11.08.2009

Gelişmiş Görüntülü Garanti Teknolojisi

dezenformasyon

Kısa, olumsuz bir eleştiri ve düzeltme yapmak istiyorum.

Garanti bankasının websitesinden: “3G (burada görünmeyen bir virgül var) Gelişmiş Görüntülü Garanti Teknolojisi demek” diyor ve devam ediyor: “Siz de hemen wap.garanti.com.tr’yi ziyaret edin, bankacılıkta 3G farkını hissedin…”

Çoğumuzun da bildiği gibi 3G, “Gelişmiş Görüntülü Garanti Teknolojisi demek” değil. 3G, International Mobile Telecommunications-2000 (IMT-2000), daha geniş çevrelerde ise 3rd Generation (3. Jenerasyon) olarak bilinen telekomunikasyon standartlarının isminin kısaltmasıdır.

Garanti’nin burada yaptığı kara propogandadır, dezenformasyondur. Promosyon yapmak adına halkı yanlış bilgilendiren Garanti Bankası’nı bu işinden ötürü kınıyorum.

30.07.2009

Kaordik


bofa_heritagecardheritagecardnew_visa

Hem kaotik hem düzenli. Hem serbest pazar hem planlama teşkilatı, hem dağıtık hem hiyerarşik, hem sezgisel hem mantıklı, hem akışkan hem katı, hem tüme varan hem tümden gelen, hem zamana yayılmış hem uzama, hem organik hem planlı, hem doğrudan hem dolaylı, altı üstü her yanında iki karşı uç arasında bir negatif geri besleme.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

28.02.2009

Türkiye'de Ekonomi Blogları

Türkiye’de ekonomi üzerine yazan çizen bağımsız bloglar. Bir zamanlar toparladığım ama yayınlamadığım küçük bir liste. Siz de bildiğiniz blogları yorumlara ekleyin.

29.09.2008

700 Milyar Dolarlık Kefalet Reddedildi: Serbest Pazar Yapayalnız

Amerikan Devleti’nin batmaya yüz tutmuş Wall Street finans şirketlerini kurtarmak için planladığı 700 milyar dolarlık kefalet reddedildi. 700 milyar dolar neredeyse Türkiye’nin Gayri Safi Milli Hasılası‘na denk geliyor. Bu paranın senatoda reddedilmesi ile beraber New York Times kapaktan borsanın dibe vuruşunu gösterdi. Şu anda büyük bankalardan ayakta durabilenler duramayanları satın alıyor ya da devlet el koyuyor. Dow Jones bir gün içerisinde tarihin en hızlı düşüşünü yaşadı. Google Finance servisi çakıldı.

Bugün yaşadığımız bu olay dünya tarihinde çok önemli bir yere oturacak. Ekonomi uzmanı değiliz ama normal bir insanın anlayabileceği hem kısa dönem hem uzun dönem sonuçları var bu olayın. Birincisi yarın dünyanın geri kalanında Asya, Türkiye, Avrupa borsaları açıldığında büyük düşüşler görücez, büyük çakılmaları engellemek için borsalar kapatılabilir, işlemler dondurulabilir. Hala Türkiye’nin merkezden-kitleye gazeteleri “Amerika’da mali kriz” diye haber yapıyor, halbuki Tükiye’de bankalar (bkz dün Fortis’e el konulması) ve tabii ki sizin bu bankalardaki hesaplarınız doğrudan etkileniyor bu olaylardan. Hesabınızdan para çekebiliyor musunuz bir deneyin.

İkincisi serbest pazar ekonomisinin can çekiştiği sırada devlet yardım etmeyerek serbest pazar düzenini kendi kendine çırpınmaya bıraktı. Bu parayı vermemesiyle devlet’e güven arttı sebest pazara ise güven düştü diyebiliriz. Devlet vatandaşa ait olan parayı finans dünyasının balon şişiren dev yatırımcılarına vermeyerek güven verdi vatandaşa. Sonuç olarak önümüzdeki yıllarda dünyada büyük devlet (“big brother”) modeli ağır basabilir.

İlgili yazılar

06.09.2008

Post-modern Özelleştirme: Akbil Kalkıyor Kredi Kartı Geliyor

Akbil kalkıyormuş İstanbul toplu taşıma sisteminden. Yerine ne geliyor? Kredi kartı. Otobüse metroya artık kredi kartı ile binilecek! Toplu taşıma parasını kredi kartı faturasından ödiycez. Belediye, yani devlet, verdiği toplu taşıma hizmeti karşılığı vatandaştan para almıyor, kredi kartını veren özel banka topluyor paraları. Sonra banka bir komisyon keserek belediyenin hesabına geçiriyor.

Kim bu banka? Bu bir ortaklık: Vakıfbank ve Yapı Kredi Bankası. Bu ortaklığın ürünü olan Vakıfbank World adında bir kredi kartı kullanılacak Akbil yerine. Kim bu bankaların sahipleri? Vakıfbank çok ortaklı bir kurum, varlığının çoğu devletin yönettiği vakıflar fonundan oluşuyor. Yapı Kredi %80 Koç Finans’a ait. İsminden şaşırma olmasın, Koç Finans tamamen Koç Holding’e ait değil, sadece %50si. Diğer %50si Avrupa’lı finans devi UniCredit‘e ait. Yani %100 devlete ait Akbil’in yerine geçecek kredi kartı sisteminin bir kısım yüzdesi Yapı Kredi üzerinden UniCredit’e gidecek.

Post-modern özelleştirme

Modern özelleştirme basitçe bir devlet kurumunun bir özel şirkete satılmasıdır. Türkiye’de mesela petrol şirketleri bankalar böyle özelleştirilmiştir. Akbil’den kredi kartına geçiş devlet kurumlarının büyük bir satın alma yaşamadan özel şirketlerle derin organik ilişkiler kurmasıdır. Buna post-modern özelleştirme, veya Derin Devlet 2.0 diyebiliriz.

Borç vatandaşın kamçısıdır

“Borç yiğidin kamçısıdır” demek aldığın borçları ödediğin sürece varlığın kabul edilir demektir. Ödeyemiyorsan bir şey olmuyor, borcun şişiyor, şiştikçe arada bir haber veriliyor öde diye, ama öyle yoğun bir baskı yok, şişmeye devam ediyor, bir noktada tam balon patlamak üzereyken haciz geliyor, malların yoktan borca sayılıyor, geri kalanları da hapiste yatarak ödüyorsun. Borçlandığın kurum değil, o kurumun bağlı olduğu devletler üstü küresel finans sistemi seni suçlu ilan ediyor, adeta yargısız infaz ediliyorsun. Boynun bükük, borcunu ödememişsin, basit bir denklem, %100 suçlusun. Kendini savunamıyorsun. Borç alırken önüne koyulan yüz küsür sayfalık anlaşmayı okumamıştım diyemezsin. Zorla borç verildim diyemezsin. Belediye otobüslerimize kredi kartıyla binme zorunluluğu getirdi diyemezin. Sessizce artan komisyon oranlarının farkında değildim diyemezsin. Kredi kullanmaya başladığın andan itibaren, yani bu yeni kredi kartlı toplu taşıma sistemine göre otobüse bindiğin andan itibaren borçlusun.

Yukarıdaki diyagram dünyadaki tüm kredi borçlarının (kişisel ve kurumsal) nasıl giderek arttığını (1925-2005) ve son yıllarda geçmişe göre hiç görülmemiş bir artışta olduğunu gösteriyor. Tarihin en büyük borç balonu bu, patlar mı, ne zaman patlar bilemiyoruz, ama bu durum devletler üstü küresel finans sisteminin tarihte hiç olmadığı kadar anormal bir hal aldığını gösteriyor… belki de bundan kurtulmanın bir yolu daha da borçlanmak tüm vatandaşları da borçlandırmak ki balonun esas üfleyicileri rahatlasın.

Borçsuzlarla mücadele örgütü

Borcun yoksa zaten bu finans sistemine dahil değilsin. Ama bu devirde kredi kartı kullanmamak mümkün mü? Amerika’da mesela normal bir vatandaşın posta kutusuna sık sık “mükemmel şartlarda” “büyük fırsatlı” yeni kredi kartı formu gelir. Normalde kitap satın aldığımız şirketler veya günlük alışveriş yaptığımız marketler aynı zamanda kredi kartı da verir. Onlarınkini kullanırsan daha büyük avantajlar elde edersin…

Visa MasterCard gibi dev kredi kartı şirketleri tüketicilere mümkün olan her yerden kredi kartı vermeye çalışırlar çünkü bu kartlar sizi bu şirketlere borçlandırır ve bağımlı hale getirir. Bir iki şirket değil yerel veya küresel yüzlerce şirketler örgütü üzerinden bize ulaşmaya çalışırlar. Dolayısıyla toplu taşımada Akbil’den kredi kartına geçiş Visa Master Card gibi şirketlerin Türkiye vatandaşlarını kendilerine borçlu kılacak büyük bir adımdır.

İlgili Düğümküme yazıları

11.06.2008

Reklam Federasyonu Nasıl Kurulur?

Bir blog, fanzin, dergi, veya bir web servisiniz var ve verdiğiniz emek karşılığında gelir elde etmek istiyorsunuz. Google AdSense, Yahoo gibi dev reklam ağlarından sitenize reklam koyuyorsunuz. Ama bakıyorsunuz bu geniş reklam ağlarından size iki kuruş gelir geliyor. Çünkü bu dev ağlar sizin gibi küçük ve orta ölçekli “işletme”lerden elde ettiği reklam gelirlerinden kendilerine yüksek paylar kesiyorlar. Arada Google olmasaydı mesela reklamlarınızdan muhtemelen iki katı daha fazla gelir elde edebilirdiniz.

Ama sitenize başka nasıl reklam alacaksınız? Diğer bir yol Türkiye’deki reklam broker firmalarla çalışmak. Bunlarda da aynı Google gibi reklamverenlerden topladıkları reklamları uygun olan çeşitli sitelerde yayına veriyorlar. Anlaşmanızdan sonra size verdikleri kod parçasını sitenizde reklam alanlarına yerleştiriyorsunuz ve sonra bu alanları brokerlar işletiyor. Google’dan farkı o kadar büyük olmadıkları için daha uygun şartlarda reklam gelirinizden komisyon alıyorlar. Ne kadar komisyon? Hafif Uyku bu yazıya yaptığı yorumda bir markanın reklamı hazır olduktan sonra yayınlanacağı siteye gelene kadar bütçesi nasıl dağılıyor özetliyor:

Marka kreatif ajansına gidiyor (%30 komisyon), kreatif ajans planlama ajansına gidiyor (%30), planlama ajansı medya ajansına gidiyor (%30), medya ajansı 60-70 sitenin reklam alanlarını pazarlıyor. onların da küçücük gelirler için bloglarla uğraşmak istemediklerini bir kaç yıllık tecrübemiz ile hissediyorum.

Eğer sitenizin trafiği yüksek değilse pazarlık payınız az. Reklam brokerları (mesela Logaritma, AdNet, ReklamZ, Euro Message, MedyaNet, Medyaguru) veya doğrudan reklamverenler ile reklam anlaşması yaparken yüksek trafiğiniz olması komisyonlarda daha iyi pazarlık yapmanızı sağlayacaktır. Yani eğer

  1. kendi trafiğiniz henüz yüksek değilse,
  2. reklam brokerları ile daha iyi pazarlık yapabilmek için

çevrenizdeki ilgili sitelerle birlik olup bir reklam federasyonu oluşturabilirsiniz.

Reklam Federasyonları

Komşu bloglar birlik olup bir sistemden tüm sitelerinize ortak reklam alabilirsiniz. Böyle bir ağ oluşturduğunuzda elinizde daha fazla trafik ve konu çeşidi olacak. Böylece brokerlar ile masaya oturduğunuzda daha düşük komisyonlar verebileceksiniz ve bazı reklamverenlerden doğrudan komisyonsuz reklam alabileceksiniz. Yani gösterdiğiniz reklamlardan daha çok gelir cebinize kalabilecek.

Reklam federasyonlarına dünyada iyi örneklerden bir tanesi The Deck. The Deck sadece yaratıcı alanlar, web, ve tasarım kültürü ile ilgili yaklaşık 30 bağımsız sitenin yeraldığı bir reklam federasyonu. Yayıncılar sadece özel davetle ağa dahil ediliyor ve sadece ağdakilerin kendi kullandıkları ürünlerin reklamlarını kabul ediyorlar. Buna bir diğer örnek de teknoloji blogcularından oluşan Federated Media.

Türkiye’de Reklam Federasyonları

Türkiye’de reklam federasyonuna iki iyi örnek var: Nokta AŞ ve Pilli Network. Tabii bunlar birer şirket ama işleyişleri reklam federasyonu gibi. Nokta AŞ işlettiği çeşitli sitelere tek bir sistemden, Virgül‘den reklam alıyor. Pilli Sosyomat ve 10 adet blogdan oluşan yayın ağına yeni başlattığı Pilli İlan servisinden ilan almaya başladı. Her iki sistemde de reklamveren tek bir arayüzden ilanını, göstermek istediği yerleri, süresini / sayısını, ve bütçeyi ayarlıyor, sonra ödemeyi yapıp, ilanların performansını izliyebiliyor. Ayrıca Nokta AŞ hali hazırda yayın ağına katılmak isteyenlere açık. Pilli İlan sisteminde de ilerde böyle bir gelişme görebiliriz.

Nokta AŞ’nin pek çok sitesinde ve Pilli’nin tüm sitelerinde içerikler kullanıcıların katkısıyla oluşturuluyor, yani şu web 2.0 denilen servisler. Nokta AŞ reklam gelirinin tümünü muhtemelen kendine alırken Pilli İlan gelirlerinin %70′i bloglarda yazıp çizenlere katkıları oranında dağıtılıyor. Her ay ne kadar gelir dağıtıldığını Torpilli blogunda açık olarak paylaşıyorlar. Pilli gelir dağıtımlı sistemiyle Türkiye’de ve muhtemelen dünyada ilk örneklerden biri. Pilli’nin kurucuları Hasan Yalçınkaya ve Cem Başpınar hem dünyadaki ender örneklerinden bu karmaşık sistemi ayakta tutuyorlar hem de geliştirmeye devam ediyorlar. Pilli’nin bu gelir dağılımlı sisteminin ileride pek çok girişimciye örnek olacağını düşünüyorum.

Peki hemen şimdi kendi reklam federasyonunuzu oluşturmak için ne yapabilirsiniz?

Reklam Federasyonu Kurmak için Araçlar

Öncelikle bir reklam yönetim yazılımı kurmanız gerekli. Bu yazılımda:

  • ayrı ayrı müşteri ve yayıncı hesapları olmalı,
  • detaylı bir ilan oluşturma arayüzü içermeli,
  • ilanları yayınlayacağınız siteleri, sürelerini, ve tiplerini (gösterim, tıklama vs.) seçebilmelisiniz,
  • yayıncı sitelere yerleştirilecek Javascript kod yaratılabilmeli,
  • ilanların istatistiklerini takip edebilmelisiniz,
  • ve tabii ki bir ödeme sistemi olmalı veya bir ödeme sistemine bağlanabilmeli.

Bunları içeren faydalı bir kaç reklam yönetim yazılımı şöyle:

OpenX. Aynı WordPress blog kurar gibi kendi sunucunuzda kurabiliyorsunuz. Yine WordPress gibi PHP ile yazılmış OpenX açık kaynaklı, bu sebeple hem bedava hem de geniş bir programcı kitlesi tarafından geliştirilmeye devam ediyor.

WordPress OIO Eklentisi. Bu eklenti bir reklam yönetim sistemi. Sadece WordPress blogundaki reklamları değil istediğiniz başka sitelerdeki reklamları da yönetebiliyorsunuz. Bu demosundan nasıl çalışıyor deneyebilirsiniz.

Üçüncü partiler için Google AdSense ile Google reklam yazılımını kendi reklamlarınızı kendiniz yöenetmek için de kullanabileceksiniz. Burdan kendi kendine reklam yönetmeyi Google’un bir pazar olarak gördüğünü çıkarabiliriz.

AdRoll barındırmalı bir reklam federasyonu çözümü gibi duruyor. Reklamları yine siz kendiniz bulup kendiniz yönetiyorsunuz, ancak barındırdığı için ve başka pek çok servis için komisyon alıyor. Tavsiye edebileceğim bir servis değil.

Ayrıca geçtiğimiz haftalarda blog servisi Six Apart kendi reklam servisini başlattı. WordPress’den de benzer bir reklam servisi girişimi bekleniyor.

Yaptığını bir web işinde reklamdan gelir elde ediyorsanız kendi reklam servisinize sahip olmanız çok büyük değer yaratıyor. Bu konuda New York’lu ünlü yatırımcı Fred Wilson şöyle bir yorum yapıyor:

Neden Facebook $15 milyar ediyor da WordPress $200 milyon ediyor [iki sistemin de milyonlarca kullanıcısı var]? Çünkü Facebook kendi reklam sistemini kendi kontrol ediyor WordPress etmiyor.

Web’de reklamdan çok ekmek yiyen var, bunun en önemlisi örneği Google. AdSense Google şirketinin yaşamını sürdürmesini sağlayan en önemli ürün. Siz de çevrenizde ilgili alakalı arkadaşlarınız veya anlaşabilceğiniz “web komşularınız”la reklam federasyonları oluşturarak harcadığınız emeğe daha fazla parasal karşılık alabilirsiniz.

İlgili iki bağlantı:
Web reklamları tipleri nedir?
Reklama hazır WordPress temaları

25.01.2008

Cepler Sonuna Kadar Açık

mypocket-graph.png

Burak Arıkan’ın Turbulence tarafından desteklenen, finans ağları, kendi günlük yaşamı ve bilgisayar ağlarını buluşturduğu yeni projesi MYPOCKET yayımlandı. MYPOCKET, finansal kayıtların bir yandan bizim için mahrem bilgiler olmasını, diğer yandan da çeşitli kuruluşlarca pazarlama verisi toplamak amacıyla veya finansal anlamda güvenilirliğimizin analiz edilmesi için kullanılmasını birer çıkış noktası olarak almış. Burak, son iki yıldır elektronik olarak kayıtlara geçen ne kadar finansal bilgi varsa bunları toplayan, arşivleyen ve gelecekteki harcamaları analiz eden, başka bir deyişle ağda yaşayan ve geleceği öngören bir yazılım geliştirmiş. Bu analizler bir yandan gelecekteki harcamalar hakkında tahminler yürütürken, diğer yandan da bu analizlerin değerlendirilmesi yoluyla sanatçının yaşamına etki ederek gelecekteki harcama alışkanlıklarında da değişiklikler yaratabiliyor, böylelikle iki yönlü bir etkileşim sunuyor.

interfaces.jpg

MYPOCKET, günümüzün tekno-kültürel ortamından esinlenerek, kendisini 3 değişik arayüz üzerinden gösteriyor:

  1. Banka İşlemleri RSS beslemesi: Internet’te en yaygın kullanılan RSS haber yayımlama formatı binlerce kaynaktan sürekli akan bir bilgi seline bağlanmamızı sağlar. MYPOCKET Burak’ın günlük alışverişlerine RSS okuyucunuzdan tıpkı haberleri takip ettiğiniz gibi takip edebilmenize imkan veriyor. Böylece erişilebilirliği arttırarak açıklığın altını çiziyor.
  2. Banka İşlemleri Ağı: Bir sonraki alışverişleri tahmin etmek için iki yıllık alışverişlerin birbirleriyle olan ilişkisine bakılıyor. Ortak alışveriş kategorileri, ortak haftanın günü ve aynı haftası gibi noktalardan kurulan ilişkiler zaman içinde gelişiyor. Banka İşlemleri Ağı ile bu dinamik ilişkilerin tümüne bir anda, yani henüz işlenmemiş bir mantık örgüsüne bakıyoruz.
  3. Tahmin Edilmiş Nesneler: Kasıtlı bir analiz sonucunda gelecekte olacağı tahmin edilen bir olayın gerçekleştikten sonraki fiziksel kanıtları. Yaşamın yan ürünleri. MYPOCKET projesinde Burak banka kartıyla yaptığı alışverişlerin fişlerini saklıyor, ve tahmin edilenleri “tahmin edilmiştir” diye işaretliyor. Bu fişler hem yapılan alışverişin bilgilerini içerdiği için hem de varlıkları önceden bilinmiş oldukları için birer eşsiz nesne oluyor.

Burada ilginç bulduğum noktalardan biri, daha önce pek çok sanatçının kullanmış olduğu gözetlenme olgusunun özel bir alanına, finansal verilere bakması. Özellikle 11 Eylül’den sonra Batı’da artan güvenlik önlemlerinin özgürlükleri kısıtlamasına dikkat çeken birçok sanatçı bunu vurgulamak için çeşitli yöntemler kullanmışlardı. Bunlardan en can alıcısı Hasan Elahi‘nin FBI’a vermesi gereken raporu canlı bir GPS verisi izleme projesi haline getirmesi idi. Bu projede ise takip edilme ne üstten gelen bir otoritenin güvenliği artırma amacıyla ne de bunu yayarak eğlence haline getirmekle ilgili. Burada söz konusu olan, bankalar tarafından zaten sürekli olarak takip edilen harcamalarımız. İlk bakışta sadece birer veri akışından ibaret, amacı ne yeryüzündeki koordinatlarımızı vermek ne de nasıl bir insan olduğumuzu belirlemek. Ancak bu veriler yeterince toplandığı ve istisnasız olarak her harcama bir veri akışıyla Internet’ten yayımlandığı zaman bunun aslında mahrem bir bilgi olduğunu ve bankalarda toplanma amacının çok ötesinde kullanılabileceğini daha iyi görebiliyoruz.

mypocket-graph-2.jpg

Banka işlemlerinin birbirleriyle kurdukları ilişkilerin görsellemesi. İki işlem arasında bağlantı oluşması için ya aynı kategoride olmaları, ya haftanın aynı gününde gerçekleşmiş olmaları, ya da ayın aynı haftasında gerçekleşmiş olmaları gerekiyor. Çizgi kalınlıkları bağlantının iki ucundaki harcamaların toplamını gösteriyor.

Diğer bir can alıcı nokta da, bu verilerle yapılan tahminler ve sanatçı-yazılım arasındaki iki yönlü adaptasyon. Popüler kültürde de BBG gibi TV programlarında gözetlenmenin insanlar üzerindeki yapaylaştırıcı etkisini, hayatı izlenen televizyondan izlenen kişinin gerçek hayatı ile rol oynama eyleminin iç içe girdiğini görmüştük. Burada, içinde rol oynanan kontrollü bir ortamdan söz edemesek de ve yayımlanan veri yaşamın sadece kısıtlı bir alanına dahil olsa da, bu aslında yaşamın kolaylıkla sayısallaştırabilir bir kesiti üzerinde yoğunlaşmamızı ve etkilerini daha ayrıntılı bir şekilde görmemizi sağlıyor. TV sinyalleri yerine Internet üzerinden banka ve kredi kartı işlemlerini RSS akışları bize bilgileri anında ulaştırırken, Internet’in etkileşimli yapısına da uygun olarak bu akışın tek yönlü olmadığının bilinci ile geleceğe dair tahminler de veriyor, bugün Amazon benzeri birçok alışveriş sitesinde bize yapılan “Daha önce şu ürünü almışsınız, o halde bu ürünü de beğenebilirsiniz” tarzında tavsiyeler veya kredi kartı şirketlerinin yaptıkları puanlandırmalar gibi… Bu tahminlerin, insan davranışının karmaşası nedeniyle ne kadarının sonucu etkilemeden nesnel olarak dışarıdan yapıldığı; ne kadarının, parçacık fiziğinde ölçüm eyleminin ölçülen ile aynı ölçekte gerçekleşmesi nedeniyle ölçüm sonucunu etkilemesine benzer şekilde, sanatçının finansal kaderini önceden çizdiği meçhul. Burak, belki de işin bu yönüne vurgu yapmak, halkayı tamamlamak için doğru tahmin edilen harcamaların fişlerini işaretleyerek tüm bu fiziksel-ağlı-işlemsel performansın yanında, henüz oluşmamış olan nesnelerin adeta anılarını önceden oluşturup, sonradan gerçekleştikleri takdirde onları da birer hazıryapım nesne (veya tahmin edilmiş nesne) olarak işin içine katıyor. Böylece gelecek sadece tahmin edilmiş değil, aynı zamanda da maddeleştirilmiş oluyor; bu da insanların alışveriş alışkanlıklarının izlenmesi yoluyla yapılan tahminlerin doğrudan ekonomik değeri olduğu bu zamanları gayet iyi yansıtıyor.

Proje adresi: http://transition.turbulence.org/Works/mypocket

11.12.2007

Balonda Yaşamak: Kredi, Borç, ve Kriz

mute-26-kapak.jpg

Mute internet sonrası kültür ve politika ortamına odaklanmış bir yayın. 1994 yılından beri düzenli olarak online toplaradıkları içeriği yine düzenli olarak dergi veya kitap olarak basıyorlar. Mute’un yeni basılı sayısının başlığı “Balonda Yaşamak: Kredi, Borç, ve Kriz“. Borçla ayakta duran bir neslin –küresel boyutta– patlama işaretleri verdiği ve bunun sosyal etkileri konu ediliyor. IMF’den aldığı borçlarla ayakta duran Türkiye ekonomisini yaşayan bizler için hem çok duyulmuş hem de çok kulak ardı edilmiş bir konu. Biliyorsunuz ki bugünkü devirde öğrenci, esnaf, mafya, devlet kim olursanız olun ancak aldığınız borçları ödeyebildiğiniz sürece varlığınız kabul edilir.

Bu sayıya katkıda bulunan yazarlar ve sanatçılar dünyadaki finans akışı ve bunun ayakta tuttuğu düzen arasındaki bağları inceliyorlar. Hazinedeki altın miktarına dayalı ekonomi modellerini bırakalı çok oldu, bu halde elinizde tuttuğunuz para nasıl değerli olabiliyor? Bu değer sadece sizle aynı yerde bulunan fabrikalardaki ve tarlalardaki üretime mi bağlı yoksa Venezuella’daki bir kriz sizi etkiliyor mu? Bunun ne kadar farkındasınız, yoksa sadece aa dolar düştü borsa yükseldi diye mi bakıyorsunuz. Özetle küresel bir finans krizi bizim krizimiz mi?

Mute Dergisi online ve basılı dağıtılıyor, burdan üye olabilirsiniz.

13.10.2007

Avrupa Merkez Bankası İkonu

oma-ecb-icon

oma-ecb-icon2

Avrupa Merkez Bankası yeni binası için 2003 yılında açtığı yarışmada, mimarlardan Avrupa Birliğini ve para birimi Euro’yu temsil edecek bir yapı önermelerini istedi.

Rem Koolhaas ve şirketi OMA bu yukarıda gördüğünüz yapıyı önerdi. Öneride şöyle yazdılar:

Avrupa Merkez Bankası geleneği olmayan bir bankadır. Tarihi olmayan bir para biriminin bankasıdır. Euro devlet tarafından garanti altına alınmamış tek para birimidir. Avrupanın kendisi gibi, Avrupa Merkez Bankası da modern varsayılır, çünkü yaptıklarında emsalsizdir.

OMA’nın bu yeni bina için önerisi bir finansal grafiğin doğrudan çevirisiydi. Bu biçimle OMA herhangi bir ideolojiye referans vermek istemiyordu belki, ancak bu biçim istatistiğin ideolojisine çok keskin bir referans.

* Bu yazı Meta-Markets Journal‘dan alınmıştır.

27.09.2007

Meta-Markets Üzerine

meta-markets-dugumkume

Meta-Markets arayüzünde Del.icio.us Düğümküme bağının hissesi. Bu bağı ilk İlteriş kaydetmiş ve sonra Meta-Markets'ta 200 hissesini (20%) halka arz etmiş. Bu kağıt şu anda yukarıda resimleri görülen 10 hissedar arasında paylaşılıyor.

Geçen gün Burak Arıkan ile, yeni deneysel çalışması Meta-Markets üzerine küçük bir söyleşi yaptık. Meta-Markets, Internet’te kolektif olarak oluşturulan değerlerin pazarlandığı ve incelendiği bir çeşit ekonomik simülasyon olarak görülebilir. del.icio.us, Facebook, flickr, FeedBurner gibi sosyal web sitelerinde, kullanıcılar, bu sitelerde harcadıkları manevi emek sayesinde onlara belirli bir değer katıyorlar; sürekli kullanıcı iseler bu bir değer akışına dönüşüyor. Meta-Markets’ta bu değer, belli kriterlerle ölçülüyor ve kullanıcılar arasında oluşturulan bir borsa sistemi ile, bu sitelerdeki manevi emeklerin hisse senedi olarak alınıp satıldığı, para birimi OPENSTUDIO kullanıcılarının yakından tanıdığı burak (β) olan spekülatif bir pazar oluşturuluyor.

Bu yazının geri kalanını okuyun »