and 15.02.2010

TV’ye Karşı Video Sanatı, Internet’e Karşı Ağlı Sanat – I

Richard Serra, Television Delivers People (1973) Ramsay Stirling, Internet Delivers People (2008)
Video sanatını harekete geçiren, ilk dönem video sanatçılarını birleştiren ortak nokta, televizyon eleştirisi idi. 1967′de Sony Portapak‘ın piyasaya çıkması ile artık herkesin TV setlerinde kendi kaydettikleri görüntüleri izleyip gösterebiliyor olması, TV’nin demokratikleşmesi ve kurumsal otoritesinin zayıflatılması yönünde bir umut yaratmıştı. Zamanla bu eleştirinin televizyonun kendisi tarafından benimsenmesi, televizyona referans veren televizyon programlarının yaygınlaşmasının da etkisiyle video sanatçılarının kullandığı yöntemler ve kendi kendine atıf stratejisi etkisini yitirmiş, medya sanatı doğrudan TV eleştirisinden çok TV kültürü ile bağlantılı konulara yönelmişti.

30 yıl sonra İnternet, ilk dönemlerinde merkezi iletişimin parçalanması, imgelerin kolayca oluşturulması, kopyalanarak iletilmesi ve etkileşimlerin esnek hale gelmesi sanatçıların ilham kaynağı olurken, aynı zamanda önceki ortamların başına gelen ticarileşme ve merkezileşme eğilimi ile tedirginlik yaratıyordu. İnternet sanatının ortaya çıkmasından olgunluğa ulaşması arasında geçen zaman video sanatına göre çok daha kısa sürdü.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

11.02.2010

Kültürel ve Biyolojik Salgınlar Arasındaki Fark

Politik ideolojiler, dini inançlar, kültler, popüler kültür, konuşma dili, sosyal eğilimler, moda, yeni teknolojik ürünler gibi birçok olgunun çıktığı veya değişikliğe uğradığı andan itibaren toplumda yayılması sık sık hastalıkların yayılmasına benzetilir. Bilgisayar ağlarında da virüs ve solucan (worm) tabirleri biyolojik analojiden yola çıkar. Ancak bu analojiler tamamıyla paralellik göstermedikleri için bazen yanıltıcı olabiliyor, o yüzden bu farklılıklara kısaca değinmek istedim. Sosyal yenilikler ile hastalıkların yayılması ilk başta basitçe ağ üzerinde yayılmadan ibaret görünse de aslında işin içine insan psikolojisi girdiği için oldukça farklı dinamiklere sahip.

Hastalıklarda, hastalığı taşıyan biri ile her temasa geçiş, önceki temaslardan bağımsız olarak, değişmeyen bir bulaşma olasılığına sahip. Matematiksel olarak ifade edersek, taşıyıcı ile her karşılaşma bağımsız bir olay; her temas ayrı bir zar atışı gibi. Taşıyıcı ile temas sayısı arttıkça hastalığın bulaşma olasılığı %100′e yaklaşıyor. Hastalığın bulaşma olasığının enfeksiyon ile temas sayısı arasındaki ilişkiyi gösteren grafik şöyle:

Bu yazının geri kalanını okuyun »

10.10.2007

Semiyotik Kare ve Sanat

Sanatsal Üretim İçin Gerekli 3 Şey üzerinden bazı tartışmalara girmişken, James Clifford‘ın 1988′de tasarladığı Sanat-Kültür Sistemi diyagramına da yer vermek istedim:

clifford_tr.jpg

Bu diyagram üzerinde konuşmadan önce biraz, burada kullanılan semiyotik kare (veya Greimas dikdörtgeni) nedir, nerelerde kullanılır, bir işe yarar mı, bunlardan bahsetmekte yarar var.

Semiyotik kare, doğal dillerde ikili karşıtlık olarak bulunan ve birbirlerinin anlamları ile sürekli etkileşim içinde olan, kimisi bu etkileşimin etkisiyle anlam değiştirebilen, bir anlamda ayrılmaz ikili oluşturan terimlerin (ölüm/yaşam, eril/dişil, Doğu/Batı, merkez/çevre, insan/makina, doğa/kültür, doğa/teknoloji, kahraman/düşman, fiziksel/sanal, gerçek/hayali, Sağ/Sol, ziyaret/ikamet, dinamik/statik, vs. gibi) analizini yapmak ve analitik sınıf sayısını dörde (örneğin ölüm, yaşam, yaşam ve ölüm (“yaşayan ölüler”), ne yaşam ne ölüm (“melekler”) gibi), sonrasında sekize veya ona çıkarıp genişletmek için kullanılan bir araç.

S1 ve S2 teriminden başlayarak ortaya çıkan ilişkiler:

  • S1 ve S2: karşıtlık
  • S1 ve ~S1, S2 ve ~S2: çelişiklik
  • S1 ve ~S2, S2 ve ~S1: tamamlayıcılık

Semiyotik karede, ilişkilerin yanında S1 ve S2 kullanılarak oluşturulan “meta-kavramlar”:

  • S1 ve S2
  • ne S1, ne de S2

life_death_tr.jpg

Bunları eril-dişil örneğine oturtacak olursak:

  • S1: eril
  • S2: dişil
  • ~S1: eril değil
  • ~S2: dişil değil
  • S1 ve S2: eril ve dişil; hermafrodit
  • ne S1 ne de S2: ne eril ne de dişil; aseksüel

Tekrar sanata dönecek olursak, sanat ve sanat olmayan arasındaki ilişkinin dinamiğine birçok zaman sanatçılarca müdahale edildiğini görmek mümkün. Örneğin dekoratif öğeler, kitle iletişim imgeleri, popüler kodlamalar, kitlesel üretim, tüketim malları, kitsch, kopyalanabilirlik hep “sanat olmayana” dair özelliklerken, bunlardan birçoğu sanatçılarca ironik olarak kullanıldı. Bunun yanında, kelime anlamlarının semantik ağ üzerinde sürekli hareket edebilmeleri sayesinde sanat dünyası denilen, “sanat” ile “sanat olmayan” arasındaki ayrıma ihtiyaç duyan ve bunu belirleyen sistem varlığını sürdürmeye devam etti. Bütün bu dinamiklerin bu kadar basit bir diyagramla özetlenebileceğinden emin olmasam da Clifford’ın diyagramını, çok daha karmaşık bir ağın kesiti olarak görmek olası.

12.04.2007

Sol LeWitt (1928-2007)

Geçtiğimiz pazar günü ölen Sol LeWitt’in anısına, kavramsal sanat lafının bir üslup ismi haline gelmesine ön ayak olan 1969 tarihli Kavramsal Sanat Üzerine Cümleler yazısına burada yer vermenin zamanıdır sanırım. Bu metinle birlikte, 1967′de yayımlanan Kavramsal Sanat Üzerine Paragraflar‘da, LeWitt minimalizmin indirgeyiciliği ve estetik içeriği ile diyaloğa girerken, bilginin kavramsal şekilleri ile önsel amaçların görüntü veya nesneye dönüştürülmesi sırasında oluşan permütasyonlar, çelişkili değişimler ve düzensizlikleri incelemişti. Matematiksel permütasyonlara dayalı geometrik küp serilerinde ve asistanları tarafından yazılı talimatlar doğrultusunda uygulanan duvar desenlerinde LeWitt; algı, tarif ve temsil arasındaki boşluklara dil yoluyla dikkat çekmişti. Bugün birçok yazılım sanatçısı, 1990′ların sonunda Vuc Cosic’in internet sanatçılarını Duchamp’ın ideal çocukları olarak tanımlamasına benzer bir şekilde kendilerini, “fikrin sanat yapan bir makina haline gelmesi” söyleminden de yola çıkarak LeWitt’in ideal çocukları olarak görüyor. Ancak aşağıdaki ifadelerden de anlaşılacağı üzere, LeWitt’i salt mantığın ve işlemselliğin yüceltilmesi olarak görmek dar bir bakış olur.

Kavramsal Sanat Üzerine Cümleler
Sol Lewitt
İlk basım 0-9 (New York), 1969 ve Art-Language (İngiltere), Mayıs 1969

1. Kavramsal sanatçılar akılcı olmaktan çok mistiktirler. Mantıkla ulaşılamayacak sonuçlara sıçrarlar.
2. Mantıklı yargılar, mantıklı yargıları yineler.
3. Usdışı yargılar yeni deneyimlere yol açar.
4. Biçimsel sanat temelde mantıklıdır.
5. Usdışı düşüncelerin peşinden kesin ve mantıklı bir şekilde gidilmelidir.
6. Eğer sanatçı eserin uygulanma sürecinin ortasında fikrini değiştirirse alacağı sonuçları tehlikeye düşürmüş olur ve geçmişteki sonuçları tekrar eder.
7. Sanatçının başlattığı, fikirden işin tamamlanmasına giden süreçte irade ikinci plandadır. Kasıt, sadece egodan ibaret olabilir.
8. Resim ve heykel gibi sözcüklerin kullanılması bütünüyle bir geleneği ve bu geleneğin kabulünü ima ederek limitlerin ötesine geçen eserler vermek isteyen sanatçıya kısıtlama getirir.
9. Kavram ve fikir farklıdır. İlki genel bir yönergeyi ima ederken, ikincisi bir unsurdur. Fikirler kavramları uygular.
10. Fikirler sanat eseri olabilir; bir biçim bulmak suretiyle sonlanacakları zincirleme bir gelişme içerisindedirler. Bütün fikirlerin fiziksel hale getirilmesine gerek yoktur.
11. Fikirler mantıksal bir sıralama ile ilerlemek zorunda değildir. Beklenmedik yönlere doğru yol alabilirler, ancak yeni bir fikir oluşturulmadan önce eskisi zihinde tamamlanmalıdır.
12. Fiziksel hale gelen her sanat eseri için fiziksel olmayan birçok varyasyon vardır.
13. Sanat eseri, sanatçının aklından izleyicinin aklına doğru bir iletici olarak görülebilir. Ancak, izleyiciye hiç ulaşmaya da bilir, veya sanatçının aklını hiç terk de etmeyebilir.
14. Bir sanatçının diğerine ilettiği sözler, eğer aynı temel kavramı paylaşıyorlarsa, bir fikir silsilesini harekete geçirebilir.
15. Hiçbir biçim diğerine içsel olarak üstün olmadığından, sanatçı sözlü veya yazılı ifadelerden fiziksel gerçekliğe kadar her biçimi eşit olarak kullanabilir.
16. Kullanılan şey sözcükler ise ve eğer bu sözcükler sanat üzerine fikirlerden yola çıkmışsa bunlar sanattır, edebiyat değil; sayılar matematik değildir.
17. Tüm fikirler, eğer sanat ile ilgileniyor ise ve sanatla ilgili uzlaşmaların kapsamına giriyorsa, sanattır.
18. Çoğunlukla geçmişin sanatı günümüzdeki mutabakatlar uygulanılarak anlaşılamaya çalışılmakta, bu da geçmişin sanatının yanlış anlaşılmasına yol açmaktadır.
19. Sanat konusundaki mutabakatlar sanat eseri tarafından değiştirilir.
20. Başarılı sanat bu mutabakatları, anlayışımızı ve algılamamızı değiştirmek suretiyle başkalaştırır.
21. Fikirlerin algılanması yeni fikirler doğurur.
22. Sanatçı, sanatını tahayyül edemez ve bitirine kadar da algılayamaz.
23. Sanatçı bir sanat eserini yanlış anlayabilir ama yine de bu yanlış yorumlama sayesinde kendi fikir silsilesi içinde hareket etmeye devam edecektir.
24. Algı özneldir.
25. Sanatçı kendi sanatını anlamak zorunda değildir. Onun algılaması diğerlerinden ne daha iyi ne de daha kötüdür.
26. Bir sanatçı, başkalarının sanatını kendi sanatından daha iyi kavrayabilir.
27. Bir sanat eserinin temel kavramı, eserin cisimsel özelliğini veya yapıldığı süreci içerebilir.
28. Eserin fikri sanatçının zihninde kurulduktan ve son biçimi konusunda karar verildikten sonra, süreç gözü kapalı uygulanır. Sanatçının hayal edemeyeceği birçok yan etki ortaya çıkar. Bunlar yeni işlerde fikir olarak kullanılmalıdır.
29. Süreç mekaniktir. Kurcalanmamalı, rotasından sapmamalıdır.
30. Bir sanat eserinde birçok öğe vardır. En önemlileri en belirgin olanlarıdır.
31. Eğer bir sanatçı aynı biçimi bir grup işinde kullanıyorsa ama malzemeyi değiştiriyorsa, sanatçının temel kavramının malzeme ile ilgili olduğu varsayılabilir.
32. Banal fikirler güzel uygulamalar ile kurtarılamaz.
33. İyi bir fikri berbat etmek zordur.
34. Sanatçı zanaatini fazla iyi öğrenirse yapmacık sanat yapar.
35. Bu cümleler sanat üzerine yorum yapmaktadır ama sanat değildir.

(Orijinal metin: Sentences on Conceptual Art – by Sol Lewitt)