14.08.2009

3 FriendFeed Bir Toyotasa, 120 Toyotosa Bir Facebook Ediyor

friendfeed-toyotasa-facebookToyotasa 130 milyon dolar ediyor Sabancı Holding Toyotasa hisselerinin %65 ini 85 milyon dolara sattığında. Bu bir araba satıcısı…  arbalar, dağıtım ağı, pazarlamacılar, yan sanayii, reklamlar, halka ilişkiler, marka konumlandırmaları…

FriendFeed 50 milyon dolara satıldı Facebook’a önceki gün. Bu bir bağlantı paylaşım ve tartışma sitesi, bir RSS kafe… üç beş düğme, arkadaşlar, karşılıklı yorumlar, RSS kaynakları, çeşitli Javascript’tler, ve bunları barındıran sunuculardan oluşuyor.

Facebook 15 Milyar dolar etti bir kısım hisseleri Microsoft tarafından alındıktan sonra iki yıl önce. Bu bir sosyal ağ servisi… arkadaş profilleri, çeşitli düğmeler, haber paylaşım, fotoğraf etiketleme vb. sosyal etkileşim araçlarından oluşuyor.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

23.05.2009

Last.fm Mağduriyetinden Kullanıcı Sendikasına

we are listening.

Biraz önce Replikas’tan bir şarkı dinledim bilgisayarımda. Bu sırada MP3 oynatıcıma eklenmiş bir yazılım ise arkaplanda bunu last.fm sunucularına haber vermekle meşguldu.

Günün her anı milyonlarca kişi milyonlarca şarkı dinliyor, ve aynen benim bilgisayarımın yaptığı gibi onlarınki de bıkmadan usanmadan dinlenen bütün şarkıları last.fm‘e haber vermekte. Yani last.fm kullanıcısı olan her dinleyicinin müzik zevki kayıt edilmekte.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

24.04.2009

Suriye Pasajında Gayri Maddi Emek ve Sanat

suriye-pasaji-tartisma-can

Suriye Pasajı’nda yapılmakta olan Göreli Konumlar ve Kanaatler sergisi dahilinde sunumlar ve konuşmalar yapılıyor. İlki geçen cumartesi yapılan tartışmada Borga Kantürk, Merve Şendil, ve Caner Aslan (yukarıdaki fotoğrafta) sanat üretiminde medyum konusuna odaklandılar. Yarın yapılacak tartışma ağlı bağlı internetli hayatımızı da göz önüne alarak günümüz sanatı ve kültürel üretiminde gayri maddi emek ve kimlik üzerine yoğunlaşacak.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

06.04.2009

Twollars: Twitter Para Birimi

twollars01

Türkiye’de olsa “Teşekkürü bir borç bilirim” sloganıyla yola çıkması muhtemel yeni Twitter servisi Twollars kendini “Twitter Thank You Money” diye tanıtıyor. Twollars ile Twitter kullanıcılarına teşekkür ederken, sanal para da verebiliyorsunuz. Mesela mesajın içine “Give 2 Twollars @darita” yazdığınızda para göndermiş oluyorsunuz.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

03.01.2009

Karışmış Dünyanın Karton Poligon Heykelleri

Ne heykel ne karton ne sanal dünya kendi başlarına ilginç ortamlar, ne ölüm-yaşam karşıtlığı ne fiziksel-sayısal ikilemi ne gerçek-temsil karşılaştıması kendi başına ilginç konular sanat alanında. Ancak bunların bir kaçı veya hepsi bir araya geldiğinde, karıştırılıp yeni anlamlar yaratıldığında yeni sorular sorulabiliyor, kafamız karışabiliyor, düşüncemiz gelişebiliyor.

3 boyutlu karton poligon heykel yapmak son üç yıldır sanatçılar tarafından kullanılır bir teknik oldu. Sayısal dünyada kullanılan fiziksel metaforlu arayüzleri olduğu gibi gerçek dünyaya çeviren sanatçılar kartondan nesneler yaparak algımızda fiziksel-sanal ayrımıyla oynuyorlar. Aram Bartholl en ironik işleri yapanlardan, Google Maps ikonlarından World Of Warcraft modellerine fiziksel dünyaya çevirdiği metaforlar aklı alıcı. Scott Kildall ve Victoria Scott‘un SecondLife’dan çıkma ürünleri ve Susy Oliveira‘nın referanssız karton poligon heykelleri (yukarıdaki görsel) ile bu trendin yayıldığını görebiliyoruz. Pek yakında ticari ortamların da olayı keşfetmesiyle Adidas Nike Sony marka karton poligon ürünler hayatımızı istila edebilir.

2008 Şubat ayında Boston’da yapılan Turbulence Mixed Realities / Karışmış Gerçeklikler Konferansına bu konuyu çalışan sanatçılar çağrılmıştı. Hem karışmış fiziksellik hem karışmış ekonomi tartışılmıştı. Ben de sanal / gerçek karşımış ekonomi panelinde yeralmıştım, ölçülebilir manevi emek konusunu Meta-Markets ve MYPOCKET projeleri üzerinden tartışmaya açmıştım. Karışmış ekonomi ve fiziksellik dışında kavramsal konumlandırma açısından da sanal ve gerçek dünya çelişkisi günümüz sanatına malzeme oluyor. Ali Miharbi’nin yazdığı Zombi Performanslar yazısı bu alanda örnekler veriyordu.

Nasıl pop kültürün sembolleriyle oynayan sanat işleri anında anlamlandırılabiliyorsa, bu poligon karton heykeller de sanal-pop metaforları fiziksel dünyaya çevirdiğinden anında görenleri şaşırtıyor. Hafiflik, el yapımı olma, düşük çözünürlüklü dokular, insan boyutlarına yakınlık bu işlerin en bariz fiziksel özellikleri. Gerçek-sanal geçmesi, fiziksel-sayısal çevirisi, canlı-cansız dengesi işlerin kendilerinde bir bütün olarak toplanıyor.

Bu sanal dünyadan gelen karton poligon işler bir yanda gazetelerin verdiği Safranbolu Meksika Evleri maket hobiciliği değersiz hafif zaman kaybı hiç saçma işler gibi duruken, diğer yanda çarpık fiziksel özellikleri (insan boyutunda insan ama düşük çözünürlüklü doku-görüntü) ve verdiği referanslarla düşündürücü dönüştürücü kafa karıştırıcı oynatıcı bir yerde duruyor. Şimdi bir gazete patronu olsam bu sanatçıların işlerinden 100 kupona karton poligon heykeller vermeyi düşünürdüm. Neyse ki değilim.


No Matter (2008) Scott Kildall & Victoria Scott. Hem SecondLife’da hem fiziksel dünyada üretilen hayali nesneler.



Wow (2006) Aram Bartholl. World of Warcraft oyunundaki kişilik temsillerinin gerçek dünyaya taşınması.


Map (2006) Aram Bartholl. Google Maps servisinin yer işaretlemede kullandığı ikonların gerçek hayata taşınması.


1H (2008) Aram Bartholl. World Of Warcraft oyunundan alınmış silahlar kartondan büyük boyda yapılıp kamusal alanda taşınıyor.




Sandbox Berlin (2007) Aram Bartholl. Sandbox SecondLife içinde deney yapmak için ayrılmış geçici bir alan. Sandbox Berlin bu geçici sanal alanı fiziksel / kamusal ortama taşıyor.

16.07.2008

Yeni Radiohead Videosunu MTV Değil Google Yayınlıyor

Yeni Radiohead videosu “House of Cards” Google Code sitesinde yayına verildi. Video üç boyutlu taranmış Thom Yorke profili, üç boyutlu insan ve mekan taramaları animasyonundan oluşuyor. Animasyon boyunca piksel bulutu dediğimiz bir görsellik hakim. Lazer tarama yöntemiyle yapılan videoda uçuşan ve titreyen pikseller böyle şeyleri yeni görenleri ilk bakışta şaşırtıyor. Ancak bu tür görsellikle tanışık olan işlemsel sanatçılar ve tasarımcılar çeşitli email listelerinde ve görüşmelerde bu videoyu ne estetik olarak ilginç ne de yeni bulduklarını belirtiyorlar. Tartışma videonun yapılma tekniğinden verilerinin Google kod deposunda yayınlanmasına kadar pazarlama, teknoloji, estetik, ve etik üzerine gelişiyor.

http://code.google.com/creative/radiohead/

YouTube videoları Türkiye’den gözükmüyor, “House of Cards” videosunu DailyMotion üzerinden izleyebilirsiniz.


