09.01.2009

Bir Basın Skandalının Ardından Blog Gazeteciliği

Yeni medya ve gazetecilik üzerine doktora çalışmasını sürdüren Nikki Usher, geçtiğimiz ay bir medya skandalının izini sürerken, blogların gazetelerin yerini almaya başladığı tartışmasına katkıda bulunmayı hedefleyen bir makaleyi First Monday‘de yayınladı.

Makale, İsrail’in Lübnan’a saldırdığı günlerde Reuters tarafından servis edilen ve bir süre sonra sayısal manüplasyon olduğu anlaşılan fotoğrafların yarattığı fauxtography skandalından yola çıkarak blogların birer kamusal haber kaynağı olarak nerede durduklarını incelemeyi deniyor.

Bu incelemeden alınabilecek önemli notlar: hesap verilebilir bir medya inşa etmekte vatandaşların yeri açısından bloglar ve aslında medyada çok imkanlı olamayabilecek bir uzmanlığın varlığı.

Photoshop ile değiştirilmiş olan Lübnan fotoğrafı

Kaynak: Zombietime

Usher, blogların kendi tanımlarından yola çıkarken O’Reilly tarafından yayınlanan We the media: Grassroots Journalism by the people, for the people adlı kitabıyla Gillmor’ı referans alıyor ve bir blog, konvansiyonel gazeteciliğin yapamadığı neyi başarabilir? sorusuyla yapısal bir analiz çiziyor. Bu analiz, blogların, merkezden-kitleye medyada çok rastlanılamayacak bir imkanla, belirli konularda yetkin insanlar tarafından bilgi aktarımına olanak sağlama güçlerini de tarif eden dikkat çekici bir bölüm. (Özellikle teknoloji konusunda ve Türkiye’de bu notu anlamak çok daha kolay görünüyor…)

Kuramsal çerçeveyi çizerken Habermas‘ın public sphere (kamusal alan) kavramını temel alan yazı, bloglar gerçekten kamusal olarak değerlendirilebilir mi, ana akım medyanın kimi dezavantajlarından muaf olan bloglar İnternet’in özgürlükçülüğünü müjdeleyen bakış açısının beklentilerini karşılıyor mu gibi sorularla gelişiyor.

Haber ajansları (örnekte Reuters) yayın değerleri ve geçmişleriyle belirli bir bilgi otoritesi oluştururken, bloglar da vatandaşlar arasında bir örgütlenme sağlayarak medyanın hesap verebilirliğini sağlayarak bir denge oluşturuyorlar.

Yazıdaki örneğin diğer ucuysa Little Green Footballs adlı popüler bir blog. Blogun karakteri muhafazakar ve ana akım medya karşıtı olarak tanımlanırken, popülerlik Technorati‘ye göre dünyanın en çok okunan ilk yüz blogu arasında olmasından geliyor.

Usher’in analizinde bloglar açısından ve de bu makalenin Düğümküme’de konu edinilmesi fikrini doğuran iki çarpıcı nokta var. İlki, blogların da ana akım medyada var olan hiyerarşinin bir benzerini örgütlemekten kaçınamaması.

Alternatif Medya hangi konuda alternatif?

LGF özelinde bakılacak olursa, Lizardoid Ordusu adlı katılımcı, yorumcu ve yazarlardan oluşan bir grup, tarikat lideri gibi davranan bir başyazar çevresinde örgütleniyor, katılımcılar başyazarın kurallarını ve dilini kabul ediyor ve yaptıkları katkıların kredisini de ona hibe ediyorlar. Usher, LGF’in dahil olduğu tüm popüler konularda başyazar Johnson’un tek başına krediyi toplamasını LGF’in kamusallığı çerçevesinde tartışmaya açıyor.

Özgün bir dil kurgulamak, belirli bir yayın hiyerarşisi içinde davranmak gibi kavramların merkezden-kitleye ya da kitleden-kitleye yayın anlayışlarında değişmesi zorunlu mudur? Üslup nerede oluşmaya başlar, bir üslup oluşturmak amacıyla dil kurgulamak, o dili kullanamayanlara bir kapı kapatmak mıdır? gibi sorular formüle edilerek bu tartışma genişletilebilir.

Usher, makalesinde LGF blogunu tam olarak açık tanımlamakta zorlansa da, “eğer bildiğimiz anlamlarıyla ‘muhafazakar kitle’yi kamusal alanda açık bir topluluk olarak gördürsek, LGF’yi yalnızca onun iletişim kanallarından biri olarak, temsiliyetle sınırlı ele alabilir ve açık olduğunu kabul edebiliriz” diye özetlenebilecek bir parantezi ihmal etmiyor.

Blogun katılımcılığa hangi ölçekte açık olduğu ya da açık olma halinin teknik olanaklar doğrultusunda sınırlandırılmasının nasıl tartışılacağı sorusu bu tartışmayı önceliyor. LGF ya da örnekten genele doğru gidersek, (blogosfer diye de adlandırılan) blog dünyasının yalnızca kendi varlığıyla bir kamusal mekan inşa etme iddiasında olup olmadığı belirleyici hale geliyor. Teknik basitliğe indirgeyerek web siteleri/bloglar temsil ettikleri kitlelerin asıl yapılarıyla değerlendirilir, başlı başına organizasyonları ile değerlendirilmez diye bir karşı görüş ortaya çıkabilir.

Bu argümanla yola çıkarken, Wiki gibi katılımın özelleşmiş teknik bilgi ve yetkilendirme gerektirmeyecek şekilde düzenlendiği teknik altyapıların varlığı ve bu yapılarla inşa edilen Wikipedia gibi örnekler işe yarayacaktır.

Kitleden-kitleye yayıncılığın ‘kabul görme’ gücü nereden gelir?

Yazıdan öne çıkartmak istediğimiz ikinci önemli saptama, yine aynı konu özelinden yola çıkılacak olursa Reuters’in özür dilemesine kadar geçen süre içinde aslında kapalı bir okuyucu kitlesi içinde günlerce bu skandalın konu edinilmiş olması. Bir başka deyişle ana akım medyanın hesap verebilir olmasını sağlamak için, onunla ilişkide olmanın zorunlu olması.

Yazıdaki örnekte LGF tek başına bir skandalın izini süren, amatörce bir çabanın ötesinde, temsiliyet gücü edinmiş, radyo kanalları ve benzeri merkezden-kitleye olan başka yayınlarla güçbirliğine girmiş bir site olarak karşımıza çıkıyor ve de Reuters’in aktörü olduğu olay bir skandal boyutuna bu şekliyle ulaşmış görünüyor.

Mecrası doğrudan İnternet olan kimi eylemlerin (buraya flash mob kavramı da eklenebilir) organik ilişkilerden yararlanmaksızın merkezden-kitleye medyada konu aldıklarına tanık olduk. Bunlar arasında en bilinenlerden biri George W. Bush’un Beyaz Saray’daki özgeçmişine miserable failure sözcüğüyle link verilmesi kampanyası sonucu miserable failure şeklinde bir arama yapıldığında ilk sırada George W. Bush’un çıkmasıydı. (Bkz: Konuyu haber haline getiren BBC)

Katılımcı ve çok yönlü bir içeriğin, merkezden-kitleye medya içinde konu edinilmesi, daha geniş bir kitleye ulaşılmasını (örnekteki gibi) sağlayabilir. Öte yandan, kitleden-kitleye medya, merkezden-kitleye medyanın yerini almayı hedefliyorsa, iki medya arasında bir ilişki olmaksızın kamuoyu oluşturabilecek yaygınlıkta olmanın yollarını aramalı…

Soru, bunun mümkün olup olmadığı… Tiyatro, sinema, radyo, televizyon, İnternet/YouTube birbirlerinin sonunu getireceği yönündeki tartışmaları doğurdular, oysa belirli görevler için tercih edilmeyi kenara koyabilirsek her bir mecranın kendine ait özellikleriyle hala varlığını sürdürüyor olması bir mecranın bir diğerinin yerini tamamen almakta zorlanacağını hatırlatıyor.

Son bir not olarak, yazıya konu olan makalenin 2008′in son sayısında yer aldığı dergiyi, henüz duymamış olanlar için kısaca özetleyelim:

First Monday logo

First Monday logo

First Monday (İlk Pazartesi), 1996 yılından beri yayınlanan, internet tabanlı bir akademik dergi. Communication Abstracts, Computer & Communications Security Abstracts, DoIS, eGranary Digital Library, INSPEC, Information Science & Technology Abstracts‘ın da dahil olduğu bir çok yayın indeksi tarafından taranan First Monday alışılagelmiş akademik yayınların aksine açık erişim politikasıyla dikkat çekiyor. Yazarlar, katkılarını Public Domain (kamuya ait) ya da Creative Commons lisansıyla yayınlamaya davet ediliyor ve arşivler dahil tüm içerik izleyicilere ücretsiz olarak sunuluyor.

Adından tahmin edilebileceği üzere her ayın ilk pazartesi günü yayınlanan dergi, internet, açık kaynak, telif gibi konularda makaleler, kitap incelemeleri ve bir podcast’ten oluşuyor.

Benzer Düğümküme yazıları:

Günün resmi: İran’ın Photoshoplu füzeleri

24.10.2008

Türkiye'den Blogger.com'a erişim kapatıldı, Kitlesel İfade Özgürlüğü Engellemesi Çığırdan Çıktı

Az önce blogger.com‘a Türkiye’den erişim kapatıldı.Türkiye’den girildiğinde “Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir” yazısı karşınıza çıkıyor.

