14.08.2009

3 FriendFeed Bir Toyotasa, 120 Toyotosa Bir Facebook Ediyor

friendfeed-toyotasa-facebookToyotasa 130 milyon dolar ediyor Sabancı Holding Toyotasa hisselerinin %65 ini 85 milyon dolara sattığında. Bu bir araba satıcısı…  arbalar, dağıtım ağı, pazarlamacılar, yan sanayii, reklamlar, halka ilişkiler, marka konumlandırmaları…

FriendFeed 50 milyon dolara satıldı Facebook’a önceki gün. Bu bir bağlantı paylaşım ve tartışma sitesi, bir RSS kafe… üç beş düğme, arkadaşlar, karşılıklı yorumlar, RSS kaynakları, çeşitli Javascript’tler, ve bunları barındıran sunuculardan oluşuyor.

Facebook 15 Milyar dolar etti bir kısım hisseleri Microsoft tarafından alındıktan sonra iki yıl önce. Bu bir sosyal ağ servisi… arkadaş profilleri, çeşitli düğmeler, haber paylaşım, fotoğraf etiketleme vb. sosyal etkileşim araçlarından oluşuyor.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

11.08.2009

Facebook FriendFeed Alışverişi Hakkında

liberalentelektuel-icmihrak

İç Mihrak: Alık Kraker (Afiş) - Üniversite Hocalarınızın Oda Kapılarına Asılacak

Ailenizin sosyal ağı Facebook RSS kafe FriendFeed’i çok milyon dolara satın aldı. Bu konuda yazılanları okudum. Üşenmeyip kendi bloguna Türkçe haber / yorum yazan iki kişiye birer yorum yazdım, bunları yazarken bir de karşıma bu içmihrak afişi çıktı, bana bunları karıştırıp Düğümküme’ye yapıştırmak kaldı:

M.Serdar Kuzuloğlu yazıyor: “Facebook FriendFeed’i satın aldı“. Altına yazdığım yorum:

“[FriendFeed] Küçük olsun, benim olsun hissiyatıyla sahipleniliyordu. Ancak küçük kalanların boğulduğu web sularında ömrü fazla olmayacaktı.”

Bu satırı okuyanlar sanki bu küçük balık hikayesi doğruymuş zannedecekler, bu konuda yazarken daha dikkatli olunmasını öneririm. Craigslist kullanmayan var mı aranızda? WordPress? Bunlar küçük, deneysel, yenilikci balıklardı, uzun vaadede ortanca veya büyümüş balık olarak yaşamlarını sürdürüyorlar. Buradan bağlanıyoruz, tek çıkış yolunun satış olmadığı, borsada halka açılmak olduğuna. Nitekim halka açılmak veya satış sadece zorunlu çıkışlardır, eğer yatırımcı alınmışsa önem arz eder. Yönetim kurulunda yatırımcı bastırır… Cragislist hiç bir zaman satılmadan halka açılmadan kalabilir ve hala aynı derece faydalı olabilir.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

01.05.2008

Bugün Facebook için ne yaptın?

Bugün, 1 Mayıs İşçi Bayramı vesilesiyle yeni projemizi yayına verdik. Projenin adı User Labor, yani Kullanıcı Emeği. Başlık ne alaka peki?

Yeni nesil web 2.0 internet servisleri (mesela Facebook, Flickr vs) kullanıcının oluşturduğu içerik (user-generated content) vasıtası ile reklam geliri elde ediyor. Bunun karşılığında kullanıcıya servis veriyor. Yalnız şöyle bir durum var. Bazı kullanıcılar diğerlerine göre daha fazla trafik üretiyor, dolayısıyla Facebook’a Flickr’a daha fazla kazandırıyor (reklamı ne kadar çok görürsen tıklanma şansı o kadar yüksek). Bu şekilde daha fazla değer yaratan kullanıcı daha iyi servis alıyor mu? Ya da bu emeğinin karşılığını alıyor mu? Çoğu zaman cevap hayır.

