Burak Arikan 25.02.2009

Bilinmeyen Bilinmeyenler (video)

Avrupa bakış açısına göre ZOR çok bilinmeyenli bir denklemken, Amerikan bakış açısına göre ZOR kendini çağıran (“recursive”) bir denklemdir. Diğer bir deyişle kendine referans veren ama kendini bilmeyen, dolayısıyla arka arkaya derinleşerek kendini çağırdıkça katmanlı referans kaybı yaşayan. Algoritmik bakış açısına göre önce-derin arama (“depth-first search“) ile önce-geniş arama (“breadth-first search“) arasındaki farka benzetebiliriz –doğrudan çeviri değil ama dolaylı bir yaklaşımla.

12 Şubat 2002′de Amerikan Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in yaptığı bir açıklama, veya “okuduğu bir şiir“, bu durumu benim için daha iyi açıklıyor. 9/11 terör saldırıları sonrası ne yapacağını bilemeyen bu zavallı kafası karışmış asker işte böyle okuyor şiirini. “Olmamış şeyler bana her zaman ilginç gelir” diye başlar Rumsfeld:

“Bilinen bilinenler vardır. Bunlar bildiğimizi bildiğimiz şeyler. Bir de bilinen bilinmeyenler vardır. Bunlar şu anda bilmediğimizi bildiğimiz şeyler. Ancak bir de bilinmeyen bilinmeyenler vardır. Bunlar bilmediğimizi bilmediğimiz şeylerdir.”

Videonun sonunda yapılan montajda ise eski bir asker şunu diyor:

“Burası bir propoganda platformu değildir, bu platform doğruların platformudur.”

Engin Erdogan 17.12.2008

Cep Telefonlarında Beş Yıl Önce Beş Yıl Sonra – 2

Cep telefonlarının geçtiğimiz beş yılda nasıl bir evrim geçirdiğini bu yazının bir önceki bölümünde özetlemiştim. Kısaca hatırlarsak, mobil-cep telefonu pazarında kurumsal cihazların farklılaşması ve bireysel cihazların yükselişi gibi iki dönemi geride bıraktık. Kurumsal cihazların farklılaşması döneminde Blackberry ve Palm gibi cihazlar iş dünyasına yönelik form (klavye) ve arka plan sistemler geliştirdiler. Bireysel cihazların yükselişi döneminin baş aktörü iPhone oldu ve hem form hem de uygulama alanında büyük adımlar attı.

Yeni dönemdeki ilk hareketlenmelere baktığımızda, yeni nesil cihazlarda bireysel-kurumsal ayrımının iyice bulanıklaşacağını görüyoruz. Tam ekran dokunmatik cihazlar, birçok üreticinin takip ettiği bir standart haline geliyor. Kullanım beklentileri de bu yönde evrim geçiriyor.

Tam ekran cihazlara kullanılabilirlik açısından bakalım. Önemli bir gelişim, dokunmatik teknolojisinin iyice yaygınlaşması ve kişisel araçların bir parçası haline gelmeye başlaması. Kısa bir süre önce cep telefonlarında pek kullanışlı olmayan dokunmatik etkileşim, ekran boyutu ve çözünürlüğü ortalamalarının yükselmesi ile daha cazip oldu. Daha da önemlisi, kapasitif dokunmatik ekranların iPhone ile mobil cihazlara uyarlanması ile stylus denilen ara-kalemlere gerek kalmadı. Kapasitif dokunmatik ekran, kullanılabilirlik açısından son derece avantajlı bir teknoloji, çünkü parmak ile kullanıma en çabuk tepki veren altyapıya sahip diyebiliriz. Bu konuda daha detaylı bilgi için Burak Arıkan’ın bir sene kadar önce yazdığı iPhone’daki Çoklu Dokunmatik Ekranın Sırları adlı yazıyı okumanızı öneririm.

Kapasitif dokunmatik ekran

Kapasitif dokunmatik ekran nasıl çalışır?

Diğer bir kullanılabilirlik unsuru da dokunsal geribesleme (haptic feedback). Mesela, klavye kullandığımızda tuşların fiziksel olarak yer değiştirmesi ve çıkarttıkları tıkır tıkır sesler dokunsal geribesleme ögeleri. Dokunmatik cihazlar bu konuda eskiden beri dezavantajlı, çünkü fiziksel olarak geribesleme vermeleri çok zor. Fakat son zamanlarda ortaya çıkan dokunmatik cihazlar görsel, işitsel ve titreşim gibi unsurlarla bu sorunun üstesinden geliyor. Örnek olarak yeni MacBook Pro bilgisayarlarındaki touchpad’i (bunun Türkçesi var mı?), Samsung Instinct ve Blackberry Storm cihazlarının arayüzlerini işaret edebiliriz.

Son kullanılabilirlik unsuru da dokunmatik teknolojinin cihazları çok daha taşınabilir yapması. Klavyeli telefonlar dokunmatiklere göre nispeten şişman ve dolayısıyla taşınabilirlik konusunda daha dezavantajlı.

Kısacası, kullanım açısından beklentiler bireysel-kurumsal ayrımı olmadan evrim geçiriyor ve geçmişte farklı yollar izlemiş olan bu kullanıcı profili, birbirine yakınlaşıyor. Yeni dönemin en önemli iki hareketlenmesi bireysel ve kurumsal cihazların birbirine çok yaklaştığı iki durum olan HTC Android T1 ve Blackberry Storm.

Android, Google desteği ve açık kaynak geliştirici topluluğunun heyecanı ile çok hızlı evrim geçiren bir sistem. Telefon üreticileri için çok da çekici çünkü lisans ücreti yok ve sistem bedavaya sürekli gelişiyor. Servis sağlayıcıları için iPhone’un tabanını kaydırabilecek bir ölçeğe ulaşma potansiyeli var. Üstelik klavyeli-dokunmatik çok çeşitli formları destekliyor. Şu anda resmi olarak Exchange desteği vermeyen Android’ın bu açığı da muhtemelen kısa sürede kapanacaktır.

Blackberry Storm, fiziksel klavyesi bir simge haline gelen RIM şirketinin bireysel cihaz pazarında pay kapmaya çalıştığının ilk göstergelerinden biri. Blackberry, iPhone’a kaybettiği ve kaybedeceği kullanıcıları Blackberry Storm ile geri almaya çalışıyor. Fakat iş sadece cihazla bitmiyor. iPhone, Apple’in yıllardır oluşturduğu yüksek estetik üzerine bir kültür yaratmış durumda ve bu kültürün çekiciliği, Blackberry’nin ana teması olan verimlilikten çok farklı.

HTC T1 ve Blackberry Storm, iPhone ile yarışamayabilir. Fakat önemli olmalarının sebebi, geçtiğimiz 5 yılda oluşan bireysel-kurumsal ayrımını ortadan kaldırmaya çok yaklaşmaları. Teknik olarak nispeten daha kolay olan bu yaklaşım, algısal olarak daha zaman alacakmış gibi görünüyor. İş cihazı geliştirmekle, daha iyi ekran, klavye vs. eklemekle bitmiyor. Mobil cihaz üreticilerinin markalarını yeniden konumlandırmaları, hem bireysel hem kurumsal ihtiyaçları karşılayacak stratejiler ve marka kimlikleri geliştirmeleri gerekecek.

Son olarak, mobil cihazların geleceği ile bazı sorular ortaya atalım:

- Mobil cihazların ekranları nasıl bir yön izleyecek? Daha büyük görüntü için nasıl teknolojiler uyarlanacak? Örneğin: projeksiyon, katlanabilir ekran vs.

- Telefondan mobil bilgisayara doğru gerçekleşen evrimde mobil cihazlar sosyal hayatı nasıl etkileyecek? Arama, mesajlaşma gibi uygulamalar yerlerini hangi ana uygulamalara bırakacak?

- Cep telefonu kullanım açısından bir uzvumuz haline mi geliyor? Yakın gelecekte bu uzvu cebimizde taşımaya devam mı edeceğiz?

İlgili Düğümküme yazıları:

Burak Arikan 06.06.2007

Vodafone Türkiye telekom pazarına nasıl bir vizyonla girdi?

“İster Amsterdam ister Amasya her yer aynı para” gibi reklamlarla Türkiye pazarına girdi Vodafone. Avrupa Birliği’ne girememişlik sürecinde toplumsal hafızaya kazınan artıkları kullanmaya kalktı belki Vodafone Reklamcısı. Belki de sadece en basit tüketici yemine, yani ucuzluğa yüklendi bu reklamlarla. Ama görünen o ki yeni bir şey getirmedi ortama, yeni bir teknoloji getirmiş olsa bile ne bunu bilen tadan oldu ne de bundan haber verildi.

Oysa daha 2004 yılında İngiltere’de yaptığı online lansmanda Vodafone Gelecek Vizyonunu gösteren nefis multimedya senaryolar sunmuştu dünyaya. Bu senaryolar her zaman her yerde ağlı bağlı hayat vaadediyordu. Ekranlı bileziklerden elektronik kağıtlara, wifi kolyelerden sanal reklam panolarına kadar bir çok yeniliği anlatıyordu.

Aradan 2 yıl geçti Vodafone Türkiye’de ve sadece ucuzluktan bahsediyor, dünyanın her yerini aynı fiyattan arayın gibi naif planları öne sürüyor. Bu Vodafone Gelecek Vizyonu sunumunda görülen teknolojiyi Türkiye’de gerçekleştirmesini, bunu yapamıyorsa Türkiye’de bunları yapabilecek tasarımcılara ve teknolojicilere bütçe vermesini bekliyoruz.

vodafone-future-0.jpg
Vodafone Gelecek Vizyonu’nu sunan “asil” Viktoryan kadın.

vodafone-future-1.jpg
Ekranlı bilezik. Dokumnatik ekranda seçim arayüzü: A mi B mi?

vodafone-future-3.jpg
Her renkden gençler şehirde elektronik kağıda bakıyorlar, haritayadan arkadaşlarıyla konuşacaklar. Wifi kolye elektronik kağıdı Google haritaya ve Twitter’a bağlıyor mesela.

vodafone-future-4.jpg
Richard Twitter’dan yazıyor: “Hey ben flaanca bardayim, hadi gelin müzik çok güzel.”

vodafone-future-2.jpg
Nancy kamera telefonuyla derginin içinden “belirmek süretiyle” sizi partiye çağırıyor: “Hadi bak Richard da geliyor çok eğlenicez.”