26.08.2007

Hepimiz Özel Davetliyiz

iphone-sirasi-nyc0.jpg

Son zamanlarda yeni açılan bir çok internet servisi sadece davetle kullanıcı alıyor. Bu özel davetlerden edinebilmek için ya servisin kurucularını ya da kurucuların arkadaşlarını tanıyor olmanız gerekiyor. Özel davetlere ilk sahip olanlar bazen Ebay’de satıyor, bazen de bloglarında dağıtıyorlar. Ağlarda dolaşan özel davetiyeler zamanla ortamda merak ve haliyle pazarda talep yaratıyor.

Bir zamanlar sosyal ağ servisi Facebook, en son yeni internet televizyonu Joost ve dosya paylaşım servisi Pownce davetiyeleri sosyal ağlarda en çok gerginlik yaratan, yani talep gören servisler oldu. Talep arttıkça davetiyelerin değeri arttı.

Geçtiğimiz aylarda açılan InviteShare servisi bu davet ekonomisini yarattığı enerjiyi değerlendirecek bir alış veriş ortamı yarattı. Çalışma mantığı çok basit. Davet almak isteyenler istedikleri listeye kayıt oluyorlar, elinde fazla davet olanlar listenin başındakileri davet ediyor. Davet ettikçe puanınız artıyor ve siz yeni bir servis için davet listesine kayıt olduğunuzda biriken puanınıza göre üst sıralara çıkıyorsunuz ve erken davet alıyorsunuz. Sonuçta çok davet eden çabuk davet alıyor.

Daha geçenlerde Apple dükkanları önündeki iPhone kuyruklarını gördük. Davet alış veriş sistemi sadece tüketim için sıraya girme alışkanlığının bir kademe daha karmaşık hali. Tüketici hala tüketici, sadece daha karmaşık sistemleri algılayabiliyor. Bu karmaşıklık kitlesel üretimden ağlı bağlı üretime geçişin karmaşıklığı. Bu özel davetlerden arzulayanlar ağlı üretim sisteminin tüketicisi, arzulamayanlar kitlesel üretim sisteminin tüketicisi. Biri ağdaki tınlamanın peşinde, diğeri kuyrukta sırasını bekliyor.

* Fotoğraflar iPhone’un satışa çıkacağı gün kuyrukta yerini satmak isteyen bir kaç kişi gösteriyor. Devamı Flickr’da.

10.07.2007

Internet Televizyonu Nasıl Çalışır?

Internet Televizyonu, yani IPTV, internet üzerinden sürekli akan görüntü yayınıdır. Normal televizyondan farkı izlediğiniz görüntülerin radyo sinyali (VHF, UHF) olarak değil sayısal veri paketleri (TCP/IP) olarak gelmesidir.

Televizyon sadece evinizdeki kutu değil tabii ki. Televizyon bir sistemdir, her adımında binlerce kişiyi besleyen dev bir ticaret sistemi.

Klasik televizyon sistemi basitçe şöyle çalışır:

alıcı | anten | sinyal | verici | kanal | içerik üretici

Internet televizyonu (IPTV) basitçe şöyle çalışır:

bilgisayar | internet | veri paketi | sunucu | kanal | içerik üretici

Internet Televizyonu vs. Klasik Televizyon

Bu resme göre klasik televizyon ile Internet televizyonu arasındaki fark sadece görüntünün aktarılış biçimi gibi duruyor. Halbuki Internet televizyonunun çok önemli bir farkı var: izleyicilerden girdi alabilmeniz. Yani klasik televizyon tek yönlü iletişimken IPTV karşılıklı iletişim. Diğer bir değişle izleyiciler artık kullanıcı oluyor, web sitelerinde olduğu gibi. Bu etkileşim özelliğinin nasıl kullanılacağı henüz yeni yola çıkan bir çok IPTV şirketi tarafından keşfedilme aşamasında.

P2P (“peer-to-peer”) televizyonu Joost izleyicilerin seyrettikleri görüntüleri oylamasını sağlayacak kolay arayüzler sunuyor. Eğer izlediğiniz Madonna videosunu veya göçmen kuşlar belgeselini sevdiyeseniz yıldız veriyorsunuz. Herkes aynı şeyi yapıyor. Böylece zamanla herkesin katkısıyla en çok tutulan videolar ve haliyle bu videoları sunan kanallar öne çıkıyor. Joost iyi içerik sunan bir sistem haline geliyor. Siz de yıldız vererek bedavadan Joost için emek vermiş oluyorsunuz…