ULML-logo

Yeni projemiz User Labor, bu probleme odaklanıyor. Kullanıcı emeği karşılığında ne alıyor sorusunu cevaplamak için öncelikle kullanıcının emeğini nasıl ölçebiliriz diye düşünmek lazım. Bu noktada User Labor Markup Language (ULML) devreye giriyor. ULML, bir XML alt spesifikasyonu, yani RSS gibi bir şey. Kullanıcının bir servise ne kadar emek verdiğini ve ne kadar trafik yarattığını kalem kalem hem bilgisayarların hem de insanların okuyabileceği bir şekilde özetliyor. Mesela, Facebook için, kaç arkadaşın var, bağlantıda olduğun gruplar sıkı gruplar mı, kaç foto yükledin, kaç kişi profilini ziyaret etti vs gibi değerler bir ULML dökümanı içinde yer alıyor.

Özetle, ULML dökümanlarının hedefi, ‘ben bu kadar iş yaptım, burada yazıyor, karşılığını isterim‘ dedirtebilmek. Yani, ben bugün Facebook için ne yaptım? Facebook benim için ne yaptı?

Daha fazla bilgiyi User Labor sitesinde bulabilirsiniz.

Ayrıca şu bağlarda da değişik perspektifleri okuyabilirsiniz:

04.03.2008

Şu Anda Burada Değilsin: "Yeni Nesil Turizm Acentası"

turist-yerinden-etme.jpg

Yeni Nesil Turizm Acentası YOU ARE NOT HERE (.org) bir şehri başka bir şehrin sokakları üzerinden gezdirme servisi veriyor. Mesela Bağdat’tı İstanbul sokakları üzerinden gezindiğinizi düşünün. Acentanın size sağladığı çift taraflı haritayı ışığa tuttuğunuzda İstanbul ve Bağdat sokaklarını üst üste görebiliyorsunuz. Harita üzerinde belirtilen tursitik noktalara vardığınızda duvarda bir yapıştırma görüyorsunuz, üzerindeki telefon numarasını çevirip verilien yer kodunu giriyorsunuz ve telefonda bir turist rehberi size bulunduğunuz noktaya diğer şehirde karşılık gelen noktayı anlatıyor. Mesela Beyoğlu’nda bir köşedesiniz, telefon açtınız, haritaya göre bu köşeye Bağdat’ta karşılık gelen Saddam’ın heykelinin yıkıldığı meydan hakkında rehberlik alıyorsunuz.

bagdad.jpg
taksim.jpg

YOU ARE NOT HERE Mushon Zer-Aviv (İsrail), Dan Phiffer (ABD), Kati London (ABD), Laila El-Haddad (Filistin) tarafından gerçekleştirildi. Mushon’dan bugün öğrendiğime göre şu anda İstanbul’dalar, AkSanat’da yarın (5 Mart Çarşamba) açılacak Başak Şenova‘nın kuratörlüğünü yaptığı KAYITSIZ sergisine katılıyorlar.

YOU ARE NOT HERE projesinin sloganı “Yerinden Edici Turizm Acentası” yani yerel insanları yabancı şehirlerin meta-turistlerine dönüştüyor. Ancak bu projede ilk aklıma takılan şey iki farklı şehrin haritasını nasıl eşleştiriyorlar? Yani referans aldıkları nokta nedir? Beyoğlu’ndaki köşe nasıl Saddam’ın heykelinin yıkıldığı meydana denk geliyor da Bağdat üniversitesinin giriş kapısına denk gelmiyor? Burada kurulan eşleştirme mantığı her neyse tabii ki sanatçının bizi düşündürmek istediği noktadır. Bu nokta biraz daha projenin içinde anlaşılabilir olabilir. Daha önce dijital olarak farklı şehirlerin eşleşmesini görmüştük ancak bu proje psikocoğrafya alanında sağladığı etkileşim ve konumlandırmalarıyla bence farklı bir yerde duruyor. Faklı şehirler arasındaki benzer ve farklı mekanları politik çehresi açısından ele alıyor.

YOU ARE NOT HERE ekibi sonraki gün (6 Mart Perşembe 18:30) AkSanat’da bir konuşma yapacaklar. Konuşmada askeri işgal ve buna direnişin ekseninde mekanın arabulucu yorumunu tartışacaklar.

İlgili bağlantılar

08.01.2008

Facebook'da CIA Parmağı

cia-facebook-logo.jpg

Türkiye’de CIA’in en bilinen yüzü derin devlet kontrgerillası (bkz kontrgerilla var mı?) ve askeri darbeler sonunda hücrelerde CIA’in öğretisiyle yapılmış işkenceli sorgulamalardır. CIA’in Türkiye’deki parmağı belki hiçbir zaman su yüzüne çıkmayacak ama gizli saklı yapılanların etkileri her zaman “sosyal” hayatımızı etkiliyor olacak.

CIA geçtiğimiz ay CIA Facebook grubu açtı. Bu gruptan CIA’de kariyer yapmak siteyenlere bilgi veriliyor ve iş başvurusu yapabiliyorsunuz. Bu grup Facebook-CIA ilişkisi üzerine yapılan komplo teorilerini optimize mi etmeye çalışıyor bunu bilemeyiz. Ancak bilinen bir gerçek var, Facebook kullanım şartlarına bakarsanız şunu göreceksiniz:

“Başka şirketler sizin kişisel bilgilerinize ulaşamaz ancak kişisel bilgileriniz avukatlarla ve devletle paylaşılabilir”.

Bir yerde CIA parmağı varsa ilk olarak bu Amerika için stratejik düzenlemelerin yapıldığı anlamına gelir. İkincisi düzenleme yapılan yerlerde Türkiye’nin son 40 yıllık tarihinden de bildiğiniz gibi ortalık dipten derinden karışır. Arkadaşlarınız orda diye Facebook altyapısı en güvenli yer olarak algılanıyor olabilir, ancak bu gelişmelere göre Facebook hayatınızı bir kez daha gözden geçirin.

EK: Facebook CIA Videosu

10.12.2007

Le Web Konferansı Başlıyor

leweb.jpg

Avrupa web endüstrisi 11-12 Aralık’da Paris’de Le Web Konferansı için toplanıyor.

Avrupa mı?

Le Web programı bu yıl Digg’den Facebook’a, TechCrunch gibi endüstri bloglarından sosyal yazılım gurularına bütün Silikon Vadisi peygamberlerini içeriyor. Konferans bir Avrupa toplantısından çok hakim Amerikan şirketlerinin Avrupa çıkarması gibi duruyor.

Konferans görselleri durumu iyi anlatıyor. Diyor ki: ey internet yolcusu, dünyanın hakimi olmak istiyorsan bu konferansa gelip dünyaya uzaydan bakman lazım.

07.11.2007

Facebook Sosyal Ağlı Reklam Sistemi Çıktı

facebook1.gif

Dün gece yarısı yeni Facebook Reklam sistemi kullanıma açıldı. Artık sosyal ağlar üzerinden reklam yapmak mümkün. Önceki gün reklam vereceklere yapılan açıklamada üç yeni reklam ürünü çıkardığını açıkladı Facebook:

  1. Social Ads: Kullanıcıların yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, politik görüşü, ülke, şehir, ilgi alanları gibi profil bilgilerine göre reklam gösteriyor.
  2. Beacon: Reklamverenlerin hazırlayıp kendi sitelerinden sundukları araçları (promosyon widgetları) Facebook kullanıcıları beğenilerine göre profil sayfalarından yayınlıyor. Yani tuttukları markaları profil sayafaları üzerinden arkadaş ağına dağıtıyorlar.
  3. Insights: Reklam verenler hangi tür kullanıcıların reklamlarına eriştiğini gösteriyor.

beacon-ads.png
Facebook aktivite görüntüsü (kaynak Techcrunch). Bu kullanıcı onu severim bunu tutarım diye bu Facebook Beacon’u nasıl kullandığını görüyorsunuz. Bu bilgiler anında tüm arkadaş ağına virüs gibi yayılıyor.

facebook-apps.png

Artık “rastegele” banner reklam gösterme veya Google AdSense sistemiyle anahtar kelimelere göre reklam gösterme dönemi sosyal ağlı reklamlar karşısında yavaş yavaş gücünü yitirmeye başlıyacak. OpenSocial sosyal ağlar arası ağ sistemini bir hafta önce açıklayan Google bu yeni reklam sisteminin yaratacağı şok etkisini ve kendi reklam sistemi AdSense’in reklamveren kitlesinden kapacağı payı farketmiş, önlemeyi amaçlıyordu. Ancak uzun vaadede tıpkı yıllar önce Google’un Alta Vista arama motorunun reklamveren payından kaptığı ve Facebook Google’un reklam payından büyük parçalar kapacak. Google bugün dünyanın neredeyse en büyük şirketi olma yolunda (bir GOOG hissesi 700 doları geçti). Öyle hızlı bir ekonomi yaşıyoruz ki, Facebook gibi bir sistem böyle bir devi bir kaç yılı içinde tehdit eder hale gelebiliyor.

Kim ne düşünüyor?

  • Servis sağlayıcı (Facebook) mutlu, çünkü her birim reklamdan çok daha fazla para alacak. Reklamverenler sürüsü çoştukça gelir katlanarak artacak.
  • Reklamveren mutlu, çünkü en büyük hayali gerçekleşti. İnsanlara kişisel bilgilerine göre reklam gösterebilecek. “Hedefe yönelik” bu reklamlar çok daha başarılı olacak, markalar çok daha derinden kafamıza kazılacak, marka yöneticileri sonsuz orgazmlar yaşayacak.
  • Reklamcı düşünüyor. Bu sosyal hayatımızın farkında ortamda nasıl daha yaratıcı reklam yapabilirim? Öyle reklamlar tasarlıyım ki arkadaş ilişkilerini en üst düzeyde kullansın, üstelik çaktırmadan.
  • Tüketici (kullanıcı) mutlu, çünkü en sevdiği markaları akadaşlarına sadece vitrin gezerken değil Facebook’da da gösterebilecek. Üstelik tüm arkadaşlarına aynı anda! Artık gezinirken gördüğü reklamlar alakasız değil tamamen kendi isteklerine, arzularına, aklından ve hatta bilinçaltından geçen ideallere göre gösterilecek. Daha iyi, daha “doğal” ne olabilirdi!

Tabii bu yaşadığımız devirde reklamveren de reklamcı da marka yöneticisi de tüketici de kullanıcı da hepsi aynı kişi olabiliyor. Ne güzel. Ancak herkes servis sağlayıcı olamıyor…

Türkiye’de ne olacak?

Facebook Atatürk Karşıtları Grubu veya Türklüğü Aşağılayanlar Grubu duyulacak ve Facebook Türkiye’ye kapatılacak. Türkiye’deki kullanıcılardan milyarlarca dolar kazanan Facebook mektup yazıp bu grupların kapattırıldığını ve erişimin “derhal” açılmasını rica edicek.

Güncelleme 1: Facebook kullanıcıları isyanda! Sosyal reklam sistemi çıkalı daha 24 saat olmadi, mahremiyet istiyoruz diyor herkes!

Güncelleme 2: Facebook reklam arama özelliği çıktı.

Güncelleme 3: Şirketiniz, ürününüz veya mesela müzik grubunuz için profil sayfası yaratabilirsiniz. Bu sayfa virüssel olarak dağıtılacak. Sistem şu anda bedava ancak yakında bir fiyatlandırma gelecektir.

25.09.2007

Facebook Sosyetesi

Sosyal sınıflar genelde zenginliğe göre ayrılır. Burjuva ile işçi farklı ortamlarda takılır. Aralarındaki fark ceplerindeki parada, paranın aldığı gömlekte, gömleğin girdiği kulüpte, kulübün kapısındaki kadınlardan ve arabalardan anlaşılır. Dağa kaçmış göle düşmüş diye tekerleme gibi gidiyor ama en azından burjuvazi kelimesinin icat edildiği toplumlarda böyleymiş hayat. Bu sosyal sınıf farklılıkları kendilerini en çok kamusal alanda gösterirmiş. Tabi her toplumun modernleşmesi kendine. Türkiye’de en kamusal alan İstiklal caddesi hem diskodan fırlamışları hem müslüman burjuvaları bir arada barındırır. Aradaki farkı paranın satın alabileceklerinden anlamak mümkün olmayabilir.

Pek çok defa duyduk Türkiye’de İngilizce bilmeyenler ikinci sınıf vatandaş diye. Sınıf ayrımında para değil bilgi ana etken belki de. Internet kullanmayanlar? Google’da arama yapmayanlar? RSS okumayanlar? Blog yazmayanlar? Facebook’a girmemişler?

Kimileri için Facebook bir “teknoloji”, kimileri için hiç bitmeyen bir muhabbet. Arkadaşlarım her zaman orda, yazıyorum, çiziyorum, fotoğraflarda işaretliyorum, kafasına koyun atıyorum, ısırıyorum, içki ısmarlıyorum, duvarına yazıyorum, arkadaşlarına bakıyorum, ekliyorum, çıkartıyorum, virüs gibi dolanıyorum, ordan girip burdan çıkıyorum. Cafede oturuyoruz sanki gelen geçen masaya oturuyor kalkıyor bir muhabbet bazen sanki boğaza nazır bazen kalbur üstü tatlılar söylentiler ekler etekler açıyorum Şamdan dergisi karışıtıyorum sayfaları lüzumlü şeyler 352 arkadaşlı Elif 99 arkadaşlı Hakan ile Laylay’dan çıkarken çeviriyorum Dara’nın 328 arkadaşından 24 tanesi bir partide çeviriyorum Ceren (504) ile Boran (621) hem Darfur’a hem küresel ısınmaya karşı. Düğüm olmuş bir Facebook sosyetesi. Ne avant-garde’ın önde giden Guy Debord’u açıklayabiliyor gösteri sosyetesinden ne simulacaralarla tarif ediliyor bu rivayetler.

Eğer Facebook sosyal bir sınıf farkı yaratıyorsa bu farkı görebileceğimiz kamusal alan neresi?

26.08.2007

Hepimiz Özel Davetliyiz

iphone-sirasi-nyc0.jpg

Son zamanlarda yeni açılan bir çok internet servisi sadece davetle kullanıcı alıyor. Bu özel davetlerden edinebilmek için ya servisin kurucularını ya da kurucuların arkadaşlarını tanıyor olmanız gerekiyor. Özel davetlere ilk sahip olanlar bazen Ebay’de satıyor, bazen de bloglarında dağıtıyorlar. Ağlarda dolaşan özel davetiyeler zamanla ortamda merak ve haliyle pazarda talep yaratıyor.

Bir zamanlar sosyal ağ servisi Facebook, en son yeni internet televizyonu Joost ve dosya paylaşım servisi Pownce davetiyeleri sosyal ağlarda en çok gerginlik yaratan, yani talep gören servisler oldu. Talep arttıkça davetiyelerin değeri arttı.

Geçtiğimiz aylarda açılan InviteShare servisi bu davet ekonomisini yarattığı enerjiyi değerlendirecek bir alış veriş ortamı yarattı. Çalışma mantığı çok basit. Davet almak isteyenler istedikleri listeye kayıt oluyorlar, elinde fazla davet olanlar listenin başındakileri davet ediyor. Davet ettikçe puanınız artıyor ve siz yeni bir servis için davet listesine kayıt olduğunuzda biriken puanınıza göre üst sıralara çıkıyorsunuz ve erken davet alıyorsunuz. Sonuçta çok davet eden çabuk davet alıyor.

Daha geçenlerde Apple dükkanları önündeki iPhone kuyruklarını gördük. Davet alış veriş sistemi sadece tüketim için sıraya girme alışkanlığının bir kademe daha karmaşık hali. Tüketici hala tüketici, sadece daha karmaşık sistemleri algılayabiliyor. Bu karmaşıklık kitlesel üretimden ağlı bağlı üretime geçişin karmaşıklığı. Bu özel davetlerden arzulayanlar ağlı üretim sisteminin tüketicisi, arzulamayanlar kitlesel üretim sisteminin tüketicisi. Biri ağdaki tınlamanın peşinde, diğeri kuyrukta sırasını bekliyor.

* Fotoğraflar iPhone’un satışa çıkacağı gün kuyrukta yerini satmak isteyen bir kaç kişi gösteriyor. Devamı Flickr’da.

12.08.2007

Facebook Kaynak Kodu Kırıldı

facebook.gif

Az önce Facebook Secrets blogunda Facebook anasayfasının kaynak kodu yayınlandı. Bunun olması için iki ihtimal var: (1) ya kaynak kod bir Facebook çalışanı tarafından sızdırıldı, (2) ya da dışardan server’a yapılan bir atakla ele geçirildi.

PHP ile yazılmış kod içinde herhangi bir veritabanı bağlantı şifresi veya adresi bulunmuyor. Koda bakarak Facebook yapısı hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.

Facebook kaynak kodunun yayınlanması radikal bir pazarlama stratejisi de olabilir. Özellikle kaynak kodu yutarak Facebook için çalışacak uygulama geliştirenler eğitilmiş olur.

İlgili Düğümküme yazısı: Dijital İnanç Turizmi