Burak Arikan | June 30th, 2009

Anan Açık Kaynaklı – Shane Hope

Shane-Hope-hyperneckerdeathcube-2009

Biyoteknolojist sanatçı Shane Hope’un “Your Mom is Open Source” başlıklı solo sergisi New York’da Winkleman Galerisi‘nde açıldı. Sergi Hope’un “Moleküler Model Baskılar” (”Mol Mods”) ve “Bir-Çocuk-derle” dediği serilerden çizimler içeriyor.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

Ali Miharbi | November 20th, 2008

Open Sound Control ile Processing – Pure Data Haberleşmesi

Yeni Formlar: Reaktif Müzik yazısında konu Pure Data‘dan (PD) açılmışken, işlemsel ses ve müzik konusunda oldukça kuvvetli olan bu gerçek-zamanlı grafiksel programlama ortamını, şahsen grafik ve video işleme konusunda daha doğrudan kontrol sağladığını düşündüğüm Processing ile haberleştirmenin ve bu iki alemin güçlerini birleştirmenin yolunu gösteren bir yazı yazmaya karar verdim. Burada vereceğim örneği elbette sadece Processing veya sadece Pure Data (pd-extended paketinin içinde gelen veya PD’ye ayrıca ekleyebileceğiniz OSCx ve GEM kütüphanelerini kullanmak suretiyle) ile yapmak da mümkün ama daha karmaşık uygulamalar için (mesela ağ üzerinden, değişik platformlarda yazılmış programların entegrasyonu) bir örnek olma amacı taşıyor.

Hem PD hem de Processing (Python, Ruby, Java, Microsoft.Net, vvvvMaxMSPLiveAPI, OSCulator vb. sayısız ortam gibi) Open Sound Control – OSC protokolünü destekliyor. OSC, bilgisayarlar, synthesizer’lar ve bilimum çeşit multimedya cihazını birbirine bağlamayı kolaylaştırmak için geliştirilmiş, modern ağ teknolojileri ile hatasız, birlikte çalışan, esnek sistemler kurmak için birebir bir protokol. Bunun yanında ağlar üzerinde çalıştığı icin MIDI’nin sunamadığı yeni türden etkileşimlere de (İnternet üzerinden gerçek-zamanlı etkileşim, değişik veri tiplerini ve donanımları birbirine bağlamak gibi) imkan sağlıyor. 

İşin Processing ayağından başlayalım:

Önce oscP5 kütüphanesini indirmek gerekiyor. Normalde yapılanın aksine, sıkıştırılmış dosyaları açtıktan sonra libraries klasörüne değil, sketches klasörü içine atıyoruz. Bu kütüphane birçok örnekle gelse de, buradaki amacımız için aşağıdaki gibi sade bir kod yazabiliriz:

import oscP5.*;
import netP5.*;

OscP5 oscP5;
NetAddress myRemoteLocation;

void setup() {
  size(400,200);
  frameRate(25);
  stroke(255);
  oscP5 = new OscP5(this,12000);
  myRemoteLocation = new NetAddress("127.0.0.1",9999);
}

void draw() {
  background(0);
}

void mouseDragged() {
  line(mouseX, 0, mouseX, height);

  OscMessage msg1 = new OscMessage("/msg1");
  OscMessage msg2 = new OscMessage("/msg2");

  msg1.add(map(mouseX, 0, width, 69, 100));
  msg2.add(50);

  oscP5.send(msg2, myRemoteLocation);
  oscP5.send(msg1, myRemoteLocation);
}

 

 

 

 

void mouseReleased(){
  OscMessage msg2 = new OscMessage("/msg2");
  msg2.add(0);
  oscP5.send(msg2, myRemoteLocation);
}

Bu örnek tek bilgisayarda lokal olarak çalışıyor ama IP adresini değiştirerek ağ üzerinde çalışır hale getirmek de olası. Burada 9999 numaralı porta iki mesaj yolluyoruz. Birincisi mouse’un x koordinatını okuyarak 69 ile 100 arasında bir değer ile eşleştiriyor. Daha sonra PD, bu değerleri MIDI girişi olarak alıp frekansa çevirecek.

Bu program çalışırken PD’yi açıp oynamaya başlayabiliriz. Herşeyin düzgün çalışabilmesi için PD_extended–>Preferences–>Startup içinde “oscx”in olması gerekiyor. Pure Data ile haşır neşir olmamış ama bu vesileyle girişmeye niyetlenmiş olan varsa buradan ve buradan başlayabilirler. Temel nesneler dışında dumpOSC ve OSCroute nesnelerini kullanıyoruz ve 9999 no’lu portu dinleyip Processing’den gelen mouse değerine göre frekansı değişen bir kosinüs dalgası yaratıyoruz:

PD kodunu da aşağıya ekleyip ilk eğitsel-öğretsel yazımı burada noktalıyorum:

Diğer yönde, PD’den Processing’e mesaj göndererek, Processing ekranına daire veya kare çizdiren örnek kod:

Düğümküme’de yayımlanan ilgili yazılar:

Ali Miharbi | September 10th, 2008

Virüs ve Antikor

Bir süre önce Sanat Ürününde Nesneden Sisteme Geçiş yazısının yorumları arasında günümüz sanat eserleri için yapılan virüs analojisini ve bu benzetmenin sorunlu olup olmadığı tartışmıştık. Bu benzetmeyi kendi işleri için kullanan; sanata, sosyal gerçekliğin içine ilave edilmiş bir fikir olarak bakan Mel Chin, sosyal işlerini ve onları barındıran düzenleri, barındırıcı beden ile yaratıcı bir ilişki halinde ortak yaşayan bir virüse benzetiyor. Mel Chin’in bu görüşü arazi ıslahı, şehirsel yenileme, bilgisayar kültürü, unutulan kabile kültürleri, pembe diziler gibi çok değişik alan ve konularda işler verebilmesi ile de kendini gösteriyor.

Mel Chin. Diriltme Sahası, 1990

 

Yazının yorumlar kısmında Burak ve Kerem ile bu benzetmedeki eksiklikler ve sorunlardan bahsederken, virüs denildiğinde ilk akla gelen barınma ve çoğalma eylemlerinden ağırlıklı olarak barınmaya gönderme yapılarak analojideki paralelliğin bozulması, kelimenin verdiği olumsuz izlenim, zaman zaman çok etkili olduğunu görsek de bir taktik olarak seçilip seçilmemesi konusunun açık olmaması, zaman zaman sanatçıların buna bağlı olarak etiğe aykırı davranışları (belki de virüssel davranışın tek başına bir kriter olamayacağı) gibi noktaları sorgulamıştık.

 

b12 antikorunun (yeşil) hedefi ile karşılaşmasını gösteren 3 boyutlu x-ışını kristalografisi ile oluşturulmuş resmi

Geçenlerde Jolin Blais ve Jon Ippolito‘nun yazdığı At the Edge of Art kitabı elime geçince ilginç bir görüş ve değişik bir analoji ile karşılaşmış oldum. Burada virüs benzetmesi sanat için değil, durmaksızın üreyerek çoğalan teknoloji için yapılıyor. Burada teknoloji ile kastedilen, tek bir parça oluşum olarak teknoloji değil, teknolojik kavramlar. Bunu açmak gerekirse, evrim biyoloğu ve etolog Richard Dawkins‘in tabiriyle teknolojik memlerin kastedildiğini söyleyebiliriz. Dawkins, Gen Bencildir kitabında mem (İngilizcesi meme) kavramını biyolojideki gen teriminden yola çıkarak toplumda yayılan kültürel birimler, akımlar, metaforlar olarak tanımlamıştı. İnsanların teknolojiyi etik değerlere göre irdeleme ve sonuçlarını tahmin edebilme kapasiteleri teknoloji ile aynı hızda artmadığı için teknoloji ile kültür arasında  bir kopukluk oluşabiliyor. Teknolojinin bağımsız bir organik oluşum gibi, kültüre karşı kayıtsız kalabilmesi, bu yüzden içine girdiği organizmanın yaşamına sadece kendini kopyalacak kadar zaman sağlaması için önem vermesi, hem virüslerin hem teknoloji memlerinin sürekli mutasyon halinde olmaları (yeni yazılımlar gibi), hücrenin (veya toplumun) normal işleyişini durdurması ve onu ‘kaçırıp’ başka bir yöne götürmesi gibi paralellikler virüs benzetmesini teknoloji için kullanmanın yerinden olacağı fikrini desteklemek için belirtilmiş. Teknolojinin organik bir yapı gibi hızla çoğalması karşısında bilinçlenmeyi sağlayacak mekanizmalardan biri olarak sanat gösterilirken, tekrar biyoloji örneğine dönerek, bağışıklık sistemimizin çalışma şeklini ve vücudu yabancı maddelere karşı uyaran antikorları anlatarak sosyal mekanizmanın (başka bir deyişle kolektif bilinçaltımızın bağışıklık sisteminin) işleyişi için bir model oluşturuyor. Antikor olarak sanat fikrine dayanan mekanizma şu şekilde işliyor:

 

Sapma, yoldan çıkma: Yabancı maddelerin sezilmesinde kullanılan karmaşık moleküller olan antikorlar, akyuvarlar tarafından üretiliyor. Güvenilir bir mekanizma olmaları, her maddeye bir antikorun tekabül etmesi ile mümkün oluyor. Bu da genetik çeşitleme sonucu mümkün oluyor ve böylelikle yabancı madde daha vücuda girmeden milyarlarca antikordan biri onu ‘karşılayabilecek’ durumda oluyor.

 

Alıkoyma: Çeşitlilik sonucu ortaya çıkan ‘biçimlerden’ sadece bir kısmı vücudun veya sosyal kitlenin işine yarayacak özellikte oluyor. Bunu da alıkoyma süreci belirliyor. Mesela suçiçeği virüsü vücuda girince, şekli ona ‘uyan’ antikor tarafında ‘yakalanıyor’.

 

 

Açığa çıkarma: Sadece bir virüsü yakalamak tek başına yeterli olmadığı için tüm sistemin haberdar edilmesi gerekiyor.

 

 

 

Uygulamaya koyma: Açığa çıkarma işlemini yapan antikor hızla klonlanarak her tarafa yayılıyor.

 

 

 

Tanınma, onaylanma: Bağışıklık sistemi harekete geçirilerek yabancı maddeyi yoketmeye, asimile etmeye çalışıyor. Bazı sanatçıların, onaylanmak istemelerine rağmen, kendilerinin de asimile olabileceği ve bu yolla etkilerinin azalacağı düşüncesiyle hedef almaktan kaçındıkları eylem.

 

Etkiyi sürdürme: Çoğalmış olan antikorların, gelecekteki bir tehdide karşı vücutta hazır bulunmaları. Sanatta kültürel belleğe rastgeliyor.

 

 

Virüs benzetmesindeki, yoketmek veya sadece sömürüp sonra başka bir organizma bulmak çağırışımlarının yerini vücudu koruyucu bir işlev ile değiştirmesi açısından kayda değer bir benzetme. Ancak buna katılmak için sanırım öncelikle teknolojik memlerin kontrolden çıkmış bir sistem oluşturduğuna ikna olmak gerekiyor.

İlgili Yazılar:

Ali Miharbi | April 21st, 2008

Click: Sadece Bir Başka Sergileme Deneyi mi?

picture-17Daha önceden Twitter ile deneyler yapan, YouTube’da video yarışması düzenleyen ve Facebook’ta bir uygulama geliştiren Brooklyn Müzesi, bu sefer de küratörlüğünü Internet kullanıcılarının yapacağı Click isimli bir fotoğraf sergisi düzenliyor. Bu sergiye katılacak işlerin seçim sürecinde herkes jüri olabiliyor. Alışageldiğimiz web2.0 uygulamalarında kullanılan oylama sisteminden farklı olarak, oy verenlerin kendi sanat tecrübe ve bilgilerini tanımlamaları isteniyor, değerlendirme yapılırken bunlar dikkate alınıyor. Kullanıcının bilgi seviyesini tanımlamak için işaretleyebileceği seçenekler var.

Kullanıcının Bilgisi:

  • YOK. Sanat hakkında fazla bir şey bilmediğimi düşünüyorum, ama ender olarak müze veya galerileri ziyaret ettiğim oluyor.
  • BİRAZ. Sanat eğitimi almadım ama genel anlamda sanat konusunda bilgi sahibiyim. Arada sırada müze ve galerilere gidiyorum.
  • FENA DEĞİL. Birkaç sanat/sanat tarihi dersi aldım ve/veya kendi imkanlarımla çalıştım. Müze ve galerilere sıkça gidiyorum.
  • ORTALAMA ÜSTÜ. Sanat/sanat tarihi konusunda birçok ders aldım; müze ve galerilere sık sık gidiyorum.
  • UZMAN. Bu konuda geniş bilgi sahibiyim. Sanatla ilgili bir işim ve/veya ileri seviyede bir diplomam var.

Buna ek olarak kullanıcılara coğrafi konumları da soruluyor, bunun nedeni fotoğraf sergisinin yerel tarafı.

Bu çok demokratik gözükmese de, her zaman ortak paydayı ön plana çıkaran ve bu şekilde popüler olmanın ötesinde bir şey söyleyemeyen web uygulamaları için bir yenilik olarak görülebilir. Elbette herkes kendi kendini puanlandırdığı için ne kadar güvenilir bir sistem olduğu tartışılır ama belki bu yönü bile, otoriter bir tavır takınmadan belli bir hiyerarşi yaratabilmesi ile kendi başına bir yenilik sayılabilir.

İlgili Düğümküme Yazıları:

Ali Miharbi | February 26th, 2008

Etkileşimli Sanat için Sınıflandırmalar

Birçok sanatçı haklı olarak sınıflandırılmaktan hoşlanmasa da, kategorilere yerleştirilmenin eserlerinin yanlış anlaşılmasına, yüzeyselleşmesine, önemsiz bir benzerlik yüzünden alakası olmayan başka işlerle birlikte anılmasına yol açtığını söylese de, gerek arşivleme gereksinimi, gerek araştırma yaparken uzun listeler içinde gezinebilme ihtiyacı, gerek kitap veya sunum hazırlarken bilgiyi bir yapıya oturtmanın pratikliği nedeniyle kategorileme ve sınıflandırma sistemlerine hala başvurulmaya devam ediliyor. Bu konuda çok sayıda değişik yöntem var ve çoğunda esnek olunmaya çalışılıyor. Bunlardan en son rastladığım, Ludwig Boltzmann Institute Media.Art.Research tarafından başlatılan, Prix Ars Electronica 2008 için yapılan başvurularda kullanılan anahtar sözcüklerin ışığında geliştirilmeye devam edilen, birbirinden bağımsız ve iç içe geçebilir başlıklardan oluşan Taxonomies of Media Art:

Sanat eserinin biçimi

enstalasyon
heykel
nesne
performans
yazılım

Sanat eserinin sahası

tek başına
kamusal alan
bağımsız alanlar
ağlı yapılar
sanal dünyalar (Second Life gibi)

Etkileşim ortakları

insan<>insan (sanatçı etkileşimi)
insan<>insan (izleyici etkileşimi)
insan<>bilgisayar
bilgisayar<>bilgisayar
bilgisayar<> harici dijital veri
bilgisayar<> dış ortam
bilgisayar<>analog aygıtlar

İzleyicinin (icracının) yaptığı

gözlemlemek
araştırmak
harekete geçirmek
kumanda etmek
seçmek
içinde gezinmek
katılmak
iz bırakmak
yaratım sürecine katkıda bulunmak
bilgi alışverişinde bulunmak

İşin (projenin) yaptığı

gözetlemek
araç görevi görmek
anlatmak, öykülendirmek
belgelemek
algıyı genişletmek
bir oyun önermek
iletişim sağlamak
görsellemek
ses üretmek
dönüştürmek
depolamak
işlemek
aracılık etmek

Medya

video
bilgisayar grafiği/animasyon
sabit görüntü
projeksiyon
monitör/ekran
3D
ses elektroniği
kulaklık
hoparlör
yayın (radyo/TV)
cep telefonu
el cihazları
mikrofon
RFID
motor (sibernetik, robotik, vs.)

İşlem Teknolojisi

hareket yakalama
görüntü yakalama
ses tanıma
metin tanıma
chroma anahtarlaması
bio-feedback

Slogan

mekansal medya
genişletilmiş (artırılmış) gerçeklik
her an her yerde hesaplama
sanal gerçeklik
televarlık
yapay zeka
low-tech
medya arkeolojisi
etkileşimli sinema
her an her yerde oynanabilir oyun
giyilebilir bilgisayarlar
sibernetik
kinetik
robotik

Konu

yapay zeka
yapay yaşam
biyografiler
veri işleme
ekonomik sistemler
çevre
günlük sorunlar
evrim
genetik
kitlesel medya
medya
çevrimiçi dünyalar
politika
din
göç
sosyal ilişkiler
mahremiyet

Bundan daha genel bir sınıflandırma da Christiane Paul’un Digital Art kitabında kullandığı yapı:

Dijital Teknolojilerin Araç Olarak Kullanımı

Dijital fotoğraf ve baskı
Dijital teknolojilerle heykel

Dijital Teknolojilerin Mecra Olarak Kullanımı

Enstalasyon
Film, video, animasyon
Internet sanatı ve göçebe ağlar
Yazılım sanatı
Sanal gerçeklik ve genişletilmiş (artırılmış) gerçeklik
Ses ve müzik

Dijital Sanatta Temalar

Yapay Yaşam
Yapay Zeka
Televarlık, telematik, telerobotik
Beden ve kimlik
Veritabanları, veri görsellemesi ve eşleştirmesi
Metin ve öyküleme ortamları
Oyun
Taktiksel medya, aktivizm, hacktivizm
Geleceğin teknolojileri

Son olarak da Burak Arıkan ile geçtiğimiz Kasım ayında Aksanat’ta yaptığımız İşlemsel Sanatlar Sunumu‘nda kullandığımız pratik sınıflandırma ile yazıyı bitireyim:

Algoritmik Sistemler: Bilgi İşlem Teknolojileriyle İfade

  • İşlemsel üretilen nesneler
  • İşlemsel çalışan sistemler

Sistemden Karmaşaya: İnternet ve Ağlı İletişim Sistemleri Üzerinden İfade

  • Ağda temsil
  • Ağda eylem

Ali Miharbi | January 25th, 2008

Cepler Sonuna Kadar Açık

mypocket-graph.png

Burak Arıkan’ın Turbulence tarafından desteklenen, finans ağları, kendi günlük yaşamı ve bilgisayar ağlarını buluşturduğu yeni projesi MYPOCKET yayımlandı. MYPOCKET, finansal kayıtların bir yandan bizim için mahrem bilgiler olmasını, diğer yandan da çeşitli kuruluşlarca pazarlama verisi toplamak amacıyla veya finansal anlamda güvenilirliğimizin analiz edilmesi için kullanılmasını birer çıkış noktası olarak almış. Burak, son iki yıldır elektronik olarak kayıtlara geçen ne kadar finansal bilgi varsa bunları toplayan, arşivleyen ve gelecekteki harcamaları analiz eden, başka bir deyişle ağda yaşayan ve geleceği öngören bir yazılım geliştirmiş. Bu analizler bir yandan gelecekteki harcamalar hakkında tahminler yürütürken, diğer yandan da bu analizlerin değerlendirilmesi yoluyla sanatçının yaşamına etki ederek gelecekteki harcama alışkanlıklarında da değişiklikler yaratabiliyor, böylelikle iki yönlü bir etkileşim sunuyor.

 

interfaces.jpg

 

MYPOCKET, günümüzün tekno-kültürel ortamından esinlenerek, kendisini 3 değişik arayüz üzerinden gösteriyor:

 

  1. Banka İşlemleri RSS beslemesi: Internet’te en yaygın kullanılan RSS haber yayımlama formatı binlerce kaynaktan sürekli akan bir bilgi seline bağlanmamızı sağlar. MYPOCKET Burak’ın günlük alışverişlerine RSS okuyucunuzdan tıpkı haberleri takip ettiğiniz gibi takip edebilmenize imkan veriyor. Böylece erişilebilirliği arttırarak açıklığın altını çiziyor.
  2. Banka İşlemleri Ağı: Bir sonraki alışverişleri tahmin etmek için iki yıllık alışverişlerin birbirleriyle olan ilişkisine bakılıyor. Ortak alışveriş kategorileri, ortak haftanın günü ve aynı haftası gibi noktalardan kurulan ilişkiler zaman içinde gelişiyor. Banka İşlemleri Ağı ile bu dinamik ilişkilerin tümüne bir anda, yani henüz işlenmemiş bir mantık örgüsüne bakıyoruz.
  3. Tahmin Edilmiş Nesneler: Kasıtlı bir analiz sonucunda gelecekte olacağı tahmin edilen bir olayın gerçekleştikten sonraki fiziksel kanıtları. Yaşamın yan ürünleri. MYPOCKET projesinde Burak banka kartıyla yaptığı alışverişlerin fişlerini saklıyor, ve tahmin edilenleri “tahmin edilmiştir” diye işaretliyor. Bu fişler hem yapılan alışverişin bilgilerini içerdiği için hem de varlıkları önceden bilinmiş oldukları için birer eşsiz nesne oluyor.

 

Burada ilginç bulduğum noktalardan biri, daha önce pek çok sanatçının kullanmış olduğu gözetlenme olgusunun özel bir alanına, finansal verilere bakması. Özellikle 11 Eylül’den sonra Batı’da artan güvenlik önlemlerinin özgürlükleri kısıtlamasına dikkat çeken birçok sanatçı bunu vurgulamak için çeşitli yöntemler kullanmışlardı. Bunlardan en can alıcısı Hasan Elahi‘nin FBI’a vermesi gereken raporu canlı bir GPS verisi izleme projesi haline getirmesi idi. Bu projede ise takip edilme ne üstten gelen bir otoritenin güvenliği artırma amacıyla ne de bunu yayarak eğlence haline getirmekle ilgili. Burada söz konusu olan, bankalar tarafından zaten sürekli olarak takip edilen harcamalarımız. İlk bakışta sadece birer veri akışından ibaret, amacı ne yeryüzündeki koordinatlarımızı vermek ne de nasıl bir insan olduğumuzu belirlemek. Ancak bu veriler yeterince toplandığı ve istisnasız olarak her harcama bir veri akışıyla Internet’ten yayımlandığı zaman bunun aslında mahrem bir bilgi olduğunu ve bankalarda toplanma amacının çok ötesinde kullanılabileceğini daha iyi görebiliyoruz.

 

mypocket-graph-2.jpg

Banka işlemlerinin birbirleriyle kurdukları ilişkilerin görsellemesi. İki işlem arasında bağlantı oluşması için ya aynı kategoride olmaları, ya haftanın aynı gününde gerçekleşmiş olmaları, ya da ayın aynı haftasında gerçekleşmiş olmaları gerekiyor. Çizgi kalınlıkları bağlantının iki ucundaki harcamaların toplamını gösteriyor.

 

Diğer bir can alıcı nokta da, bu verilerle yapılan tahminler ve sanatçı-yazılım arasındaki iki yönlü adaptasyon. Popüler kültürde de BBG gibi TV programlarında gözetlenmenin insanlar üzerindeki yapaylaştırıcı etkisini, hayatı izlenen televizyondan izlenen kişinin gerçek hayatı ile rol oynama eyleminin iç içe girdiğini görmüştük. Burada, içinde rol oynanan kontrollü bir ortamdan söz edemesek de ve yayımlanan veri yaşamın sadece kısıtlı bir alanına dahil olsa da, bu aslında yaşamın kolaylıkla sayısallaştırabilir bir kesiti üzerinde yoğunlaşmamızı ve etkilerini daha ayrıntılı bir şekilde görmemizi sağlıyor. TV sinyalleri yerine Internet üzerinden banka ve kredi kartı işlemlerini RSS akışları bize bilgileri anında ulaştırırken, Internet’in etkileşimli yapısına da uygun olarak bu akışın tek yönlü olmadığının bilinci ile geleceğe dair tahminler de veriyor, bugün Amazon benzeri birçok alışveriş sitesinde bize yapılan “Daha önce şu ürünü almışsınız, o halde bu ürünü de beğenebilirsiniz” tarzında tavsiyeler veya kredi kartı şirketlerinin yaptıkları puanlandırmalar gibi… Bu tahminlerin, insan davranışının karmaşası nedeniyle ne kadarının sonucu etkilemeden nesnel olarak dışarıdan yapıldığı; ne kadarının, parçacık fiziğinde ölçüm eyleminin ölçülen ile aynı ölçekte gerçekleşmesi nedeniyle ölçüm sonucunu etkilemesine benzer şekilde, sanatçının finansal kaderini önceden çizdiği meçhul. Burak, belki de işin bu yönüne vurgu yapmak, halkayı tamamlamak için doğru tahmin edilen harcamaların fişlerini işaretleyerek tüm bu fiziksel-ağlı-işlemsel performansın yanında, henüz oluşmamış olan nesnelerin adeta anılarını önceden oluşturup, sonradan gerçekleştikleri takdirde onları da birer hazıryapım nesne (veya tahmin edilmiş nesne) olarak işin içine katıyor. Böylece gelecek sadece tahmin edilmiş değil, aynı zamanda da maddeleştirilmiş oluyor; bu da insanların alışveriş alışkanlıklarının izlenmesi yoluyla yapılan tahminlerin doğrudan ekonomik değeri olduğu bu zamanları gayet iyi yansıtıyor.

 

Proje adresi: http://transition.turbulence.org/Works/mypocket

 

Ali Miharbi | June 20th, 2007

Spam’i Sev ve Koru

Birçoğumuz emaillerimiz arasında, filtrelerden geçmeyi başarmış, tuhaf, fazlaca bir anlam ifade etmeyen mesajlar almışızdır. Bugün çoğu email servisi değişik spam filtreleme yöntemleri kullanıyor. Spam’ciler bu filtreleri altetmek için değişik stratejiler uyguluyorlar. Bunlar arasında sık sık karşılaştıklarımız, bilerek yazım hataları yapmak, karakterleri görsel olarak benzeyen başka karakterlerle değiştirmek (örn€91n bu $3kilde) veya metni resim haline getirmek, dahası filtrelerin karakter tanıma özelliği olma olasılığına karşı, web sitelerine bilgisayar programlarının otomatik olarak üye olmasını engellemekte kullanılan CAPTCHA‘ya benzer bir şekilde, deforme karakter resimleri kullanmak gibi yöntemler… Tüm bunların yanında belki de en ilginç olanı, 18.yy matematikçisi Bayes’in teoremini bir emailin spam olup olmama olasılığını zamanla istatistiksel olarak oluşturmakta kullanan, başka bir deyişle neyin spam olup neyin olmadığını kullanıcının spam’leri işaretlemesi yoluyla öğrenen sistemlere karşı geliştirilen stratejiler. Bunlar arasında, anlamsız, reklamı yapılan ürünle veya verilmek istenen mesajla tamamen bağlantısız bir kelime çorbası hazırlamaktan, Web’den kolay ulaşılabilir, popüler, edebi veya dini herhangi bir metnin içinden rastgele, DadaDodo programının çalışma şekline benzer biçimde kelimelerin yan yana bulunma olasılıklarına göre, veya dissociated press algoritması gibi bir söz dizisinin son kısmını metnin diğer kısımlarında arayarak, bulunan sonuç ile anlatıyı sürdürmeye kadar değişebilen varyasyonlar sayılabilir. Oluşturulan bu metinler, istatistiksel verilerle eğitilen filtrelerin kafasını karıştırırken, aralarında bazen kulağa oldukça şiirsel gelen yazılara da rastlanabiliyor.

The Brothers McLeod, Bayes filtrelerini atlatmak için üretilmiş spam metinlerini kullanarak, Spamland adında, başrollerinde, normalde gözümüz görmesin dediğimiz bu metinlerin aslında ilgi çekici olabildiklerine işaret eden tuhaf çizgi-yaratıkların oynadığı bir animasyon serisi yapmışlar.

spamland_blah.jpg spamland160x95.jpg
spamland-2-160x95.jpg spamland3-160x95.jpg

Bu kısa animasyonlar, hiçbir yere varmayan bir anlatı ve kopyala-yapıştır şeklinde oluşturulmuş hissi veren cümleleri ile sürrealistlerin ve dadaistlerin yazdıkları şiir ve hikayeleri anımsatıyor insana. 1920′lere gidecek olursak, Tristan Tzara‘nın önerdiği dadaist şiir yazma yöntemi, şimdi bilgisayarların filtrelerden geçmek için kullandıkları algoritmaların en basitini andırıyor:

DADAİST BİR ŞİİR HAZIRLAMAK (Tristan Tzara, 1920)
Bir gazete al.
Bir makas al.
Gazeteden, oluşturmak istediğin şiirin uzunluğunda bir makale seç.
Makaleyi kes.
Daha sonra makaledeki kelimeleri ayrı ayrı dikkatlice kes ve bir torbaya doldur.
Usulca çalkala.
Sonra her birini, birbiri ardından çek.
Kelimeleri özenle, torbadan çekilme sıralarına göre not al.
[...]

1959′da ressam ve yazar Brion Gysin gazeteleri parçalar halinde kesip tekrar düzenleyerek bu yöntemi, cut-up yazım tekniği ile tanınan, Çıplak Şölen‘in (Naked Lunch) yazarı William S. Burroughs ile beraber geliştirdi. Bu yöntem de şu şekilde özetlenebilir:

[...] Bir sayfa alın. Bu sayfa gibi. Ortadan dikey ve yatay olarak kesin. 1, 2, 3, 4 olarak dört bölüm oluşacak. Birinci bölüm ile dördüncünün, ikinci bölüm ile üçüncünün yerini değiştirin. Artık yeni bir sayfanız var. Bu sayfa bazen aynı şeyleri söyler, bazen oldukça değişik. Politik konuşmaları kesmek ilginç uygulamalardandır. Sonuçta ortaya çıkan metin kesinlikle bir şeyler söyleyecektir ve bunu belirli bir açıklıkta yapacaktır. [...]

Buna benzer yöntemler daha sonra popüler kültürde, örneğin David Bowie, Kurt Cobain, Thom Yorke tarafından şarkı sözü yazmak için kullanılmıştı.

Bugünkü durumda, eskiye göre önemli farklar göze çarpıyor:

Bunlardan bir tanesi, metnin artık sadece insanlar değil makinalar tarafından da oluşturulabiliyor olması. Bu potansiyele, daha önce ilk dönem İnternet sanatçıları The Plagiarist Manifesto (1998) benzeri projelerle dikkat çekmişlerdi. Hatta karmaşık algoritmalar yardımıyla bazen makinalar sürrealizmin spontaneliğine/kendiliğindenliğine benzer bir şekilde ‘kararlar’ bile verebiliyor.

Bir başka önemli fark da, şu ana kadar, metinlere uygulanan cut-up teknikleri hep sanat, edebiyat, tasarım, müzik gibi konularda deneysel yöntemler olarak kullanılmışken, bugün insanların bundan yasadışı da olsa para kazanmanın bir yolunu bulmuş olmaları. Bir açıdan sanatçıların buluntu nesne, imge veya kavramları parçalayıp tekrardan biraraya getirme işlevini kısmen spam’ciler üstlenmişler gibi. Sanatçılar da tekrardan organize olmuş bu yapıları hazıryapım olarak kullanıyor veya daha başka yapılarla veya yöntemlerle tekrardan biçimlendiriyorlar.

Bugün, İnternet’in en sevilmeyen öğelerinden olan spam’lere estetik stratejilerle yaklaşan diğer işlere şu örnekleri gösterebiliriz: