10.09.2007

Ars Electronica Festivali Canlı Yayında

arselectronica2007.jpg

Tekno-kültürel üretimin en önemli forumlarından Ars Electronica Festivali’nin bu yılki teması Güle Güle Gizlilik (“Goodbye Privacy”). Festivalin bu yılki davetli küratorleri Ina Zwerger ve Armin Medosch internet ve mobil iletişim teknolojilerinin sağladığı ağlı bağlı yaşamda gizlilik ve açıklık nasıl değişiyor buna eğiliyorlar. Kamusal alan (mesela Taksim meydanı veya Facebook) nasıl tepeden inme değil de zeminden yukarı ortaklıkla üretilebilir bu soruyla uğraşıyorlar.

Yakınlık ve Yerinden Edilme: Ağlı Sanatları Kavramsallaştırmak

Ağlı Sanatları Kavramsallaştırmak bence festivalin en önemli konferansı. 1990lardan itibaren medya sanatları alanına girmeye başlayan ağlı sanatlar için bir zemin oluşturma çabası. Ağlı sanatlar internet üzerinde çalışan sanatçıların internetin özelliklerini, mesela yükleme zamanı, hiperlink, yükleme hataları, HTML formlar, TCP/IP protokolü gibi öğeleri kullanarak yaptıkları işlerle başladı. Daha sonra bilgi işleme tenikleri ve ağ davranışlarının kullanımı gibi daha karmaşık sistemlere dönüştü.

Bugünün en önemli sorusu bu ağlı bağlı sanat işlerini nasıl koruruz ve gelecek nesillere aktarabiliriz. Bu işler ne yağlıboya gibi duvara asılır ne heykel gibi salona koyulur. Bu işlerin yaşaması için bir ağın varlığı gerekir. Bu konferansın bir kısmı ağlı sanatları arşivlemek, korumak, ve sergilemek üzerine Avusturya’da yapılan çalışmaları kapsıyor. Konuşmacılar ve konular şöyle:

  • Ted Nelson, “Gelecek Medyayı Birleştirmek”
  • Lev Manovich, “Sonsuz Genişleme”
  • Marc Ries, “Paylaşma Sanatı: Erken Dönem Net.art’dan Web 2.0′a”
  • Charlie Gere, “Ağlı Sanat ve Galeri”
  • Verena Kuni, “Neden Hiçbir Zaman Ağlı Sanat Tarihçisi Olmadım”
  • Gunther Reisinger, “Ortak Yaşam Yöntemleri. Ağlı Sanatlara Disiplinler Arası Yaklaşımlar”
  • Dieter Daniels, “Sayısal Miras”

Canlı ve arşivlenmiş videolar
Ayrıca geçtiğimiz yıllardan farklı olarak bu yıl internetten canlı ve arşiv videolar konferand videoları yayınlanıyor.
http://www.aec.at/en/festival2007/webcasts/index.asp

06.08.2007

İşlemsel Düşünce ve Zaha Hadid

zahahadid

Mimarlığın son dönem yıldızlarından Zaha Hadid’i en son 2005 Temmuz’unda İstanbul’da düzenlenen 22. Mimarlık Kongresi’nde görme fırsatım olmuştu. Kongre sırasında Peter Eisenman, Tadao Ando , Zaha Hadid gibi isimlere izleyici tarafından bir pop starı şeklinde davranılması karşısında hayretlerimi gizleyememiştim.

Zaha Hadid ismi yıllar sonra bu sefer işlerinin sergilendiği bir sergide, Londra Tasarım müzesi‘nde karşıma çıktı. Walter Benjamin, 1936′da yayımlanmış ufuk açıcı makalesinde, mimarlıkla diğer görsel sanatları karşılaştırırken, mimarlığın insanların her daim başını sokacak bir korunağa olan ihtiyaçlarından dolayı, diğer sanat dalları gibi geçici olmadığını, bir devamlılığa sahip olduğunu söylemişti. Zaha Hadid ve Gehry gibi çağdaşları son dönemde bu bahsolunan devamlılığa sıçratıcı bir şerh koydular. Formun sınırlarını güçlü bir kavramsallıkla zorlayarak yapay olana yepyeni bir dinamizm ve akıcılık kazandırdılar. Zaha Hadid sergisinden çarpıcı bulduğum üç şeye kısa not düşmek istiyorum.

