28.06.2009

Paylaşmayın.siz

c-2Almanya Hamburg yerel mahkemesi kullanıcıların istedikleri gibi dosya yükleyerek paylaşmalarını sağlayan Rapidshare.com‘u (RS) 34 milyon dolar ceza ödemeye mahkum etti. Bir işletmenin tarihe karışması için yeterli bir meblağ.

Bu ve benzeri servislerin ne suçu var? Sistem kendisi içerik üretmiyor, sistemin kullanılış biçimi konusunda insanları yönlendirmiyor. John Doe seçiyor sakıncalı dosyayı oraya yerleştirip başkalarıyla paylaşmayı. Sistemin sağladığı şeyler disk alanı, yüklemek için araçlar vs değil mi?

Gün geçtikçe daha çok sayısallaşan, teknolojik araçlar sayesinde birbirine daha kolay ve hızlı bağlanan hayatlarımızda yeni sayılabilecek bir bahistir dijital meta paylaşımı. Kafalar eski, toplumun davranışı yeni.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

10.03.2009

Silikon Vadisi'nin Gizli Tarihi

Bush’u Teksas’lı petrolcüler, Obama’yı Silikon Vadisi seçti derler. Nitekim Silikon Vadisi’nin çıkardığı en önemli şirketlerden Google’un CEO’su Eric Schmidt Obama’nın en önemli destekçilerinden, bir devletin ilk defa CTOsu (“Chief Technology Officer”) olacak, ve adaylardan en önemlisi yine Silikon Vadisi motorlarından Cisco’nun şu anki CTOsu Padmasree Warrior.

Teknolojik hakimiyet politik hakimiyete dönüşüyor gözümüzün önünde. Tarih tekerrür ediyor muhtemelen, ama şimdi ne haldeyiz anlayabilmek için öncelikle Silikon Vadisi’nin tarihine bakabiliriz.

Silikon Vadisi nasıl dünyanın en önemli teknolojik icatlarının yapıldığı bir merkeze dönüştü?

Google, Yahoo, Hewlett Packard, Cisco, Intel gibi şirketlerin doğmasına sebep olacak ortam nasıl ortaya çıktı? Bugün Silikon Vadisi iş modellerini örnek alan Türkiyeli, Avrupalı (bkz Ersan Özer: Alman Internet’ine olup bitenler), Asyalı yeni nesil internet şirketleri, vaizler (“evangelist”), yatırımcılar, iş okulları (MBA) hep benzer bir teknoloji üretim ortamı yaratmayı amaçlıyor kendi memleketlerinde. Belki Silikon Vadisi’nin nasıl kurulduğunu ve genelde pek bilinmeyen yönlerini su üstüne çıkardığımızda kendi ortamımıza daha özgün şekiller verebiliriz.


http://www.youtube.com/watch?v=hFSPHfZQpIQ

“İkinci Dünya Savaşı ilk elektronik savaştır.”

Stanford profesörü Steve Blank Silikon Vadisi’nin başlangıcını II. Dünya Savaşı’na kadar götürüyor. Herşey Stanford Üniversitesi’nin askeri araştırmalar için devletle yoğun işbirliği yapmasıyla başlıyor. Bu MIT’den gelen geleneksel bir yaklaşım, pek çok öncü Stanford hocaları MIT’den gelmiştir İkinci Dünya savaşı sırasında veya sonrasında. Kore Savaşı boyunca Stanford ve Amerikan ordusu arasında ilişkiler gelişiyor, ve Soğuk Savaş döneminde yeni icatlar yapılması için askeri-akademi işbirlikleri artıyor. Stanford askeri teknolojiler, yeni silahlar, ve radar sistemleri geliştiriyor. Bu askeri destek ve endüstri ilişkileri sonucunda Fairchild Semiconductor gibi elektroniğin babası şirketler ortaya çıkıyor. Sonrasını biliyorsunuz, Intel, Cisco, Apple, Google…

Dört ana icat dalgası

Silikon Vadisi tarihinde dört ana icat dalgası var diyor Steve Blank:

  1. Savunma (Radarlar, sibernetik kontrol)
  2. Tümleşik devre (“integrated circuit”)
  3. Kişisel bilgisayar (“PC”)
  4. Internet

II. Dünya Savaşında Almanya’nın radar duvarını geçmek için geliştirilen stratejik bombalama teknikleri Stanford’dan çıkmış. Tümleşik devre ve çip teknolojisi savaş sonrası hesap kitap için gerekiyor. Sonra PClerle yepyeni bir dijital tüketim toplumu yaratılıyor. Internet ile hem tüketim hem üretim yoğunluğu arttırılıyor, e.g., “one-click-shopping”, “opensource”, “freemium”, “prosumer”.

Steve Blank sunumunda enine boyuna anlatıyor Silikon Vadisi’nin gelişimini. Bilgilendirici kafa açıcı bir sunum. Video’yu izledikten sonra beni düşündürenler bugünkü durum oldu.

Bilmediğimizi Bilmediklerimiz

Bugün Silikon Vadisi’ni ve dünyadaki diğer Silikon Vadilerini destekleyen ortam nedir? “Küresel terör”le mücadele? Toplumsal kontrol? Kriz kontrolü? Bilmediğimizi bilmediklerimiz?

Geleceği tahmin etmek çağdaş bir silah. Ekonomiden askeriyeye yaşamın içinde her alanda gelecekte olacakları hesaplayabilmek. Risk alma gücünü arttırmak. Bilişim teknolojileri sayesinde geçmişte hiç olmadığı kadar daha iyi gelecek hesaplıyoruz. Şu anda yaşadığımız küresel finansal kriz bunun tersini ispatlasa geleceği hesaplamak nerdeyse doğal bir insan güdüsü olduğundan teknolojik gelişim bu güdüyle desteklenecektir. Bugünkü sosyal web ortamında ortaya çıkan bilgi miktarı, finans hareketlerin yoğunluğu, ve bilginin dünyayı dolaşma hızı gelecek hesabını iyileştiren en önemli faktörler. Dolayısıyla San Francisco’dan Paris’e İstanbul’a Şangay’a dünyanın Silikon Vadileri geleceği tahmin etme endüstrisinin çekirdeğini oluşturacaklardır.

18.01.2009

Nükleer Saadet Zinciri

Nükleer Ekspres” atom çağının politik tarihini yazan yeni bir kitap. Nükleer teknolojilerin nasıl ülkeler arası ağlar içinde geliştiğini ve casusluklarla yayıldığını anlatıyor. Kitabın yazarları Thomas Reed ve Danny Stillman ortaya bir nükleer saadet zinciri çıkartırken, New York Times görselleştirme editörleri kitapta anlatılan ilişkileri bir zaman üstünde ağ diyagramı olarak göstermişler (yukardaki diyagramı büyük görmek için üzerine tık).

nuclear-express-politik-tarih-bomba

"Nükleer Ekspres": Bombanın Politik Tarihi ve Yayılması

1945 yılında Amerika’dan yayılmaya başlayan nükleer teknoloji önce Rusya, Kanada, Britanya, ve Fransa’ya, sonra 1960-1970 arası Çin’e ve İsrail’e yayılıyor (Manhattan Projesi‘nden ayrılanlar). Bundan sonra kaynak artık Amerika değil gibi gözüküyor diyagramdan. Ana dağıtıcı Fransa oluyor, 1970 sonrası Hindistan’a, 1980 sonrası Pakistan, Güney Afrika, ve Irak’a Fransa’dan nükleer teknoloji geliyor. 1980 sonrası nükleerlenen bu ülkelerin kaynakları arasında Çin, Kanada, ve Britanya da bulunuyor. 1990 sonrası ana dağıtıcı Pakistan oluyor, Libya, K.Kore, İran Pakistan’ın müşterileri. K.Kore’yi Çin de besliyor, İran aynı zamanda Rusya ve Kazakistan’dan reaktör teknolojileri ve nükleer yakıt alıyor. Diyagramda son yıllara geldiğimizde örtülü nükleer silah çalışmaları görüyoruz (kutuyla gösterilen ülkeler), İran başta, Suriye, Suudi Arabistan, ve Cezayir örtülü olarak nükleer teknoloji geliştiriyorlar. Altıgenler iptal edilmiş nükleer programları gösteriyor: Güney Afrika, Kazakistan, Libya, ve Irak.

Bu ağ diyagramından çıkarabileceğimiz en basit gerçek nükleer teknoloji ve silah üretiminin kontrolden çıkmış olduğu. Ne ABD ne AB ne Çin kontrol edebiliyor nükleer üretimi. Birden fazla noktada erişilebilir bilgi ve teknoloji olduğundan artık çok merkezli bir nükleer saadet ağı sözkonusu. Nitekim son zamanlarda en çok korkulan şey Al-Qaeda‘nın öncelikle Pakistan’dan veya bu ağın diğer üyelerinden parayla, casuslukla, veya el koyarak nükleer silahlara sahip olabilme olasılığı.

Türkiye’de nükleer silah var mı?

ABD’nin Avrupa’daki en büyük nükleer silah üssü şu anda Türkiye’de İncirlik Hava Üssü. 2005 yılında Avrupa’daki nükleer silahların yerlerini ve miktarını gösteren bir rapor yayınlanmıştı. Avrupa’daki Amerikan Nükleer Silahları Raporu PDF olarak indirebilirsiniz. En son ABD Avrupa ülkelerindeki silahları azaltmak durumunda kaldı ve sonıucunda Türkiye Avrupa’da en çok nükleer silah bulunan ülke haline geldi. İncirlik’de 90 nükleer bomba bulunduğu biliniyor, bunlardan 40 tanesini Türkiye kullanabiliyor…

İncirlik Hava Üssü'ndeki nükleer bombaların yerleri. Hans M. Kristensen, "Avrupa'daki Amerikan Nükleer Silahları" raporundan.

17.01.2009

Teröre Karşı Terör Nereye Kadar?

Gonzalo Frasca, bilgisayar oyun dinamiklerini kullanarak toplumsal eleştiri yapan bir tasarımcı. 11 Eylül sonucu “teröre karşı savaş“ın doğuracağı kan davalarına işaret eden September 12 adlı bir simülasyon yapmıştı. İş eski (~6 yıl) ama hikaye aynı: Terörist avı, akabinde sivillerin ölümü ve sonuçta intikam yeminleri, sonra tekrar. Günümüze birebir uyan bir yorum olduğu için aktarıyorum.

September 12 simülasyonunu şu adreste görebilirsiniz. Tarayıcınıza Shockwave eklentisini yüklemeniz gerekebilir.

Oyunun açılış ekranındaki kullanim yönergesi:

Bu bir oyun değildir.

Kazanamazsın veya kaybedemezsin.

Bu bir simülasyon.

Bunun sonu yok. Daha yeni başladı.

Kurallar ölümcül derecede kolay. Ateş edebilirsin. Ya da etmeyebilirsin.

Bu, teröre karşı savaşı keşfetmek için kullanabileceğin basit bir model.

12.01.2009

Çarşıdan Aldım Bir Tane, Eve Geldim Bin Tane

En son televizyonlarda ve basında İsrail’in Gazze’de kullandığı haberleri ile tekrar gündeme gelen, daha önce Vietnam, Afganistan, Irak, Çeçenistan ve Gürcistan’da kullanılan, bomba içinde bomba diye tabir edilen misket bombaları (veya diğer adıyla salkım bombaları), % 10 kadarı düştükten sonra patlamadığı için, bir savaşta kullanıldıktan yıllar sonra bile sivillerin ölüm ve yaralanmalarına yol açabiliyorlar. Sivilleri ve özellikle renkleri nedeniyle dikkat çekerek kurban aldığı çocukları korumak için geliştirilen teknikler de iddia edilenin aksine durumu değiştirmiş değil.

Geçtiğimiz Aralık ayında Oslo’da bu bombaların üretimi ve kullanımının yasaklanması konusu imzaya açılmış, sonucunda 94 ülke tarafından imzalanmıştı. ABD, Rusya, Çin, Hindistan, Pakistan, Brezilya, İsrail, Türkiye gibi ülkeler imzalamayı reddetmişti.

Misket bombalarının yasaklanmasını kabul eden ülkeler (Wikipedia’dan)

Bu ülkelerin genelde üretici olmalarının yanısıra, 15 ülke (Eritre, Etiyopya, Fransa, Gürcistan, İsrail, Fas, Hollanda, Nijerya, Rusya, Suudi Arabistan, Sudan, Tacikistan, İngiltere, ABD ve Yugoslavya) ve Hizbullah gibi devlet dışı bazı silahlı örgütler bunları bir şekilde kullanmış. Türkiye Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, “Ankara’nın bu mühimmatla ilgili kaygıları anladığını ve anlaşma sürecine prensipte destek verdiğini” ve “kara mayınları meselesinin öncelikli olduğunu” söylemiş. 1965′ten beri dünyada % 98′i sivil omak üzere 100.000 kişinin ölümüne sebep olan bu bombaların “çok etkili silahlar oldukları, stoklarında bolca bulundurduklarını, daha uygun bir alternatif bulunmadıkça yasaklamanın doğru olamayacağı” şeklinde bir söylem ile de savunulmuş “bir Türk yetkili” tarafından. Türkiye bu bombaları sadece üretip test ettiğini söylüyor; bunun yanında TSK’nın bunları PKK’ya karşı harekatlarda kullanmış olduğu ve kullanmaya devam ettiği iddiaları da Internet’te dolaşıyor.

Bağlantılar:

08.01.2009

Bak Bomba Düşüyor

İsrail roketinden kaçan Filistinliler. 25 Mayıs 2007 AFP PHOTO/MAHMUD HAMS

Fotoşop hilesi değil:

Kaynak: http://www.flickr.com/photos/ali1979/2692653950/

05.01.2009

Filistin 1946-2000 Arası Nasıl Değişti?

1947 yılında Birleşmiş Milletler Filistin topraklarına Yahudileri yerleştirdi ve iki devlet kurulmasına karar verdi.

Kaynak: Occupation Magazine, Oren Medicks, Ocak 2005, Nahnu.org

* Büyük görmek içim görselin üstüne tıklayın.

11.09.2008

9/11 New York – İstanbul

7 yıl önce bugün aklımız gitti. İkiz Kuleler henüz alevler içindeyken CNN Filistin’de sevinen halkı gösteriyordu (yukardaki video). Haberin markası Amerikan ajanslarının koridorlarında icat edilirken hepimiz şok olmuş tüm algılarımız açık bakıyorduk televizyon ekranına noluyor diye. Ne veriliyorsa giriyordu aklımıza, “bilinçleniyorduk”. Kısa bir süre sonra Terörizmle Savaş Kampanyası başladı. Daha bir gün önce 10 Eylül 2001′de Amerikan Ordusunun özelleştirilmesi kararı alınmıştı.

11 Eylül olayı merkezden-kitelye medyanın (merkez = hakim politik güç) toplum bilincini nasıl şekillendirdiğine çok önemli bir örnek. İki yıl sonra bu konuda “9/11 New York – İstanbul” derlemesi, Feride Çiçekoğlu editörlüğünde Homer Kitabevi’nden yayımlandı. Kitap Feride Çiçekoğlu, Alan Duben ve Murat Belge’nin yanısıra Hasan Bülent Kahraman, Nicholas Mirzoeff ve Jean Baudrillard gibi konu ile ilgili çalışma yapmış Türkiyeli ve yabancı 12 yazarın denemelerinden oluşuyor. Ayrıca 6 Haziran 2002’de İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenen “Görsel Bir Gösteri Olarak 9/11” başlıklı panelde yapılan sunumları da içeriyor. Kitap Esen Karol tarafından tasarlandı. Ayrıca İldem Akçakaya ve ben kitaba fotoğraflarla katkıda bulunmuştuk.

Kitap hakkında 2003 Radikal haberi
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=2171

Dünyada 11 Eylül Şüphesi
http://ntvmsnbc.com/news/458984.asp

19.07.2008

Günün Resmi: İran'ın Photoshop'lu Füzeleri

Geçen hafta İran’ın yaptığı askeri tatbikattan gösterilen füze fotoğrafların Photoshop ile çoğaltıldığı ortaya çıktı. Bu dört füzeli resim Amerika’da NY Times, LA Times, Chicago Tribune gibi büyük gazetelerde kapak olduktan kısa bir süre sonra resmin Photoshop’la değiştirilmiş olduğu aslında üç füze olduğu haberi webde ortaya çıktı. Ardından resmin yeni sürümleri ortamlarda dolaşmaya başladı…


http://www.flickr.com/photos/25087744@N08/2656503704/


http://www.flickr.com/photos/49403380@N00/2658316482/


http://www.boingboing.net/2008/07/10/iran-you-suck-at-pho.html#comment-230522

29.07.2007

Amerika'da Tasarlanmış Bağdat

irak-amerikan-bagdat.jpg

Amerikan askerlerini Irak savaşına hazırlamak için Amerika’nın Louisiana şehrinde Bağdat temalı bir askeri kamp kuruldu. Aynı Disney Land’in çocuklara büyülü bir dünya simulasyonu sunması gibi bu Amerikan çölünde tasarlanmış Bağdat askerleri “Irak savaşının büyülü dünyası”na hazırlıyor.

Yaklaşık bir yıldır faaliyette olan bu savaş tiyatrosu oyunların, yani simülasyon gerçek ilişkisinin, Amerikan ordusu tarafından nasıl kullanıldığını gösteriyor. Amerikan Bağdatı’nı tasarlayanlar arasında kostüm tasarımcıları, mimarlar, medya tasarımcıları, grafik tasarımcıları, etkileşim tasarımcıları, film yapımcıları, ve askeri stratejicileri var. Iraklı Amerikan vatandaşları oyuncu olarak köylüleri canlandırıyor. Baştan aşağı yaşanan drama Amerikan ordusunun koyulan bir hedef uğruna insanlığı her şekilde alt üst edip ezip geçtiğini gözler önüne seriyor.

Bir yanda daha önce Düğümküme’de yazdığımız Iraklı sanatçı Wafaa Bilal kendini internet’ten vurdururken diğer yanda Tasarlanmış Bağdat kampının yöneticisi General Robert Cone “Bir askere burada güvenebilirsek, Irak’da da güvenebiliriz.” diyor…