Solda Cold Play, sağda UVA’in Colder için yaptığı çalışma.

Yönetmenliğini James Frost’un yaptığı Radiohead videosunda kullanılan görsellik (bkz nasıl yapıldı) daha önce Showstudio ve UVA gibi işlemsel tasarım ve sanat yapan stüdyolarda, Cold Play “Rush of Blood” albümünde kullanılmıştı. Pop yıldızlarının suratının dijitalleştirilmesi ve bilgisayar yönetmleriyle bozulması daha önce mesela Kraftwerk videosunda ve pek çok filmde ve sanat işinde kullanılmıştı. Bilgisayarla portre resim değiştirme bozma estetiğinin literal olarak ilk görüldüğü zaman belki de Andy Warhol’un Debbie Harry’i bir TV şovunda Amiga bilgisayar ile boyaması olmuştur. Bu Tv şovunda Warhol’a daha önce hangi bilgisayarlarla çalıştığı sorulduğunda, Warhol cevap veriyor: “ben herşeyle çalıştım, özellikle bunu bekliyordum.”

Radiohead’in yeni videosunda ilginç olan videonun kendisinden çok kullanılan piksel bulutunun veri olarak Google Code üzerinde yayınlanıyor olması. İster indirip kendi bilgisayarınızda deneyin isterseniz Radiohead etkileşimli java applet‘i kullanarak oynayın görüntüden daha gerçek bir şeye yaklaştığınızı hissedeceksiniz… Bu Radiohead pazarlama kampanyası bariz bir biçimde Google Code deposunu MTV gibi kullanıyor, görsellik fetişzminin yerine kod ve veri fetişizminin geçmeye başladığını onaylıyor.

Daha önce Modest Mouse, Björk, Beastie Boys gibi popüler müzik yıldızları hayranlarına video yapmalarını sağlamış ve üretilen videolardan kendi promosyonlarında faydalanmışlardı. Tahmin edersiniz ki bu tür girişimler kullanıcı tarafından yaratılan içerik (“user generated content”) devrinde yapılmaya başlanmıştır. Bugün Radiohead videoda kullanılan ham tarayıcı verisini yayınlamasıyla ve hayranlarını bu verileri kullanmaya davet etmesiyle pazarlama girişimini bir adım daha ileri götürmüştür. Dönüp dolaşıp aynı soruya geliyoruz. Hayranlar emeklerinin karşılığında ne alıyor? Radiohead’in ününden bir parça mı, para mı, sahne arkasında misafirlik, otel odasında yataklık, imzalı poster, beraber fotoğraf mı? Bu yaşadığımız zamanda hangisi zamanınızı kafanızı enerjinizi vermeye eşdeğer olabilir?

İlgili bağlantılar:

* Bu yazıda bağlantı verilen YouTube videoları Türkiye’den görünmüyor olabilir. Türkiye devletinin vatandaşlarına getirdiği bu çağdışı kısıtlamayı bile bile YouTube videolarına bağlantı vermek zorunda kaldım kusura bakmayın.

01.06.2008

Emniyet Tüm Türkiye’yi Dinlemiş Kime Ne, Bizim Hayatımız Sosyal Web’de

Emniyetin, cumhurbaşkanlığı ve genel seçim döneminde güvenlik gerekçesiyle tüm Türkiye’yi dinlediği ortaya çıkmış bu NTVMSNBC haberine göre.

Emniyet birimlerinin 25 Şubat- 25 Temmuz 2007 tarihleri arasında Türkiye genelinde bütün ev ve işyeri telefonları,tüm hatlı cep telefonlarını, SMS mesajlarını, e-mail ve faks yazışmalarını takip ettiği iddia edildi.

Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’in 25 Nisan 2007’de Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne izleme izninin uzatılması için başvurduğu da öğrenildi.

Başvuruda cumhurbaşkanlığı, genel seçim sürecinde, DHKP/C, PKK gibi yasadışı örgütlerin gerekçe gösterilip “izleme izni” istendi.

Güvenlik ile kişisel gizlilik haklarının ihlali arasındaki çizgi politikdir

Yani ideal değildir. Bu yüzden vatandaş ile devlet karşılıklı anlaşmaya varmalıdır. Yani “biz vatandaşlar bu kadar güvenlik istiyoruz bunun karşılığında da şu kadar gizlilik haklarımızı ihlal edebilirsiniz” diye anlaşmaya varmak gerekir. Bunun için ister lobi yap, iste sokakta slogan at, ister blog yaz, ister TBMM’ye git, ister yasa teklifi ver bir şekilde devletle vatandaş arasında bu politik anlaşma yapılmalıdır. Bu anlaşma “muğlak” veya “tek taraflı” bırakılamaz, bırakılırsa haksızlık olur. Bunları bir yerde okuyup öğrenmedim, duruma bakıp akıl yürütmeye çalışıyorum ve kendi düşüncelerimi ifade ediyorum.

Eminyet tüm Türkiye’yi aynı anda izleyip analiz yapabilecek teknolojiye mi sahip?

Teknik olarak eminyetin tüm Türkiye’yi aynı anda dinlemesi ve analiz etmesi nasıl mümkün? Eğer Türkiye’de böyle bir teknoloji varsa biz sade vatandaşların hizmetine (başka amaçlarla) niye açılmıyor? Bu teknolojik kapasite bizden alınan vergilerle geliştirilmişse neden biz de kullanamıyoruz? 70 milyon kişinin gerçek zamanda konuşmalarını, SMS mesajlarını, email ve faks yazışmalarını takip edip analiz edebilen bir sistem Google’da bile yok, bizde varsa neden vatandaşa bir hizmet olarak sunulmuyor? (Bkz: Bilmediğimizi Bilmediklerimiz)

Sosyal web’e hayatımız akıyor

Türkiye’de hal böyleyken internet’de (bkz: Türkiye internet nüfusu 26 milyon), milyonlarca Türkiye vatandaşı sosyal web servislerine hayatını döküyor. Facebook Twitter FriendFeed gibi sosyal web servislerini kullanan kalbur üstü İngilizce ve bilgisayar bilen sınıf hayatını bu servislerin veritabanlarına kaydediyor. Her gün ne yaptığını ne ettiğini, kimi tanıdığını, fotoğraflarını, videolarını, ilgi alanlarını, katıldığı etkinlikleri, bir olay karşısında ne hissetiklerini giriyor sosyal web servislerine (Bkz: Bugün Facebook için ne yaptın?).

Bu veriler tabii ki CIA tarafından rahat rahat gözetlenebiliyor. Kullanım sözleşmelerinde Google da Facebook da devletin sunucularına bakmak istemesi durumunda birşey yapamayacaklarını belirtiyorlar (Bkz: Facebook’da CIA parmağı). Belki bu durum Amerika’da 11 Eylül’den sonra başlayan güvenlik ekonomisinin bir etkisidir (her türlü özel güvenlik servisinin para yapması) belki daha genel kapitalizm evriminin geldiği bir noktadır bilemiyoruz. Ama aynı Türkiye’de emniyetin bizle politik bir anlaşmaya girmeden bizi korumak için bizi izlemesi gibi, biz sosyal web kullanıcıları da kullandığımız servislere politik bir anlaşma yapma fırsatı bulamadan farkında veya farkınfa olmadan herşeyimizi aktarıyoruz. Ne de olsa arkadaşlarımız orada…

Güncelleme

Yargıtay: Ülke genelinde izleme yapılamaz. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Türkiye genelinde jandarma bölgesinde teknik takip yetkisi veren Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını bozdu.

01.05.2008

Bugün Facebook için ne yaptın?

Bugün, 1 Mayıs İşçi Bayramı vesilesiyle yeni projemizi yayına verdik. Projenin adı User Labor, yani Kullanıcı Emeği. Başlık ne alaka peki?

Yeni nesil web 2.0 internet servisleri (mesela Facebook, Flickr vs) kullanıcının oluşturduğu içerik (user-generated content) vasıtası ile reklam geliri elde ediyor. Bunun karşılığında kullanıcıya servis veriyor. Yalnız şöyle bir durum var. Bazı kullanıcılar diğerlerine göre daha fazla trafik üretiyor, dolayısıyla Facebook’a Flickr’a daha fazla kazandırıyor (reklamı ne kadar çok görürsen tıklanma şansı o kadar yüksek). Bu şekilde daha fazla değer yaratan kullanıcı daha iyi servis alıyor mu? Ya da bu emeğinin karşılığını alıyor mu? Çoğu zaman cevap hayır.

ULML-logo

Yeni projemiz User Labor, bu probleme odaklanıyor. Kullanıcı emeği karşılığında ne alıyor sorusunu cevaplamak için öncelikle kullanıcının emeğini nasıl ölçebiliriz diye düşünmek lazım. Bu noktada User Labor Markup Language (ULML) devreye giriyor. ULML, bir XML alt spesifikasyonu, yani RSS gibi bir şey. Kullanıcının bir servise ne kadar emek verdiğini ve ne kadar trafik yarattığını kalem kalem hem bilgisayarların hem de insanların okuyabileceği bir şekilde özetliyor. Mesela, Facebook için, kaç arkadaşın var, bağlantıda olduğun gruplar sıkı gruplar mı, kaç foto yükledin, kaç kişi profilini ziyaret etti vs gibi değerler bir ULML dökümanı içinde yer alıyor.

Özetle, ULML dökümanlarının hedefi, ‘ben bu kadar iş yaptım, burada yazıyor, karşılığını isterim‘ dedirtebilmek. Yani, ben bugün Facebook için ne yaptım? Facebook benim için ne yaptı?

Daha fazla bilgiyi User Labor sitesinde bulabilirsiniz.

Ayrıca şu bağlarda da değişik perspektifleri okuyabilirsiniz:

16.04.2008

Yeni Medya mı İşlemsel Sanat mı Kime Ne?

Türkiye’de toplum şok üstüne şok üstüne şok yaşarken neden yeni medya mı işlemsel sanat mı diye uzaydan gelmiş gibi duran bir konuya eğiliyoruz? Neden yeni medya deyince web2.0 dalgasından, Photoshop tekniklerinden, video sanatından bahsetmiyor da ağlı bağlı hayattan, merkezden-kitleye iletişimden, sosyal ağ hortumlamasından, kitlesel ifade özgürlüğü engellemesinden, DNS ayarlarından, temsilsiz demokrasiden, dağıtık iktidardan, medya arkeolojisinden bahsediyoruz. Neden işlemsel kelimesini İTÜ Bilgisayar Fakültesi’ndeki Mikro İşlemciler dersinde kullanıldığı gibi veya Bir Kelime Bir İşlem yarışmasındaki gibi değil de sanat kelimesinin önünde işlemsel sanat diye kullanıp diziyoruz elektronik sivil itaatsizlik, protokollü toplumsal denetim, kitleden-kitleye mesajlaşma, bilgi görselleştirmesi, manevi emek sömürüsü, diyagramlar, tarifeler, tersine stratejiler, ağların savaşı?

Ali Miharbi, Ahmet Atıf Akın, Orton Akıncı ile bu perşembe günü (17 Nisan) Güncel Sanat Tartışmaları Dizisi‘nde konuşacaklarımızı bir iki hafta öncesinden emaillerde tartışmaya başladık. Malum Türkiye’de icat edilmemiş kavramları kullanıyoruz sık sık. Tartıştığımız konuları Türkçe ifade etmek istedğimizden terimlere ve Türkçe’lerine bir süre takıldık, ama sonra bir şekilde içinden çıkabildik.

Uğraştığımız sanat hem yeni nesil teknolojiler hem baki toplumsal olgular üzerinden. Hem Türkiye’de yaşanan şokları konu alıyoruz hem Kaliforniya’da icat edilen yeni teknolojilerin toplumsal etkilerini. Kullandığımız teknikler hem bilgisayar programlaması, hem yemek tarifesi, hem diyagram çizme, hem arkeolojik araştırma olabiliyor. Bu konuşmada herkes kendi işlerinden bir kaç parça sunacak ve sonrasında bu bahsettiğimiz konular çerçevesinde tartışıcaz.

İstanbul’daysanız konuşmaya bekleriz. Tartışmalar dizisi bittiğinde kitap olarak da yayınlanacak. Böyle konuların klasik bir kitaba girecek olması kadar önemli olan diğer şey de internet’ten katılım. Bu yazıya yorum yazın, sorularınızı veya tartışılmasını istediğiniz alakalı konuları önerin tartışmaya alalım. Güncel Sanat Tartışmaları Dizisi’ni Azra Tüzünoğlu hazırlıyor, burdan el sallıyoruz, teşekkürler Azra!

Güncelleme: Mimar Sinan etkinliği bitti, tam da olması gerektiği kafamız daha da karıştı, tartışmaya yorumlarda devam ediyoruz. işlemsel sanat ve yeni nesil medya üzerine çalışıyorsanız veya bu alanla bir şekilde ilgileniyorsanız tartışmaya yorum yazarak katkıda bulunun biz de öğrenelim.

Olayın anonsu şöyle:

Güncel Sanat Tartışmaları Dizisi-8
“Yeni Nesil Medya ve İşlemsel Sanat”

Konuşmacılar
Burak Arıkan + Ali Miharbi + Ahmet Atıf Akın(a.k.a pagan@xurban) + Orton Akıncı

Tarih 17 Nisan 2008 Perşembe
Saat 18:30
Yer Mimar Sinan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Beşiktaş Yerleşkesi 208 no’lu derslik

Her bir konuşmacının kendi deneyimleri üzerinden işlemsel sanat ve İnternet teknolojileriyle birlikte çeşitlenip, sürekli yenilenen yeni medya sanatı konularını açımlamayı hedefledikleri konuşmanın ana ekseninde; dağıtık iktidar, kimliksizleşme ve anonimleşme, taktiksel medya, teknoloji ve kontrol, elektronik sivil itaatsizlik, İnternet üzerinden eleştiri&tersine çevirme stratejileri, Türkiye’deki devlet kontrolü ve İnternet protokolleri ilişkisi gibi meseleler tartışılacak. Yeni medya ve galeri mekanı ilişkisi, medya festivalleri, yeni medya kurum ve gösterim alanları da tartışma içeriğinde yer alacak konular arasında.

* Posterdeki görsel Per Wizén tarafından yapılmıştır.

İlgili Düğümküme Yazıları:

11.03.2008

Sosyal Ağ Hortumlaması

Amerikan Internet pazarında hemen hergün yeni bir sosyal akım uygulaması çıkıyor. Bunların arasında önde gidenler “sosyal ağ hortumlaması” yapan servisler. Geçen Düğümküme’de sosyal akım uygulamaları yazısında “toplayıcılar” diye bahsetmiştik bu servislerden. Şimdi daha da odaklanarak hortumlayıcı diyorum –aynen Türkiye’deki banka hortumlama gibi– çünkü bu servisler bir kişinin farklı sosyal web servislerindeki hesaplarının hareketlerini toplayıp bir arada gösteriyor. Yani durağan bir içeriği değil hali hazırda sürekli yenilenen sürekli akan içerik kaynaklarını bir araya getiriyor. Mesela Twitter’a yazdıklarınız, Flickr fotoğraflarınız, Vimeo videolarınız, Facebook status güncellemeleriniz, blogunuz, sosyal imleme servislerindeki hareketleriniz hepsi RSS beslemelerinden toplanıp bir liste olarak gösteriliyor. Bunun “faydası” arkadaşlarınızın normalde dağılmış servislerdeki hareketlerini bir listeden takip etme imkanı sağlaması; sanki bunu bir RSS okuyucudan yapamıyormuşuz gibi…

Silikon Vadisi peygamberlerinin bu sistemleri desteklerken iki genel savı var:

  1. Normalde bir RSS okuyucusundan erişilebiliecek bu bilgileri bir web servisine dönüştürürsek RSS nedir bilmeyen ama sosyal ağ servisleri kullanan kişilere erişebiliriz.
  2. İnsanlar bir iki tıklamada arkadaşlarının toplu beslemelerine ulaşırlar.

İkinci sav bana da iş yapar gibi geliyor, ancak organik değil gerçekten de hortuma ağzını dayamak gibi bir iş. Mesela bir arkadaşımın blogunu takip etmek isterim ama fotoğrafları veya videoları pek umrumda olmayabilir. Bu hareketleri blok blok almak yerine ben kendim daha uzun sürede RSS listemi tek tek hazmederek organik olarak geliştirmeyi ve bakmayı tercih ediyorum. Bu durumda RSS okuyucum bana çok daha kullanışlı geliyor.

Bu hortumcular yetmiyormuş gibi bugün FriendFeedFeed diye bir servis çıktı! Adeta bu durumla dalga geçer gibi hortumlayıcıları hortumlayan bir servis FriendFeedFeed. Haberi öğrendiğim yer TechCrunch’da Arrington yazıyor: tamam anladık.