dönüştürmek
depolamak
işlemek
aracılık etmek

Medya

video
bilgisayar grafiği/animasyon
sabit görüntü
projeksiyon
monitör/ekran
3D
ses elektroniği
kulaklık
hoparlör
yayın (radyo/TV)
cep telefonu
el cihazları
mikrofon
RFID
motor (sibernetik, robotik, vs.)

İşlem Teknolojisi

hareket yakalama
görüntü yakalama
ses tanıma
metin tanıma
chroma anahtarlaması
bio-feedback

Slogan

mekansal medya
genişletilmiş (artırılmış) gerçeklik
her an her yerde hesaplama
sanal gerçeklik
televarlık
yapay zeka
low-tech
medya arkeolojisi
etkileşimli sinema
her an her yerde oynanabilir oyun
giyilebilir bilgisayarlar
sibernetik
kinetik
robotik

Konu

yapay zeka
yapay yaşam
biyografiler
veri işleme
ekonomik sistemler
çevre
günlük sorunlar
evrim
genetik
kitlesel medya
medya
çevrimiçi dünyalar
politika
din
göç
sosyal ilişkiler
mahremiyet

Bundan daha genel bir sınıflandırma da Christiane Paul’un Digital Art kitabında kullandığı yapı:

Dijital Teknolojilerin Araç Olarak Kullanımı

Dijital fotoğraf ve baskı
Dijital teknolojilerle heykel

Dijital Teknolojilerin Mecra Olarak Kullanımı

Enstalasyon
Film, video, animasyon
Internet sanatı ve göçebe ağlar
Yazılım sanatı
Sanal gerçeklik ve genişletilmiş (artırılmış) gerçeklik
Ses ve müzik

Dijital Sanatta Temalar

Yapay Yaşam
Yapay Zeka
Televarlık, telematik, telerobotik
Beden ve kimlik
Veritabanları, veri görsellemesi ve eşleştirmesi
Metin ve öyküleme ortamları
Oyun
Taktiksel medya, aktivizm, hacktivizm
Geleceğin teknolojileri

Son olarak da Burak Arıkan ile geçtiğimiz Kasım ayında Aksanat’ta yaptığımız İşlemsel Sanatlar Sunumu‘nda kullandığımız pratik sınıflandırma ile yazıyı bitireyim:

Algoritmik Sistemler: Bilgi İşlem Teknolojileriyle İfade

  • İşlemsel üretilen nesneler
  • İşlemsel çalışan sistemler

Sistemden Karmaşaya: İnternet ve Ağlı İletişim Sistemleri Üzerinden İfade

  • Ağda temsil
  • Ağda eylem

Ali Miharbi | November 7th, 2007

Dağıtımlı Teknik Direktörlük

Her ne kadar son yıllarda hemen her kelimenin sonuna bir “2.0″ ibaresinin eklenmesi can sıkıcı olmaya başladıysa da, dün gördüğüm bir haber “işte futbol 2.0” dedirtti bana…

web2sport.jpg

Haberin hikayesi şöyle: İsrailli girişimci, Web2Sport.com‘un yöneticisi Moshe Hogeg, geçen sene FIFA Dünya Kupası Almanya-Arjantin maçında Lionel Messi’nin ilk 11′de olmadığını görüp hayal kırıklığına uğruyor. Birçok kişi maçtan sonra teknik direktörü suçluyor ve bir kişinin kararının milyonlarca taraftarın hayallerini yıkmasından yakınıyor. Hogeg, bunun üzerine bir şeyler yapmaya karar veriyor ve ilk iş olarak İsrail amatör kümesinde oynayan Hapoel Kiryat Shalom takımını 350.000 € ödeyerek satın alıyor. Sonrasında, web sitesinin ziyaretçilerinin ilk 11′e taktiklere, dizilişlere, hatta web sitesinden yapılan yayın ile anında oyuncu değişiklikleri için oy vermelerini sağlıyor. Sistem kısaca şöyle işliyor:

  • Takımında söz sahibi olmak isteyen kişi web2sport.com sitesine üye oluyor. (yakın zamanda sitenin İngilizce versiyonunun hazır olacağı söylenmiş)
  • Sitedeki istatistiklere göre saha içi diziliş ve taktik seçiyor
  • ‘Yardımcı antrenör’, takımı çalıştırıyor ve en popüler seçimlere göre organize ediyor.
  • Maç esnasında üyeler siteye bağlanıyorlar, oyunu seyrediyorlar ve taktiksel değişiklikler için oy veriyorlar. Yardımcı antrenör, elinde laptop’u ile kullanıcı-taraftarların isteklerini yerine getiriyor.

Normalde 100 kadar izleyicisi olan takım, iki hafta içine Internet’te 8000 kişi tarafından izlenir hale gelmiş. Takımın antrenörü, Internet sörfçülerinin isteklerini yerine getirmek zorunda olmaktan fazla memnun olmasa da böyle bir yeniliğin parçası olmayı ilginç bulduğunu ifade ediyor. “Hapoel Play65 Kiryat Shalom” takımı, son iki maçını kaybetmiş de olsa ilgi gitgide artıyor.

Hogeg, gelecek sene bu fikri ile İngiltere’de yatırım yapmayı, sonraki senelerde de bu işi iyice yaygınlaştırmayı düşünüp milli takımların ileriki yıllarda bu şekilde yönetilebileceğini hayal ederken, biz de aklımızdan acaba başarılı olabilirler mi diye geçiriyor, aynı zamanda da, bu merkezi olmayan, dağıtımlı yönetim modelinin herhangi bir tür topluluğa uygulanmasının verimli olup olamayacağı sorusuyla karşı karşıya kalıyoruz.

futbolcu.jpg
Harun Farocki’nin documenta 12′de sergilenen, “Deep Play” isimli enstalasyonundan bir kesit

Ali Miharbi | October 10th, 2007

Semiyotik Kare ve Sanat

Sanatsal Üretim İçin Gerekli 3 Şey üzerinden bazı tartışmalara girmişken, James Clifford‘ın 1988′de tasarladığı Sanat-Kültür Sistemi diyagramına da yer vermek istedim:

clifford_tr.jpg

Bu diyagram üzerinde konuşmadan önce biraz, burada kullanılan semiyotik kare (veya Greimas dikdörtgeni) nedir, nerelerde kullanılır, bir işe yarar mı, bunlardan bahsetmekte yarar var.

Semiyotik kare, doğal dillerde ikili karşıtlık olarak bulunan ve birbirlerinin anlamları ile sürekli etkileşim içinde olan, kimisi bu etkileşimin etkisiyle anlam değiştirebilen, bir anlamda ayrılmaz ikili oluşturan terimlerin (ölüm/yaşam, eril/dişil, Doğu/Batı, merkez/çevre, insan/makina, doğa/kültür, doğa/teknoloji, kahraman/düşman, fiziksel/sanal, gerçek/hayali, Sağ/Sol, ziyaret/ikamet, dinamik/statik, vs. gibi) analizini yapmak ve analitik sınıf sayısını dörde (örneğin ölüm, yaşam, yaşam ve ölüm (”yaşayan ölüler”), ne yaşam ne ölüm (”melekler”) gibi), sonrasında sekize veya ona çıkarıp genişletmek için kullanılan bir araç.

S1 ve S2 teriminden başlayarak ortaya çıkan ilişkiler:

  • S1 ve S2: karşıtlık
  • S1 ve ~S1, S2 ve ~S2: çelişiklik
  • S1 ve ~S2, S2 ve ~S1: tamamlayıcılık

Semiyotik karede, ilişkilerin yanında S1 ve S2 kullanılarak oluşturulan “meta-kavramlar”:

  • S1 ve S2
  • ne S1, ne de S2

life_death_tr.jpg

Bunları eril-dişil örneğine oturtacak olursak:

  • S1: eril
  • S2: dişil
  • ~S1: eril değil
  • ~S2: dişil değil
  • S1 ve S2: eril ve dişil; hermafrodit
  • ne S1 ne de S2: ne eril ne de dişil; aseksüel

Tekrar sanata dönecek olursak, sanat ve sanat olmayan arasındaki ilişkinin dinamiğine birçok zaman sanatçılarca müdahale edildiğini görmek mümkün. Örneğin dekoratif öğeler, kitle iletişim imgeleri, popüler kodlamalar, kitlesel üretim, tüketim malları, kitsch, kopyalanabilirlik hep “sanat olmayana” dair özelliklerken, bunlardan birçoğu sanatçılarca ironik olarak kullanıldı. Bunun yanında, kelime anlamlarının semantik ağ üzerinde sürekli hareket edebilmeleri sayesinde sanat dünyası denilen, “sanat” ile “sanat olmayan” arasındaki ayrıma ihtiyaç duyan ve bunu belirleyen sistem varlığını sürdürmeye devam etti. Bütün bu dinamiklerin bu kadar basit bir diyagramla özetlenebileceğinden emin olmasam da Clifford’ın diyagramını, çok daha karmaşık bir ağın kesiti olarak görmek olası.

Ali Miharbi | September 27th, 2007

Meta-Markets Üzerine

 

meta-markets-dugumkume

Meta-Markets arayüzünde Del.icio.us Düğümküme bağının hissesi. Bu bağı ilk İlteriş kaydetmiş ve sonra Meta-Markets'ta 200 hissesini (20%) halka arz etmiş. Bu kağıt şu anda yukarıda resimleri görülen 10 hissedar arasında paylaşılıyor.

 

Geçen gün Burak Arıkan ile, yeni deneysel çalışması Meta-Markets üzerine küçük bir söyleşi yaptık. Meta-Markets, Internet’te kolektif olarak oluşturulan değerlerin pazarlandığı ve incelendiği bir çeşit ekonomik simülasyon olarak görülebilir. del.icio.us, Facebook, flickr, FeedBurner gibi sosyal web sitelerinde, kullanıcılar, bu sitelerde harcadıkları manevi emek sayesinde onlara belirli bir değer katıyorlar; sürekli kullanıcı iseler bu bir değer akışına dönüşüyor. Meta-Markets’ta bu değer, belli kriterlerle ölçülüyor ve kullanıcılar arasında oluşturulan bir borsa sistemi ile, bu sitelerdeki manevi emeklerin hisse senedi olarak alınıp satıldığı, para birimi OPENSTUDIO kullanıcılarının yakından tanıdığı burak (β) olan spekülatif bir pazar oluşturuluyor.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

Cenk Dölek | September 25th, 2007

İnternet Yasağı Nasıl Aşılır?

Güncelleme: Yazalı epey zaman geçmiş, bu linke ulaşan okuyucularımız için hızlı ve denenmiş bir yöntemi kısaca yazının başına ekleyeyim dedim.

Güncelleme2: M. Serdar Kuzuloğlu tarafından yazılmış, “hosts” çözümünü de içeren güzel ve detaylı bir yazı, commentlere de mutlaka göz atın.

Çabuk yoldan bilgisayarımı sansürden kurtarmak istiyorum, ne yapmalıyım? Bilgisayarınızın TTnet DNS sunucularını değil, http://www.opendns.com/ sunucularını kullanmasını sağlayın. (Bağlı olduğunuz ağın ayarlarından ‘Otomatik DNS sunucusu adresi al’ seçeneğini elle değiştirin. Bu ayarı router veya kablosuz ağ cihazınızın içerisinden değiştirirseniz eşi dostu da serbest bırakmış olursunuz)

Birincil (Primary DNS)      : 208.67.222.222
İkincil    (Secondary DNS) : 208.67.220.220

 


Düğümküme’de konu ile ilgili yazılmış yazılar:

Biri Bu Adamı Durdursun, Etkin Çiftçi
http://www.dugumkume.org/biri-bu-adami-durdursun

Youtube’a Türkiye’den erişim, Türk Mahkemesi Tarafından Engellendi!, Dara Kılıçoğlu
http://www.dugumkume.org/youtube-turk-mahkemesi-tarafindan-engellendi

Mahkeme Kararıyla Internet Sitesi Kapattırma Formu, Burak Arıkan
http://www.dugumkume.org/mahkeme-karariyla-internet-sitesi-kapattirma-formu

İfade Özgürlüğü Yazılımları, Ali Miharbi
http://www.dugumkume.org/ifade-ozgurlugu-yazilimlari

Sıkıysa gerekçelerinizi uluslararası platformlarda tartışın ve galip gelin, sahipleri değil biz kullanıcılar yakalım o sunucuları törenle. Her sene de kutlayalım, evet çok doğru bir karar vermişiz bilgi uzayından malum verileri atmış olmakla diyerek halay çekelim…

Ağa Türkiye topraklarından erişen arkadaşlar, aslında bu tür engellemeleri (Bu siteyi göremezsin kardeşim) ufak bir yazılım ayarı sayesinde aşabiliriz.

Şu adrese bir göz atın: http://publicproxyservers.com/

Sol tarafta gördüğünüz ‘proxy server 1′ bağına tıklayın. Karşınızda ücretsiz olarak kullanabileceğiniz, hergün güncellenen sunucular listesi var. Hem yurdumuza yakın hem de teknolojik olarak gelişkin olması muhtemel ülkelerden birini seçin.

Şimdi tek yapmanız gereken, uygun bir sunucu seçip tarayıcınızda (browser) gerekli ayarlamaları yapmak.

Firefox’da bu ayar şöyle yapılıyor:

Preferences / Advanced / Network / Settings / Http Proxy kısmına Ip adresini ve port numarasını yazacaksınız. Şimdi herhangi bir siteyi açıp kontrol edin, çalışıyorsa tamamdır.

Notlar:

  • Ücretsiz bir çözüm
  • Bu sitelerden bazıları listenin tazelenme periodu ile alakalı olarak çalışmayabilir. Başkasını deneyiverin
  • Ayarları her zaman ‘Direct Connection to the Internet’ ya da ‘Auto-Detect’ seçimleriyle geri almak mümkündür
  • Kullandığınız bir proxy bir süre sonra hizmet dışı kalabilir, kapanabilir, herşey olabilir. Başkasına geçersiniz. Bir gün Internet çalışmıyor diye paniklemeyin
  • Proxy Kullanırken anonim gezinti yaparsınız
  • Http proxy im ve benzeri uygulamaları etkilemez

Hepimize özgür gezintiler!

Ali Miharbi | June 20th, 2007

Spam’i Sev ve Koru

Birçoğumuz emaillerimiz arasında, filtrelerden geçmeyi başarmış, tuhaf, fazlaca bir anlam ifade etmeyen mesajlar almışızdır. Bugün çoğu email servisi değişik spam filtreleme yöntemleri kullanıyor. Spam’ciler bu filtreleri altetmek için değişik stratejiler uyguluyorlar. Bunlar arasında sık sık karşılaştıklarımız, bilerek yazım hataları yapmak, karakterleri görsel olarak benzeyen başka karakterlerle değiştirmek (örn€91n bu $3kilde) veya metni resim haline getirmek, dahası filtrelerin karakter tanıma özelliği olma olasılığına karşı, web sitelerine bilgisayar programlarının otomatik olarak üye olmasını engellemekte kullanılan CAPTCHA‘ya benzer bir şekilde, deforme karakter resimleri kullanmak gibi yöntemler… Tüm bunların yanında belki de en ilginç olanı, 18.yy matematikçisi Bayes’in teoremini bir emailin spam olup olmama olasılığını zamanla istatistiksel olarak oluşturmakta kullanan, başka bir deyişle neyin spam olup neyin olmadığını kullanıcının spam’leri işaretlemesi yoluyla öğrenen sistemlere karşı geliştirilen stratejiler. Bunlar arasında, anlamsız, reklamı yapılan ürünle veya verilmek istenen mesajla tamamen bağlantısız bir kelime çorbası hazırlamaktan, Web’den kolay ulaşılabilir, popüler, edebi veya dini herhangi bir metnin içinden rastgele, DadaDodo programının çalışma şekline benzer biçimde kelimelerin yan yana bulunma olasılıklarına göre, veya dissociated press algoritması gibi bir söz dizisinin son kısmını metnin diğer kısımlarında arayarak, bulunan sonuç ile anlatıyı sürdürmeye kadar değişebilen varyasyonlar sayılabilir. Oluşturulan bu metinler, istatistiksel verilerle eğitilen filtrelerin kafasını karıştırırken, aralarında bazen kulağa oldukça şiirsel gelen yazılara da rastlanabiliyor.

The Brothers McLeod, Bayes filtrelerini atlatmak için üretilmiş spam metinlerini kullanarak, Spamland adında, başrollerinde, normalde gözümüz görmesin dediğimiz bu metinlerin aslında ilgi çekici olabildiklerine işaret eden tuhaf çizgi-yaratıkların oynadığı bir animasyon serisi yapmışlar.

spamland_blah.jpg spamland160x95.jpg
spamland-2-160x95.jpg spamland3-160x95.jpg

Bu kısa animasyonlar, hiçbir yere varmayan bir anlatı ve kopyala-yapıştır şeklinde oluşturulmuş hissi veren cümleleri ile sürrealistlerin ve dadaistlerin yazdıkları şiir ve hikayeleri anımsatıyor insana. 1920′lere gidecek olursak, Tristan Tzara‘nın önerdiği dadaist şiir yazma yöntemi, şimdi bilgisayarların filtrelerden geçmek için kullandıkları algoritmaların en basitini andırıyor:

DADAİST BİR ŞİİR HAZIRLAMAK (Tristan Tzara, 1920)
Bir gazete al.
Bir makas al.
Gazeteden, oluşturmak istediğin şiirin uzunluğunda bir makale seç.
Makaleyi kes.
Daha sonra makaledeki kelimeleri ayrı ayrı dikkatlice kes ve bir torbaya doldur.
Usulca çalkala.
Sonra her birini, birbiri ardından çek.
Kelimeleri özenle, torbadan çekilme sıralarına göre not al.
[...]

1959′da ressam ve yazar Brion Gysin gazeteleri parçalar halinde kesip tekrar düzenleyerek bu yöntemi, cut-up yazım tekniği ile tanınan, Çıplak Şölen‘in (Naked Lunch) yazarı William S. Burroughs ile beraber geliştirdi. Bu yöntem de şu şekilde özetlenebilir:

[...] Bir sayfa alın. Bu sayfa gibi. Ortadan dikey ve yatay olarak kesin. 1, 2, 3, 4 olarak dört bölüm oluşacak. Birinci bölüm ile dördüncünün, ikinci bölüm ile üçüncünün yerini değiştirin. Artık yeni bir sayfanız var. Bu sayfa bazen aynı şeyleri söyler, bazen oldukça değişik. Politik konuşmaları kesmek ilginç uygulamalardandır. Sonuçta ortaya çıkan metin kesinlikle bir şeyler söyleyecektir ve bunu belirli bir açıklıkta yapacaktır. [...]

Buna benzer yöntemler daha sonra popüler kültürde, örneğin David Bowie, Kurt Cobain, Thom Yorke tarafından şarkı sözü yazmak için kullanılmıştı.

Bugünkü durumda, eskiye göre önemli farklar göze çarpıyor:

Bunlardan bir tanesi, metnin artık sadece insanlar değil makinalar tarafından da oluşturulabiliyor olması. Bu potansiyele, daha önce ilk dönem İnternet sanatçıları The Plagiarist Manifesto (1998) benzeri projelerle dikkat çekmişlerdi. Hatta karmaşık algoritmalar yardımıyla bazen makinalar sürrealizmin spontaneliğine/kendiliğindenliğine benzer bir şekilde ‘kararlar’ bile verebiliyor.

Bir başka önemli fark da, şu ana kadar, metinlere uygulanan cut-up teknikleri hep sanat, edebiyat, tasarım, müzik gibi konularda deneysel yöntemler olarak kullanılmışken, bugün insanların bundan yasadışı da olsa para kazanmanın bir yolunu bulmuş olmaları. Bir açıdan sanatçıların buluntu nesne, imge veya kavramları parçalayıp tekrardan biraraya getirme işlevini kısmen spam’ciler üstlenmişler gibi. Sanatçılar da tekrardan organize olmuş bu yapıları hazıryapım olarak kullanıyor veya daha başka yapılarla veya yöntemlerle tekrardan biçimlendiriyorlar.

Bugün, İnternet’in en sevilmeyen öğelerinden olan spam’lere estetik stratejilerle yaklaşan diğer işlere şu örnekleri gösterebiliriz: