27.04.2010

Tomato, Joshua Davis, Karsten Schmidt (toxi) Atölyeleri

Kurye Uluslararası Video Festivali kapsamında ilginizi çekebilecek 3 isim 3 atölye:

Joshua Davis

Flash web tasarımcısı ve grafik sanatçısı Joshua Davis 9 Mayıs tarihinde Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü’nde gerçekleştireceği workshop kapsamında kendi geliştirdiği Hype programıyla kısa sürelerde flash tasarım yapmayı öğretecek.
Atölye sayfası: HYPE: Accelerating Creativity in ActionScript3

TOMATO

Elektronik müzik grubu Underworld’den Rick Smith ve Karl Hyde’ın 1990’ların başında kurduğu sanat ve tasarım topluluğu TOMATO 14-16 Mayıs tarihleri arasında Bahçeşehir Ünivesitesi’nde üç tam gün boyunca workshop gerçekleştirecek. TOMATO ekibinden Simon Taylor ve Dylan Kendle, uygulamalı olarak kısa film çekimi üzerine eğitim verecek.
Atölye sayfası: Kısa Film Çekimi ve Kurgusu

Karsten Schmidt (toxi)

Londra’da Postspectacular stüdyosunu açtığından beri MoMA’dan (“Design and Elastic Mind“) Victoria and Albert Museum’a (“DECODE“) pek çok klasik ve modern sanat ortamında işlerini gösteren ve Avrupa’da son dönemlerin en yaratıcı tasarımcılarından biri olarak gösterilen Karsten Schmidt (aka. toxi) 15 Mayıs‘da Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü’nde gerçekleştireceği workshop dahilinde motion graphics, tasarım ve kodun yaratıcı bir araç olarak kullanımı konularında eğitim verecektir.
Atölye sayfası: KOD Yaratıcı bir araç

İşlemsel sanat ve tasarımla ilgileniyorsanız toxi’nin çalışmasına özellikle katılmanızı tavsiye ederim.

Başvuru: Yer sayısı kısıtlı olduğundan atölyelere erken katılım gerekmektedir. İlgililerin info@kuryevideo.org adresinden kayıt yaptırmalarını rica ediyorlar.

* Görsel Karsten Schmidt’in DECODE sergisi için yaptığı Recode isimli işinden bir görüntü.

15.03.2010

Twitter Robotu, 1935, Londra


Twitter Robotu, 1935, Londra.

“Robot haberci kişiler arası notları kamusal alanda gösteriyor.” Kaynak: Modern Mechanix (Ağustos, 1935)

03.11.2008

Dijital Kebap

Matt Pyke, Dijital Kebap (2005)

Herkes için sonsuza kadar” sergisinin tanıtımı için Londra’lı tasarımcı Matt Pyke bu kısa animasyonu yapmıştı. Maxalot Galerisi tarafından 2005 yılında Barcelona’da düzenlenen sergide Pyke’ın son dört yıldır sürdürdüğü Universal Everything stüdyosundan işler gösterilmişti. Eski Designers Republic üyesi Pyke programlama ve animasyon tekniklerini birleştirerek dijital ve kinetik kolaj çalışıyor. Bu yukarıda gördüğünüz Dijital Kebap animasyonu benim en tuttuğum işlerinden. Video’nun sesi Freefarm 3 boyutlu modelleme Design-OS tarafından yapılmış.

21.03.2008

Tedirgin Zamanların Kırılgan Kişilikleri İçin Tasarımlar

designnoir.jpg

Önümüzdeki salı günü (25 Mart) İstanbul çağımızın en geçerli tasarımcısı ve araştırmacılarından Fiona Raby’i ağırlıyor. Fiona Raby eleştirel tasarım akımının öncülerindendir. Eleştirel tasarım sadece bir probleme çözüm bulan değil bulduğu çözümle yeni sorular sorduran bir tasarım etkinliğidir. Anthony Dunne ve Fiona Raby çifti alışılagelmiş “tasarım çözüm bulur sanat soru sorar” ayrımını değiştirip soru da sorabilen tasarım anlayışına yer açtılar.

Herhangi bir tasarım veya sanat alanıyla uğraşıyorsanız bu konuşmaya mutlaka gitmelisiniz. Ben ilk defa 2002 yılında MIT Mimarlık Bölümü’nde yaptıkları bir sunumda dinlemiştim Raby ve Dunne çiftini. O günler “Design Noir” (Kara Tasarım) kitabını yeni çıkardıkları günlerdi. Henüz Londra’da Royal College of Art Interaction Design (Etkileşim Tasarımı) bölümünde ders veriyorlardı. Sonra bölümün başına geçtiler ve bölümü “Tasarım Etkileşimleri” olarak değiştirdiler. Son beş yıldır hem kendileri hem yetiştirdileri öğrenciler dünyanın dört bir yanında soru soran tasarımlarla öne çıkmaya başladılar (son sergiden fotoğraflar).

Bugün Raby ve Dunne çifti eleştirel tasarım anlayışını dünyaya daha hızlı yayıyorlar. Bu konuşmada Fiona Raby’nin anlatacakları son derece kafa açıcı olacaktır. Bu konuşmadan sonra Türkiye’de yaşadığımız uç durumlar için eleştirel tasarımlar yapabileceğinizi düşünün. Bu uç durumlar bazen dünyada eşi benzeri görülmeyen sadece Türkiye’ye özel politik ve sosyal durumlar (türban ve insan hakları çelişkisi, Ergenekon şebekesi), bazen Uganda veya Şili’de de daha önce yaşanmış stratejilerin parçası olarak CIA güdümlü kurban edilmiş toplumun (Soğuk Savaş, Kontgerilla, Irak İstilası, Sinir Ötesi Operasyon) yaşadığı dramalar, bazen yaşanan doğal, ekonomik, veya politik felaketler sonrası şok olan toplumun sömürülmesi (12 Eylül, banka özelleştirmeleri, deprem sonrası) üzerine girdiğimiz durumlar olabiliyor. Bu uç durumlar bizi hem tedirgin ediyor hem kırılgan yapıyor hem de kızdırıyor.

robots-dunne-raby.jpg
Belçika’da Z33 Galerisi’nde “Eleştirel Tasarımı Tasarlamak” sergisinde Robots yerleştirmesi (fotoğraf Kristof Vrancken).

Fiona Raby İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde “Tedirgin Zamanların Kırılgan Kişiliklerine Tasarımlar” başlıklı bir konuşma yapacak. Konuşma, İTÜ Mimarlık Fakültesi (Taşkışla) 109 numaralı salonda, saat 17:30′da düzenlenecek.

Daha önce Düğümküme’de Tasarım Etkileşimleri ve Para Getiren – Ses Getiren İş Dengesi başlıklı iki yazıda Anthony Dunne ve Fiona Raby çiftinin özellikle yeni tasarım eğitimi alanında yaptıklarından bahsetmiştik.

Garanti Galeri’nin email ile gönderdiği duyuru:

fiona.jpg “Disiplinlerötesi” Konferans Dizisi – 4:
Fiona Raby “Tedirgin Zamanların Kırılgan Kişiliklerine Tasarımlar”

25 Mart, Salı, 17:30
İTÜ Mimarlık Fakültesi (Taşkışla) Salon 109

Konferans İngilizce’dir, simultane çeviri vardır.

Fiona Raby’e göre: “Tasarımcılar, hiç düşünmeksizin geleceğe yönelik bir iyimserlik beslerler. Otomatik olarak tasarladıklarının tarafsız ve kesinlikle iyi olduğunu varsayarlar. Tasarım ve mimarlığın rolünün ‘dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek’ olduğuna dair iyice yerleşmiş bir ideoloji vardır. Peki, tasarımcılar kendi çelişkilerini, kendi tutarsızlıklarını bile bile, böyle derinden kusurlu bir insanlık halini nasıl olup da yüceltebiliyorlar?”

Dunne&Raby: Anthony Dunne ve Fiona Raby, ürün ve hizmetleri, bir tartışma ve müzakere ortamı oluşturmak için araç olarak kullanıyorlar. Tasarımcılar, tasarım endüstrisi ve kamu arasında oluşturmaya çalıştıkları bu ortam, yeni teknolojilerin toplumsal, etik ve kültürel etkileri üzerine yoğunlaşıyor. Dunne&Raby çoğu projesinde endüstriyel araştırma laboratuvarları ve akademik/kültürel kurumlarla işbirliğine gitmiştir.

Dunne ve Raby’nin son zamanlarda ürettiği çok sayıda proje var. “Placebo” (2001) evlerimizdeki elektromanyetik alanlar üzerinden zihinsel sağlığı araştıran bir elektronik nesneler koleksiyonudur. Centre Pompidou için hazırlanan “Evidence Dolls” (Kanıt Bebekler, 2005) çalışmasının da içinde bulunduğu “Consuming Monsters: Big, Perfect, Infectious” (Tüketen Canavarlar: Büyük, Mükemmel, Bulaşıcı, 2002-) projesi, farklı biyoteknolojik geleceklere yönelik tartışmada tasarımın rolünü araştırıyor. “Designs for Fragile Personalities in Anxious Times” (Tedirgin Zamanların Kırılgan Kişiliklerine Tasarımlar) insanlara çelişkileri, karmaşaları ve psikolojik kusurları ile birlikte değer verir. “Do you want to replace the existing ‘normal’?” (Varolan ‘normal’i değiştirmek ister misin?) isimli son projeleri, bu düşünce biçimini ürün tasarımı dünyasına taşıyor. Bu proje, 2007′de Z33 için yapılan “Technological Dreams Series: no 1 Robot” (Teknolojik Rüyalar Serisi: no 1 Robot) ile birlikte şu anda MoMA New York’taki “Design and the Elastic Mind” (Tasarım ve Elastik Zeka) isimli sergide yer almaktadır.

http://www.dunneandraby.co.uk

* Yazının başındaki fotoğraf Design Noir kitabından alınmıştır.

15.01.2008

Hüseyin Çağlayan'ın Lazerli Koleksiyonu

hussein-waldemeyer-2007-1.jpg

hussein-waldemeyer-2007-8.jpg

İsmini koyamadığım teknolojiye lazer derim” diye okumuştuk Beyoğlu’nda bir duvar yazısında geçen sene. Hüseyin Çağlayan bu lazerleri almış kıyafetlere gömmüş. Çağlayan “kıyafet vücudun uzantısıdır” görüşünü biraz daha ilerletmiş gözüküyor bu “Okumalar” isimli lazerli koleksiyonuyla.

Moritz Waldemeyer Çağlayan ile birlikte bu kavramı geliştiren ve kıyafetlere uygulayan elektronik terzisi. Çağlayan’ın İlkbahar/Yaz 2008 koleksiyonundaki bu kıyafetlere yer yer kristaller gömülü ve içten lazerle ışıklandırılıyor. Waldemeyer’ın açıklamasına göre 200den fazla minik servo motorlarla hareket edebilen lazer kullanılmış. Koleksiyonun şovunda gömülü lazer kaynakları üstlerindeki kristalleri biraz parıldadıktan sonra vücuttan dışarı fırlıyor ve etrafındaki aynalarla çarparak mekanın içinde başka yerlere uzanıyor. Çağlayan video röportajında bu lazerli kıyafetlerin güneşe tapınma ve şöhret kavramlarını temsil ettiğini söylüyor.

caglayan-showstudio-film.jpg
Okumalar filminden görüntü. Hüseyin Çağlayan + SHOWStudio

Çağlayan’ın İlkbahar/Yaz 2008 koleksiyonu için politik moda grubu SHOWStudio ile beraber yaptıkları Okumalar videosunu izleminizi tavsiye ederim.

hussein-waldemeyer-2007-0.jpg
Moritz Waldemeyer program skeçleri ve Hüseyin Çağlayan modelleri ile stüdyoda.

Çağlayan henüz bu lazerli kıyafetleri satmayı düşünmüyor. Daha önce Düğümküme’de yayınlanan animatik metamorfik kyafetler de zannederim henüz satılamaz, alıp giyecek kişi önce bu kıyafete bakmasını da öğrenmek durumunda.

husseinchalayan.com
waldemeyer.com

İlgili Düğümküme Yazıları


* Bu yazıdaki görseller Moritz Waldemeyer’e aittir, görüşmemizden sonra izin alınıp yayınlanmıştır.

25.06.2007

Londra 2012 Olimpiyatları ve Logo Krizi

Londra 2012 olimpiyatlarını aldı. Organizayon komitesi şimdiden tüm hızı ile hazırlıklarını sürdürmekte. Ama hazırlıklar başlar başlamaz bir logo krizi patlak verdi ve yankıları sürüyor.

fencing.jpg

Olimpiyatlar tarihi boyunca tasarlanan logoların çoğunluğu düzenlendiği şehiri temsil eden öğeler üzerine kurulmuş. Köşeli ve dinamik şekli ile Londra 2012 olimpiyatları kimliği alışılmış olanın dışına çıkması açısından bir ilk oluşturuyor.

Maliyeti 400.000 Sterlin’e çıkan yeni olimpiyat markası, 4 Haziran’da BBC televizyonu aracılığı ile duyuruldu. Yetkililer yeni logo için gelen yorumların çoğunluğunun negatif yönde olduğunu söylüyorlar.

Portfolyosunda Renault, General Electric, British Telecom, Unicef, (RED [Levi's]) gibi çokuluslu ve ünlü isimleri barındıran yaratıcı ofis, Wolf Ollins yetkilileri logonun kolay ve herkese ulaşabilecek bir iş olmadığını kabul ederken diğer yandan da yeni kimlik ile genç insanlara ulaşmayı hedeflediklerini söylüyorlar. Logonun değiştirilmesini isteyen insanlar bir imza kampanyasi başlattılar ve şu ana kadar 30.000 imza toplanmış bile. Hatırlarsanız geçtiğimiz senelerde kuruluşunun 100. yılı için kurumsal kimlik değişimine karar veren Galatasaray Spor Kulübü, Türk süperstar tasarımcı Bülent Erkmen’e ait BEK ofisine başvurarak kimlik yenilemişti. Taraftar yeni logonun renklerini Galatasaray’in geleneksel renkleri ile bağdaştıramamış ve olimpiyat logo krizine benzer, kitlesel bir hoşnutsuzluk durumu kamuoyunun gündemini meşgul etmişti. Ama bu gibi durumlarda logonun değiştirilmesi iyi bir fikir de olmayabilir. En azından İngiliz tasarımcıların prestiji sarsılabilir. Ayrıca şu ana kadar yapılmış olan tüm halkla ilişkiler malzemelerinin yeniden yapılması gerekecek. Kısaca 30.000 imza birşeyi değiştirmeyebilir.

Paralympic_Emblem_90x100.png

small-green-yellow.png

small-blue-yellow.png


“İnsanlar logoyu gördüklerinde onların hayatlarında pozitif bir etkisi olsun istiyoruz.” – Tony Blair

Çok farklı kültürden insanların bir arada yaşadığı Londra’yı, Thames Nehri, kafasında tüylü şapkaları ile kraliçenin muhafızları veya İngiliz bayrağındaki çubuklar ile ilişkilendirmek fikri artık turistik malzemeler icin kullanılan şehirsel ikonografik temsillerden ibaret ve hiç yeni birşey değil. Peki internet sonrası ilk jenerasyon olimpiyatlar gibi büyük organizasyonların markalaştırılması için başta İngilizler olmak üzere tasarımci olan veya olmayan muhafazakarlarının karalamaları ciddiye alınmalı mı? Bence alınmayabilir. Çünki çirkinliğin sorusuna cevap bulmak o kadar da kolay değil.

_43007505_james_wren203.jpg

Mevcut logoya bir gelenekselci bir alternatif. Daha mı güzel? (Yanda)

Ayrıca burada ilk bakışta fark edilmeyen bir model kaymasından bahsediyoruz; eskiden, televizyon karşısında arkadaşlar veya aile üyeleri ile topluca izlenen olimpiyatlar artık 2012′de çoğunlukla internetten takip ediliyor olacak. Katılımı, tanıtımı ve aktarımı internette gerçekleşecek olan uluslararası dev bir organizasyon için Londra kendi şehirsel kimliğini kenara ayırıyor. Geleneksel olimpiyat halkalarını geriye itiyor. Daha evrensel olana ağırlık vererek öne çıkma imkanı tanıyor.

2012 olimpiyatlarının yeni sitesine girdiğinizde ilginç bilgi mimarisi ile karşılaşıyorsunuz. Ana menü, “Kendini sına”, “Kendi tasarımını yarat”, “Yeni marka hakkında” gibi ilginç bir kategorizasyon veriyor. Yani olimpiyat sitesindeki bilginin %33′ü kullanıcınin kendisi ve kişisel gelişimi ile doğrudan ilgili, diğer 3′te 1′lik kısım yine kullanıcı katılımı ve tasarım kararları hakkında, geri kalan bölüm ise tartışmalara yol açan Londra 2012 kurumsal kimliği hakkında. Atletlerden, spordan, olimpiyatlardan ve rekorlardan bir haber yok.

Belkide bizi fazlaca tasarlanmış olimpiyatlar bekliyor. İnternet ve Web 2.0 akımı sonrası gerçekleştirelecek olan olimpiyatlar yeni tarihsel gelişmelerden nasibini alarak, artık daha kişiye özgü yapıldığı fiziksel mekandan kopuk ama daha bilgiye dayalı bir şekle bürünüyor olabilir.

15.03.2007

Galeri HTTP Ağlı Sanatları Destekliyor

Galeri HTTP Londra’nın yeni medya ve ağlı sanatlara (“net.art“) adanmış ilk galerisi. Resim gösteren klasik sanat galerilerine veya kavramsal sanat odaklı çağdaş sanat galerilerinden farkları şunlar:

  1. Sanat işlerini hem sanal hem fiziksel olarak sergilemesi.
  2. Kolektif üretime temelden açık olması.

Galeri HTTP şu anda Başkalarıyla Yap (“Do It With Others”) konulu bir etkinlik düzenliyor. Galeride gösterilecek işleri email listesinde herkesle tartışarak karar veriyorlar.

will-n-testament.png

Will-n-testament, Olia Lialina 1998

Temel medyum olarak Internet’i kullanan ağlı sanatlar varolan klasik sanat endüstrisi yapılarına uyum gösteremiyor. Ağlı sanat işleri geliştiren sanatçılar galeri ve müzelerde ya hiç yeralmıyorlar ya da bu sanatsal mekanların işletmecileriyle anlaşmazlık yaşıyorlar. Örneğin Moskova’lı sanatçı Olia Lialina Internet’de dosya yükleme hızını kullanan Will-n-testament işini New York Digital Salon’da gösterirken özellikle Internet’e bağlı tarayıcı penceresi içinde gösterilmesini istemişdi. Ancak küratör işi tam ekran bir resim gibi pojeksiyonda göstermiş ve Lialina bu durumu kendi web sitesinde anlatmıştı.

Bugün Internet dağıtımlı yaratıcılığın (“distributed creativity“) en önemli altyapısını oluşturuyor. Dağıtımlı yaratıcılığın normal yaratcılıktan farkı ne?

  1. Sanat işinin çok kolay ve özgür olarak dağıtılması. Böylece sanatla sadece galeride, müzede, yolda değil günlük bilgi trafiği içinde de karşılaşmak.
  2. Üretim araçlarına ve bilgiye eşit şartlarda erişim. İzleyici/kullanıcı üreticiyle rolleri değiştirebilecek kadar işin içine giriyor.
  3. Santçılar arasında kolay/hızlı/yoğun işbirliği imkanı. Email, RSS ve benzeri araçlarla sürekli bağlı ve haberdar kalmak ve dolayısıyla daha zengin iletişim kurmak.
  4. Sanatçıyla izleyici arasında geçirgen bir sınır oluşması. Üretir üretmez ve hatta üretim aşamasında işi açmak ve paylaşmak.

06.08.2005

Açık Sistemler Sergisi

Londra Tate Modern Sanat MuzesiAçık Sistemler” adinda 60larda ve 70lerde sanat nesnesini radikal bir sekilde yeniden dusunen uluslararasi sanatcilarin islerini sergiliyor. Sergide yer alan Hans Haacke‘nin “Buğu Küpü” bu doneme ait heykel nesnesine yeni bakis acisi getirmis akil acici bir eser.

Hans Haacke - Condensation Cune