Blogger’da Türkçe yazan yüzbinlerce kişinin ifade özgürlüğü bir hamleyle sorgusuz sualsiz yargısız engellenmiştir. Bu işi yapan Türkiye mahkemelerinden utanıyoruz.

Radikal Gazetesi’nde Oray Çalışlar’ın tepkisi:

Bence bu yasakları genişletmekte fayda var.
- az önce köprüde kaza vardı, otoyolların tümünü kapatsanıza
- bol kepçe lokantasında biri zehirlenmiş restoranları kapatsanıza
- akp’li bir bakan yolsuzluk yapmış akp’yi kapatsanıza
- milli takım yenilmiş, ülkede futbolu yasaklasanıza
- hızlı tren kaza yapmış demir yollarını kapatsanıza
Bu nasıl bir akıldan çıkma, ne büyük bir saçmalığın ürünüdür. Bu keyfe kederlik, bu yasakçılık nasıl bir korkunun ürünüdür. Allah’ınız sizi bildiği gibi yapsın.

Mustafa Akgül’un duyurusu:

“blogger.com’un yasaklanması sonrasında blogu yasaklanan ve hakkını
korumak için dava açmayı düşünen kişileri bir araya toplamak için bir
çaba başlamıştır. Gönüllü bir avukat grubunun desteğiyle nasıl bir
hukuki mücadele vermek için çalışacağız. Bu çabanın parçası olmak
isteyenler lutfen

yasakliyim _ at _ inetd.org.tr

adresine yazsinlar. Bu cabanın parcasi olmak isteyen hukukcular dogrudan
bana yazsinlar:

akgul __at__ bilkent.edu.tr

Internet Sansürüne Karşı Dayanışma

Şikayet yapılabiliecek numaralar ve emailler (karşınıza biri çıkarsa):

İlgili yazılar

08.09.2008

Anket Sonucu: YouTube'a Alternatif Video Paylaşım Siteleri

Vimeo (37%, 41 Oy)
Google Video (26%, 29 Oy)
Kullanmıyorum (20%, 22 Oy)
Daily Motion (17%, 19 Oy)
İzlesene (14%, 15 Oy)
MetaCafe (8%, 9 Oy)
Diğer (5%, 6 Oy)
Blip.tv (5%, 5 Oy)
MySpaceTV (3%, 3 Oy)
Veoh (3%, 3 Oy)
Brightcove (1%, 1 Oy)

Toplamda 111 kişi oy verdi.
Başlangıç: 17 Ağustos, 2008 7:55 pm
Bitiş: 8 Eylül, 2008 12:00 pm

111 kişinin oy verdiği anket sonucu Vimeo ve Google Video YouTube kapandığından beri en çok kullanılan video paylaşım siteleri olarak öne çıkıyor. Üçüncü sırada ise video paylaşım servisi kullanmayı bırakanlar var. Genelde Düğümküme’yi takip edenlerin oy verdiğini düşünürsek Vimeo’nun –genelde yaratıcı videoların paylaşıldığı bir servis– öne çıkması normal. Tabi bu kadar az kişiyle bir kamuoyu oluşturulmaz ancak bu bir başlangıç.

Bir sonraki anketi çevrenize arkadaşlarınıza haber verin, hatta blogunuzda duyurun, daha çok katılım daha doğru anket sonuçları verecektir. Burada hepimizi ilgilendiren konularda kendi kolektif görüşümüzün biraz daha farkında olmamızı sağlayacak anketler planlıyoruz.

Geçmiş anketler:
http://www.dugumkume.org/category/anket/

* Yukarıdaki grafik Google Chart API ile yapılmıştır.

06.07.2008

Fotoğraf Sanatçısı Erdal Kınacı tutuklandı

Yeni nesil tutuklamalara bir yenisi de, 3 Temmuz 2008, perşembe günü eklendi.

Fotoğraf sanatçısı Dr. Erdal Kınacı -fotoğrafını çektiği kimselere belge imzalattığını ve durumun yasal olduğunu savunsa da- “Yol üstü Kerhaneleri” adlı çalışmasında, engelli kişilerden faydalanarak ‘fotoğraflarını çektiği’ ve bu fotoğraflara foto-montaj uygulayarak ‘hayat kadınlarını’ yerleştirdiği gerekçesiyle önce başkanlığını yaptığı Mersin-Anamur İlçe Sağlık Grubunda açığa alındı, ardından nöbetçi mahkemece tutuklu yargılanmak üzere cezaevine gönderildi.

Erdal Kınacı ismini ilk kez dün, bu vahim tutuklama haberi sebebiyle öğrendim. Başarılı bir doktor, ve hobi olarak başladığı fotoğraf sanatı işi bir süre sonra ona uluslararası yarışmalarda önemli ödüller de kazandırmış. Bu ödüllerin en bilineni 2006 yılında National Geographic‘in dünya çapında yaptığı ve 1 milyon fotoğrafın falan değerlendirildiği yarışmada ‘İnsan’ kategorisinde birincilik ödülü.

Portfolyosuna göz atarsanız, Türkiye’de fazla karşılaşamayacağınız türden bir sanatçı olduğunu anlayabilirsiniz. Türkiye’den bir Joel-Peter Witkin, Nobuyoshi Araki ya da Diane Arbus çıkamayacağını, bu tür *ağır* sanatçılara toplumsal olarak hazır olmadığımızı söylemek hiçbirimiz için güç değil, yine de olayın trajedisi, rezilliği altında ezilmemek de imkansız.

Yukarıda, kendisinin şu an *içeride* olmasına sebep olan fotoğraflardan bazıları var. Bundan böyle, Türkiye Cumhuriyetinde böyle fotoğraflar çekerseniz, tutuklanıyor ve cezaevine gönderiliyorsunuz.

Erdal Kınacı’nın daha önceki çalışmaları:
http://erdalkinaci.deviantart.com/

Erdal Kınacı’nın fotoritim.com’daki köşesinde, 30 Haziran 2008 günü yazdığı “Olağanaltı Hal Bölgesi” başlıklı yazı:
http://www.fotoritim.com/yazi/erdal-kinaci-bakis–olaganalti-hal-bolgesi

Bir bölümü sansürlenmiş ‘Yol üstü Kerhaneleri’ fotoğrafları:
http://www.ensonhaber.com/galeri/Yasam/1550/Yol-ustu-kerhaneleri.html?no=1

19.06.2008

Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği'ni Destekliyoruz

Lambdaistanbul Lezbiyen Gey Biseksüel Travesti Transseksüel (LGBTT) Dayanışma Derneği’nin hakkında verilen kapatma kararına karşı açılan imza kampanyasına destek veriyoruz. Kampanyanın sloganı: Derneğime Dokunma! Anayasa’da Eşitlik!

http://www.lambdaistanbul.org

Aşağıdaki metin, 24. yasama döneminin başlangıcında, imzalarla beraber Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e, Başbakan Tayyip Erdoğan’a, Meclis Başkanı Köksal Toptan’a ve TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu’ya iletilecektir.

İmza vermek için tıklayın

“Genel ahlaka, hukuka ve Türk aile yapısına aykırılık” iddiasıyla Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği hakkında açılan davanın “kapatma kararı” ile sonlanması, yasaların uygulanmasında toplumda var olan eşitsizliklerin devreye ne kadar kolay girebildiğine örnek olmuştur. “Genel ahlak” gibi göreceli bir kavramın lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel insanların ifade ve örgütlenme özgürlüğü önünde kullanılabilmesi, Anayasa’nın eşitlik maddesine “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği” ifadelerinin eklenmesinin ne kadar da hayati olduğunu bir kere daha gözler önüne sermiştir.

Hükümete toplumda var olan eşitsizlikleri giderme konusundaki sorumluluğunu hatırlatıyor ve LGBTT örgütlerinin anayasanın eşitlik maddesine “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği” ifadelerinin eklenmesine dair olan taleplerini desteklediğimi açıklıyorum.

İlgili yazılar:

* Yukarıdaki fotoğraf Emine ÖZCAN’a aittir, Bianet Duvar Yazıları-Taksim/İstanbul galerisinden alınmıştır.

18.06.2008

Bilnçli Bilinçsiz Site Kapatmalara Çözüm Arayışı

Bugün ve yarın (18-19 Haziran) Abant’ta, turk.internet.com ve Ankara Barosu işbirliği ile gerçekleştirilecek olan çalıştayda “site kapatma” sorunu enine boyuna incelenip çözüm bulunmaya çalışılacak. Soru şu: 5651 sayılı kanun kapsamında ya da dışındaki kapatmalarda hangi sorunlar var ve bu sorunların çözümleri nelerdir?

Biliyorsunuz Türkiye’de ifade özgürlüğü sadece kitap dergi gazete TV gibi klasik medyalarda engellenmiyor. Artık internet’de de web sitelerine getirilen yasaklar ile ifade özgürlüğümüz kısıtlanıyor. Medya değişik olduğu için yasak tipi de değişik… İnternet yasakları konusundaki problemleri bir hatırlayalım:

  • Türkiye mahkemelerinin “zararlı” gördüğü sayfalara erişimi kapatması yerine bir web servisinin tümüne erişimi kapatması,
  • site sahiplerine cevap hakkı tanımadan erişimi engellemesi
  • bilinçli bilinçsiz Türkiye’de herhangi bir mahkemenin kapatmayı yaptırabiliyor olması.

Güncelleme: çalıştay’dan notlar
“Internet Gözlemevi kurulsun”
Savcı: Görüntü, dünya üzerinden kaldırılmadıkça açmayız

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ne istiyor YouTube ne veriyor?

Kendi problemlerini görmek bir yana Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı mesela YouTube için söz konusu videolara sadece Türkiye’den değil, dünya genelinde erişim yasağı istiyormuş. YouTube’un Türkiye’de temsilcilik açmasını istemiş ve Türkiye’de resmi temsilcilik kurmaması halinde kapatma kararı sürecekmiş.

NTVMSBC haberine göre YouTube yetkilileri, Türkiye’de temsilcilik açmayı düşünmüyormuş:

Türkiye’de kurulmuş bir şirket olmadığını, Türk kanunlarına tabi olması gerekmediğini savunan YouTube yetkilileri, sistemden her gün mahkeme kararı veya Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı kararı ile onlarca videoyu çıkarmanın çözüm olamayacağını, bugün Türkiye’nin istediğini yarın Pakistan ya da Tayland’ın isteyebileceğini, sonunun gelmeyeceğini savunuyorlar.

Bundan daha doğal bir cevap olamazdı. Türkiye dışında dünyada pek çok ülkede ifade özgürlüğüne saygı gösterildiğini ancak böyle duvara çarptığında görebiliyor olsa gerek Türkiye’de site kapatanlar. Tabii ki YouTube için konu sadece ifade özgürlüğü değil, Türkiye’deki kanuni yapıyla uğraşmak ve arkasından gelebilecek diğer çarpıklıklarla başetmenin maliyetini göz önüne alıyorlar. Bu çarpık yapıyla uğraşma maliyetinin ne kadar olabileceğini bir düşünün (hani şu bizim her gün uğraştığımız), Türkiye’den gelen milyonlarca ziyaretçiye rağmen böyle negatif bir cevap verebiliyor YouTube.

YouTube kime ait?

Bir dakika. YouTube kime ait? Google’a değil mi? Google Türkiye ofisi İstanbul’da değil mi? Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı bunu bilmiyor mu? Bu başsavcılığın bilinçsizliği mi yoksa bilinçli bir oyalanması mı? Geçenlerde okuduğum Soner Yalçın kitabının başlığı aklıma geliyor: “Siz Kimi Kandırıyorsunuz?”

Toplantıda ne konuşulacak?

Yine NTVMSNBC haberine göre Abant toplantısında, YouTube’la doruğa çıkan internet sitelerini karartmaya karşı özetle şu konular masaya yatırılacak:

  • ISS ve yer sağlayıcılarının site bloklama yerine adres bloklama (yani site yerine sayfa bloklama) yapması lazım.
  • Site erişime kapatma kararları, ihtisas mahkemeleri ya da Adalet Bakanlığı’nın görevlendireceği mahkemeler tarafindan verilmesi gerekir. Çünkü mahkeme mahkeme dolaşıp, birinden alamadığı kararı, diğerinden alabilenler oluyor.
  • MÜYAP’ın kapatma girişimleriyle başlayan ve yerleşen durumda, 5651 sayılı kanun dışında kapatılan sitelerin, cevap hakkı bulunmuyor. Bunun hukuki ifadesi “sitelerin kendilerini teşkil etmelerine imkan verilmiyor.” Yani siteye ulaşılıp, “sakıncalı” içeriğin çıkarılması ya da savunma istenmeksizin, doğrudan kapatma kararı veriliyor.
  • Site kapatma “Ultimo Ratio” yani hukuk dilinde “son çare” olması gerekirken, alışkanlıkla hemen uygulanıyor.

İfade özgürlüğüne kitlesel yasaklama

Dünyadaki değişim Internet sayesinde artık her yerde aynı anda gerçekleşiyor. İfade özgürlüğünün korunması gibi temel kanunlara sahip ülkeler bu değişimde düzenli ilerliyebiliyorken Türkiye gibi ülkelerde aynı değişim çarpık ilerlemelere yol açıyor. Kitlelelerin, yani yüzbinlerce kişinin ifade özgürlüğü aynı anda elinden alınabiliyor. WordPress.com’da Türkçe yazan yüzbinlerce blog yazarı veya YouTube.com’da Türkçe videolar yayınlayan yüzbinlerce kişi bir anda susturuluyor. 12 Eylül’de bile böylesine büyük bir kitlesel susturma yapılmamıştır. Niye bugünün devlet adamları bunu anlamıyor? Internet yasaklarının topluma verdiği zararı görebilmek için illa caddelerde tank mı dolaşması lazım?

* Yukarıdaki yansımalı görsel YouTube ilk defa kapatıldığında aldığımız ekran görüntüsünün bugünkü “web2.0 trendleri”ne göre yeniden üretilmiş halidir.

İlgili Düğümküme Yazıları

Türkiye’de bilinçsiz internet yasaklamaları ile ilgili önemli yazılar:

11.04.2008

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Nasıl Başvurulur?

Türkiye’de insan haklarımız sık sık çiğnendiği için maalesef yurt dışından destek arıyoruz. Bu destekler arasında en önemlisi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM). AİHM Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınmış olan temel haklarının çiğnenmesinden şikayetçi olan bireylerin başvurularını belirli koşullar altında değerlendiren bir uluslararası mahkemedir.

Ancak pek çok Türkiye vatandaşı bunu nasıl yapacağını bilmeyebilir. Ben de bilimiyordum, şu ana kadar ihtiyacım da olmadı, ama Türkiye’de ihtiyacı olan veya olacak kişilere yardımcı olabilir diye sade bir vatandaş AİHM’e nasıl başvuru yapabilir –AİHM sitesine göre– bunu adım adım yazıyorum.

  1. Mahkemenin resmi dili İngilizce ve Fransızca’dır, ancak size daha kolay geliyorsa ilk aşamada Türkçe başvurabilirsiniz.
  2. Mahkeme’ye yapılan başvurular yalnızca posta yolu ile gönderilebilir (telefonda yapılan başvurular kabul edilmez.) Faks veya elektronik posta ile yapılacak başvurular daha sonra posta ile gönderilecek başvuru metniyle teyid edilmedikçe geçerli sayılmayacaktır.
  3. Başvurunuzla ilgili bütün yazışmalar aşağıdaki adrese gönderilmelidir:

    Monsieur le Greffier de la
    Cour europeenne des Droits de l’Homme
    Conseil de l’Europe
    F–67075 STRASBOURG CEDEX.

  4. İlk mektubunuz veya başvuru formunuzun alınmasından sonra, Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğü, adınıza açılan dosyanın numarasını size bildirecektir. Bu numara, daha sonraki bütün yazışmalarda yer almalıdır.
  5. Başvurunuz şunları kapsamalıdır:

    a. Şikayetlerinizin, ve dayandıkları olayların özeti,
    b. Sözleşme ile güvence altına alınan haklarınızdan hangilerinin ihlal edildiğini düşündüğünüz konusunda açıklama,
    c. İç hukuk yollarını tüketmek için hangi makamlara başvurduğunuz konusunda bilgi,
    d. Şikayet konusu olayla ilgili olarak kamusal mercilerce verilmiş kararların bir listes. Bu listede ilgili kararların tarihi, kısa özeti, kararı alan makamın adı da yer almalıdır.

  6. Başvuru bizzat tarafınızdan veya temsilciniz tarafından imzalanmış olmalıdır.
  7. Kimliğinizin açıklanmasını istemiyorsanız, bunu belirtin.
  8. Başvurunuzun ilk aşamasında, bir avukat tarafından temsil edilmeniz yada sizi temsil eden kişinin mutlaka avukat olması gerekmez.
  9. Mahkeme’de başvurular ücretsiz incelenmekte olup, dosyanızın gidişatı ile ilgili bilgiler size Yazı İşleri Müdürlüğü tarafından bildirilecektir.

AİHM’e başvurduktan sonra alınabilen somut sonuçlar

  1. Türkiye Devleti’nden yüklü bir tazminat almak.
  2. Problemin Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne geçiş sürecine alınması, bu problem halledilmeden Türkiye’nin AB’ye girememesi (bkz. AB ilerleme raporu).

Bu yazıda faydalandığım orjinal belgeler:

Umarım AİHM’e başvurmak zorunda kalmazsınız, ama gerekirse bu yazı bir başlangıç olabilir.

10.04.2008

Türkiye Google Groups'a Erişimi Kapattı

Google Groups Türkiye’den yüzbinlerce kişinin fikir alışverişinde bulunduğu bir eposta liste servisidir. En çok kullananlar açık kaynaklı yazılım geliştiren kişilerdir. Türkiye Mahkemeleri buldukları bir sakıncalı içerik yüzünden tüm siteyi kapatarak adeta bize küfretmektedir. Bu kitlesel ifade özgürlüğü engellemesini yapanları kınıyoruz.

Yakında kapanmasını beklediğimiz web servisleri:

1. Facebook.com
Belki “Atatürk’e küfür eden” gruplar vardır… grupları değil tüm servisi kapatın!

2. Google.com
Arama sonuçlarında “Türklüğe karşı” web sayfaları çıkıyor… tüm Google’u kapatın!

3. Amazon.com
“Türklüğe sakıncalı” kitaplar satılıyor… Türkiye’ye satışı değil tüm siteyi kapatın!

Şu anda en çok üzüldüğüm şey ise elimin altında iki tıklamayla bu siteleri kapattıranlara ve hakimlere karşı dava açabilecek bir aracın olmaması.

Tepkiler

İlgili Düğümküme Yazıları

Türkiye’de bilinçsiz internet yasaklamaları ile ilgili önemli yazılar:

27.03.2008

Bu Bir Televizyon Yayını Değildir

Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi belki okur diye tekrar ediyoruz: Televizyon tek taraflı iletişimdir, merkezden kitleye mesaj verir. İnternet çok taraflı iletişimdir, herkes birbiriyle mesajlaşır. Bir İnternet servisini yasaklamak o servis üzerinden kendini ifade eden binlerce kişinin ifade özgürlüğünü engellemektir.

Bugün yine bir İnternet servisine, bağımsız basın merkezi İstanbul Indymedia’ya erişim engellendi. http://istanbul.indymedia.org/ adresinde sitenin içeriği yerine

“BU SİTEYE ERİŞİM ENGELLENMİŞTİR / Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi , 21/03/2008 tarih ve 2008/418-171 nolu kararı gereği bu siteye erişim TELEKOMÜNİKASYON İLETİŞİM BAŞKANLIĞI’nca engellenmiştir”

yazısı görünmeye başlandı. Artık öğrenmiş olmanız lazım, engellenmiş sitelere erişmek için bir kaç yol var (bkz Yasak sitelere giriş). Indymedia sitesinde sansürü nasıl aşabileceğiniz yazıyor:

Indymedia sansürle susturulmaya çalışılıyor. Ama sadece çalışılıyor, çünkü internette sansürün teknik olarak olanaklı olmadığını TC savcıları henüz öğrenemedi. Indymedia yayınına devam ediyor. İstanbul Indymedia’ya farklı yollardan ulaşabilirsiniz. Bu yollardan bazıları:

1. http://istanbul.bbm.indymedia.org adresi.
2. http://anonymouse.org/anonwww.html adresi üzerinden bağlantı
3. Ağ bağlantınızın DNS ayarlarını değiştirmek.

Deneyimli internet kullanıcıları için alan adı erişimi gibi basit engellemeler pek bir etki yaratmazken çoğunluğun erişimi gerçekten de engellenmiş oluyor. Dolayısıyla engel koyanlar amacına erişmiş oluyor, yani herkesin kafasına bir mesaj kazınıyor: “ayağınızı denk alın, bir gün sizi de engelleyebiliriz.”

Buna karşı bir slogan var, yıllarca tekrar edildi Türkiye sokaklarında: “SUSMA SUSTUKÇA SIRA SANA GELECEK”. İlk bakışta alakasız gelebilir ama Türkiye’de Kontrgerilla ve Ergenekon gibi devlet ve askeriye üstü gizli örgütlerin soğuk savaş stratejilerine göre bir şekilde CIA güdümlü ortaya çıkışını ve sonra elimizde kalışını düşünüyorum… şimdilerde Türkiye’de yaşadığımız internet engellemelerinin Amerika’da gündemde olan “terörle mücadele için dünya genelinde siber önlemler” stratejisi ile aynı zamanlarda gerçekleşmesi… bkz: New York Times haberi: Terörle Mücadele İçin Soğuk-Savaş Fikri… Bir video için tüm siteyi kapatmak hepimize ne kadar çocukça geliyor, bu kadar cahil olunamaz diyoruz, o kadar garip ki “ayıp” diyoruz… 1 Mayıs 1977 günü Taksim meydanında kalabalığa bilinmez kaynaklardan ateş açılması gibi anlaşılmaz garip bir durum…

İnternet servislerine erişimi engellemek kitlesel ifade özgürlüğü engellemesidir. Daha önce defalarca yazmış olmama rağmen bugün tekrar yazıyorum, siz de internette bir şekilde yazıp çiziyorsanız, ne düşündüğünüzü tekrar tekrar anlatın, bu tür engellere karşı sesimizi ancak beraber duyurabiliriz.

5651 nolu yasa internet yasaklarına nedenlerden biri. Geçen hafta (23 Mart 2008) yayınlanan Bilişim STK bildirgesinin girişinde konu şöyle açıklanıyor:

Türkiye’de mahkemeler 5651 nolu yasa ve konuyla ilgili diğer yasalara dayanarak youtube, wordpress, geocities, alibaba gibi bir çok web sitelerine erişimi sıksık kapatmaktalar. Telekomunikasyon Kurumu’nun (TK) ise yurt dışındaki web sitelerine erişimi 5651 kapsamında sorgusuz sualsiz, kapatma yetkisi var. TK’nın erişime kapatılan web sitelerinin hangileri olduğunu ne kamuoyuna, ne de kapatılana haber verme yükümlülüğü bulunmakta. Söz konusu yasaklamalar, yasanın zaten tartışmalı olan amaçlarını aşmış ve ülkemize zarar vermeye başlamıştır. Bu durumun düzeltilmesini istiyoruz.

Türkiye’de İnternet Yasaklarına Tepkiler:

* Görsel İstanbul IndyMedia sitesinden alınmıştır.

14.03.2008

Türkiye'de Kitlesel İfade Özgürlüğü Engellemesi

youtube-engellenmistir.jpg

Bugün Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından Atatürk’e hakaret içeren videoların yer alması nedeniyle alınan karar doğrultusunda, youtube.com sitesine hem IP, hem de alan adı yönünden erişimi durdurdu.

Bu hareketle Türkiye’de yaşayan ve YouTube’da video yayınlayan yüzbinlerce kişinin ifade özgürlüğü hiç bir suçları olmadığı halde Türkiye Sulh Ceza Mahkemesi tarafından bir anda engellenmiştir. Sadece YouTube.com değil daha önce WordPress.com gibi yine Türkiye’den yüzbinlerce kişinin yazıp çizdiği blog servisi de kapatılmıştır. Dahası bu servislerde yorumlarla derdini düşüncelerini anlatanların da ifade hakları elinden alınmıştır.

Eskiden ifade özgürlüğü engellemesi dahilinde bir kitap yasaklanırdı toplatılırdı yazarı yargılanırdı, şimdi bu yeni nesil engellemeler milyonlarca kitap ayarında fikri ve bu fikirleri ifade eden yüzbinlerce kişiyi engelliyor, üstelik bir anda, üstelik tek tek herkesi yargılamadan, üstelik haberiniz bile yok, sabah kalkıyorsunuz artık “konuşmıyorsunuz”. Bu düpedüz kitlesel ifade özgürlüğü engellemesi. Son derece bilinçsizce verilmiş bu kararlar vatandaşa saygısızlıktan başka bir şey olamaz.

Türkiye’de yüzbinlerce kişinin ifade özgürlüğü nasıl bir anda engellenebiliyor?

5651 sayılı Internet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun bu kararların ana sebebi. 23 Mayıs 2007 tarihinde yürürlüğe giren bu kanun hakkında yazan avukat İlker Atamer şunları diyor:

5651 sayılı kanun, ‘toplu kullanım sağlayıcı’ kavramını, “kişilere belli bir yerde ve belli bir süre internet ortamı kullanım olanağı sağlayan gerçek ve tüzel kişiler” olarak tanımlamıştır. Kanundaki bu tanım eksik ve yanlış anlaşılmaya müsaittir. Zira tanımda yer alan “kişilere” sözcüğü ‘toplu’ ifadesini tam olarak karşılamadığı gibi, bu tanım herhangi bir toplu kullanım ölçütü veya toplu kullandırma amacı aramamakta ve bu nedenle başkalarına internet kullanımı sağlayan herkesi kapsamaktaymış izlenimi vermektedir.

“Toplu kullanım” ifadesinin problemli olduğunu belirterek devam ediyor:

‘Toplu kullanım’ ifadesi, topluca diğer bir deyişle birden fazla kişi tarafından bir arada veya aynı anda kullanımı ifade eder. Kanunda asıl ifade edilmek istenen budur ancak mevcut tanım eksik ve yanlış anlaşılmaya oldukça müsaittir.

Şöyle bir çözüm getiriyor:

…kanundaki bu tanıma ek olarak bir tanım yapmak gerekirse, toplu internet kullanım sağlayıcı kavramı için ‘kişilerin topluca yararlanmasını sağlamak amacıyla, birden fazla kişiye aynı anda ve genel amaçlarla internet ortamını kullanma imkânı sunan gerçek veya tüzel kişiler’ denilebilir.

Avukat İlker Atamer’in “Toplu İnternet Kullanım Sağlayıcıların Hukuki Yükümlülükleri ve Sorumlulukları” başlıklı bir yazı dizisi var. Kitlesel ifade özgürlüğü engellemesinden siz de rahatsız oluyorsanız mümkünse kendi blogunda bunu yazın, bu çalışmalara bağlantı verin, alıntılar yapın, sizin için önemli yerleri yazın, tekrar tekrar başkalarına anlatın, bu cahillikle beraber mücadele edelim.

Güncelleme 1:

Güncelleme 2:

Toplu İnternet Kullanım Sağlayıcıların Hukuki Yükümlülükleri ve Sorumlulukları – 1
Yazar: Av. İlker Atamer
http://turk.internet.com/haber/yazigoster.php3?yaziid=19998

2.Nesil İnternet Sitelerinin, 5651 Çerçevesinde Hukuki Statüsü – 1
Yazar: Av. İlker Atamer
http://turk.internet.com/haber/yazigoster.php3?yaziid=19982

5651 No’lu Online Yayıncılık Yasası Yazıları
Yazar: Fusun S.Nebil
http://turk.internet.com/dosya/0708/yazilar/

Av.Purut; 5651′e Göre Web 2.0 Siteler İçerik mi, Yer Sağlayıcı mı Belirsiz
Yazar: Fusun S.Nebil
http://turk.internet.com/haber/yazigoster.php3?yaziid=19795

İlgili Düğümküme Yazıları