04.05.2011

İnternet Sansürü ve Toplum Baskısı #22Agustos

Yeni İnternet sansür yasa taslağına göre internet servis sağlayıcılar, farklı erişim yetkilerine sahip dört kullanıcı profiline göre hizmet sunmakla yükümlendiriliyor:

  • Aile profili: Aile salonu
  • Çocuk profili: Kreş
  • Yurtiçi internet profili: Milli maç tribünü
  • Standart profil: Çıplaklar plajı

Ahmet: “Ne var ki bunda? İsteyene seçenek sunuluyor. İstemezsen kullanmazsın, standart profilden bağlanırsın.”
Mehmet: “Bu seçenekler hali hazırda mevcut, niye devlet dayatıyor? İstemezsen yazmazsın adresi, girmezsin.”

Yeni Adab-ı Muaşeret

Böyle bir taslağın malum sonucu, tepeden aşağı şu yasak olacak demek değil belki. Fakat toplumda muhafazakarlık eğilimi var, böyle bir sistemi ortaya koyunca o eğilim daha da uyanmaz mı? Bizim insanımız şuna bakmaz genellemeleri olmaz mı bu işin sonu? Muhafazakarlık iyice yayılıp kendi gibi olmayan kafaları kendine benzetmeye çalışmaz mı?

Toplumu kontrol etmenin en etkili yolu toplumu topluma kontrol ettirmek. Yeni adab-ı muaşerete uymazsan barınamazsın, itilirsin, kakılırsın, dışlanırsın. Örnek: Sanat Galerisine İçki Baskını

Bir de şöyle bir madde var, kara-beyaz listelerin hangi süreçle oluşturulduğu belirsiz olacak, açıklanması yasak diyor, vahim:

İşletmeciler, Kurum tarafından gönderilen verileri üçüncü şahıslarla paylaşmamakla ve bu verileri kullanmaya yönelik mekanizmaların gizliliğini sağlamakla yükümlüdürler.

Belgenin aslını şurada okuyabilirsiniz: İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar Taslağı

Serdar Kuzuloğlu güzel yazmış, ona da bakın: Sansür ayıbına dair #22agustos

 


 

16.06.2010

İnternet Sansürüne Karşı Ortak Platform Toplantısı

İnternet Sansürüne Karşı Ortak Platform toplantısı, 19 Haziran Cumartesi saat 13:00 – 17:00 arasında Kadir Has Üniversitesi’nde olacak. Katılım herkese açık.

Basın duyurusu:
Kadir Has Üniversitesi Cibali Kampüsü
19 Haziran 2010 Cumartesi 13:00 – 17:00

İnternet sansürüne karşı güçlerimizi birleştiriyoruz!

Bilindiği gibi, Haziran 2010 başında İnternet’te erişim engellemeleri ivme kazanarak sansür baskısını yoğunlaştırdı. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın (TİB) Youtube engellemesi ile ilgili mahkeme kararını yetkisiz bir biçimde yorumlayarak giriştiği IP bloklaması, bu siteyle aynı IP’leri kullanan bir çok Google hizmetini erişilmez kılarak tüm internet kullanıcılarını mağdur etti. Ülkemizde kaygı verici bir biçimde yoğunlaşan internet sansürü yeni bir aşamaya geçmiş bulunuyor.

TİB’e karşı açılan davaların yanı sıra, biz, internette sansüre karşı mücadele eden farklı gruplar, güçlerimizi birleştirmeye ve bir ortak platform oluşturmaya karar verdik. Bu amaçla, 19 Haziran 2010 tarihinde Kadir Has Üniversitesi’nde ilk Ortak Platform toplantımızı gerçekleştiriyoruz.

Bu toplantıda, 5651 sayılı sansür yasası başta olmak üzere, temel birer insan hakkı olan düşünce ve ifade özgürlüğü, iletişim özgürlüğü ve özel hayatın korunması hakkını ihlal eden, hukuk devleti ilke ve kurallarına aykırı bir biçimde gerçekleştirilen sansür baskısına karşı birlikte neler yapabileceğimizi konuşacağız; bir eylem planı oluşturacağız.

İnternet’te sansüre karşı çıkan tüm kişi, kurum ve kuruluşları güçlerini bizlerle birleştirmeye çağırıyoruz.

Gelin, İnternet Sansürü’ne karşı birlikte mücadele edelim!

İNETD (İnternet Teknolojileri Derneği)
NETDAŞ
Sansüresansür
Korsan Partisi Oluşumu
Alternatif Bilişim
Sansüre Karşı Ekşi Sözlük Zirvesi
Sansüre Yeter! Kampanyası
Meşgul Sinyali
Yeşiller

ve diğerleri…..

Katılım için: http://ff.im/m32AM
Gündem Önerileri: http://ff.im/m3cXh
Basın Duyurusu: http://ff.im/m4RAb

28.06.2009

Paylaşmayın.siz

c-2Almanya Hamburg yerel mahkemesi kullanıcıların istedikleri gibi dosya yükleyerek paylaşmalarını sağlayan Rapidshare.com‘u (RS) 34 milyon dolar ceza ödemeye mahkum etti. Bir işletmenin tarihe karışması için yeterli bir meblağ.

Bu ve benzeri servislerin ne suçu var? Sistem kendisi içerik üretmiyor, sistemin kullanılış biçimi konusunda insanları yönlendirmiyor. John Doe seçiyor sakıncalı dosyayı oraya yerleştirip başkalarıyla paylaşmayı. Sistemin sağladığı şeyler disk alanı, yüklemek için araçlar vs değil mi?

Gün geçtikçe daha çok sayısallaşan, teknolojik araçlar sayesinde birbirine daha kolay ve hızlı bağlanan hayatlarımızda yeni sayılabilecek bir bahistir dijital meta paylaşımı. Kafalar eski, toplumun davranışı yeni.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

28.02.2009

Internet'in Üç Platformu

Internet üzerinde 3 çeşit platform vardır” diye yazmıştı ilk web tarayıcısının mimarlarından Marc Andreessen bir buçuk yıl kadar önce. Aktif bir girişimci yatırımcı programcı olan Andreessen beyaz yaka sosyal ağ platformu Ning.com’u büyütmekle meşguldü. Bununla uğraşırken ortaya koyduğu Internet platformları gözlemi günümüzün üretim biçimlerini anlamak için önemli çatı oluşturuyor.

Günümüzde bir web servisi sadece servis değil, aynı zamanda üzerinde dışarıdan uygulamaların çalışabildiği bir platform. Programlanabilir bir sistem. Servisin belirli özellikleri API (“Application Programming Interface”) yoluyla açık tutuluyor. Ayrıntılarına burada girmiycem, basitçe API bir web servisine programatik, yani başka programlardan erişim sağlıyor. Web servisinin sahipleri dışında birileri servisi kullanan başka uygulamalar geliştirebiliyor. Mesela Facebook’da bir zombie oyunu, bir gelişmiş poke uygulaması, veya profilinize bakanları görme kutusu bunlara örnek. Bu uygulamları Facebook değil mesela Kaliforniya’da bir lise öğrencisi, Filipinler’de bir memur, veya Türkiye’de bir web ajansı geliştiriyor.

Internet’de bulunan platformların 3 çeşit olduğunu söylüyor Andreessen, özetle şöyle:

1. Erişim API

Uygulama platformdan veri okur platforma veri yazar, ve sadece kendi web adresinde yaşar. Tüm işletme geliştiriciye ait. Örnek: Flickr, Delicious, Twitter ve bunları dışardan kullanan uygulamalar.

2. Eklenti API

Uygulama veri okuma yazma yanında, platformdan erişilebilir. Uygulama kendi web adresinde değil platform içinde gömülü kullanılablir. Yine tüm işletme geliştiriciye ait. Gösterim kontrolü platforma ait. Örnek Facebook ve üzerinde çalışan uygulamalar.

3. Canlı ortam

Uygulama tamamiyle platformda çalışıyor. Geliştirici uygulamayı geliştirdikten sonra kodu platforma yüklüyor ve hemen hiç bir işletme kaynağı harcamıyor.  Örnek: Ning, Salesforce, SecondLife, Amazon EC2 S3, Google App Engine, Akamai Edge.

İlkinden sonuncusuna doğru platfom sahibinin hem sorumlulukları artıyor hem geliştiricinin emeklerini sömürme kapasitesi artıyor.

Bu yazıyı bir buçuk yıl kadar önce yazmaya başlamış bırakmıştım, şimdi rafdan alıp toparladım. Bugün artık bu üç platform tipinden ayrılmış yeni yaklaşımlar var. Serbest pazar ve rekabet bu son saydığımız canlı platform türünün DNA’sını değiştirerek paralı servis olmaya zorladı. Artık parayla alınıp satılan “cloud computing” servisleri kullanır olduk.

05.02.2009

Türkiye'nin İnternet Başbakanı Kim Olacak?


Türkiye’nin radyo başbakanı kimdi?

Televizyon başbakanı kimdi?

İnternet başbakanı kim olabilir?

Obama’nın başkanlık yemini ettiği an internette coşku

John F. Kennedy’nin başkanlığı kabul ettiği gün TV’den naklen

http://galeri.internethaber.com/images/gallery/1062/6.jpg

Türkiye’de Amerikan usülü politik kampanya yapılanmalarına öncülük eden Turgut Özal ve İcraatın İçinden

Konu, Burak’la aramızda geçen 30 ocak tarihli konuşmadan:

Burak
geçenlerde çok güzel bir yazı vardı
obama internet başbakanı diye
Tv başbakanı JFK
Radyo başbakanı da bilmem kim
daha öncekilerden
bunu düğümküme’ye yazmak istedim

Engin
yazsana güzel konuymuş

Burak
ama hazır sen liderliği almışken giriş istersen

Engin
nerede yazi yazalım

Burak
linki bulmak lazım bi
sorulacak soru
Turkiye’nin radyo başbakanı kimdi?
TV başbakanı kimdi?
internet başbakanı kim olabilir?

Engin
link bu mu
john f kennedy had television. barack obama has the internet

Burak
TV basbakani Ozal diyebiliriz herhalde

Engin
tabi
icraatın içinden

Burak
hay linkinle bin yaşa

Yukarıdaki Özal resmini internethaber sitesinden aldım.

29.11.2008

Gazete ve Dergi Sitelerinin Yapması Gereken 10 Şey

Turk gazete siteleri

Bu tür tavsiye listelerinden internet’te hergün yüzlerce görüyoruz. Daha önce de yazdık, ama Türkiye’de gazetelerin ve dergilerin siteleri hala bihaber kalitesiz yayınlarını sürdürmeye devam ediyor. Web tarayıcının ve internet’in ağlı bağlı imkanlarını kullanmadan sanki kağıtta yazı okuyormuşuz gibi son derece geri kalmış absürd yöntemlere ve biçimlerle içeriklerini sunuyorlar okuyuculara. Gazete ve dergi siteleri basitçe şunları yaparsa kaliteli yayınlar haline gelebilirler:

1. Bağlantı vermek

Yazı içinde isimlere, ilk defa bahsedilen kavramlara, yeni sitelere, alıntı kaynaklara bağlantı verilmeli. Bu bağlantılar bir Vikipedia makalesi, bir blog yazısı, başka gazetede bir haber, bir arama sonucu, bir kişisel site, bir kurum sitesi, bir foto galeri, bir video, bir sosyal ağ grubu, bir forum tartışması, bir Twitter mesajı, bir sözlük girdisi, veya bunun gibi bağımlı veya bağımsız pek çok türde kaynak olabilir. Neden? Gazete ve dergi yayınları artık dünyada üretilen içerik türlerinden sadece biri olduğunu kabul etmeli ve başarılı olmak için varlığını internet varlığına armağan etmelidir.

2. Listelemek

Haberler ve makaleler listeler halinde özetlenmeli. Özellikle baskıdan sayısal ortama alınmış bir yazıysa mutlaka alt başlıklar yapılmalı, yazı başında veya bir köşede listelenmeli. Niye? Çünkü internet okuyucuları git gide daha dar ve çok parçalı dikkate sahip olmaya başlıyor. Dikkatimiz daraldı ve keskinleşti çünkü çok fazla bağlantı arasında dolaşabiliyoruz. Basılmış bir gazete makalesini okumaya yarım saat ayırıyorsak, aynı uzunluktaki bir makaleye internet üzerinde belki 10 dakika ayırıyoruz. Dikkat çok parçalı çünkü aynı anda parallel başka kaynaklara gidip geliyoruz. Bu şartlar altında çok paragraflı bir yazıyı listelere ayırmak okumayı ve anlamayı hızlandırıyor.

3. Etiketlemek

Makaleleri ve haberleri etiketlemeli. Etiket kategoriden farklı olarak web ortamında bir makalenin sonradan tekrar tekrar ziyaret edilmesine katkıda bulunur. Nasıl? Web’de arama sonuçlarında, RSS besleme okuyucularda (temel haber okuma yöntemi), tarayıcı arayüzlerinde, ve pek çok sosyal ağ ortamında bilgi akışı etiketler sayesinde yarı düzenli yarı kaotik bir hal alıyor. Bu hal içerik parçacıklarının paylaşımını kolaylaştırıyor ve dolayısıyla bir haberin veya makalenin sonradan tekrar tekrar keşfedilmesini sağlıyor.

4. İlgili blogları listelemek

Sitenin sağ barında yayınla ilgisi olan dış bağlantılar verilmeli. Dış bağlantılar yine ilgili bloglar, başka haber kaynakları, bağımsız yazarlar olabilir. Niye? Pek çok gazete ve dergi için kabul etmesi zor bir gerçek ancak artık dünyada herkes yayın yapıyor ve pek çok kişi iş olarak blog yazıyor. Dolayısıyla bu gerçekle barışmak ve ilgili yayınları kucaklamak yayını daha kaliteli hale getirecektir.

5. Her iki tarafta da tanıtım yapmak

Basılı yayında internet yayınını, ve internet yayınında basılı yayın tanıtılmalı. Niye? Basılı yayın okuyanlar internet’de bu içeriğe nasıl daha doyumlu yaklaşacağını öğrenebilir, internet’ten yayını okuyanlar eline bir gazete kağıdı alıp yüksek çözünürlüklü baskı kalitesinin tadına varabilir. Ayrıca basılı yayında yapılan hatalar internet ortamında düzeltilebilir. Bu hatalar fark edildiğinde baskıya yetişemeyebilir ama internet baskısında bir köşede baskıya referans verilerek düzeltilebilir.

6. Okunaklı adresler kurmak

Site hem bilgisayarlar hem insanlar için okunaklı adreslerle oluşturulmalı. Niye? Adres (URL) bir web yayınının en önemli arayüzüdür. Arayüz temiz ve okunaklı olursa görüldüğünde ne içeriğe işaret ettiği kolayca anlaşılır. Özellikle mesela email ile bağlantı paylaşımı yapıldığında üzerine tıklanma oranını etkiler. Öte yandan arama motorları, RSS besleme okuyucular, ve diğer web servisleri yayınınızda verilen içeriği adres yapısına göre otomatik olarak ayrıştırabilir, analiz edebilir, ve kullanabilir. Böylece içeriğiniz internet’de daha etkili yayılır.

7. Katılımcıları öne çıkarmak

Yazarlar, editörler, ve yorum yazanlar öne çıkarılmalı. Yazarın sadece ismi verilmemeli, yazı arşivine bağlantı verilmeli, resmi gösterilmeli, ve varsa kişisel sitesine bağlantı verilmeli. Niye? Böylece bir yayının tek bir ses olmadığı bağımsız yazarlar ve çizerler tarafından beraberce hazırlandığı daha iyi belirtilir. Bir yazar tutuluyorsa aşivine erişim sağlanmış olur. Yazarın kişisel sitesine bağlantı vermek yazar hakkında daha fazla bilgi almak isteyenlere yardımcı olur. Yazıların altına yorum yazanlar da aynı derece bağlantıya ve profil resmine sahip olmalı çünkü yorumlar yazının kendisini genişletiyor daha olgun hale getiriyorlar.

8. Yorumlara açık olmak

Yazılara yapılan tüm yorumlar olduğu gibi yayınlanmalı hakaret veya reklam içermedikçe. Neden? Basılı yayından farklı olarak web yayını hem okunan hem yazılan bir ortamdır. Bu okuma yazma ortamı artık doğal kabul edilmiştir ve yorumların sansürlendiği sınırlandırıldığı her yayın organı itibarını kaybetmektedir. Yazılara yapılan yorumlar yazının içeriğini genişletir, iyileştirir, ve daha iyi anlaşılmasını sağlar. Yapılan eleştiriler yazara ayna tutar ve kendisini geliştirmesini sağlar. Ayrıca yorumlar tek bir moderatör merkezden değil, yazının yazarları veya editörleri tarafından değerlendirilirse daha verimli bir etkileşim sağlanır.

9. Flash video oynatıcı kullanmak

Videolar standartlara uygun bir Flash video oynatıcısı ile sunulmalı. Flash video web’de artık hem arayüzü hem de encode edilme teknolojisiyle bir standard haline geldi, video paylaşım sitelerinde görüldüğü gibi tarayıcılar çakılmadan video izleyebiliyoruz. Videoların yayına hazırlanması, yayın akışı, ve gösterilmesini düzenlemek için açık kaynaklı, bedava, veya paralı pek çok web servisi servis ve masaüstü / sunucu yazılımı var. Bunlar kullanıldığında videolar kaliteli yayınlanabilir. Mesela Obama’nın da kampanyasında kullandığı Brightcove bu tür bir profesyonel video yayın yazılımı.

10. Toplu süzgeç kullanmak

Okuyucuların katkısı yani toplu zeka yayının gelişimi doğrultusunda kullanılabilir (Bkz. Web2.0 için Deneysel Türkçe Tanım). Yazılara ve yorumlara oy vermek, tuttum tutmadım gibi görüş belirmek kolay bir etkileşim biçimi ve pek çok kişiden gelen görüşler biriktirildiğine yayınınızın içeriğini süzebilirsiniz, tutan yazıları öne çıkarmanıza imkan sağlar.

Bu 10 tavsiye hali hazırda internet’te doğmuş veya internet’e alışmış yayınların hemen hepsinde uygulanıyor. Gazete ve dergi yayıncıları olarak bu maddelere göre yayınınızda gerekli düzenlemeleri yaparsanız işleriniz daha başarılı olacaktır.

İlgii Düğümküme yazıları

* Görsel Engin Erdoğan’ın “İnternet Gazetelerinden Ne Haber?” yazısından alınmıştır.

24.10.2008

Türkiye'den Blogger.com'a erişim kapatıldı, Kitlesel İfade Özgürlüğü Engellemesi Çığırdan Çıktı

Az önce blogger.com‘a Türkiye’den erişim kapatıldı.Türkiye’den girildiğinde “Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir” yazısı karşınıza çıkıyor.

Blogger’da Türkçe yazan yüzbinlerce kişinin ifade özgürlüğü bir hamleyle sorgusuz sualsiz yargısız engellenmiştir. Bu işi yapan Türkiye mahkemelerinden utanıyoruz.

Radikal Gazetesi’nde Oray Çalışlar’ın tepkisi:

Bence bu yasakları genişletmekte fayda var.
- az önce köprüde kaza vardı, otoyolların tümünü kapatsanıza
- bol kepçe lokantasında biri zehirlenmiş restoranları kapatsanıza
- akp’li bir bakan yolsuzluk yapmış akp’yi kapatsanıza
- milli takım yenilmiş, ülkede futbolu yasaklasanıza
- hızlı tren kaza yapmış demir yollarını kapatsanıza
Bu nasıl bir akıldan çıkma, ne büyük bir saçmalığın ürünüdür. Bu keyfe kederlik, bu yasakçılık nasıl bir korkunun ürünüdür. Allah’ınız sizi bildiği gibi yapsın.

Mustafa Akgül’un duyurusu:

“blogger.com’un yasaklanması sonrasında blogu yasaklanan ve hakkını
korumak için dava açmayı düşünen kişileri bir araya toplamak için bir
çaba başlamıştır. Gönüllü bir avukat grubunun desteğiyle nasıl bir
hukuki mücadele vermek için çalışacağız. Bu çabanın parçası olmak
isteyenler lutfen

yasakliyim _ at _ inetd.org.tr

adresine yazsinlar. Bu cabanın parcasi olmak isteyen hukukcular dogrudan
bana yazsinlar:

akgul __at__ bilkent.edu.tr

Internet Sansürüne Karşı Dayanışma

Şikayet yapılabiliecek numaralar ve emailler (karşınıza biri çıkarsa):

İlgili yazılar

09.08.2008

Türkiye'nin İnternet Gazeteleri Neden Sürünüyor?

Türkiye’nin ilki, en büyüğü diye kendini tanıtan ve genelde mevcut bir gazetenin online sürümü olan internet gazeteleri internet yayıncılığında teknik olarak sürünüyorlar.

  • Yazdıkları haberlerde bağlantı vermiyorlar.
  • Türkçe karakterleri düzgün göstermeye dikkat etmiyorlar.
  • Sayfalarında tutarlı tipografi kullanmıyorlar.
  • Haber fotoğraflarını orantısız eciş bücüş kullanıyorlar.
  • Menülerde ve bağlantılarda yeterli tıklama alanı ayırmıyorlar.
  • Bilgisayar çökerten bozuk flash kapaklar yapıyorlar.
  • Sağdan soldan buldukları kod parçalarını bilinçsizce kullanıyorlar.
  • Resim galerileri bozuk çalışıyor.
  • Video oynatıcıları çakılıyor.
  • İçeriklerine okunaklı bir adres yapısı (URL) ile ulaşılamıyor.
  • Yabancı internet gazetelerinin tasarımını kopyalıyorlar.
  • Sadece İngilizce sosyal imleme sitelerinin paylaşım düğmelerini kullanıyorlar.
  • Detaylı RSS beslemeleri yok.
  • Sayfaları reklama boğarak okuyucularına saygısızlık yapıyorlar.
  • Yorumları sansürlüyorlar.

En kötüsü birinci madde, yazılarda ilgili kaynaklara bağlantı verilmiyor olması. Gidin bakın en çok okuduğunuz gazetenin sayfalarına, yazı içinde hiç bir ilgili konuya bağlantı yok. Bağlantısız metin hepsi. Sadece buna bakarak bir medyanın merkezden-kitleye olup olmadığını yüz metre uzaktan anlayabilirsiniz.

Daha sonra bozuk tipografi ve reklama boğulmuş sayfalar geliyor. Reklam gazetenin tek gelir kaynağı tabii ki. Ama sayfa tasarımıyla uyumlu kullanılması mümkünken buna dikkat etmeyenler bile bile size alakasız resimler ve mesajlar gösteriyorlar. Sizi o kadar umursamıyorlar ki kapak resminden de büyük resimler ve animasyonlar yayınladıkları oluyor. Okuyucuyu umursamamazlık yine bu merkezden-kitleye medyanın en büyük özelliklerinden biridir. Bir gazete sayfalarını ne kadar reklama boğmuşsa size o kadar saygısızlık yapıyor demektir.

Yorumlara sansür yapmak merkezden-kitleye medyanın ne kadar çaresiz olduğunun bir göstergesidir. Daha önce NTV, Habertürk, Radikal sitelerinde farklı konularda yorum yazdım, hiç biri yayınlanmadı. Bu tür merkezden-kitleye siteler naif okuyucu yorumları dışında işlerine gelmeyen eleştirel yorumları sansürlüyor.

Başka gördüğünüz iyi kötü özellikler varsa bu yazıya yorum olarak yazın.

Gazetlerin RSS servisleri

Hiç bir gazete RSS beslemelerinde içeriklerinin tamamını vermiyor. Bir başlık ve bir spot o kadar. Tıklayıp o bozuk curcuna sayfalara gitmek zorunda bırakıyor sizi. Üstelik ya tüm gazeteye tek RSS var ya da sadece ekonomi spor yazarlar vs. için genel RSSler var. Yani istediğiniz yazarı takip edemiyorsunuz, illa hepsini sevmek okumak zorundaymışsınız gibi davranıyorlar size.

Gazetler arasında ilk RSS servisi vermeye başlayan Radikal. Bunun için Serdar Kuzuloğlu‘na öngörüsü ve diğerlerine örnek olduğu için teşekkür ederiz. Diğer gazetlerden bazılarının RSS servisleri şöyle:

Bu yazı Türkiye’deki internet gazetelerinin sadece teknik ve tekno-politik durumlarını eleştiriyor. Merkezden-kitleye gazetelerin ayarlı içeriğine zaten bir diyeceğimiz yok, bunu çoktan geçtik, kendi başımızın çaresine bakıyoruz, blog okuyoruz blog yazıyoruz.

İlgili Düğümküme yazıları

21.07.2008

Sanat Ürününde Nesneden Sisteme Geçiş

1960larda dünyanın her yerinde öğrenci hareketleri üniversite yurt işgalleri suikastler faili meçhul cinayetler kalabalık protestolar zamanının her türlü otoritesine karşı bir mücadele olduğunu gösteriyordu (yukarıdaki resimde sol üstten sağ alta Fransa, Almanya, Meksika, Türkiye’den fotoğraflar). Bir yanda sokaklarda “merkezi sistem”e karşı bir mücadele sürerken, diğer yanda Amerika’da bir kaç akademide –belki aynı sokaktaki kişiler tarafından– bugünkü küresel toplumun temellerini oluşturacak bir dağıtık iletişim sistemi icat ediyordu. Ağların ağı Internet’in ilk ağı sayılan ARPA Net 1969 yılında Amerika’da dört farklı şehirden birbirine bağlanan dört bilgisayarla hayatına başladı.


Sibernetik Karşılaşma Sergisi Posteri, ICA, Londra 1968

“Sistem”, “yapı”, “işlem” kelimeleri 60larda Amerika ve Avrupa’da sanat ve kültür alanında sık kullanılmaya başladı, zamanının önemli sanat merkezlerinde düzenlenen sergilerde şöyle başlıkları vardı:

Bu dönem aynı zamanda Amerika’da New York’lu sanatçıların ve Bell Laboratuvarı’ndan mühendislerin beraber kurduğu E.A.T (“Experiments in Art and Technology”) kolektifinin ortaya çıktığı dönemdi (1966), sanatçı ve teknolojistlerin beraber çalışmasıyla bugün dahi aklımızı alacak işler çıktı. E.A.T belgeseli “9 Evenings” Bill Klüver, Robert Rauschenberg, John Cage gibi ustaların birlikte yaptıkları ses, ışık, sensör ve kontrol teknolojileriyle destekli performanslarını ve yerleştirmelerini anlatır. E.A.T teknolojinin sadece mühendisler tarafından çözüm bulmak için değil, sanatçılar tarafından da yeni sorular sormak için kullanılabileceğini gösteren ilk projelerdendir.


E.A.T. – Experiments in Art and Technology, 1967. ZKM Mediathek arşivinden.


Open Score. Robert Rauschenberg ve Billie Klüver. E.A.T. 9 Evenings performansından. New York 1966

Bu zamanlarda “sistem” toplumun ilgi odağıydı, bir yanda başkan John F. Kennedy hükümet kabinesine ilk defa bir sistem analisti almıştı, diğer yanda sokaklarda gösteri yapan öğrencilerin karşıt olduğu şeyin adı “sistem”di. Sanatçılar ise dünyayla metaforik ilişki kuran sanat nesnesi fikrinden koparak, yaşanan deneyime eşit olan sanat işleri önermeye başladılar. Sanatçı Cildo Meireles bu dönemi şöyle anlatıyor:

Artık durumların metforik anlatımı (temsiliyeti) ile çalışmayı bırakmıştık, gerçek durumun tam kendisiyle çalışıyorduk… O işlerde artık izole olmuş nesne kültü yoktu; işler ancak toplumda yarattığı kıvılcımlarla var oluyordu.

Gerçek zaman ve mekanda işlerini konumlandırılan sanatçılar ziyaretçilere içinde dolaşabilecekleri senaryolar sunarak estetik sistemler deneyimletmeye başladılar.


New York’a Ağıt, Jean Tinguely, 1960

Jean Tinguely‘in “New York’a Ağıt”ı (1960) MoMA’nın bahçesinde kendini patlatarak yok eden bir kinetik heykeldi. Tekerleklerden, zincirlerden, buharlı makinalardan ve bir çok rastgele parçadan oluşan mekanik karmaşıklığın estetiğiyle uğraştı işlerinde. Bu karmaşıklığı oluşturmak için Tinguley’in sanatçı arkadaşları da heykele parça eklemişlerdi. Tinguley’in kendini yok eden bu heykeli sanat ürününde nesne’den sistem’e geçişi işaret eden önemli eserlerden biridir.


Buğulaşma Küpü, Hans Haacke, 1963


Shapolsky et al. Hans Haacke, 1971

Hans Haacke “Buğulaşma Küpü”nde (1963) doğanın fizksel gücüne ve canlılığına işaret etmek için teknolojik ve organik işlemleri beraber kullandı. “Buğulaşma Küpü” de Tinguley’in kendini yok eden heykeli gibi nesne ile sistem arasındaki geçişi işaretlemişdir.

Önceleri “canlı sistemler”e odaklanan Haacke zamanla işlerini ”gerçek dünya süreçleri” içinde, yani politik, ekolojik, endüstriyel, finansal sistemleri sorgulayacak biçimde konumlandırdı. Mesela Haacke New York’da emlakçı Shapolsky’nin şüpheli varlıklarını diyagramlar ve fotoğraflar ile gösteren işi Guggenheim Müzesinde “Hans Haacke: Systems” adıyla sergilenmek üzereyken müzenin direktörleri ile mütevelli heyetleri (bağış kaynakları) arasındaki çıkan anlaşmazlık üzerine sergi iptal edildi, sergiyi savunan küratör müzeden kovuldu (1971).


Duvar Çizimleri, Sol Lewitt, 1963

Sol Lewitt duvar çizimlerinde önceden yazdığı geometrik tarifeleri asistanlarına çizdiriyordu. “Kavramsal sanat üzerine paragraflar” (1969) makalesinde şöyle diyordu:

Bir sanatçı kavramsal sanat yapıyorsa, bütün planlama ve kararlar önceden yapılır ve üretim mekanik bir meseledir. Fikir sanatı yapan makine olur.

1960larda yayılmaya başlayan Fluxus akımında da etkinlik (“happening”) tarifeleri yazılıyordu. Bu akımın önemli sanatçılarından Yoko Ono 1961 yılında şöyle bir tarife yazdı.

Bir torbaya delik aç, içini herhangi bir türde çekirdeklerle doldur, ve torbayı rüzgarlı bir yere yerleştir.

Aynı yıl Nam June Paik “Fakir Adam için Kompozisyon”u yazdı:

Bir taksi çağır, kendini içine yerleştir, uzak bir mesafeye git, taksimetreyi gözle.

1960lar ve 1970lerde fluxus, minimalizm, ve kavramsalcılık akımları içinde dolaşan sanatçılar ürettikleri sanat ürünlerinde nesneden sisteme geçmeye başladılar. Sanat nesnesinin gerçek dünyayla sadece metforik ilişki kurmasının verdiği rahatsızlık yeni deneylere yol açtı, gerçek hayatla doğrudan ilişki kurabilmek için ürünlerini sistem olarak konumlandırdılar.

60lardan bugüne sosyal, politik, finansal, teknolojik, ekolojik –küresel ısınma– dengeler çok değişti. Bugünün dünyası geçmişe göre daha karmaşık, daha soyut katmanlı, ve gerçeklik daha erişilmez bir hal aldı. Günümüz sanatçıları bu yeni şartlar altında gerçeklikle doğrudan ilişki kurabilmek için yeni stratejiler geliştiriyorlar. Bu stratejilerin en çok uygulandığı medyum Internet.

* Bu yazı hazırlanırken kaynak olarak Tate Open Systems sergi kataloğu ve Akbank İşlemsel Sanatlar Sunumu kullanıldı.

05.07.2008

Askeri Darbe Olursa Nasıl İletişim Kurarız?

Türkiye’de bugün askeri darbe olsa internet üzerinden iletişim kurmaya devam edebilir miyiz? Geçmişte tüm kitlesel iletişim merkeziydi, biricik TRT’ye bir kaç gazeteye darbeciler tarafından el konulabiliyordu, bugün ise bloglar, kişisel web siteleri, Twitter Facebook gibi sosyal web servisleri sayesinde herkes yayıncı. Ama gerçekten bu dağınık internet altyapısı üzerinde çalışan ve çok merkezliymiş gibi görünen iletişim üstyapısı dokunulmaz mı?

Hürriyet’in 12 Eylül 1980 Cuma günü yaptığı yıldırım baskısında ilan edilen yasaklar gibi bugün de askeri darbeyle tüm özel sivil devlet kurumları, telekom sistemleri, ve buna dayanan internet altyapısı kontrol altına alınabilir. Nasıl bugün bir mahkeme karar verip Youtube’a girmeyi engelliyorsa, internet yasaklanabiliyorsa, Türkiye’nin sahip olduğu bir kaç internet omurgasına “askeri müdahale” yapılabilir ve bir anda nükleer bomba atılmış gibi sessizliğe gömülebiliriz. Böyle bir durumda Türkiye sınırları içinde hiçbir bilgisayar başka bir bilgisayara –Türkiye’de veya dünyada– “uzaktan” bağlanamaz. Eposta atılamaz, chat yapılamaz, bloglar yazılamaz, bankalar çalışamaz, alışveriş yapılamaz, şirketler durur, internet donar, sinir sistemimiz çöker.

Dağıtık yerel ağlar (“mesh”)

Askeri darbeyle tüm iletişim altyapısına el konulmuş olsa dahi bu sessizlik içinde tekarar mırıldanmalar başlayacaktır. Bilgisayarı açtığımızda artık internete giremiyoruzdur ama mahallede başka bilgisayarlar görüyor olabiliriz. Hatta Beyoğlu’ndan Sarıyer’e mesaj göndermemiz mümkün olabilir, üstelik herhangi bir otoritenin kolay kolay denetleyemeyeceği şekilde. Buna artık internet diyemeyiz ama birbirimizle bilgisayarlarımız üzerinden uzak mesafe ağlı bağlı iletişim kurabiliriz. Bunu yapabilmenin yolu “mesh” yerel ağlar oluşturmaktır.

Mesh ağlar merkezi veya çok merkezli (“decentralized”) bir iletişim ağ yapısı gerektirmez tamamen dağıtık (“distributed”) bir yapıda çalışır (bkz yukarıdaki üç diyagramdan en sağdaki). Çok merkezli yapıda bir noktadan başka bir noktaya ulaşmak için aradaki merkezi noktalardan geçmek zorunludur. Mesela havayolları ile İstanbul’dan San Francisco’ya ulaşmak için arada New York’da veya Londra’da aktarma yapmak gerekir. Dağıtık yapıda ise merkez olmadığından bir noktadan diğer bir noktaya ulaşmak için aradaki noktalardan hoplaya hoplaya gitmek gerekir. Karayolu ile İstanbul’dan Ankara’ya giderken İzmit’ten Bolu’dan Eskişehir’den geçerek gitmek gibi.

Şu anda nasıl kablosuz ethernetli bilgisayar ile kendimize yakın başka bir bilgisayara doğrudan bağlanabiliyorsak önce herkes yakınındaki kişilere bağlanır. Bağlılık arttıkça hoplama yöntemiyle bir uçtan bir uca iletişim kurar hale gelebiliriz. Önce kendi sokağımızdaki bilgisayarlara bağlanırız, sonra mahallemizdekilere, sonra öteki mahalledekilere. Zamanla oluşan küçük kümeler yoğunlaşır düğümleşir, kümeler kümelere bağlandıkça ağ genişler ve yoğunlaştır. Sonra Beyoğlu’ndan Sarıyer’e atacağınız bir mesaj aradaki bilgisayarlardan hoplaya hoplaya yerine ulaşabilir. Böyle şehrin bir ucundan diğer ucuna çalışabilen ama merkezi bir sisteme ihtiyaç duymayan mesh yerel ağ altyapısı askeri darbe de olsa iç savaş da olsa bağımsız –ya da tümden bağımlı– iletişim kurmamızı sağlayabilir.

“Mesh” ağlar nasıl kurulur?

Mesh ağlar teknik olarak nasıl kurulur daha önce Düğümküme’de yazdığım şu yazıdan öğrenebilirsiniz:
Gelişmekte Olan Ülkelerde Kablosuz Internet ve Yerel Ağ Kurulumu

Merkezi dün, çok merkezli bugün, dağıtık yarın

1980 yılında son askeri darbe olduğu zamanlar henüz yaygın olmayan telefon yegane iletişim teknolojimizdi, gazeteler ve televizyon sadece merkezden kitleye mesaj veren yayın organlarıydı. Kenan Evren’in varolan tek televizyon kanalı TRT’den halka seslenişi ve Hürriyet’in Kenan Evren’li yıldırım baskısı bu tek merkezliliğin birer ürünüydü.

90lardan itibaren özel televizyonlar özel radyolar yaygınlaştı. Mesaj verenler bir merkezden çok merkeze yayıldı. Artık bir darbe yapabilmek için tüm kanalların kapatılması gerekiyor gibi görünüyordu. Ancak önemli olan iletişim üstyapısına değil iletişim altyapısına müdahale olacaktı, diğer bir deyişle “üst kurumlar“ın altyapıyı kontrolü söz konusu olmaya başladı.

2000lerde internet yaygınlaşmaya başladı. Üniversitelerdeki serbest kullanım iş ve finans dünyasının da internete girmesiyle ticaret ağırlıklı bir hal aldı. Son yıllarda kullanımı artan sosyal ağ servisleri ile beraber eskiden sadece telefon ve email ile yapılan birebir görüşmeler zenginleşti ve bilgi daha hızlı yayılmaya başladı. Bir zamanlar haber için gazeteye bakanlar artık haberi sosyal ağlarından alır hale geldiler.

Bugün özgürleştirici gibi görünen sosyal web servisleri internet omurgası üzerinde çalıştığından iletişim altyapısına yapılacak bir müdahale tüm web uygulamalarını enegellemeye yetecektir. Ancak yarın kurulacak dağıtık ağlı bir iletişim sistemi darbeye dayanıklı anti-simetrik bir iletişim altyapısı sağlayabilir.

İlgili Düğümküme yazıları: