06.08.2007

İşlemsel Düşünce ve Zaha Hadid

zahahadid

Mimarlığın son dönem yıldızlarından Zaha Hadid’i en son 2005 Temmuz’unda İstanbul’da düzenlenen 22. Mimarlık Kongresi’nde görme fırsatım olmuştu. Kongre sırasında Peter Eisenman, Tadao Ando , Zaha Hadid gibi isimlere izleyici tarafından bir pop starı şeklinde davranılması karşısında hayretlerimi gizleyememiştim.

Zaha Hadid ismi yıllar sonra bu sefer işlerinin sergilendiği bir sergide, Londra Tasarım müzesi‘nde karşıma çıktı. Walter Benjamin, 1936′da yayımlanmış ufuk açıcı makalesinde, mimarlıkla diğer görsel sanatları karşılaştırırken, mimarlığın insanların her daim başını sokacak bir korunağa olan ihtiyaçlarından dolayı, diğer sanat dalları gibi geçici olmadığını, bir devamlılığa sahip olduğunu söylemişti. Zaha Hadid ve Gehry gibi çağdaşları son dönemde bu bahsolunan devamlılığa sıçratıcı bir şerh koydular. Formun sınırlarını güçlü bir kavramsallıkla zorlayarak yapay olana yepyeni bir dinamizm ve akıcılık kazandırdılar. Zaha Hadid sergisinden çarpıcı bulduğum üç şeye kısa not düşmek istiyorum.

  1. Bilgisayar teknolojisinin geçirdiği evrim ve CAD teknolojilerinin büyük ölçeklerde üretimi destekler hale gelmesi, binaları adeta bir endüstriyel ürün tasarımı objesi haline getirdi. Zaha Hadid ve Gehry tasarımlarında görülen, geleneksel anlamda üretilmesi imkansız formların bilgisayar ekranlarından ve eskiz hallerinden gerçek hayata taşınmaları bunu doğrular nitelikte. Sergide göze çarpan, üç boyutlu yazıcı işi olduğu belli prototipler bile bu dönüşümü imliyor. Mimarlığın ürün tasarımıyla bu denli kesişmesini bana çıtlatan bir diğer minik detaysa Hadid’in mimari projelerinden birinin gerçek bir binada değil, bir mobilya tasarımı projesinde uygulanmış olması.
  2. Akıllı teknolojilerin (sensor+ işlemci+devindirici), objelerden sonra, mimarlık boyutunda ortamlara da uygulanmaya baslanacak olması mimarlığın bir başka disipline, etkileşim tasarımına dönüşümünü, ya da uzanışını haber veriyor. mimarlık öznesinin, etkileşim tasarımı perspektifiyle okunması ileride yasayacağımız binalar için umut verici bir gelişme olabilir. mimarlığın öteden beri açmazlarından olduğunu düşündüğüm insan yerine coğu zaman binanın kendisini ya da bir düşünce sistemini merkezine alması, Zaha Hadid örneğinde de beni yakaladı buldu.
  3. Zaha Hadid sergisindeki mimarlık öznelerine bakarak bir endüstriyel tasarım ya da etkileşim tasarımı okuması yapmamın tesadüfi olmadığı kanaatindeyim. işlemsel düşünce (computational thinking) dahil olduğu bütün pratik sanat ve bilim dallarını dönüştürüyor, farklı boyutlar katıyor. bu bağlamda, orta vadede bina, eşya ve sosyal davranış algılarımız bir önceki yüzyıla göre yeni dönüşümler geçirecek, şu an yaşadığımız evre form ve algı arayışlarının devam ettiği bir evre.

Zaha Hadid’in hayat hikayesini okurken, bir türlü eşik noktasına ulaşamayan, ya da ulaşamadığını düşünen genç tasarımcılar için de dolaylı bir motivasyon gördüm. Zaha Hadid kariyerinin önemli bir bölümü yarışmalara katılmak ve kavramsal projeler üretmekten ibaret. Bu yüzden sergide de açıkça ifade edildiği gibi, uzunca bir dönem çizmekten başka bir şey yapmayan mimar eleştirilerinin hedefi olmuş. Bilgisayar teknolojileri olgunlaşmaya ve fikirleri anlaşılmaya basladıktan sonra deyim yerindeyse şeytanın bacağını kırmış, şu an çalıştığı onlarca projesi, o sabırlı ve fikirlerine güvenen duruşun karşılığını aldığını gösteriyor. Bu yolun başında ya da başına yakın bir yerlerde olan tüm tasarımcılar için iyi bir motif, kulaklara küpe olcak bir başarı hikayesi.

25.05.2007

Yıldız Mimar Rem Koolhaas Dubai'de Ölü Yıldız Tasarladı

oma-rem-koolhaas-rak-dubai-0

Petrol ve turizm zengini Dubai şehri bir süredir tamamiyle yeniden yapılanıyor. Petrol yatakları yakın gelecekte kurayacağı için turizme yatırım yapılıyor. Önce daha çok plaj alanı yaratmak için palmiye ve dünya haritası şeklinde yapay adalar yapıldı sonra yıldız mimarlara şehre kendi ikonlarını kondurmaları için işler verildi. Sonunda Dubai vahşi turizm merkezi Las Vegas veya Disneyland gibi dev bir lunaparka dönüşüyor.

Rem Koolhaas’ın ofisi OMA/AMO bu lunaparkın içinde yeralacak Ras al Khaimah Kongre ve Sergi Merkezi (RAK) binasını George Lucas’ın Yıldızlar Savaşı filmindeki Ölü Yıldız biçiminde yapıyor. Önce ressamlar için söylenmiş sonra mimarlara da uyarlanmış bir “atasözü” bu çalma çırpma Ölü Yıldız dedikodularına tuz biber oluyor tabi: “İyi mimarlar ilham alır, büyük mimarlar çalar.” OMA ise bu mimarlık lunaparkı için şunu soruyor:

“Konu sınır taşı (“landmark”) yaratmak olduğunda icat edilecek bir şey kaldı mı?”

oma-rem-koolhaas-rak-dubai-1

oma-rem-koolhaas-rak-dubai-4

OMA’ya göre 21inci yüzyıl –her yeni binayı eskilerinden ayırmak amacıyla– mimarlıkta “aşırı biçimlerin” manik üretimiyle şeklini buluyor. Ama bir paradoks olarak sonuçta her “değişik” bina girişimi anında değişikler denizine karışıyor, ve geriye kentsel bir monotonluk kalıyor. OMA RAK projesinin bir mimarlık statejisi olarak sonraki tuhaf şekli üretmeyi değil temel biçime geri dönüşü temsil ettiğini belirtiyor proje tanımında.

Rem Koolhaas bu tanımda şunları söyleyerek projeyi entellektüel bir olgunluğa ulaştırmaya çabalıyor:

  1. “Temel geometrik biçimler insanlık öncesinde bile vardı.”
  2. “Küre ile çubuk doğu ve batıyı temsil edecek evrensel bir sembol olabilir.”

Neredeyse “külahıma anlat” demek istiyor insan. Bu genel geçer çabalardan biz yeni nesil yaratıcılar pek etkilenmiyoruz. Ne modern Bauhausculuk ne de post-modern ikon kırıcılık bugünkü hayatın karmaşasında bizi beslemiyor. Bırakın yeni biçimi, fiziksel bir nesne tasarlama eylemi ne kadar geçerli? Bugün yaşadığımız ağlı bağlı karmaşık hayatta tasarım eylemi ancak sistem yaratımı olarak icra edildiğinde anlamlı olabilir. Sistemlerin sentezlenerek yeni sistemlere karıştığı dinamik ortamlarda Ölü Yıldız gibi nesneleri, sembolleri, ikonları ancak sistem değişkenleri olarak kullanabiliriz.

oma-rem-koolhaas-rak-dubai-5.jpg

Görsel Kaynakları: OMA/AMO