24.03.2009

Tasarımcının Üretimdeki Rolü Nedir?

Google’ın görsel tasarım şefi Douglas Bowman, geçtiğimiz günlerde görevinden istifa ettiğini açıkladı ve bu karara yol açan nedenleri blogunda yazdı. En temelde, tasarım kararları alınırken tasarım ilkelerinin işlediği süreçler yerine matematiksel çözümler ve veri odaklı yaklaşımlar sergilenmesi, Bowman’ı fazlasıyla yormuş görünüyor. Bu yorgunluk, akla şirketlerin tasarımcıyı nasıl algıladığı, şirket kültüründe tasarıma hangi rollerin yakıştırıldığı sorularını da getiriyor.

Digg’de 1632 kez iğnelenmiş ve 300′den fazla yorumlanmış olarak bulduğum bu hikayeye yapılan yorumları okurken, Apple üzerine odaklanan bir blogda bu yazıya cevaben ortaya atılan bir iddiayı gördüm. İddianın sahibi buzzandersen, bu yönde bir süredir kafasında dolaşan düşünceleri bu hikaye ile somutlaştırdığını belirterek şu ifadeye yer veriyor:

“Apple mühendislerle çalışan bir tasarım firması; Google tasarımcılarla çalışan bir mühendislik firması.”

Bu iki firma arasındaki bir fark ve firmalara özgü bir durum değil elbette, mesele yönetim süreçlerinde hangi disiplinin, hangi rolü üstlenerek üretime katıldığı. Kritik soru, bir ürünün geliştirilmesi sürecinde tasarım ve mühendislik disiplinlerinin hem kendi alt dalları (endüstriyel tasarım, görsel tasarım, yazılım mühendisliği, elektronik mühendisliği vb.) hem de birbirleriyle nasıl ilişkilendirileceği ve kararların hangi kriterler temel alınarak verilebileceği…

buzzandersen’in yazdıklarını yorumlayanlardan birinin, şaka yollu “Eee, peki Microsoft nedir, orta katman yöneticiler firması mı?” tespiti de aslında işin bir yönetim süreci farklılaşması olduğunu vurgular nitelikte.

Böyle bakınca da, konu teknoloji şirketlerini aşarak, üretim ilişkileri bağlamında çok daha geniş bir zemine yerleşiyor ve sorular çabucak sıralanıyor, sitenin müdavimleri açısından anlamlı olabilecek yanına odaklanmayı denersek:

  1. Tasarımcı üretimde nasıl bir role sahiptir?
  2. Tasarım, kullanım koşullarını rahatlık, kullanılabilirlik, amaca uygunluk yönünden şekillendirme önceliğiyle mi ele alınır, yoksa arzu yaratma amacıyla mı?
  3. Hangi tasarım iyi tasarımdır? Tasarımcı, ortaya koyduğu ürünlerin kalitesini hangi ölçümlerle ifade etmeyi başarabilir?
  4. ..?

13.02.2009

Darwin ve Yerelleşme

[Server taşınması esnasında kaybolan, 13 Şubat 2009 tarihli bir yazıydı. Yorumları bulamadıysam da yazıyı buldum, tekrar aynı tarihle yayına veriyorum]

Charles Darwin’in doğumunun 200. yıldönümü vesilesiyle Google, giriş sayfası için bir logo tasarlamış. Aşağıda www.google.com, www.google.de, www.google.fr ve www.google.com.tr açılış sayfaları görülüyor.

darwin-google2b

Bu logo ABD, Kanada, çoğu Avrupa ülkesi (Bosna-Hersek hariç), Rusya,Çin gibi ülkelerin sayfalarında gösterilirken Müslüman çoğunluklu ülkeler ve İsrail’de bu grafiğin yer almaması ilginç geldi. Elbette bu, Google Türkiye sayfasının sade olarak gözüktüğü tek durum değil, ancak Google’un zamanında com.tr sayfasında Halloween logosu göstermiş olduğunu, sonra şikayet üzerine geri çektiğini hatırlarsak, genel anlamda çekingen veya sadece kafa karışıklığı içinde davrandıkları sonucunu çıkarabilir miyiz? Küresel şirketlerin, yerelleşme stratejileri gereği kültürlere göre uygun içerikler göstermeleri, sadece milli ve dini bayramları değil bilim tarihindeki önemli olayları da süzebilmeleri yeni gördüğümüz bir şey olmasa da düşündürücü; tabii Google bu işi rastgele yapmıyorsa..

darwin-google-small

Rastgele dizilmiş Google giriş sayfaları, sırasıyla:
Almanya, ABD, Hindistan, Fransa, Endonezya*,
İngiltere, İspanya, Bulgaristan, Yunanistan, Rusya,
Türkiye*, Birleşik Arap Emirlikleri*, Çin, Suudi Arabistan*, İsrail*,
Mısır*, Azerbaycan*, Afganistan*, Pakistan*, Meksika+,
Brezilya+, Arjantin+, Hırvatistan, Bosna-Hersek*, Sırbistan

(*)  Özel logonun kullanılmadığı ülkeler
(+) Logonun gecikmeli olarak güncellendiği ülkeler

06.02.2009

Başbakan Erdoğan Ne Dedi, Google Ne Anladı?

Recep Tayyip Erdoğan’ın Davos’ta Simon Peres’e söyledikleri, ya çevirmenin insiyatifinden ya da tecrübesizliğinden dolayı eksik çevrildi. Başbakanın sert sözleri, yer yer tam tersi anlaşılacak şekilde yansıtıldı. Mesela, “sesin yüksek çıkıyor” meydan okuyuşu “your voice sounds strong” yani “sesiniz güçlü çıkıyor” diye çevrildi.

Tesadüf, aynı vakitlerde Google Translate servisi Türkçe çeviri hizmeti vermeye başladı. Başbakanın İngilizce’ye eksik çevrilen konuşmasını Google Translate servisine verdim, geri Türkçe’ye çevirsin. Geri gelen metin durumu yeni boyutlara taşıyor:

Bay Peres, sen benden daha büyük. Ses çok yüksek olduğunu. Benim size yüksek sesle suçluluk duygusu olma mecburiyeti nedeniyle konuşma olduğunu biliyorum. Sesimi bu yüksek olmayacaktır. Öldürmekle hakkında, çok iyi öldürmek biliyorum. Iyi plajlar üzerinde nasıl öldürüldü çocuk farkındayım. Ülkeniz iki eski başbakan bana önemli sözler vardı. Kim ne zaman tank üzerine Filistin girilen söylüyorlar Sizin eski başbakanları, ben daha çok mutlu hissediyorum. Onların isimleri verebilirsiniz. Bazılarınız bu merak ediyorum. Ayrıca, ben o sizin kim bu zulüm beğenmek kınıyoruz. Çünkü kim, kim bu insanlar katledilen o çocuk öldürüldü bu katiller applauding, ben de başka bir suç insanlığa karşı taahhüt inanıyoruz. Bak, burada bir gerçeği göz ardı edemeyiz. İşte, ben notları bir çok aşağı jotted, ama hepsini cevaplamak için zaman yok.

18.11.2008

Google iPhone Sesli Arama Uygulaması Çıktı (Ya Türkçesi?)

Bugün Google iPhone sesli arama uygulamasını çıkardı. Uygulamayı kurduktan sonra hiç bir düğmeye dokunmadan telefonu kulağınıza götürüp mesela “boğaz köprüsü fotoğrafları” dediğinizde karşınıza boğaz köprüsünden fotoğraflar geliyor Google arama sonucu olarak. Arama işlemi konuşmayı tamamladığınızda otomatik olarak geçekleşiyor ve ekrana bakana kadar sonuçlar gelmiş oluyor (hızlı internet varsa). Ayrıca sesli arama GPS yer bulma sayesinde bulunduğunuz şehre özel yapılıyor, mesela sinema saatleri aradığınızda İzmir’de faklı İstanbul’da farklı ilgili sonuçlar karşınıza çıkıyor.


Google Mobile App’i buraya tıklayarak kurabilirsiniz.

Sesli arama aslında bir uygulama paketi olan Google Mobile App‘ın parçası. Telefonunuza yüklediğinizde içinde başka faydalı özellikleri göreceksiniz, mesela ekran klavyesi kullanırken aklıllı tamamlama, kısa yollar ve geçmiş aramaları gösterme, ve kullanıma göre arama tavsiyeleri yapabiliyor.

Türkçesi var mı?

Şu anda sadece İngilizce çalışıyor, hatta sadece Kuzey Amerika aksanını tanıyabiliyor. Bizzat denedim, sesli aradım “pictures of bosphorus” diye, köprü cami boğaz fotoğrafları çıktı. Türkiye’den de aramalarınızı İngilizce telaffuz edebilidiğiniz sürece sistem gayet iyi çalışacaktır.

Türkçe ses tanıma yazılımları da var bildiğimiz ancak, bunları geliştiren şirketlerden ne yaratıcı bir iş görebildik ne de bu şirketler sistemlerini açtılar soranlara (iki yıl kadar önce ısrarla sormuştum). Mesela bugün GVZ Ses Teknolojileri tarafından geliştirilen bir ses sentezleme yazılımı –ve sonra Koç tarafından satın alınan– pek çok telefonlu müşteri hizmetinde kullanılıyor Türkiye’de. Neden Türkçe tanıyan bir iPhone app yapılmasın hemen yarın?

Sesli arama nasıl çalışıyor?

Uygulama sorunuzu bir ses dosyası olarak kaydedip Google sunucusuna gönderiyor. Dosya Google ses işleme uygulaması tarafından çözülüyor, içindeki anahtar sözcükler aratılıyor, ve sonuçlar size geri yollanıyor.

Aslında Google 1-800-GOOG-411 telefon rehberi servisini bir süredir bedava işletiyordu. Bu servisi kullananlardan topladığı ses kayıtlarıyla ses işleme algoritmalarını iyileştiriyordu. Şimdi bu sistemin ilk ürününü çıkarmış oldu.

Böylece Google artık sadece yazdıklarınıza değil söylediklerinize de sahip olduğunu açıkça gösteriyor. Yani biz iPhone üzerinden ses araması yapıp gelen sonuçları doğruladıkça Google’ın ses işleme sistemi daha da gelişecek. Bizler bedava kullandığımız servis karşılığı sesimizi ve aklımızı (doğrulama ve konuşma) veriyor olucaz, ama bu verilerimizin bedelini kendimiz değil Google belirliyor olacak. Bu konuda daha fazla öğrenmek isterseniz bkz http://userlabor.org

Diğer telefonlarda sesli arama olacak mı?

Bu sorunun cevabını Google mobil ürünler sayfasında çok net görebilirsiniz, şu aşağıdaki sıralamaya bakmanız yeterli…

10.08.2008

Google App Engine Üzerinden YouTube'a Nasıl Erişilir?

Bu yazıda Google App Engine kullanarak Türkiye’den erişilebilen YouTube proxy uygulaması nasıl oluşturulur, onu öğreneceğiz. Bu, ucuz reklamlar ve ‘ninja hakaretlerinin’ yer almadığı, sıfır maliyetli ve Google engellenmediği sürece varlığını sürdürecek basit bir uygulama olacak. İki tane çalışan YouTube uygulamasını şuradan (evet Türkiye’den de) görebilirsiniz:

Yazıya “Meet the Sniper” videosu eşliğinde devam ediyoruz :). App Engine YouTube uygulamanın nasıl çalıştığını merak ediyorsanız, okumaya devam edin.

Google App Engine Nedir?

Bildiğiniz gibi Google bir süre önce çok şık bir hareket yaptı, ve muhteşem altyapısının bazı parçalarını Google App Engine adıyla paketleyerek kamuoyuna sundu.

Google App Engine, Google mimarisinden faydalanarak web uygulamaları geliştirmenizi ve yayınlamanızı sağlayan bir platform. Üstelik bedava.

Bu sayede mesela kullanıcı zaten Google üyesi ise, bu kişiye ait kullanıcı adı, email gibi bilgileri kullanabiliyorsunuz, hatta Google Query Language (GQL) ile de erişebildiğiniz bir veritabanınız, imaj işlemleri yapabilmenizi sağlayan Images API‘ınız ve üstüne mail falan da yollamanızı sağlayan Mail API cabası.

Google App Engine sayesinde Google’ın hem CPU gücünden, hem depolama gücünden, etinden sütünden herşeyinden faydalanabilirsiniz. Bu henüz ilk sürüm, ileride bunu bir çeşit iş modeli haline getireceklerine kuşku yok. Hatta Users API ile uğraşırken, Google’ın internetin “kullanıcı veritabanı” olması gerektiğine bile karar verdim. Kesinlikle kullanıcı işini bu adamlar halletmeli. Bırakalım e-mailleri falan Google toplasın.

Google App Engine, arkasında Guido Von Rossum gibi bir idolün de bulunduğu, ‘internetin framework’ü olabilecek potansiyelde, Google ile birlikte nefes alan bir platform :).

Daha detaylı bilgi ve dökümantasyon için, http://code.google.com/appengine/docs/ adresine gözatın.

Hangi programlama dilleri destekleniyor

App Engine servisi şimdilik sadece Python ile kodlayabiliyorsunuz, ama Ruby, PHP gibi dilleri de implemente etmeleri an meselesi. (Bunun gibi bir Ruby on Rails servisine de heroku.com adresinden ulaşabilirsiniz.)

Görülen o ki, bir takım limitler koymuşlar. Mesela boyutu 1mb den fazla olan HTTP responselar bloklanıyor, günlük 2GB trafik limitiniz ve toplam 500MB dosya depolama izniniz var. Yine de appengine küçük ve orta ölçekli işler için uygun. Hatta büyük ölçekli işlerde de yardımcı bir backend olabilir.

App Engine YouTube uygulamsına başlamadan önce

Bu yazı zaten ‘derdinizi anlatacak kadar’ Python bildiğinizi ve bir appengine uygulaması kurmuş ve çalıştırmış olduğunuzu varsayarak yazıldı. Eğer bu konularda hiç bir fikriniz yoksa, önce Google App Engine indirin. Sonra 10 adımda nasıl appengine uygulaması çalıştırılır öğrenin ve buraya dönün. Bu işlem yaklaşık 20 dakikanızı alacak.

Python’a bir kaç saat içinde güzel bir başlangıç yapmak isterseniz, bedava dağıtılan “A Byte of Python” kitabına göz atabilirsiniz.

Başlıyoruz…

Öncelikle uygulamanıza ait dosyaları koyacağınız klasörü oluşturun, benimkinin adı “itube” olacak.

Başlangıç için bu itube klasörü altında “app.yaml” adinda bir dosya oluşturuyorum, bu dosya içerisinde uygulamam ile ilgili bir takım önemli bilgileri ve URL Handler ları tanımlıyorum.

app.yaml

application: itube
version: 1
runtime: python
api_version: 1

handlers:
- url: /assets
  static_dir: assets
- url: /.*
  script: itube.py

application kismini kendi uygulamanızın ID si ile değiştirin. /assets klasörü altındaki dosyalar statik dosyalar, geri kalan herşey itube.py dosyasının kontrolünde olacak.

Bakalım itube.py ne yapıyor.

itube.py

from google.appengine.ext import webapp
from google.appengine.ext.webapp.util import run_wsgi_app
from google.appengine.api import urlfetch
from urlparse import urlparse
import re

class MainPage(webapp.RequestHandler):

    def get(self):

        self.response.headers['Content-Type'] = 'text/html'

        baseurl = "http://www.youtube.com"
        requrl = urlparse(self.request.url)
        url = baseurl + requrl.path + "?" + requrl.query

        result = urlfetch.fetch(url, allow_truncated=True)

        if result.status_code == 200:
            s = result.content

            # regex işlemlerini şimdilik sadece video izleme sayfasında yapıyoruz
            if requrl.path == '/watch':

                # Video dosyasının gerçek adresini bulabilmek için uygulanan işlem
                yt_video_id = re.search("\"video_id\": \"((.*))\", \"l\"", result.content).group(1)
                yt_t = re.search("\"t\": \"((.*))\", \"hl\"", result.content).group(1)
                # Bu bilgi "assets/base.js" dosyasında, flashVars olarak atanmak üzere JS olarak da tanımlanıyor
                # swfArgs tanımlanmazsa SWF Object hata veriyor
                s = re.sub("swfArgs(.*)", "swfArgs = {};\nvar ytVideoId = '"+yt_video_id+"';\nvar ytT = '"+yt_t+"';\n", s)

                # YouTube'un kendi playerına harici FLV dosyalarını oynattıramayacağımız için,
                # YouTube playerı yerine kendi playerımızı yüklüyoruz
                s = re.sub("swfUrl(.*)", "swfUrl = 'http://itube.appspot.com/assets/player.swf';", s)

                # Aynı işlemi JS dosyası için de yapıyoruz ki, bu dosya üzerinde rahatlıkla hareket edebilelim
                # YouTube çoğu işlemi Ajax numaralar ile yapıyor, login falan yapılabilmesi için Javascript'e ince ayar çekmek gerekecek
                s = re.sub("type=\"text/javascript\" src=\"(.*)\"></","type=\"text/javascript\" src=\"http://itube.appspot.com/assets/base.js\"></", s)

            # Sonucu göster
            self.response.out.write(s)
        else:
            print 'ofmg'

application = webapp.WSGIApplication([('/', MainPage), ('/.*', MainPage)], debug=True)

def main():
    run_wsgi_app(application)

if __name__ == "__main__":
    main()

Önemli detayları kod üzerinde yorumlarla yazdım, itube.py dosyası kısaca, kendisine gelen tüm GET requestlerini aynı şekilde YouTube’a sorgulatıp sonucu dönüyor. Bu sırada eğer video izleme sayfasındaysak, gelen sonuç biraz değişiyor.

Buraya kadar yaptığımız işlem sonucunda, text/html dosyaları appengine üzerinden nasıl proksifiye edeceğimizi gördük. Eğer uygulamayı appengine üzerinde çalıştırırsanız, videoları izleyemediğinizi göreceksiniz :( Bunun sebebi YouTube’un video playerının dosyaları youtube.com üzerinden açmaya çalışması. Elimizde bu flash playerın açık kodu olmadığı için gerekli kısımları değiştiremiyoruz. O halde yeni bir player yazmak durumundayız. İşimizi görecek kadar özelliği olan bir flex video player kodunu itube kaynak kodunda assets klasörü altında bulabilirsiniz (assets/player.mxml)

Flash Video Oynatıcı nasıl çalışıyor?

Bu dosyayı incelerseniz FLV dosyalarının başka bir proxy sitesinden çekildiğini göreceksiniz. Bu aşamada böyle bir proxy sitesi desteği almak gerekiyordu. Zira appengine’ın limitlerinden bahsetmiştik. Appengine üzerinden video/flv dosyalar da indirmek mümkün, ama bu dosyaları YouTube’dan request edecek methodun çalışma süresi 10 sn olarak kısıtlanmış, eğer 10 sn içinde dosyayı alamazsa hata veriyor. 10 sn içinde alsa bile response limit 1048kb. Yani 1Mb ın üstünde videoları bu şekilde indirmek mümkün değil. Belki bir takım yöntemleri var, ama uygulamanın da en azından biraz kalıcı olmasını istediğimden video dosyalarının yükünü bir proxye aktaracağım.

Proxy nasıl dağıtık çalışıyor?

Bunun için tek bir proxy sitesini hedef almak yerine, genel olarak kullanılan bir “Proxy sitesi oluşturma sistemi” ni kurban seçmek daha akıllıca olurdu. Bu günlerde Glype adında PHP ile yazılmış sevimli bir proxy sitesi yapma uygulamasıyla tanıştım. Glype ile oluşturulmuş hakkaten çok-çok fazla proxy sitesi var mı bilemiyorum, ama bunların bir listesi var.

player.mxml dosyasında görecekleriniz bunlardan ibaret. Bu dosya aynı zamanda SWF derlenmiş olarak kaynak kod içerisinde bulunabilir (assets/player.swf)

Yeni video oynatıcımızı derledikten sonra, sıra bunu doğru değerlerle sayfaya yerleştirmeye geldi. Bunun için YouTube’un base javascript dosyasında bazı değişiklikler yapmak gerekiyor. Bu dosyayı daha iyi kontrol edebilmek için, daha önce kaydettim ve kaynak kod da “assets/base.js” altında bulunabilir. Orjinal dosya ile tek farkı 1575. satırdan başlayan writeMoviePlayer() fonksiyonu. Bu fonksiyonu, video player ile uyumlu olsun ve FLV dosyasını bulabilmek için gerekli bilgileri sağlasın diye şu şekilde değiştirdim:

function writeMoviePlayer(player_div,force){
var fo = new SWFObject(swfUrl,”movie_player”,”480″,”385″,”7″,”#000000″);
fo.addParam(‘flashvars’,'ytVideoId=’+ytVideoId+’&ytT=’+ytT);
fo.addParam(“allowfullscreen”, “true”);
player_written=fo.write(player_div);
return fo;
}

Gördüğünüz gibi bu işlemi de yaparken, YouTube’un SWFObject‘ inden faydalanmış olduk.

Uygulamayı nasıl çalıştıracaksınız?

Tüm bu aşamaları atlattıysanız, uygulamanızı appengine’e yüklediğinizde YouTube izleyebileceksiniz.

Henüz oldukça eksiği var, mesela POST requestlerine hiç yanıt vermiyor, bu yüzden Login falan olunamıyor. Ama Users API ile de login olma olasılığı var gibi. Hatta sırf YouTube’a özel bir API çıkarırlar diye düşünüyorum. Ajax fonksiyonların adam akıllı çalışabilmesi bir takım düzenlemeler yapılması gerekiyor. Bazı videolarda HTML yapısı da değişiyor, ona bakmak gerek.

Bana sadece “videoları aratayım bulayım ve izleyeyim” yettiği için, bir süre bu kadarıyla yetineceğim.

App Engine YouTube uygulaması kaynak kodu

Geliştirmek isterseniz kaynak koda http://code.google.com/p/itube-appengine/ adresinden ulaşabilirsiniz.

Eğer böyle bir işe kalkışırsanız bu başlığa bir yorum sallayarak, beni de gelişmelerden, isteklerden haberdar ederseniz sevinirim.

http://sansursensin.com/watch?v=hkb3r9filcM

İyi seyirler :)

Konuyla ilgili önceden düğümküme’de yazılanları hatırlayalım:

14.03.2008

Türkiye'de Kitlesel İfade Özgürlüğü Engellemesi

youtube-engellenmistir.jpg

Bugün Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından Atatürk’e hakaret içeren videoların yer alması nedeniyle alınan karar doğrultusunda, youtube.com sitesine hem IP, hem de alan adı yönünden erişimi durdurdu.

Bu hareketle Türkiye’de yaşayan ve YouTube’da video yayınlayan yüzbinlerce kişinin ifade özgürlüğü hiç bir suçları olmadığı halde Türkiye Sulh Ceza Mahkemesi tarafından bir anda engellenmiştir. Sadece YouTube.com değil daha önce WordPress.com gibi yine Türkiye’den yüzbinlerce kişinin yazıp çizdiği blog servisi de kapatılmıştır. Dahası bu servislerde yorumlarla derdini düşüncelerini anlatanların da ifade hakları elinden alınmıştır.

Eskiden ifade özgürlüğü engellemesi dahilinde bir kitap yasaklanırdı toplatılırdı yazarı yargılanırdı, şimdi bu yeni nesil engellemeler milyonlarca kitap ayarında fikri ve bu fikirleri ifade eden yüzbinlerce kişiyi engelliyor, üstelik bir anda, üstelik tek tek herkesi yargılamadan, üstelik haberiniz bile yok, sabah kalkıyorsunuz artık “konuşmıyorsunuz”. Bu düpedüz kitlesel ifade özgürlüğü engellemesi. Son derece bilinçsizce verilmiş bu kararlar vatandaşa saygısızlıktan başka bir şey olamaz.

Türkiye’de yüzbinlerce kişinin ifade özgürlüğü nasıl bir anda engellenebiliyor?

5651 sayılı Internet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun bu kararların ana sebebi. 23 Mayıs 2007 tarihinde yürürlüğe giren bu kanun hakkında yazan avukat İlker Atamer şunları diyor:

5651 sayılı kanun, ‘toplu kullanım sağlayıcı’ kavramını, “kişilere belli bir yerde ve belli bir süre internet ortamı kullanım olanağı sağlayan gerçek ve tüzel kişiler” olarak tanımlamıştır. Kanundaki bu tanım eksik ve yanlış anlaşılmaya müsaittir. Zira tanımda yer alan “kişilere” sözcüğü ‘toplu’ ifadesini tam olarak karşılamadığı gibi, bu tanım herhangi bir toplu kullanım ölçütü veya toplu kullandırma amacı aramamakta ve bu nedenle başkalarına internet kullanımı sağlayan herkesi kapsamaktaymış izlenimi vermektedir.

“Toplu kullanım” ifadesinin problemli olduğunu belirterek devam ediyor:

‘Toplu kullanım’ ifadesi, topluca diğer bir deyişle birden fazla kişi tarafından bir arada veya aynı anda kullanımı ifade eder. Kanunda asıl ifade edilmek istenen budur ancak mevcut tanım eksik ve yanlış anlaşılmaya oldukça müsaittir.

Şöyle bir çözüm getiriyor:

…kanundaki bu tanıma ek olarak bir tanım yapmak gerekirse, toplu internet kullanım sağlayıcı kavramı için ‘kişilerin topluca yararlanmasını sağlamak amacıyla, birden fazla kişiye aynı anda ve genel amaçlarla internet ortamını kullanma imkânı sunan gerçek veya tüzel kişiler’ denilebilir.

Avukat İlker Atamer’in “Toplu İnternet Kullanım Sağlayıcıların Hukuki Yükümlülükleri ve Sorumlulukları” başlıklı bir yazı dizisi var. Kitlesel ifade özgürlüğü engellemesinden siz de rahatsız oluyorsanız mümkünse kendi blogunda bunu yazın, bu çalışmalara bağlantı verin, alıntılar yapın, sizin için önemli yerleri yazın, tekrar tekrar başkalarına anlatın, bu cahillikle beraber mücadele edelim.

Güncelleme 1:

Güncelleme 2:

Toplu İnternet Kullanım Sağlayıcıların Hukuki Yükümlülükleri ve Sorumlulukları – 1
Yazar: Av. İlker Atamer
http://turk.internet.com/haber/yazigoster.php3?yaziid=19998

2.Nesil İnternet Sitelerinin, 5651 Çerçevesinde Hukuki Statüsü – 1
Yazar: Av. İlker Atamer
http://turk.internet.com/haber/yazigoster.php3?yaziid=19982

5651 No’lu Online Yayıncılık Yasası Yazıları
Yazar: Fusun S.Nebil
http://turk.internet.com/dosya/0708/yazilar/

Av.Purut; 5651′e Göre Web 2.0 Siteler İçerik mi, Yer Sağlayıcı mı Belirsiz
Yazar: Fusun S.Nebil
http://turk.internet.com/haber/yazigoster.php3?yaziid=19795

İlgili Düğümküme Yazıları

01.03.2008

Google Uyarı Döngüsü

google_logo.jpg

İşlemsel sanatçı Jonah Brucker-CohenGoogle Alert Loop” adında kendi kendine yazan bir blog çıkardı. Bu proje Google’un bedava blog servisi “Blogger”ı ve uyarı servisi “Google Alerts”i kullanarak otomatik yayın yapan bir blog. Goolge Alerts’ten belli konulara göre email adresine gönderilen içeriği otomatik olarak blogda yayınlıyor.

Brucker-Cohen fikrin uyarılara göre kendi kendine yayını sürdüren bir blog yapmak olduğunu söylüyor. Proje “Google Alerts” ve benzeri türde otomatik sistemlerin kullanırlığını ve nasıl Internet üzerinde görüşleri polorize ettiğini sorguluyor.

Acaba başka bloglarda bu blogu haber yaparak (bu yazıda olduğu gibi) bu döngüye katılabilir mi? Projenin logosu nefis!

Son dakika: Siteye şu anda ulaşılamıyor. Google kapatmış olmalı! Kapatılmadan önceki ekran görüntüsü aşağıdaki gibiydi:

Son dakika:: Blog geri geldi.

google-alert-loop.jpg

25.12.2007

Google'a Açık Kaynaklı Rakip: Hadoop

toz.jpg

Arama motoru pazarında başarılı olmak öncelikle teknolojik altyapının dağıtımlı çalışmasından geçiyor. Yani bütün arama, depolama, ve indeksleme gibi işleri birden fazla bilgisayara dağıtarak yapmak. Hatta böyle bir altyapısı olduğu için Google’dan aslında bir dağıtımlı bilgisayar şirketi diye bahsedilir. Yani herkes internetten bilgileri toplayıp depolayabilir ama bunu yüksek performansta yapmak yükü bir bilgisayar tarlasına dağıtabilmekten geçiyor. Bilgisayarlar arasındaki bu iş bölümünü Google kendi geliştirdiği MapReduce denilen bir yazılım platformu ile yapıyor. Ancak MapReduce ile aynı işi yapan ve açık kaynaklı olan bir yazılım platformu daha var: Hadoop.

Hadoop’un Google’un MapReduce’undan en büyük farkı tabii ki açık kaynaklı olması (Hadoop nasıl çalışıyor). Dolayısıyla Hadoop kullanarak isteyen herkes Google kadar hızlı çalışabilen bir arama motoru yapabilir, tabii bir miktar bütçeyle bir bilgisayar tarlası kurabiliyorsanız. Burada durup bir kere daha düşünün. Hadoop açık kaynaklı olduğundan Google’a bir değil binlerce rakip çıkabilir.

architecture.gif
MapReduce işlemleri küçük parçalara bölüyor ve farklı bilgisayarlara dağıtıyor, sonra işlenenleri toplayıp sonucu veriyor.

Hadoop giderek bir endüstri standardı olmaya başlıyor. Mesela Facebook Hadoop kullanarak kullanıcı davranışlarının analizini yapıyor (50 milyon kişi ve ilişkileri) ve sosyal reklamların etkisini ölçüyor. Geçtiğimiz aylarda New York Times bilgi işlem ekibi Hadoop kullanarak 150 yıllık arşivindeki 11 milyon makaleyi dijitalleştirdi ve aranabilir hale getirdi. Normalde aylar sürebilecek bilgi işleme bir kaç günde bitirildi. Amazon ile Hadoop kullanarak EC2 (dağııtmlı işlemci) ve S3 (dağıtımlı depolama) servislerinden faydalanabilirsiniz.

Hadoop projesini başlatan Doug Cutting aynı zamanda Yahoo ArGe bölümünde çalışmaya başladı, haliyle Yahoo içinde arama dahil bir çok başka bilgi işleme sisteminin performansını geliştiriyor. Daha fazla geliştiricinin katılmasıyla Hadoop giderek daha da iyileşiyor ve tabii üniversitelerde de yayılmaya başlıyor. Hadoop kullanabilmek / programlayabilmek önemli bir beceri haline geliyor. Sonuçta Hadoop kullanabilen yeni mezunlar piyasaya çıktıkça sadece Google gibi şirketler değil daha fazla kişi veya şirket yüksek performanslı iş yapabilecek.

Bir zamanlar dağıtımlı bilgisayar sistemlerine bilgisayar tarlası denilmekteydi, bugünlerde ise bilgisayar bulutu (“cloud computing“) diyoruz. Çok daha dinamik bir dünyanın tasviri bu. Nasıl bugün herkesin kişisel bilgisayarı varsa yakında hepimiz günlük hayatımızdaki bilgileri düzenleyebilmek için bilgisayar bulutu kullanıyor olabiliriz. Aslında yaptığımız her Google aramasında kullanıyoruz bile.

İlgili Bağlantılar:

02.11.2007

OpenSocial Hayat İşletim Sistemi Çıktı

opensocial.jpg

Dün gece yarısı yeni hayat işletim sistemi OpenSocial piyasaya çıktı. OpenSocial farklı sosyal ağ servisleri üzerinde çalışan uygulamalar geliştirebileceğiniz bir sistem—bir programlama arayüzü. Google başlattığı bu sistemde yanına pek çok sosyal ağ servisi ve halihazırda sosyal ağ servisleri için uygulama geliştiren şirketi aldı. Sosyal ağ servisleri / platfromlar: Orkut, LinkedIn, Ning, Hi5, Plaxo, Friendster, Salesforce.com, Oracle, Viadeo, XING, Bebo, Plaxo, ListApart, ve MySpace. Hali hazırda Facebook için geliştirdikleri sosyal ağ uygulamalarıyla tanınan yeni şirketler: iLike, Flixster, RockYou, ve Slide. Özellikle MySpace’in son anda katılmasıyla 200 milyondan fazla kullanıcıya erişecek bir koalisyon, bir sosyal ağlar federasyonu oluşturulmuş oldu. Burada bir durun. Sadece 200 milyon ayrı kullanıcı değil, birbirine türlü şekillerde bağlı 200 milyon insan. Bir uygulama geliştir 200 milyon insana sosyal ilişkiler üzeriden dağıt. Hemen tüm dikkatlar halihazırda böyle bir sosyal platform işleten Facebook‘a ve onun tek başına oluşturduğu 50 milyonluk kapasitesine çevrildi.

Facebook OpenSocial koalisyonuna katılmaya zorlanacak mı?

Facebook önümüzdeki salı (6 Kasım) SocialAds sosyal reklam platformunu anons edicek. Daha geçenlerde Microsoft Facebook’dan bir miktar (1.6%) hisse alarak ve Facebook’un değerini $15 milyar olarak belirleyerek bu altın değerindeki reklam ağına erişmeyi garantiledi. Bütün bu gelişmeler Facebook’un bir miktar daha, en az bir hafta, sessiz kalacağını gösteriyor. Salı günü hep beraber görücez.

OpenSocial nasıl çalışıyor?

OpenSocial üç bölümden oluşuyor. Bu fonksiyonlar kişisel bilgilerinizin sosyal ağlar ağında ve üçüncü şahısların ürettiği uygulamalar arasında dolaşmasını sağlıyor.

  • Profil bilgisi (kullanıcı verileri) => Kendim
  • Arkadaşlar Bilgisi (sosyal ağ) => İlişkilerim
  • Etkinlikler (ağda olan bitenler) => Hayatım

Sadece HTML ve Javascript ile bu fonksiyonları kullanabiliyorsunuz. Yani Facebook FBML gibi yeni bir markup dil öğrenmenize gerek yok. Tabii ki bu fonksiyonların hepsi AJAXla bezenmiş. Yani mesela bir MySpace sayfasına koyduğunuz uygulamanız sayfayı tekrar yükelemeden kendi sunucunuzdan veri alıp vermenizi sağlıyor. Hatta bu uygulamlar Flash da içerebilir.

OpenSocial ne anlama geliyor?

  • Servis sağlayıcılar veritabanlarını diğer servis sağlayıcılara açıyorlar. Karşılığında 200 milyondan fazla kullanıcıya erişmiş oluyorlar ve çok daha fazla uygulama alıyorlar ve içerikleri artmış oluyor. Haliyle sonuçta daha fazla reklam geliri elde ediyorlar.
  • Geliştiriciler bir defa geliştiriyorlar her sosyal ağda dağıtıyorlar. Servis sağlayıcılara içerik sağlıyorlar. Karşılığında reklam geliri alıyorlar (servis sağlayıcının politikasına bağlı olarak).
  • Kullanıcılar tekrar tekrar arkadaşlarını eklemektense sosyal ağlarını başka platformlara “zahmetsizce” aktarıyorlar. Sosyal ilişkilerini ve yaşamlarında olup bitenleri servis sağlayıcılara ve üçüncü parti uygulama geliştiren şirketlere açıyorlar. Karşılığında arkadaşlarıyla sürekli bağlı kalmış oluyorlar ve “daha iyi servisler” almış oluyorlar.

Yani servis sağlayıcılar benim bilgilerime SAHİP değil mi artık?

Bunun cevabı bir sonraki yazıda… Buraya kadar ne düşünüyorsunuz bu yazıya yorum olarak katılın. Teşekkürler.

25.09.2007

İnternet Yasağı Nasıl Aşılır?

Çabuk yoldan bilgisayarımı, ağımı sansürden kurtarmak istiyorum ne yapmalıyım? Bağlı olduğunuz servis sağlayıcının DNS sunucularını değil, başka sunucuları kullanabilirsiniz. (Ağ ayarlarından ‘Otomatik DNS sunucusu adresi al’ seçeneğini elle değiştirin. Bu ayarı router veya kablosuz ağ cihazınızın içerisinden değiştirebilecek beceriniz varsa eşi dostu da serbest bırakmış olursunuz)

Pardus DNS
Birincil (Primary)      : 193.140.100.210
İkincil    (Secondary) : 193.140.100.215

Comodo DNS
Birincil (Primary)      : 156.154.70.22
İkincil    (Secondary) : 156.154.71.22

Google Public DNS
Birincil (Primary)      : 8.8.8.8
İkincil    (Secondary) : 8.8.4.4

OpenDNS
Birincil (Primary)      : 208.67.222.222
İkincil    (Secondary) : 208.67.220.220

PC’ler için (Sağ alt köşede kıpraşan ağ belirtecine sağ tuş sonra özellikler)

Apple Mac bilgisayarlar için (System Preferences / Network / Airport (?) / Advanced / DNS)

Bu ve benzeri çözümleri hepimiz kullanıyoruz, lakin bu hizmeti babamızın hayrına vermediklerini de bilelim. Google 24 saatlik bir zaman dilimi içerisinde IP adreslerimizi ve ağa nereden bağlandığımız bilgilerini kaydediyor. 24 saat sonra IP adresi bilgilerini siliyor, diğer gezinti bilgilerini muhtemelen daha sonra işlemek ve gerektiğinde kullanmak üzere rafa kaldırıyor. OpenDNS de gizlilik bildirgesinde iki iş günü içerisinde IP adresi kayıtlarını sildiklerini belirtmiş, gerisini fazla kurcalama diyor.

Hiç yoktan iyidir güzel yurdumun engellenmeye çalışılan insanları. Yukarıda anlatılanlar en kolay yöntemdir, elbette daha başka metodlar da var. Bu yazı yayınlandıktan sonra yorum yazmak suretiyle yapılan katkılar şahane birikim oluşturmuştu, aşağıya göz atmayı da ihmal etmeyin.

Hazır güncelleme yapmışken (Mayıs 2010) eski bilgileri sildim.

Hepimize özgür gezintiler!


Düğümküme’de konu ile ilgili yazılmış yazılar:

Biri Bu Adamı Durdursun, Etkin Çiftçi
http://www.dugumkume.org/biri-bu-adami-durdursun

Youtube’a Türkiye’den erişim, Türk Mahkemesi Tarafından Engellendi!, Dara Kılıçoğlu
http://www.dugumkume.org/youtube-turk-mahkemesi-tarafindan-engellendi

Mahkeme Kararıyla Internet Sitesi Kapattırma Formu, Burak Arıkan
http://www.dugumkume.org/mahkeme-karariyla-internet-sitesi-kapattirma-formu

İfade Özgürlüğü Yazılımları, Ali Miharbi
http://www.dugumkume.org/ifade-ozgurlugu-yazilimlari