  1. Bilgisayar teknolojisinin geçirdiği evrim ve CAD teknolojilerinin büyük ölçeklerde üretimi destekler hale gelmesi, binaları adeta bir endüstriyel ürün tasarımı objesi haline getirdi. Zaha Hadid ve Gehry tasarımlarında görülen, geleneksel anlamda üretilmesi imkansız formların bilgisayar ekranlarından ve eskiz hallerinden gerçek hayata taşınmaları bunu doğrular nitelikte. Sergide göze çarpan, üç boyutlu yazıcı işi olduğu belli prototipler bile bu dönüşümü imliyor. Mimarlığın ürün tasarımıyla bu denli kesişmesini bana çıtlatan bir diğer minik detaysa Hadid’in mimari projelerinden birinin gerçek bir binada değil, bir mobilya tasarımı projesinde uygulanmış olması.
  2. Akıllı teknolojilerin (sensor+ işlemci+devindirici), objelerden sonra, mimarlık boyutunda ortamlara da uygulanmaya baslanacak olması mimarlığın bir başka disipline, etkileşim tasarımına dönüşümünü, ya da uzanışını haber veriyor. mimarlık öznesinin, etkileşim tasarımı perspektifiyle okunması ileride yasayacağımız binalar için umut verici bir gelişme olabilir. mimarlığın öteden beri açmazlarından olduğunu düşündüğüm insan yerine coğu zaman binanın kendisini ya da bir düşünce sistemini merkezine alması, Zaha Hadid örneğinde de beni yakaladı buldu.
  3. Zaha Hadid sergisindeki mimarlık öznelerine bakarak bir endüstriyel tasarım ya da etkileşim tasarımı okuması yapmamın tesadüfi olmadığı kanaatindeyim. işlemsel düşünce (computational thinking) dahil olduğu bütün pratik sanat ve bilim dallarını dönüştürüyor, farklı boyutlar katıyor. bu bağlamda, orta vadede bina, eşya ve sosyal davranış algılarımız bir önceki yüzyıla göre yeni dönüşümler geçirecek, şu an yaşadığımız evre form ve algı arayışlarının devam ettiği bir evre.

Zaha Hadid’in hayat hikayesini okurken, bir türlü eşik noktasına ulaşamayan, ya da ulaşamadığını düşünen genç tasarımcılar için de dolaylı bir motivasyon gördüm. Zaha Hadid kariyerinin önemli bir bölümü yarışmalara katılmak ve kavramsal projeler üretmekten ibaret. Bu yüzden sergide de açıkça ifade edildiği gibi, uzunca bir dönem çizmekten başka bir şey yapmayan mimar eleştirilerinin hedefi olmuş. Bilgisayar teknolojileri olgunlaşmaya ve fikirleri anlaşılmaya basladıktan sonra deyim yerindeyse şeytanın bacağını kırmış, şu an çalıştığı onlarca projesi, o sabırlı ve fikirlerine güvenen duruşun karşılığını aldığını gösteriyor. Bu yolun başında ya da başına yakın bir yerlerde olan tüm tasarımcılar için iyi bir motif, kulaklara küpe olcak bir başarı hikayesi.

29.06.2007

Onur Sönmez ile Tanışın

onur.jpg

Mezuniyetimden önce Bilgi Üniversitesi’nde zaman geçirmekten en fazla keyif aldığım yerlerden biri Görsel İletişim Tasarımı karasularına ait, hayli yaratıcı insanları içersinde bulunduran özerkliğini ilan etmiş B11 adlı oda idi. Bu mekanın esas sahiplerinden biri de zaman geçirmekten sonsuz keyif aldığım Onur Sönmez’di. Onur okulda tasarım, teknoloji, kültür (özellikle müzik) gibi çeşitli ve sayısız konuda aynı vizyonu paylaştığımızı düşündüğüm şahsiyettir. Onur şimdi mezun oldu. Bir suredir sonucunu büyük merak ile beklediğim harika bir proje ile. Projenin henüz bir ismi yok. Belki de bu daha iyi çünkü önce ismi bulunup daha sonra içi doldurulan projelerden biri olmadığını anlayın.

Disiplinlerarası çalışmalar veren insanların durduğu yerleri heyecanlı, eğlenceli ve dahiyane bulurum. Onur’un bu projesi de müzik, elektronik, yazılım mühendisliği, endüstriyel tasarım ve arayüz tasarımı gibi konuların kesişiminde bir yerlerde duruyor. Pardon projenin tanıtımı ve pazarlaması da Onur’a ait olduğuna göre buna bir de ‘marketing’ alanını eklemek lazım. Ortaya çıkan iş, söz konusu sistem kısaca mevcut bilgisayar-insan arayüzlerine yeni bir alternatif olarak sunuluyor.

Bedensel ve performansa dair ifadenin sayısal sistemlere transfer edilmesi için özel olarak tasarlanmış, sanatçı ve makina ilişkisi üzerine odaklanan bir arayüz bu.

dodecahedron.jpg

board.jpg

Onur kendi tasarımı olan ve alüminyum malzeme kullanılarak CNC‘de dikkatlice kesilip bükülen, her kenarı 7′şer cm’lik bir dodekahedron (onikigen) tasarladı. Elinizde tuttuğunuz bu inanılmaz basitlik ile fonksiyonel tasarımın tam arasında duran obje ile fiziksel dünyadan hareket bilgisini direkt işlemek üzere kablosuz olarak bilgisayara aktarabiliyorsunuz. Cihazın anatomisine ve belki azıcık da teknik detaya girmek gerekirse objenin içersinde 3 adet gyroskop ve 3 adet ivme ölçer bulunduğunu ekleyebiliriz. Onur müzik ile ugraşan veya MIDI arayüzü ile kendini rahat hissedenler için sistem dahilinde paketlenen bir de yazılım geliştirdi. Bu sistem ile yapılabilecek performanslar veya geliştireceğiniz projeler sizin hayalgücünüz ile sınırlı. Proje websitesinden daha fazla bilgi almak mümkün. Sistem performansını test henüz etme fırsatım olmadı ve performans videolarını görmedim ama yolda olduklarını öğrendim.

20.06.2007

Spam'i Sev ve Koru

Birçoğumuz emaillerimiz arasında, filtrelerden geçmeyi başarmış, tuhaf, fazlaca bir anlam ifade etmeyen mesajlar almışızdır. Bugün çoğu email servisi değişik spam filtreleme yöntemleri kullanıyor. Spam’ciler bu filtreleri altetmek için değişik stratejiler uyguluyorlar. Bunlar arasında sık sık karşılaştıklarımız, bilerek yazım hataları yapmak, karakterleri görsel olarak benzeyen başka karakterlerle değiştirmek (örn€91n bu $3kilde) veya metni resim haline getirmek, dahası filtrelerin karakter tanıma özelliği olma olasılığına karşı, web sitelerine bilgisayar programlarının otomatik olarak üye olmasını engellemekte kullanılan CAPTCHA‘ya benzer bir şekilde, deforme karakter resimleri kullanmak gibi yöntemler… Tüm bunların yanında belki de en ilginç olanı, 18.yy matematikçisi Bayes’in teoremini bir emailin spam olup olmama olasılığını zamanla istatistiksel olarak oluşturmakta kullanan, başka bir deyişle neyin spam olup neyin olmadığını kullanıcının spam’leri işaretlemesi yoluyla öğrenen sistemlere karşı geliştirilen stratejiler. Bunlar arasında, anlamsız, reklamı yapılan ürünle veya verilmek istenen mesajla tamamen bağlantısız bir kelime çorbası hazırlamaktan, Web’den kolay ulaşılabilir, popüler, edebi veya dini herhangi bir metnin içinden rastgele, DadaDodo programının çalışma şekline benzer biçimde kelimelerin yan yana bulunma olasılıklarına göre, veya dissociated press algoritması gibi bir söz dizisinin son kısmını metnin diğer kısımlarında arayarak, bulunan sonuç ile anlatıyı sürdürmeye kadar değişebilen varyasyonlar sayılabilir. Oluşturulan bu metinler, istatistiksel verilerle eğitilen filtrelerin kafasını karıştırırken, aralarında bazen kulağa oldukça şiirsel gelen yazılara da rastlanabiliyor.

The Brothers McLeod, Bayes filtrelerini atlatmak için üretilmiş spam metinlerini kullanarak, Spamland adında, başrollerinde, normalde gözümüz görmesin dediğimiz bu metinlerin aslında ilgi çekici olabildiklerine işaret eden tuhaf çizgi-yaratıkların oynadığı bir animasyon serisi yapmışlar.

spamland_blah.jpg spamland160x95.jpg
spamland-2-160x95.jpg spamland3-160x95.jpg

Bu kısa animasyonlar, hiçbir yere varmayan bir anlatı ve kopyala-yapıştır şeklinde oluşturulmuş hissi veren cümleleri ile sürrealistlerin ve dadaistlerin yazdıkları şiir ve hikayeleri anımsatıyor insana. 1920′lere gidecek olursak, Tristan Tzara‘nın önerdiği dadaist şiir yazma yöntemi, şimdi bilgisayarların filtrelerden geçmek için kullandıkları algoritmaların en basitini andırıyor:

DADAİST BİR ŞİİR HAZIRLAMAK (Tristan Tzara, 1920)
Bir gazete al.
Bir makas al.
Gazeteden, oluşturmak istediğin şiirin uzunluğunda bir makale seç.
Makaleyi kes.
Daha sonra makaledeki kelimeleri ayrı ayrı dikkatlice kes ve bir torbaya doldur.
Usulca çalkala.
Sonra her birini, birbiri ardından çek.
Kelimeleri özenle, torbadan çekilme sıralarına göre not al.
[...]

1959′da ressam ve yazar Brion Gysin gazeteleri parçalar halinde kesip tekrar düzenleyerek bu yöntemi, cut-up yazım tekniği ile tanınan, Çıplak Şölen‘in (Naked Lunch) yazarı William S. Burroughs ile beraber geliştirdi. Bu yöntem de şu şekilde özetlenebilir:

[...] Bir sayfa alın. Bu sayfa gibi. Ortadan dikey ve yatay olarak kesin. 1, 2, 3, 4 olarak dört bölüm oluşacak. Birinci bölüm ile dördüncünün, ikinci bölüm ile üçüncünün yerini değiştirin. Artık yeni bir sayfanız var. Bu sayfa bazen aynı şeyleri söyler, bazen oldukça değişik. Politik konuşmaları kesmek ilginç uygulamalardandır. Sonuçta ortaya çıkan metin kesinlikle bir şeyler söyleyecektir ve bunu belirli bir açıklıkta yapacaktır. [...]

Buna benzer yöntemler daha sonra popüler kültürde, örneğin David Bowie, Kurt Cobain, Thom Yorke tarafından şarkı sözü yazmak için kullanılmıştı.

Bugünkü durumda, eskiye göre önemli farklar göze çarpıyor:

Bunlardan bir tanesi, metnin artık sadece insanlar değil makinalar tarafından da oluşturulabiliyor olması. Bu potansiyele, daha önce ilk dönem İnternet sanatçıları The Plagiarist Manifesto (1998) benzeri projelerle dikkat çekmişlerdi. Hatta karmaşık algoritmalar yardımıyla bazen makinalar sürrealizmin spontaneliğine/kendiliğindenliğine benzer bir şekilde ‘kararlar’ bile verebiliyor.

Bir başka önemli fark da, şu ana kadar, metinlere uygulanan cut-up teknikleri hep sanat, edebiyat, tasarım, müzik gibi konularda deneysel yöntemler olarak kullanılmışken, bugün insanların bundan yasadışı da olsa para kazanmanın bir yolunu bulmuş olmaları. Bir açıdan sanatçıların buluntu nesne, imge veya kavramları parçalayıp tekrardan biraraya getirme işlevini kısmen spam’ciler üstlenmişler gibi. Sanatçılar da tekrardan organize olmuş bu yapıları hazıryapım olarak kullanıyor veya daha başka yapılarla veya yöntemlerle tekrardan biçimlendiriyorlar.