Internet Televizyonu vs. YouTube

IPTVnin YouTube gibi video paylaşım servislerinden tek farkı klasik TVden alışık olduğunuz kaliteli görüntü vaadetmesi. Kaliteli görüntü tam ekran izlemek değil, yüksek çözünürlükte tam ekran görüntü izlemek. Meslea futbol maçları, yeni çıkan Hoolywood filmleri, müzik videoları, veya ilginç belgeselleri herkes kaliteli izlemek ister. Yüksek çözünürlükte görüntü yayınlamanın iki yolu var:

  1. Merkezden-kitleye: Kuvvetli bir sunucu tarlası ve geniş veri hattı sahibi olmak veya bunu işletmek.
  2. Kitleden-kitleye: Eşler arası (“peer-to-peer”) dağıtımlı bir veri sistemi kurmak ve işletmek.

Birinci yöntemi ancak cebinizde yüklü paranız varsa uygulayabilirsiniz. Kullanıcı sayınız arttıkça daha fazla yatırım yapıp tarlayı ve veri hattını genişletmeniz gerekir. İkinci yöntemi cebinizde üç beş kuruş varken uygulayabilirsiniz, ancak sistemi bir anda çalışır hale getiremezsiniz, ağı zamanla besleyip büyütmeniz gerekir.

Eşler arası sistemde izlediğiniz yüksek kalite görüntü merkez bir sunucudan değil size yakın olan başka bir izleyicinin bilgisayarında sunulur. Aynı dosya paylaşım sistemi bitTorrent’de olduğu gibi. Herkes birbirinden indirir görüntüleri. Doğal olarak böyle eşler arası dağıtımlı bir sistemin iyi çalışması çok kişinin sistemi aktif kullanması ve tutan görüntülerin bir çok kişide olması gereikir. Yani yeni çıkan Madonna videosu bana coğrafi olarak yakın bir çok kişide olmalı ki ben de izleyebileyim. Eşler arası dağıtımlı sistem neredeyse problemsiz genişleyebilir. Yani sonsuza kadar büyür büyür büyür ve sistem işletmecisinin cebinden hala beş kuruş çıkmaz. Tabii siz sadece bir izleyici değil aynı zamanda görüntü dağıtıcısı haline gelerek emek ve kaynak harcarsınız. Yani yüksek kalite görüntüleri sunarken Internet bağlantısı ve bilgisayarınızın işlem gücü harcamış olursunuz…

Optimizasyon = Kitleden-kitleye + Merkezden-kitleye

Merkezden-kitleye yöntemini Türkiye’de cebinde parası olan Doğan Holding gibi medya patronları uygulamak ister. Çünkü daha karmaşık olan kitleden-kitleye sistemi kuracak bilgi ve becerileri yoktur. Kitleden-kitleye yöntemini dünyada daha önce eşler arası dağıtım sistemini denemiş ve başarılı olmuş (KaZAa dosya paylaşımı, Skype) Janus Friis ve Niklas Zennstrøm uyguluyor. Tabi Joost girişiminin milyon dolarlık (tam 45 milyon dolar) risk sermayesi yatırımını da ceplerine indirmiş olduğunu hatırlayalım. Bu şu anlama geliyor.

  1. Joost’a milyonlarca yatırım yapanların iki üç yıl içinde 10 katı geri dönüş beklediğini düşünürsek IPTV pazarının önümüzdeki yıllarda küresel boyutta ne kadar büyüyeceğini görebiliriz.
  2. Joost saafi P2P bir sistem değil yarı kitleden-kitleye (üç beş kuruş) yarı merkezden-kitleye ($$$) optimize bir sistem kuruyor.

Yani Joost özellikle ağa yeni giren içeriği çabuk dağıtabilmek için eşler arası dağıtımı aralarına yer yer merkezler yerleştirerek destekliyor. Bunlara dağıtım adaları deniyor. Dünyanın önemli Internet düğümlerine (“hub”) optimize bir şekilde yerleştirilen sunucu tarlaları izleyici kümelerine yeni içerikleri şırınga ediyor. Böylece yeni Madonna videosu hemen ağda bulunur hale geliyor.

Joost ağının mimarı Colm MacCárthaigh’ın sistemi nasıl kurduğunu anlattığı sunuşunu beş adet 10 dakikalık YouTube videosu olarak seyredebilirsiniz. Colm blogunda IANA‘dan özel Joost portu (4116/TCP) bile aldıklarını belirtiyor.

Joost teknik altyapıya yüklendiği kadar içerik kaynaklarına da yükleniyor. Herkesin çok iyi bildiği MTV gibi dev merkezden-kitleye TV şirketleriyle ve reklam dağıtıcılarıyla bir bir içerik anlaşmaları imzalıyor.

Bunları yazmamın iki sebebi var. Birinicisi Türkiye’de şu anda olduğu gibi bir iki medya patronu değil milyonlarca medya patronu görmek istiyoruz. İkincisi gelecekte bir gün Joost kelimesini Türkçe’ye çevirmek isteyen olursa burası bir başlangıç olabilir.

* Yazıda kullanılan resim video sanatçısı Nam June Paik‘in TV Buddha (1974) yerleştirmesi.

03.07.2007

Türketici: Bir Nuri Çolakoğlu Önermesi

Vizyoner medya girişimcisi ve DMG üst düzey yöneticilerinden Nuri Çolakoğlu, bundan üç ay önce katıldığı MOMO – İstanbul etkinliğinde yaptığı sunumda yepisyeni bir önermeyle çıkageldi. “ingilizcesi de bir garip bunun zaten” diyerek prosumer‘a “türketici” adını koydu. Gadget’ın türkçe karşılığı hakkında oluşan gündemle de ilişkilendirerek ben de bu önermeyi yazımın başlığına taşıdım. Oysa bu sunumda daha önemli noktalar vardı.

Medyayı yönetenler ne düşünüyor?
Hiç merak ettiniz mi; bir geleneksel-medya yöneticisi, web 2.0 ve prosumer konusunda neler düşünüyor acaba? Kabul etmek gerekir ki Nuri Çolakoğlu geleneksel medyanın en açık fikirli ve girişimci temsilcilerinden biridir. Yani ortak bir dil yakalamanız mümkündür. Bu yüzden söylediklerine kulak vermekte fayda var.

Çolakoğlu prosumer’ı, yani gelişen teknoloji ve ağlı yaşam ışığında hem üreten hem de tüketeni, yeni bir insan türü olarak niteliyor. Buna Time Warner iştiraki olan ve sadece New York haberleri veren katılımcı kanal NY1‘ı örnek gösteriyor.

Mesele Youtube’a gelince rakamlar konuşmaya başlıyor. Kaynağı belirsiz bir araştırmanın 2010 öngörüsüne göre tüm video servislerine 1 milyar 116 milyon video yüklenecek, bu videolar ise 65 milyar kez izlenecek. Kaba bir hesapla üretim(katılım)/tüketim oranının 1/65 olduğunu söyleyebiliriz yani. Hiç de fena sayılmaz değil mi?


Aynı araştırmaya göre 2010 yılında üç büyük video sunucusunun pazar payları: youtube (22.5), MySpace Video (16.5) ve Yahoo! Video (6.9) olacak. Elde edilecek gelir ise 852 milyon dolar.

Televizyonun Demokratikleşmesi

Videolar bir yana, Çolakoğlu internetteki içeriği üçe ayırıyor; profesyonel, iletişim amaçlı ve kişisel. Bunlar bildğimiz şeyler zaten. Ama Nuri Çolakoğlu’nun kişisel içeriği “iletişimdeki demokratikleşme” olarak değerlendirmesi ise bir medya yöneticisinden beklemediğimiz türden açıklamalar.

Televizyonun demokratikleşmesi Çolakoğlu’na göre üç temel süreç yaşadı;

1.Evre : Büyük programcılar evresi (Kimin neyi ne zaman seyredeceğine karar veren büyük programcılar)
2. Evre : Zaman ve yar kayması (Önce VCR, sonra PVR ve TiVO ile başkalarının hazırladığı içeriği kendi seçtiğin yerde ve zamanda izleme olanağı)
3. Evre : Sadece seyretme, sen de yap

Televizyonun demokratikleşmesindeki bir sonraki adım ise IPTV olarak görülüyor. Yalnız Çolakoğlu, IPTV’den bahsederken;

“Özellikle büyük ticari kurumların doğrudan kendi hedef kitleleri ile çok makul bütçelerle doğrudan bağlantı kurmasını ve hedefe yönelik iletişimini geliştirmesini mümkün kılacak bu uygulamanın kısa zamanda yayılması doğal görünüyor.”

şeklinde bir değerlendirmede bulunmuş. Demokratikleşmenin bana çağrıştırdığı şeylerden bir hayli uzak olan bu açıklamaya pek anlam verdiğim söylenemez.

Çolakoğlu’na göre televizyonun demokratikleşmesindeki son adım ise Mobil TV. Çolakoğlu asıl yer kaymasının bu olduğunu söylüyor ve AB Komisyonunun iletişim, medya ve teknolojiden sorumlu Komiseri Vivenne Redding’in bu konudaki yapısal önerilerini aktarıyor.

Sunumun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

İlgili Düğümküme yazıları: