28.06.2009

Paylaşmayın.siz

c-2Almanya Hamburg yerel mahkemesi kullanıcıların istedikleri gibi dosya yükleyerek paylaşmalarını sağlayan Rapidshare.com‘u (RS) 34 milyon dolar ceza ödemeye mahkum etti. Bir işletmenin tarihe karışması için yeterli bir meblağ.

Bu ve benzeri servislerin ne suçu var? Sistem kendisi içerik üretmiyor, sistemin kullanılış biçimi konusunda insanları yönlendirmiyor. John Doe seçiyor sakıncalı dosyayı oraya yerleştirip başkalarıyla paylaşmayı. Sistemin sağladığı şeyler disk alanı, yüklemek için araçlar vs değil mi?

Gün geçtikçe daha çok sayısallaşan, teknolojik araçlar sayesinde birbirine daha kolay ve hızlı bağlanan hayatlarımızda yeni sayılabilecek bir bahistir dijital meta paylaşımı. Kafalar eski, toplumun davranışı yeni.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

02.02.2009

Çocuklarınıza İyi Öğretin

Playmobil oyuncak firmasının “Güvenlik Kontrol Noktası” seti.

Milli Güvenlik ve Vatandaşlık derslerini hatırlayın. Okullarda genelde emekli askerlerin verdiği sıkıcı ezberleme dersler. Türkiye’de bu tepeden inme yöntemle belli bir ideoloji çocukların kafasına kazınır veya kazınmaya çalışılır. Bu yukarıda gördüğünüz oyuncak seti ise çocukların kafasına çocukların dilinden konuşarak, yani çağın gerektirdiği şekilde doğrudan bilinç altına şekerli ideoloji kazıma yöntemi. Soran olursa eğitim, neyin eğitimi?

Amazon’daki müşteri yorumlarında nefis parçalar var, mesela:

“Bu ürünü aldığımda biraz hayal kırıklığına uğradım, fonksiyonları yetersiz. 5 yaşındaki oğlum yolcuların ayakkabılarının çıkarılamadığını gösterdi. Sonra yolcunun atkısına bir tırnak törpüsü yerleştirdik, ne kapı dedektörü ne de güvenlik anteni bunu tespit edebildi. Oğlum “bu gördüğüm en kötü güvenlik!” dedi.”

Bu oyuncak seti bana sosyal web servislerinin şekerli daimi beta logolarını grafik dilini hatırlatıyor. Böyle stilde şeker gibi logo gördün mü bil ki herşeyini paylaşacaksın.

20.11.2008

Open Sound Control ile Processing – Pure Data Haberleşmesi

Yeni Formlar: Reaktif Müzik yazısında konu Pure Data‘dan (PD) açılmışken, işlemsel ses ve müzik konusunda oldukça kuvvetli olan bu gerçek-zamanlı grafiksel programlama ortamını, şahsen grafik ve video işleme konusunda daha doğrudan kontrol sağladığını düşündüğüm Processing ile haberleştirmenin ve bu iki alemin güçlerini birleştirmenin yolunu gösteren bir yazı yazmaya karar verdim. Burada vereceğim örneği elbette sadece Processing veya sadece Pure Data (pd-extended paketinin içinde gelen veya PD’ye ayrıca ekleyebileceğiniz OSCx ve GEM kütüphanelerini kullanmak suretiyle) ile yapmak da mümkün ama daha karmaşık uygulamalar için (mesela ağ üzerinden, değişik platformlarda yazılmış programların entegrasyonu) bir örnek olma amacı taşıyor.

Hem PD hem de Processing (Python, Ruby, Java, Microsoft.Net, vvvvMaxMSPLiveAPI, OSCulator vb. sayısız ortam gibi) Open Sound Control – OSC protokolünü destekliyor. OSC, bilgisayarlar, synthesizer’lar ve bilimum çeşit multimedya cihazını birbirine bağlamayı kolaylaştırmak için geliştirilmiş, modern ağ teknolojileri ile hatasız, birlikte çalışan, esnek sistemler kurmak için birebir bir protokol. Bunun yanında ağlar üzerinde çalıştığı icin MIDI’nin sunamadığı yeni türden etkileşimlere de (İnternet üzerinden gerçek-zamanlı etkileşim, değişik veri tiplerini ve donanımları birbirine bağlamak gibi) imkan sağlıyor.

İşin Processing ayağından başlayalım:

Önce oscP5 kütüphanesini indirmek gerekiyor. Normalde yapılanın aksine, sıkıştırılmış dosyaları açtıktan sonra libraries klasörüne değil, sketches klasörü içine atıyoruz. Bu kütüphane birçok örnekle gelse de, buradaki amacımız için aşağıdaki gibi sade bir kod yazabiliriz:

import oscP5.*;
import netP5.*;

OscP5 oscP5;
NetAddress myRemoteLocation;

void setup() {
size(400,200);
frameRate(25);
stroke(255);
oscP5 = new OscP5(this,12000);
myRemoteLocation = new NetAddress("127.0.0.1",9999);
}

void draw() {
background(0);
}

void mouseDragged() {
line(mouseX, 0, mouseX, height);

OscMessage msg1 = new OscMessage("/msg1");
OscMessage msg2 = new OscMessage("/msg2");

msg1.add(map(mouseX, 0, width, 69, 100));
msg2.add(50);

oscP5.send(msg2, myRemoteLocation);
oscP5.send(msg1, myRemoteLocation);
}

void mouseReleased(){
OscMessage msg2 = new OscMessage("/msg2");
msg2.add(0);
oscP5.send(msg2, myRemoteLocation);
}

Bu örnek tek bilgisayarda lokal olarak çalışıyor ama IP adresini değiştirerek ağ üzerinde çalışır hale getirmek de olası. Burada 9999 numaralı porta iki mesaj yolluyoruz. Birincisi mouse’un x koordinatını okuyarak 69 ile 100 arasında bir değer ile eşleştiriyor. Daha sonra PD, bu değerleri MIDI girişi olarak alıp frekansa çevirecek.

Bu program çalışırken PD’yi açıp oynamaya başlayabiliriz. Herşeyin düzgün çalışabilmesi için PD_extended–>Preferences–>Startup içinde “oscx”in olması gerekiyor. Pure Data ile haşır neşir olmamış ama bu vesileyle girişmeye niyetlenmiş olan varsa buradan ve buradan başlayabilirler. Temel nesneler dışında dumpOSC ve OSCroute nesnelerini kullanıyoruz ve 9999 no’lu portu dinleyip Processing’den gelen mouse değerine göre frekansı değişen bir kosinüs dalgası yaratıyoruz:

PD kodunu da aşağıya ekleyip ilk eğitsel-öğretsel yazımı burada noktalıyorum:

Diğer yönde, PD’den Processing’e mesaj göndererek, Processing ekranına daire veya kare çizdiren örnek kod:

Düğümküme’de yayımlanan ilgili yazılar:

and 29.06.2008

Kutsal Ateş: Sayısal Zamanların Sanatı

shulginchernyshev_com_pr

Geçtiğimiz Nisan ayında Brüksel’de yapılan Kutsal Ateş (“Holy Fire”) sergisi işlemsel ve ağlı sanat çevrelerinde büyük tartışmalara yol açtı. Küratörlüğünü Yves Bernard ve Domenico Quaranta‘nın yaptığı sergi “yeni medya sanatı” denilen şeyin “zamanımızın sanatı”ndan başka bir şey olmadığı, ve yazılım/donanım kullanarak günümüz hakkında konuşan işlerin maddiyat-dışılık iddialarına rağmen sanat pazarına çoktan girmiş olduğunu öneriyordu.

coverweb1IMAL‘de yapılan Kutsal Ateş sergisi yazılım-donanım-ağ teknolojileri ile üretilmiş ve sadece daha önce alınıp-satılmış eserler içeriyordu. Sanatçılar arasında, çoğu bir zamanlar bu sanat endüstrisinin dışında çalışmış gözüken Alexei Shulgin, Vuc Cosic, JODI, 0100101110101101.org, Olia Lialina, Mark Napier gibi isimleri görebiliyoruz. Sergi hem sanat pazarında yeralan bu sanatçıların işlerini bir araya getirmesiyle hem de bunları “yeni medya sanatı” diye ifade etmesiyle büyük tartışmalara yol açtı. Daha sergi açılmadan Rhizome.org forumlarında “Sanatın Yeniden Maddeleştirilmesi” (“The Rematerialization of Art”) başlığı altında bir tartışma açıldı. Bir başka tartışma da Patrick Lichty’nin blog yazısı, “yeni medya” teriminin neden hala kullanılıyor olduğu üzerine yaptığı ayrıntılı eleştiri üzerine başladı. Internet sanatçısı ve eleştirmen Tom Moody hem kendi blogunda yazarak hem Rhizome yorumlarına katılarak ortamı hareketlendirdi. Bu tür sanat eserlerinin maddesizleşmesi / tekrardan maddileşmesi tartışmaların odak noktasıydı.

Kutsal Ateş sergisiyle küratörler şu üç savı iddia ettiler:

Zamanımızın sanatı
Kutsal Ateş sergisindeki işler “yeni medya sanatı” değil, basitçe bu yaşadığımız zamanın sanatıdır. Bu işler kurumsal veya ticari kimliklerden kendini ayıran, hayali kimlikler yaratan, yazılımları ve oyunları kendine uyduran, online ve offline toplulukların içine sızan, varolan araçları altüst eden veya kendininkini yaratan, işlemselliğin ve bilişimin estetitiğini araştıran; özetle bu yaşadığımız dünya hakkında konuşan sanat yapmak için bilgisayar yazılımları ve donanımları kullanan işlerdir.

Koleksiyonluk sanat işleri
Kutsal Ateş muhtemelen hali hazırda sanat pazarında bulunmuş sadece koleksiyonluk yeni medya sanatı gösteren ilk sergi. Kutsal Ateş çağdaş teknolojilerle yapılmış ve koleksiyonluk günümüz sanat işlerini sunar.

Yeni bir ekonomi
Sanat pazarı yeni medya sanatçıları için yeni gelir kaynakları öneriyor. Şu zamana kadar bu kaynaklar devletten ve kurumlardan verilen komisyonlarla sınırlı olmuştur. Bir sanat pazarı sanatçılar ve sanat tüketicileri arasındaki doğrudan ilişkilerle yeni bir ekonomi geliştirilmesini sağlar; sanatçının sosyal rolünü ve kitlesel tüketim için üretilmiş dijital ürünlerden başka şeylere bakan kişileri onaylar.


Reface [Portrait Sequencer], Golan Levin ve Zachary Lieberman, 2006

Rhizome forumundaki Kutsal Ateş tartışmasının sonunda internet sanatı gibi maddeleşemeyen işleri de almak isteyen koleksiyoncu Jeremy Levine Internet sanatı toplarken şu kurallara uymayı teklif etti:

Teklif 1: Internet sanatına “sahip olmak” barındırma sorumluluğu getirir. Internet’te bir internet sanat işine sahip olmak patronluk yapmak olur.

Teklif 2: Koleksiyon “ya yay ya öl” ilkesine dayanmalı. Koleksiyoncu işi immaterial yapma işlemine dahil olmalı.

Teklif 3: Internet sanatı sahibi olmak korumak, emülasyonunu yapmak, ve dökümante etmek anlamına gelir.

Bu son madde özellikle önemli, çünkü daha önce bu yorumlarda bahsi geçtiği gibi bugünün teknolojisyle üretilmiş bir iş yarının teknolojisiyle çalışmayabilir. Bunun en iyi örneği eski bilgisayar oyunları. Çoğu bugün çalışmıyor, ancak bazılarını –Atari, Amiga, vb.– özel geliştirilen emülatörler sayesine bugün de aynı kailtede çalıştırabiliyoruz.


Psych|OS, UBERMORGEN, 2006

Internet’de radikal sistemler geliştiren ve aktivist etkinlikler yapan sanat kolektifi UBERMORGEN sergiye Psych|OS serisiyle katıldı. Psych|OS Hans Bernhard’ın 2002 yılında 10 yıllık internet ve teknolojik aktivizm mücadelesinden sonra sayısal ağların beynindeki biyolojik ağlara verdiği etki sonucu yattığı akıl hatenesindeki günlerini belgeliyor. Serginin küratörü Domenico Quaranta Psych|OS hakkında yazmıştı 2006 yılında yayınlanan bir katalog için.


Dimension (With Elements of Web 2.0), Olia LIALINA ve Dragan ESPENSCHIED, 2006

Rhizome forumunda bu tür yeni medya sanatı galeride gösterilir mi, niye gösterilmeli soruları etrafında dönen tartışmada önemli bir çözülme sergiye katılan sanatçılardan Olia Lialina kendi beyanından bir parçayı yazdığında yaşandı:

“Geçmişte sanatçı olarak insanlarla sadece kendi kişisel bilgisyarları önünden iletişim kurmak anlamlıydı, bugün kolayca galeri ziyaretçileriyle iletişim kurmayı düşünebiliyorum çünkü çoğunlukla daha yeni bilgisayarlarının başından kalkıp galeriye gelmiş olacaklar. Fikirleri şakaları anlamak için medyum hakkında yeterli deneyim ve anlayışa sahipler, ve işlerden keyif alıp satın alabilirler.”

mattes_monument
Project for the fake Nike Monument in Karlsplatz, Eva ve Franco MATTES aka 0100101110101101.ORG, 2003-2004

Eva ve Franco MATTES ikilisinin işlerinde mottosu “minimum emekle en büyük görünürlük”. Yukarıda görülen Nikeground projesi bu niyetini açıkça ortaya koyuyor. Bu işte görülebilecek kapitalizm karşıtlığı sanatçıların duruşundan kaynaklanıyor. Aynı duruş “AdWords Happening” (2002) işiyle Christophe Bruno’da ve Ticari Protesto işiyle Alexei SHULGIN ve Aristarkh CHERNYSHEV’de de görülüyor.

Şu anda Internet’le bağlanmış, küresel politik stratejilerle örülmüş, bilişim sistemleriyle denetlenen bu sayısal zamanlarda geçerli yaratıcı ifade artık sadece resim, fotoğraf, video, heykel gibi statik medya türleriyle ve bu medyalar üzerinden geliştirilen stratejilerle değil, Kutsal Ateş sergisinde örneklerini gördüğümüz sanatçıların kullandıkları dinamik sistemler ve uyguladıkları yeni stratejilerle gerçekleştirliyor. Kutsal Ateş sergisi sayısal veya değil eğer bu sanatçıların stratejilerini ortaya koyuyursa, bu günümüz sanatını ve kültürünü anlamak adına bir gelişmedir.

* Tepedeki görsel Alexei SHULGIN ve Aristarkh CHERNYSHEV, “Ticari Protesto”, 2007

* Bu yazı Ali Miharbi ve Burak Arıkan tarafından beraber yazılmıştır.

16.05.2008

Internet ile Web Arasındaki Fark

Zaman zaman “internet” ile “web” terimlerinin birbirine karıştırıldığını görüyorum. Bilinçsizce her iki terim de birbirinin yerine kullanılıyor. Doğrusu şu. Internet bir teknolojik iletişim altyapısıdır. Web, yani World Wide Web, internet altyapısı üzerinde çalışan bir sistemdir.

Internet birbirine kablolarla bağlı bilgisayarların oluşturduğu ağların ağıdır. Web bu ağ üzerinde biribirine bağlanabilen sayfalar ağıdır. Web’de birim eleman bir HTML dosyasıdır, internet’de birim eleman bir bilgisayardır.

Web tarayıcılar HTML protokolünde yayınlanan metinleri okur ve görsel hale getirir (televizyonun sinyalleri görüntüye çevirmesi gibi). HTML dosyaları internet üzerinden TCP/IP paketleri içinde bir bilgisayardan diğerine taşınır.

Internet üzerinde HTML’den başka protokoller de çalışır. Bu başka protokoller ile çalışan sistemlere Web denilmez. Onların kendi adları vardır, mesela ses transferi için Voice over Internet Protocol (VoIP), chat için Jabber (XMPP), dosya paylaşımı için BitTorrent gibi. Mesela Skype bir web uygulaması değil VoIP uygulamasıdır, Instant Messenger’niz bir web uygulaması değil bir Jabber uygulamasıdır, dosya paylaşım programınız bir web uygulaması değil bir BitTorrent uygulamasıdır.

Bir çok kişiye web ile internet arasındaki fark bariz gelebilir ancak bu dünyalarda üretmeyip tüketenler için faydalı olacağını düşünüyorum. Web ve internet terimlerini birbirinin yerine kullanmamak bir fikir kurarken çok daha yalın iletişim sağlayacaktır.

* Yukarıdaki görsel internetin haritası.

01.05.2008

Bugün Facebook için ne yaptın?

Bugün, 1 Mayıs İşçi Bayramı vesilesiyle yeni projemizi yayına verdik. Projenin adı User Labor, yani Kullanıcı Emeği. Başlık ne alaka peki?

Yeni nesil web 2.0 internet servisleri (mesela Facebook, Flickr vs) kullanıcının oluşturduğu içerik (user-generated content) vasıtası ile reklam geliri elde ediyor. Bunun karşılığında kullanıcıya servis veriyor. Yalnız şöyle bir durum var. Bazı kullanıcılar diğerlerine göre daha fazla trafik üretiyor, dolayısıyla Facebook’a Flickr’a daha fazla kazandırıyor (reklamı ne kadar çok görürsen tıklanma şansı o kadar yüksek). Bu şekilde daha fazla değer yaratan kullanıcı daha iyi servis alıyor mu? Ya da bu emeğinin karşılığını alıyor mu? Çoğu zaman cevap hayır.

ULML-logo

Yeni projemiz User Labor, bu probleme odaklanıyor. Kullanıcı emeği karşılığında ne alıyor sorusunu cevaplamak için öncelikle kullanıcının emeğini nasıl ölçebiliriz diye düşünmek lazım. Bu noktada User Labor Markup Language (ULML) devreye giriyor. ULML, bir XML alt spesifikasyonu, yani RSS gibi bir şey. Kullanıcının bir servise ne kadar emek verdiğini ve ne kadar trafik yarattığını kalem kalem hem bilgisayarların hem de insanların okuyabileceği bir şekilde özetliyor. Mesela, Facebook için, kaç arkadaşın var, bağlantıda olduğun gruplar sıkı gruplar mı, kaç foto yükledin, kaç kişi profilini ziyaret etti vs gibi değerler bir ULML dökümanı içinde yer alıyor.

Özetle, ULML dökümanlarının hedefi, ‘ben bu kadar iş yaptım, burada yazıyor, karşılığını isterim‘ dedirtebilmek. Yani, ben bugün Facebook için ne yaptım? Facebook benim için ne yaptı?

Daha fazla bilgiyi User Labor sitesinde bulabilirsiniz.

Ayrıca şu bağlarda da değişik perspektifleri okuyabilirsiniz:

10.04.2008

Türkiye Google Groups'a Erişimi Kapattı

Google Groups Türkiye’den yüzbinlerce kişinin fikir alışverişinde bulunduğu bir eposta liste servisidir. En çok kullananlar açık kaynaklı yazılım geliştiren kişilerdir. Türkiye Mahkemeleri buldukları bir sakıncalı içerik yüzünden tüm siteyi kapatarak adeta bize küfretmektedir. Bu kitlesel ifade özgürlüğü engellemesini yapanları kınıyoruz.

Yakında kapanmasını beklediğimiz web servisleri:

1. Facebook.com
Belki “Atatürk’e küfür eden” gruplar vardır… grupları değil tüm servisi kapatın!

2. Google.com
Arama sonuçlarında “Türklüğe karşı” web sayfaları çıkıyor… tüm Google’u kapatın!

3. Amazon.com
“Türklüğe sakıncalı” kitaplar satılıyor… Türkiye’ye satışı değil tüm siteyi kapatın!

Şu anda en çok üzüldüğüm şey ise elimin altında iki tıklamayla bu siteleri kapattıranlara ve hakimlere karşı dava açabilecek bir aracın olmaması.

Tepkiler

İlgili Düğümküme Yazıları

Türkiye’de bilinçsiz internet yasaklamaları ile ilgili önemli yazılar:

27.09.2007

Meta-Markets Üzerine

meta-markets-dugumkume

Meta-Markets arayüzünde Del.icio.us Düğümküme bağının hissesi. Bu bağı ilk İlteriş kaydetmiş ve sonra Meta-Markets'ta 200 hissesini (20%) halka arz etmiş. Bu kağıt şu anda yukarıda resimleri görülen 10 hissedar arasında paylaşılıyor.

Geçen gün Burak Arıkan ile, yeni deneysel çalışması Meta-Markets üzerine küçük bir söyleşi yaptık. Meta-Markets, Internet’te kolektif olarak oluşturulan değerlerin pazarlandığı ve incelendiği bir çeşit ekonomik simülasyon olarak görülebilir. del.icio.us, Facebook, flickr, FeedBurner gibi sosyal web sitelerinde, kullanıcılar, bu sitelerde harcadıkları manevi emek sayesinde onlara belirli bir değer katıyorlar; sürekli kullanıcı iseler bu bir değer akışına dönüşüyor. Meta-Markets’ta bu değer, belli kriterlerle ölçülüyor ve kullanıcılar arasında oluşturulan bir borsa sistemi ile, bu sitelerdeki manevi emeklerin hisse senedi olarak alınıp satıldığı, para birimi OPENSTUDIO kullanıcılarının yakından tanıdığı burak (β) olan spekülatif bir pazar oluşturuluyor.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

25.09.2007

İnternet Yasağı Nasıl Aşılır?

Çabuk yoldan bilgisayarımı, ağımı sansürden kurtarmak istiyorum ne yapmalıyım? Bağlı olduğunuz servis sağlayıcının DNS sunucularını değil, başka sunucuları kullanabilirsiniz. (Ağ ayarlarından ‘Otomatik DNS sunucusu adresi al’ seçeneğini elle değiştirin. Bu ayarı router veya kablosuz ağ cihazınızın içerisinden değiştirebilecek beceriniz varsa eşi dostu da serbest bırakmış olursunuz)

Pardus DNS
Birincil (Primary)      : 193.140.100.210
İkincil    (Secondary) : 193.140.100.215

Comodo DNS
Birincil (Primary)      : 156.154.70.22
İkincil    (Secondary) : 156.154.71.22

Google Public DNS
Birincil (Primary)      : 8.8.8.8
İkincil    (Secondary) : 8.8.4.4

OpenDNS
Birincil (Primary)      : 208.67.222.222
İkincil    (Secondary) : 208.67.220.220

PC’ler için (Sağ alt köşede kıpraşan ağ belirtecine sağ tuş sonra özellikler)

Apple Mac bilgisayarlar için (System Preferences / Network / Airport (?) / Advanced / DNS)

Bu ve benzeri çözümleri hepimiz kullanıyoruz, lakin bu hizmeti babamızın hayrına vermediklerini de bilelim. Google 24 saatlik bir zaman dilimi içerisinde IP adreslerimizi ve ağa nereden bağlandığımız bilgilerini kaydediyor. 24 saat sonra IP adresi bilgilerini siliyor, diğer gezinti bilgilerini muhtemelen daha sonra işlemek ve gerektiğinde kullanmak üzere rafa kaldırıyor. OpenDNS de gizlilik bildirgesinde iki iş günü içerisinde IP adresi kayıtlarını sildiklerini belirtmiş, gerisini fazla kurcalama diyor.

Hiç yoktan iyidir güzel yurdumun engellenmeye çalışılan insanları. Yukarıda anlatılanlar en kolay yöntemdir, elbette daha başka metodlar da var. Bu yazı yayınlandıktan sonra yorum yazmak suretiyle yapılan katkılar şahane birikim oluşturmuştu, aşağıya göz atmayı da ihmal etmeyin.

Hazır güncelleme yapmışken (Mayıs 2010) eski bilgileri sildim.

Hepimize özgür gezintiler!


Düğümküme’de konu ile ilgili yazılmış yazılar:

Biri Bu Adamı Durdursun, Etkin Çiftçi
http://www.dugumkume.org/biri-bu-adami-durdursun

Youtube’a Türkiye’den erişim, Türk Mahkemesi Tarafından Engellendi!, Dara Kılıçoğlu
http://www.dugumkume.org/youtube-turk-mahkemesi-tarafindan-engellendi

Mahkeme Kararıyla Internet Sitesi Kapattırma Formu, Burak Arıkan
http://www.dugumkume.org/mahkeme-karariyla-internet-sitesi-kapattirma-formu

İfade Özgürlüğü Yazılımları, Ali Miharbi
http://www.dugumkume.org/ifade-ozgurlugu-yazilimlari

22.09.2007

Yeni Flash Gösterici Her Tür Videoyu Destekliyor

Adobe geçtiğimiz günlerde usulca yeni Flash Gösterici’den bahsetmeye başladı. Yeni Flash Gösterici H264 video dosyalarını detekliyor. Bunlar hemen hergün kullandığımız video formatları demek: .mp4, .m4v, .mov ve dahası… Bu gelişme neye yarar?

YouTube ve benzeri video paylaşım siteleri bugüne kadar hep kullanıcıların yüklediği videoları sunucu tarafında karmaşık işlemlerle FLV formatına çevirip Flash içinde yayınlıyordu. Şimdi yeni Flash Gösterici sayesinde YouTube, Vimeo, Metacafe gibi servisler sunucuda çevirme işi yapmaktan kurtulabilirler. Bu gelişme video paylaşım endüstrisini şu anda olduğundan çok daha ileri taşıyacaktır. Zaten ilerde, daha ne ileri taşınacak diye aklımıza takılıyor tabi?

Video paylaşım endüstirisini devleştirmesi bir yana yeni Flash Gösterici ile bilgisayarınızda bulunan her videoyu anında internette bir siteye koyabilirsiniz. İlla YouTube gibi bir servise ihtiyacınız yok. Ancak şöyle bir muhabbet hemen gözümüzün önüne geliyor:

Ama bir dakika, videoları sadece kendi siteme koyarsam kimse izlemez ki?
O zaman hem kendi sitene hem Youtube'a koy.
Nasıl yani?
Tabi YouTube kodu veriyor, iki satır kopyala yapıştır bloguna.
A tamam en iyi çözüm bu.

Bugün videolarımızı YouTube ve benzeri sosyal paylaşım sitelerine koymak zorundayız. Adobe’un yeni çıkardığı Flash Gösterici diğer etkileri yanında bu zorunluluğu arttırıyor.