14.08.2009

3 FriendFeed Bir Toyotasa, 120 Toyotosa Bir Facebook Ediyor

friendfeed-toyotasa-facebookToyotasa 130 milyon dolar ediyor Sabancı Holding Toyotasa hisselerinin %65 ini 85 milyon dolara sattığında. Bu bir araba satıcısı…  arbalar, dağıtım ağı, pazarlamacılar, yan sanayii, reklamlar, halka ilişkiler, marka konumlandırmaları…

FriendFeed 50 milyon dolara satıldı Facebook’a önceki gün. Bu bir bağlantı paylaşım ve tartışma sitesi, bir RSS kafe… üç beş düğme, arkadaşlar, karşılıklı yorumlar, RSS kaynakları, çeşitli Javascript’tler, ve bunları barındıran sunuculardan oluşuyor.

Facebook 15 Milyar dolar etti bir kısım hisseleri Microsoft tarafından alındıktan sonra iki yıl önce. Bu bir sosyal ağ servisi… arkadaş profilleri, çeşitli düğmeler, haber paylaşım, fotoğraf etiketleme vb. sosyal etkileşim araçlarından oluşuyor.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

11.08.2009

Facebook FriendFeed Alışverişi Hakkında

liberalentelektuel-icmihrak

İç Mihrak: Alık Kraker (Afiş) - Üniversite Hocalarınızın Oda Kapılarına Asılacak

Ailenizin sosyal ağı Facebook RSS kafe FriendFeed’i çok milyon dolara satın aldı. Bu konuda yazılanları okudum. Üşenmeyip kendi bloguna Türkçe haber / yorum yazan iki kişiye birer yorum yazdım, bunları yazarken bir de karşıma bu içmihrak afişi çıktı, bana bunları karıştırıp Düğümküme’ye yapıştırmak kaldı:

M.Serdar Kuzuloğlu yazıyor: “Facebook FriendFeed’i satın aldı“. Altına yazdığım yorum:

“[FriendFeed] Küçük olsun, benim olsun hissiyatıyla sahipleniliyordu. Ancak küçük kalanların boğulduğu web sularında ömrü fazla olmayacaktı.”

Bu satırı okuyanlar sanki bu küçük balık hikayesi doğruymuş zannedecekler, bu konuda yazarken daha dikkatli olunmasını öneririm. Craigslist kullanmayan var mı aranızda? WordPress? Bunlar küçük, deneysel, yenilikci balıklardı, uzun vaadede ortanca veya büyümüş balık olarak yaşamlarını sürdürüyorlar. Buradan bağlanıyoruz, tek çıkış yolunun satış olmadığı, borsada halka açılmak olduğuna. Nitekim halka açılmak veya satış sadece zorunlu çıkışlardır, eğer yatırımcı alınmışsa önem arz eder. Yönetim kurulunda yatırımcı bastırır… Cragislist hiç bir zaman satılmadan halka açılmadan kalabilir ve hala aynı derece faydalı olabilir.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

18.01.2009

Nükleer Saadet Zinciri

Nükleer Ekspres” atom çağının politik tarihini yazan yeni bir kitap. Nükleer teknolojilerin nasıl ülkeler arası ağlar içinde geliştiğini ve casusluklarla yayıldığını anlatıyor. Kitabın yazarları Thomas Reed ve Danny Stillman ortaya bir nükleer saadet zinciri çıkartırken, New York Times görselleştirme editörleri kitapta anlatılan ilişkileri bir zaman üstünde ağ diyagramı olarak göstermişler (yukardaki diyagramı büyük görmek için üzerine tık).

nuclear-express-politik-tarih-bomba

"Nükleer Ekspres": Bombanın Politik Tarihi ve Yayılması

1945 yılında Amerika’dan yayılmaya başlayan nükleer teknoloji önce Rusya, Kanada, Britanya, ve Fransa’ya, sonra 1960-1970 arası Çin’e ve İsrail’e yayılıyor (Manhattan Projesi‘nden ayrılanlar). Bundan sonra kaynak artık Amerika değil gibi gözüküyor diyagramdan. Ana dağıtıcı Fransa oluyor, 1970 sonrası Hindistan’a, 1980 sonrası Pakistan, Güney Afrika, ve Irak’a Fransa’dan nükleer teknoloji geliyor. 1980 sonrası nükleerlenen bu ülkelerin kaynakları arasında Çin, Kanada, ve Britanya da bulunuyor. 1990 sonrası ana dağıtıcı Pakistan oluyor, Libya, K.Kore, İran Pakistan’ın müşterileri. K.Kore’yi Çin de besliyor, İran aynı zamanda Rusya ve Kazakistan’dan reaktör teknolojileri ve nükleer yakıt alıyor. Diyagramda son yıllara geldiğimizde örtülü nükleer silah çalışmaları görüyoruz (kutuyla gösterilen ülkeler), İran başta, Suriye, Suudi Arabistan, ve Cezayir örtülü olarak nükleer teknoloji geliştiriyorlar. Altıgenler iptal edilmiş nükleer programları gösteriyor: Güney Afrika, Kazakistan, Libya, ve Irak.

Bu ağ diyagramından çıkarabileceğimiz en basit gerçek nükleer teknoloji ve silah üretiminin kontrolden çıkmış olduğu. Ne ABD ne AB ne Çin kontrol edebiliyor nükleer üretimi. Birden fazla noktada erişilebilir bilgi ve teknoloji olduğundan artık çok merkezli bir nükleer saadet ağı sözkonusu. Nitekim son zamanlarda en çok korkulan şey Al-Qaeda‘nın öncelikle Pakistan’dan veya bu ağın diğer üyelerinden parayla, casuslukla, veya el koyarak nükleer silahlara sahip olabilme olasılığı.

Türkiye’de nükleer silah var mı?

ABD’nin Avrupa’daki en büyük nükleer silah üssü şu anda Türkiye’de İncirlik Hava Üssü. 2005 yılında Avrupa’daki nükleer silahların yerlerini ve miktarını gösteren bir rapor yayınlanmıştı. Avrupa’daki Amerikan Nükleer Silahları Raporu PDF olarak indirebilirsiniz. En son ABD Avrupa ülkelerindeki silahları azaltmak durumunda kaldı ve sonıucunda Türkiye Avrupa’da en çok nükleer silah bulunan ülke haline geldi. İncirlik’de 90 nükleer bomba bulunduğu biliniyor, bunlardan 40 tanesini Türkiye kullanabiliyor…

İncirlik Hava Üssü'ndeki nükleer bombaların yerleri. Hans M. Kristensen, "Avrupa'daki Amerikan Nükleer Silahları" raporundan.

10.12.2008

Cep Telefonlarında Beş Yıl Önce Beş Yıl Sonra – 1

Bu yazıda cep telefonlarının geçtiğimiz beş yıl içerisindeki gelişiminden ve önümüzdeki günlerde nasıl bir yol izleyebileceğinden bahsedeceğim. Cep telefonu fermanı tadında upuzun bir yazı olmaması için içeriği ikiye bölüyorum. Bu ilk bölümde geçtiğimiz beş yıla bakacağız.

Cep telefonları, karşıladıkları kullanıcı beklentileri açısından evrim geçiriyor. Alışılageldik temel özellikler (örn. boyut, şarj, sağlamlık) satın alma kriterleri olarak yeterli olmamaya başladı, çünkü artık mobil cihazlar kullanıcılara telefon odaklı fonsiyonlardan çok daha fazlasını sunuyor. Geçtiğimiz yıllarda üreticiler, kullanım alanlarına göre özellikler sunarak kendilerini farklılaştırdılar. Mesela, iş dünyasına yönelik  telefonlar bağlılık (Exchange, e-posta, bluetooth vs.) ve verimlilik üzerine yoğunlaştı. Bu alanda Blackberry, e-posta sistemi ve klavyesi ile kendine has bir kültür oluşturdu, hatta bazı kullanıcılar için bir nevi bağımlılık yarattı.

Bireysel telefonlar ise kullanıcılara müzik dinleme, fotoğraf çekme gibi başka cihazların gerçekleştirdiği fonksiyonları tek cihazla yapma olanağı sunmaya başladı. Mobil internet tarayıcılarının içinde bulunduğu içler acısı hal iPhone‘un çıkışı ile bir son buldu. Bireysel cep telefonları özellikle son iki yıldır büyük gelişim gösterdi. Önce iPhone geldi, arkasından LG, Samsung ve HTC gibi üreticilerden bir dolu benzer cihaz çıktı. iPhone, aynı zamanda form olarak yeni bir kategorinin başını çekti. Bu kategoriye tam ekran dokunmatik mobil cihaz diyebiliriz.

Bireysel cep pazarında uygulamalar, iPhone ile yeni bir anlam kazandı. Poker, Solitaire gibi basit ve popüler oyunlar yerini çok daha alımlı, garip ve yaratıcı uygulamalara bıraktılar. Bu uygulamaların gelişimi başlı başına bir yazı konusu fakat kısaca şunu söyleyebiliriz. Cep telefonuna uygulama eklemek/çıkarmak, hem arayüz açısından hem de psikolojik açıdan çok daha kolay bir aktivite olarak algılanmaya başladı.

Tam ekran dokunmatik cihazların en büyük eksiği, kurumsal e-posta sistemlerini Blackberry ve benzerleri kadar iyi desteklememesi ve iş dünyasına yeterince hitap edememesi idi. Bu eksiklik geçtiğimiz 6 ayda iPhone’un Microsoft Exchange desteği vermesi ile azaldı ve iPhone PDA dünyasına yarışmacı olarak katılmış oldu.

Yazının ikinci bölümünde bireysel-kurumsal cihazların HTC Android G1 ve Blackberry Storm gibi cihazlarla nasıl bir yol izlediğinden bahsedeceğiz.

19.11.2008

Günün Diyagramı: Mei Moses Sanat Indeksi

Mei Moses Sanat Indeksi S&P500 karşılaştırması (1954-2004).

NYU Stern School of Business’dan iki profesör Michael Moses ve Jiangping Mei sanat eserlerinin fiyat performanslarını incelemişler 50 yıl için. Genelde klasikleşmiş batı sanat eserleri üzerinden yapılan araştırma sonucunda Mei Moses Sanat Indeksini oluşturmuşlar. Christie’s ve Sotheby’s müzayede evlerinden aldıkları fiyatlarla yaptıkları analizi aynı zamanda S&P 500‘de bulunan dev şirketlerin borsa performanslarıyla karşılaştırmışlar. Aynı borsada dev şirketlerin güven vemesi gibi sanat pazarında da ünlenmiş sanatçılar güven veriyormuş ve alış satışlar bu güven dengelerini takip ediyormuş. Mei Moses bugün aynı zamanda sanat koleksiyoncuları için danışmanlık da yapıyor.

Esas merak ettiğim günümüz sanat eserlerinin fiyat performansları ile günümüz küresel finansal krizi arasındaki ilişki, bunu gösteren bir diyagram var mı?

11.07.2008

iPhone Pazar Yeri Açıldı

Önümüzdeki bir kaç gün içinde iPhone haberlerinden bıkmış olacaksınız muhtemelen. iPhone neden bu kadar heyecan yaratıyor? Dokunmatik ekran internet bağlantılı akıllı telefon olması mı? Bu özellikleri zaten geçen sene ilk çıktığında aklımızı almıştı. iPhone geldi, iPhone nasıl kırılır?, iPhone Türkiye’de çalışır mı? gibi yazılar Düğümküme’de yüksek trafik alan yazılar olmuştu. Şimdi telefona GPS eklenmesi ve 3G hızlı internet bağlantısı tabii ki telefonu daha da kullanışlı kılıyor. Ancak bu yeni heyecanın esas sebebi iPhone’un bir mobil platforma dönüşmesi.

iPhone sadece bir cep telefonu değil akıllı telefon uygulamaları için bir pazar. Bir zamanlar nasıl Microsoft Windows işletim sistemi PCler için pazar oluşturduysa, nasıl Facebook platformu sosyal uygulamalar için bir pazar oluşturduysa, iPhone da üzerinde uygulama geliştirmeye açık platformuyla akıllı cep telefonları için bir pazar oluşturuyor. Daha çıkmadan yüzlerce uygulamanın promosyonu yapılmaya başlandı. 1 dolardan 20 dolara kadar fiyatlandırlımış, reklamlı reklamsız bedava uygulamlar daha iPhone çıkmadan iTunes üzerinden satılmaya başladı. iPhone App Store‘da en çok satanlar arasında SuperMonkeyBall oyunu, OmniFocus üretkenlik arttırıcı, iLoveControl uzaktan kumanda, YellowPages ilanlar, Twitterrific, BigTipper bahşiş hesaplayıcısı, ShopIt alışveriş listesi, ShoutIt uzaktan sessiz bağırma, Metro Haritaları gibi tek fonksiyonlu uygulamalar var.


En çok satan SuperMonkeyBall 9.99 dolar ve şu ana kadar yaklaşık 12 bin satmış, 120 bin dolar gelir elde etmiş. En pahalı uygulama Omnifocus 19.99 dolar, şu ana kadar yaklaşık bin tane satmış, 20 bin dolar gelir elde etmiş. Bu satışlardan uygulama sahipleri %70 kazanırken Apple %30 kazanıyor. Yani SuperMonkeyBall yapımcısı Sega oyun şirketi 84 bin dolar, OmniFocus yapımcısı Omni Group şirketi 14 bin dolar kazanmış.

Çok satan uygulamalar sahiperine bir gün içerisinde 3-5 bin dolar kazandırırken Apple aynı sürede 50 bin dolardan fazla yapıyor. İngilizce iş alemlerinde “win win” denilen bir durum gerçekleşiyor.


Pinch Media iPhone uygulamaları istatistklerine göre fiyat dağılımı.

iPhone analitik programı Pinch Aanalytics‘in 650+ iPhone uygulaması üzerinden tuttuğu istatistiklere göre bir iPhone uygulamasının ortalama fiyatı 5 dolar. Ancak yukarıdaki grafikde görüldüğü gibi 10 dolar seviyesi de oldukça tutuyor.

Bedava uygulamalardan bazıları reklamlı. Mesela Iconfactory şirketinin geliştirdiği Twitterrific Premium 9.99 dolar iken bedava olanı reklamlı. Aynı şekilde iPhone Flickr uygulaması Exposure reklamsız 9.99 reklamlı bedava. Bu iki uygulamanın reklam dağıtımı ve gösterimi daha önce Reklam Federasyonları Nasıl Kurulur? yazısında bahsettiğimiz The Deck federasyonu ile yapılıyor. Daring Fireball blogundan John Gruber bu iki uygulamanın premium ve bedava sürümlerinin indirilme sayılarını çıkarmış:

Exposure 3,638
Exposure Premium 76
Twitterrific 13,638
Twitterrific Premium 322

Bedava ile premium arasındaki oran, premium/reklamlı yaklaşık 1/40, zamanla değişecektir kesin ama bugün iPhone uygulaması geliştirmek isteyenler veya geliştirmeye başlamış olanlar için ürünlerini iPhone pazarında nasıl konumlandırabileceklerine dair fikir veriyor.

iPhone App Store uyguluması ile direk iPhone üzerinden bu ürünleri satın alıp indirebiliyorsunuz. Bilgi çağında ticaret adına herhalde bugüne kadar yapılmış en büyük gelişmelerden bir tanesidir. Cebimde kullanacağım ürünleri, cebimden alıyorum. Çoğu web ürünlerinde, Facebook uygulamlarında olduğu gibi, alışveriş ile kullanım ortamı aynı…

iPhone bu haliyle bir pazar yerine dönüşüyor. Bir yanda uygulama geliştirenler platform’un sağladığı özellikler üzerinden (gps yer bilgisi, internet bağlantısı, hareket algilayıcıları vs.) çeşit çeşit uygulamalar geliştiriyorlar. Bir yanda iPhone kullanıcıları ihtiyaçlarına göre bu zengin uygulama çeşitlerinden istediklerini satın alıyorlar. Diğer yanda Apple platform’u hızlı, kullanışlı, ve hatasız tutmaya çalışıyor. Kapitalizmin temel kuralı rekabet ortamı daha gelişmiş uygulamlar çıkmasını sağlıyor. Teknolojik platform oluşturma stratejisi Microsoft Windows’dan öğrendiğimiz, yıllar sonra Facebook Platformu ile tekrar karşımıza çıkan, ve şimdi de iPhone plafromu ile tekrar akılları almaya başlayan çok kuvvetli bir kapital stratejisi.

iPhone uygulaması geliştirmek istiyorsanız iPhone Developer Center‘daki belgeleri okuyarak başlayabilirsiniz.

and 29.06.2008

Kutsal Ateş: Sayısal Zamanların Sanatı

shulginchernyshev_com_pr

Geçtiğimiz Nisan ayında Brüksel’de yapılan Kutsal Ateş (“Holy Fire”) sergisi işlemsel ve ağlı sanat çevrelerinde büyük tartışmalara yol açtı. Küratörlüğünü Yves Bernard ve Domenico Quaranta‘nın yaptığı sergi “yeni medya sanatı” denilen şeyin “zamanımızın sanatı”ndan başka bir şey olmadığı, ve yazılım/donanım kullanarak günümüz hakkında konuşan işlerin maddiyat-dışılık iddialarına rağmen sanat pazarına çoktan girmiş olduğunu öneriyordu.

coverweb1IMAL‘de yapılan Kutsal Ateş sergisi yazılım-donanım-ağ teknolojileri ile üretilmiş ve sadece daha önce alınıp-satılmış eserler içeriyordu. Sanatçılar arasında, çoğu bir zamanlar bu sanat endüstrisinin dışında çalışmış gözüken Alexei Shulgin, Vuc Cosic, JODI, 0100101110101101.org, Olia Lialina, Mark Napier gibi isimleri görebiliyoruz. Sergi hem sanat pazarında yeralan bu sanatçıların işlerini bir araya getirmesiyle hem de bunları “yeni medya sanatı” diye ifade etmesiyle büyük tartışmalara yol açtı. Daha sergi açılmadan Rhizome.org forumlarında “Sanatın Yeniden Maddeleştirilmesi” (“The Rematerialization of Art”) başlığı altında bir tartışma açıldı. Bir başka tartışma da Patrick Lichty’nin blog yazısı, “yeni medya” teriminin neden hala kullanılıyor olduğu üzerine yaptığı ayrıntılı eleştiri üzerine başladı. Internet sanatçısı ve eleştirmen Tom Moody hem kendi blogunda yazarak hem Rhizome yorumlarına katılarak ortamı hareketlendirdi. Bu tür sanat eserlerinin maddesizleşmesi / tekrardan maddileşmesi tartışmaların odak noktasıydı.

Kutsal Ateş sergisiyle küratörler şu üç savı iddia ettiler:

Zamanımızın sanatı
Kutsal Ateş sergisindeki işler “yeni medya sanatı” değil, basitçe bu yaşadığımız zamanın sanatıdır. Bu işler kurumsal veya ticari kimliklerden kendini ayıran, hayali kimlikler yaratan, yazılımları ve oyunları kendine uyduran, online ve offline toplulukların içine sızan, varolan araçları altüst eden veya kendininkini yaratan, işlemselliğin ve bilişimin estetitiğini araştıran; özetle bu yaşadığımız dünya hakkında konuşan sanat yapmak için bilgisayar yazılımları ve donanımları kullanan işlerdir.

Koleksiyonluk sanat işleri
Kutsal Ateş muhtemelen hali hazırda sanat pazarında bulunmuş sadece koleksiyonluk yeni medya sanatı gösteren ilk sergi. Kutsal Ateş çağdaş teknolojilerle yapılmış ve koleksiyonluk günümüz sanat işlerini sunar.

Yeni bir ekonomi
Sanat pazarı yeni medya sanatçıları için yeni gelir kaynakları öneriyor. Şu zamana kadar bu kaynaklar devletten ve kurumlardan verilen komisyonlarla sınırlı olmuştur. Bir sanat pazarı sanatçılar ve sanat tüketicileri arasındaki doğrudan ilişkilerle yeni bir ekonomi geliştirilmesini sağlar; sanatçının sosyal rolünü ve kitlesel tüketim için üretilmiş dijital ürünlerden başka şeylere bakan kişileri onaylar.


Reface [Portrait Sequencer], Golan Levin ve Zachary Lieberman, 2006

Rhizome forumundaki Kutsal Ateş tartışmasının sonunda internet sanatı gibi maddeleşemeyen işleri de almak isteyen koleksiyoncu Jeremy Levine Internet sanatı toplarken şu kurallara uymayı teklif etti:

Teklif 1: Internet sanatına “sahip olmak” barındırma sorumluluğu getirir. Internet’te bir internet sanat işine sahip olmak patronluk yapmak olur.

Teklif 2: Koleksiyon “ya yay ya öl” ilkesine dayanmalı. Koleksiyoncu işi immaterial yapma işlemine dahil olmalı.

Teklif 3: Internet sanatı sahibi olmak korumak, emülasyonunu yapmak, ve dökümante etmek anlamına gelir.

Bu son madde özellikle önemli, çünkü daha önce bu yorumlarda bahsi geçtiği gibi bugünün teknolojisyle üretilmiş bir iş yarının teknolojisiyle çalışmayabilir. Bunun en iyi örneği eski bilgisayar oyunları. Çoğu bugün çalışmıyor, ancak bazılarını –Atari, Amiga, vb.– özel geliştirilen emülatörler sayesine bugün de aynı kailtede çalıştırabiliyoruz.


Psych|OS, UBERMORGEN, 2006

Internet’de radikal sistemler geliştiren ve aktivist etkinlikler yapan sanat kolektifi UBERMORGEN sergiye Psych|OS serisiyle katıldı. Psych|OS Hans Bernhard’ın 2002 yılında 10 yıllık internet ve teknolojik aktivizm mücadelesinden sonra sayısal ağların beynindeki biyolojik ağlara verdiği etki sonucu yattığı akıl hatenesindeki günlerini belgeliyor. Serginin küratörü Domenico Quaranta Psych|OS hakkında yazmıştı 2006 yılında yayınlanan bir katalog için.


Dimension (With Elements of Web 2.0), Olia LIALINA ve Dragan ESPENSCHIED, 2006

Rhizome forumunda bu tür yeni medya sanatı galeride gösterilir mi, niye gösterilmeli soruları etrafında dönen tartışmada önemli bir çözülme sergiye katılan sanatçılardan Olia Lialina kendi beyanından bir parçayı yazdığında yaşandı:

“Geçmişte sanatçı olarak insanlarla sadece kendi kişisel bilgisyarları önünden iletişim kurmak anlamlıydı, bugün kolayca galeri ziyaretçileriyle iletişim kurmayı düşünebiliyorum çünkü çoğunlukla daha yeni bilgisayarlarının başından kalkıp galeriye gelmiş olacaklar. Fikirleri şakaları anlamak için medyum hakkında yeterli deneyim ve anlayışa sahipler, ve işlerden keyif alıp satın alabilirler.”

mattes_monument
Project for the fake Nike Monument in Karlsplatz, Eva ve Franco MATTES aka 0100101110101101.ORG, 2003-2004

Eva ve Franco MATTES ikilisinin işlerinde mottosu “minimum emekle en büyük görünürlük”. Yukarıda görülen Nikeground projesi bu niyetini açıkça ortaya koyuyor. Bu işte görülebilecek kapitalizm karşıtlığı sanatçıların duruşundan kaynaklanıyor. Aynı duruş “AdWords Happening” (2002) işiyle Christophe Bruno’da ve Ticari Protesto işiyle Alexei SHULGIN ve Aristarkh CHERNYSHEV’de de görülüyor.

Şu anda Internet’le bağlanmış, küresel politik stratejilerle örülmüş, bilişim sistemleriyle denetlenen bu sayısal zamanlarda geçerli yaratıcı ifade artık sadece resim, fotoğraf, video, heykel gibi statik medya türleriyle ve bu medyalar üzerinden geliştirilen stratejilerle değil, Kutsal Ateş sergisinde örneklerini gördüğümüz sanatçıların kullandıkları dinamik sistemler ve uyguladıkları yeni stratejilerle gerçekleştirliyor. Kutsal Ateş sergisi sayısal veya değil eğer bu sanatçıların stratejilerini ortaya koyuyursa, bu günümüz sanatını ve kültürünü anlamak adına bir gelişmedir.

* Tepedeki görsel Alexei SHULGIN ve Aristarkh CHERNYSHEV, “Ticari Protesto”, 2007

* Bu yazı Ali Miharbi ve Burak Arıkan tarafından beraber yazılmıştır.

11.03.2008

Sosyal Ağ Hortumlaması

Amerikan Internet pazarında hemen hergün yeni bir sosyal akım uygulaması çıkıyor. Bunların arasında önde gidenler “sosyal ağ hortumlaması” yapan servisler. Geçen Düğümküme’de sosyal akım uygulamaları yazısında “toplayıcılar” diye bahsetmiştik bu servislerden. Şimdi daha da odaklanarak hortumlayıcı diyorum –aynen Türkiye’deki banka hortumlama gibi– çünkü bu servisler bir kişinin farklı sosyal web servislerindeki hesaplarının hareketlerini toplayıp bir arada gösteriyor. Yani durağan bir içeriği değil hali hazırda sürekli yenilenen sürekli akan içerik kaynaklarını bir araya getiriyor. Mesela Twitter’a yazdıklarınız, Flickr fotoğraflarınız, Vimeo videolarınız, Facebook status güncellemeleriniz, blogunuz, sosyal imleme servislerindeki hareketleriniz hepsi RSS beslemelerinden toplanıp bir liste olarak gösteriliyor. Bunun “faydası” arkadaşlarınızın normalde dağılmış servislerdeki hareketlerini bir listeden takip etme imkanı sağlaması; sanki bunu bir RSS okuyucudan yapamıyormuşuz gibi…

Silikon Vadisi peygamberlerinin bu sistemleri desteklerken iki genel savı var:

  1. Normalde bir RSS okuyucusundan erişilebiliecek bu bilgileri bir web servisine dönüştürürsek RSS nedir bilmeyen ama sosyal ağ servisleri kullanan kişilere erişebiliriz.
  2. İnsanlar bir iki tıklamada arkadaşlarının toplu beslemelerine ulaşırlar.

İkinci sav bana da iş yapar gibi geliyor, ancak organik değil gerçekten de hortuma ağzını dayamak gibi bir iş. Mesela bir arkadaşımın blogunu takip etmek isterim ama fotoğrafları veya videoları pek umrumda olmayabilir. Bu hareketleri blok blok almak yerine ben kendim daha uzun sürede RSS listemi tek tek hazmederek organik olarak geliştirmeyi ve bakmayı tercih ediyorum. Bu durumda RSS okuyucum bana çok daha kullanışlı geliyor.

Bu hortumcular yetmiyormuş gibi bugün FriendFeedFeed diye bir servis çıktı! Adeta bu durumla dalga geçer gibi hortumlayıcıları hortumlayan bir servis FriendFeedFeed. Haberi öğrendiğim yer TechCrunch’da Arrington yazıyor: tamam anladık.

01.02.2008

Microsoft Yahoo'yu Alıyor: Kim Ne diyor?

ms-yahoo-logos.jpgBugün Microsoft Yahoo’ya 44 milyar dolarlık teklif yaptı. En az bir yıldır olacak diye konuşulan bu satın alma girişiminin ilk bakışta altında yatan sebepler neler? Bir yanda Yahoo! hisse senedi Ekim’den beri %50 düşmüştü, bu düşüşten bir türlü kurtulamıyordu ve sonunda geçtiğimiz hafta 1,000 çalışanın işten çıkarılacağı söylentileri ortaya çıktı. Diğer yanda Google’un reklam pazarındaki baskınlığı iyice artıyordu. Google webde çalışan bedava ofis programları ile de Microsoft’u Microsoft yapan bölgere girmeye başladı. Microsoft bunlar üzerine online reklam pazarına gireceğini belirtmişti, ve son zamanlarda 6 milyar dolara aQuantative internet reklam şirketini almıştı. CEO Steve Ballmer tüm Microsoft çalışanlarına yazdığı emailde online reklamın 40 milyar dolarlık bir sektör olduğunu 2010 yılına geldiğimizde 80 milyar dolarlık bir sektöre dönüşeceğini ve giderek büyüyeceğini anlatıyor. Microsoft Yahoo’yu satın alarak bu pastadan büyük bir dilimi kendi tabağına almış olacak.

Bu konuda kullanıcılar açısından, pazarın yeni şekli açısından (Goolge vs. Microsoft çekişmesinde yeni online reklam endüstrisi), ve tekno-kültürel hayata etkisi açısından pek çok açılımı var. Şimdilik kim ne diyor bu bağlantılardan takip edebilirsiniz, biz de kafamızı toplayıp tekrar yazıcaz.

Son dakika
Google Yahoo ve Internet’in Geleceği başlıklı bir bildiri yayınladı.
Microsoft bildiriye cevap verdi

Wall Street’ten Paul Kedrosky’nin analizleri
http://paul.kedrosky.com/
Bu satışı ne önler? Başka bir satış, Google?

VC Fred Wilson
Bunun geleceğini görüyor olmalıydınız

Nicholas Carr @ Forbes
Yazılım Medya İşine Dönüşüyor

Yahoo Basın Duyurusu
Yönetim Kurulu Teklifi Değerlendiriyor

Daring Fireball
Microsoft Açık Kaynaklı Bir Sistem Sahibi mi olacak?

TechCrunch yorumları
İlk teklif haberi
Microsoft + Yahoo ne eder?
Yahoo’nun Microsof tarafından alınması Avrupa için ne demek?

ComScore
Reklam Gösterimine Göre En İyi Şirketler

New York Times
Microsoft Yahoo’ya $44.6 Milyar Teklif Etti

Web Trafik Analiz Şirketi Compete Blogu (Grafikli pazar analizleri)
Microsoft Yahoo Birleşmesi sonucu bir Yahoo kullanıcısı $1,200 eder

04.01.2008

Kendinle İşbirliği Yap

cursor10-1.png

cursor10-0.png

Cursor*10 kendinle işbirliği yapmanı sağlayan yeni bir oyun. Nekogames tarafından geliştirilen oyun fare hareketlerinizi kaydediyor ve tekrar kullanmanızı sağlıyor. Oyunda amaç sadece birinci kattan 16ıncı kata çıkmak. Yolda karşınıza çıkan engelleri arkanızdan gelen farelerin yapması gerektiği gibi yaparak ilerliyorsunuz. Oyun ilerledikçe zamanda geri giderek düşünmenizi gerektiriyor. Sürü kavramı (“swarm”) ve işbirliği (“cooperation”) üzerine kurulmuş nefis bir oyun düzeni.

İlk fareyi kendiniz diğerlerini de günlük hayatta sizin yaptıklarınızı takip eden başka kişiler diye düşünün, geçtiğimiz sokaklardan kenti ve yaptığımız alışverişlerden pazarı nasıl etkiliyoruz bu karmaşıklığın tadına biraz olsun bakabilirsiniz.