Bugün, İnternet’in en sevilmeyen öğelerinden olan spam’lere estetik stratejilerle yaklaşan diğer işlere şu örnekleri gösterebiliriz:

26.05.2007

Meta-Kontrol Detroit Elektronik Müzik Festivalinde

metacontrol-timewarp2007.jpg

Bu akşam Ali Demirel ve Richie Hawtin ile beraber Detroit Elektronik Müzik Festivalinde (DEMF) Meta-Kontrol‘u icra ediyoruz. Detroit şehri Amerika’da tekno ve elektronik müziğin yayılmaya başladığı yer. Festivalde bir çok yeni nesil elektronik medya sanatçısı yer alıyor.

Ali’yle başlattığımız Meta-Kontrol projesi zamanla büyüyecek bir görsel/kinetik işler koleksiyonu. Bu koleksiyon ilk olarak Dinamik Kompozisyonlar (2003) setinden seçtiğimiz işlerle başladı ve şu anda yaklaşık 20-25 ayrı görsel program var. Meta-Kontrol‘u oluşturan işlerde yeni bir görsel ifade stratejisi olarak görünmeyeni kendi gördüğümüz kadarıyla ifade etmeye çalışıyoruz. Peki görünmeyen nedir? Kontrol. Gerek sosyal yapılarda gerek teknik yapılarda “kontrol eden” hep saklanmak istenir. Görünmez kılınır. Meta-Kontrol projesi tam bu noktaya parmak basıyor. Genelde saklanmak istenilen kontrol mekanizmasını açığa çıkarmak ve dolayısıyla tartışılabilir hale getirmek. “Meta” ön eki burada “hakkında” demek, yani “kontrol hakkında”.

Meta-Kontrol ucu açık bir koleksiyon. Bu deneysel koleksiyonun daha geniş bir sanatçı/tasarımcı kolektifi tarafından oluşturulmasını ve büyütülmesini amaçlıyoruz. Eğer konuyla ilgilenirseniz ve katkıda bulunmak isterseniz görüşelim.

Videolar

Meta-Kontrol projesi şimdiye kadar Time Warp, Almanya ve Club Phazon, Japonya’da icra edildi. Her iki performans da Richie Hawtin’in müziği eşliginde idi. Henüz detaylı bir dökümantasyon ile uğraşıyoruz, ancak şimdilik performansları youtube’a koyduğumuz şu videolardan izleyebilirsiniz:

* Üstteki fotoğraf Timewarp 2007 Festivalinden. Walk2d dev ekranı doldurup boşaltıyor.

11.05.2007

Icon'da Tanıdık Yüzler: Kram/Weisshaar

current_cover.jpg

İngiliz mimari tasarım dergisi Icon son sayısında İşlemsel tasarımın öncü şirketi Kram/Weisshaar’ı kapak yaptı. Kısa bir süredir ülkemizde de Türkçe olarak yayınlanmaya başlayan Icon dergisinde bu konuyu Türkçe okuyabilirsiniz. İlk günlerinden itibaren Düğümküme’de oldukça sık bahsi geçen ‘işlemsel tasarım‘ ve ‘fiziksel programlama‘ konularında uzmanlık gösteren Kram/Weisshaar ofisi Stockholm ve Munih gibi iki farklı şehirden yönetiliyor. Icon dergisindeki yazıda iki ofis arasındaki kilometrelerce mesafenin özellikle altı çizilmiş. Prada’nın dillere destan New York mağazasından tutun da, Milan tasarım fuarında yoğun ilgi odağı haline gelen ‘Breeding Table’ adlı kendi kendini tasarlayan mobilya projeleri ile ikili hem kavramsal, hem uygulamaya yönelik birçok yeniliğe imza atmış olması ile ünlü. Burada bu yazıyı kısa keserek size ‘Yılın en iyi aylık dergisi (bu sanırım yurtdışı edisyonundan ithal edilmiş bir cümle)’ olarak lanse edilen Icon dergisinin Mayıs sayısını alıp Kram/Weisshaar ofisini ve arkasındaki felsefeyi yakından tanımanızı tavsiye ediyoruz.

Kram Design
Kram/Weisshaar