23.08.2009

Dokunmatik Web

Firefox’ın yeni multitouch özelliği dokunmatik ekranlarda web tarayıcı kullanılabilmesini sağlıyor. Mozilla programcılarından Felipe Gomes‘un geliştirdiği Firefox multitouch’un demosunda tarayıcı içinde çalışan uygulamalarla çok noktadan dokunarak etkileşim kurulabildiğini görüyoruz. Böylece web artık sadece tıklanabilir bir “sayfa” değil parmaklanabilir bir medyum’a dönüşüyor.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

01.07.2008

Mental Klinik'ten: Etiketbulutu

“Totaliter rejimde devletin arkasından konuşamadığınız gibi kapitalist sistemde sponsorun arkasından konuşamazsınız.”

Sanat işleri ile uğraşan kurumların kendi kendini finanse edebilmeleri ve sponsorlardan bağımsız hareket edebilme özgürlüğüne sahip olabilmeleri kurumsal politikaların oluşturduğu filtrelere takılmaması için cok önemli. Bu bir bakıma özgünlük için olmazsa olmaz gibi birsey. Kendi kendini çekip çevirebilen İstanbullu bağımsız sanat-üretim oluşumlarının başında gelen Mental Klinik, bütün sene boyunca açık kalacak ve kendini yenileyecek olan “etiketbulutu” isimli sergisini Cuma ve Cumartesi günleri 16:00-20:00 saatleri arasında Nişantaşı Topağacındaki yerinde izleyicilere sunuyor.

Bugün birbirine ağ şeklinde bağlanmış işlemcilerin oluşturduğu bulutlarda işlenen veri miktaları petabytelar ile ölçülüyor. Wired dergisinin Temmuz 2008 sayısında Chris Anderson’in “Petabyte Çağı” başlıklı yazısına göre artık kimin neyi neden yaptığının bir önemi kalmadı. Model karmaşası yakında bitiyor. Çünkü sayılar zaten herşeyi açıklıyor eğer elinizde yeteri kadar veri varsa. Anderson’a göre büyük veri yumağı ile karşı karşıya olduğumuz şu zamanlarda (petabyte çağında) taksonomi, sosyoloji, ontoloji gibi kavramlardan yola çıkarak veri analiz etmekten daha başka-yeni yöntemler oluşmaya başladı. Bu yeni düşünce yöntemleri ile herşeyi sayabilir, takip edebilir ve ölçebiliriz.

Mental Klinik son sergisinde önce kendine etiket bulutları üzerinden sanal bir uzay tanımlıyor daha sonra bu bölgenin materyal dünyaya yansımasını kurguluyor ve tasarladığı yüzey topolojileri, veri ile beslenen ışık dizinleri, uzaysal sıkıştırma yöntemleri, sözel paradigma kaymaları, analog-dijital ve tam tersi cevirimin mimari iz düşümleri gibi arayüzler aracılığı ile izleyicinin algılarına konuşmaya başlıyor. Ayrıca bu kurgu kesin değil hayli dinamik. Zamanla ile değişiyor, bozuluyor, kendini yeniliyor. Sayılabilir, ölçülebilir verinin elle tutulur dişe dokunur tarafa çekilmesi ve çevrilmesi ile veriye hassas bünyeleri farklı duyular aracılığı ile uyarıyor.

Etiketbulutu konusundan ötürü oldukça ilginç bir sergi. Bu haftasonu Cuma veya Cumartesi günü eğer yapabiliyorsanız sergiyi ziyaret etmek iyi olabilir. Önümüzdeki hafta yeni işler şu an gösterilen bazı işlerin yerini alacak.

[Basın bülteni]

:mentalKLİNİK

:mentalKLİNİK bağımsız bir yapı olarak 1998 yılında Yasemin Baydar ve Birol Demir tarafından projelendirilip 2000 yılında Nişantaşı’nda hayata geçirildi. Yasemin Baydar, 1994 yılından bu yana kişisel olarak sergilere katıldı, Birol Demir, 1989 yılından bu yana kişisel sergileri dahil olmak üzere pek çok sergiye katıldı. 2000 yılından itibaren :mentalKLİNİK olarak çalışmalarını sürdürüyorlar.

:mentalKLİNİK 21. yüzyılın fragmanlarını kendi bakış açısı ile etiketliyor.

:mentalKLİNİK 21. yüzyılın fragmanlarını kendi bakış açısı ile etiketler. Tanımsız alanlar, kararsız bölgeler, dondurulmuş zamanlar tasarlar, materyalsiz dünyaya yaklaşırken materyallerle kurulan ilişkilerin kaydını tutar. Konular/ kavramlar/ durumlar/ davranışlar üzerine çalışır. Kendi tanımladığı zaman ve mekan içinde davet ettiği kişilerle ilişki formları üretir. :mentalKLİNİK, sanat, tasarım, üretim ve tüketimin süreçlerini kendi işlerine kaynak olarak kullanır.

Zaman ve mekan, insan ve obje, obje ve zaman ilişkileri üzerine düşünür ve üretimler yapar, nesneleri arayüzler olarak adlandırır. Konumlandığı her mekanda o mekana yeni boyutlar ekler ve mekanı bütün duyulara açık hale getirmeyi hedefler.

:mentalKLİNİK birçok sanatçının katıldığı projelere ev sahipliği yaptı ve katıldı.

:mentalKLİNİK, 1998 yılından 2004 yılına kadar (uyku), {oyun}, [kopya] projelerini İstanbul’da kendi mekanında, 2004 yılında Luxembourg’da MUDAM (Musee d’Art Moderne Grand-Duc Jean, Luxembourg) işbirliği ile ~self01 projelerini katılımcılarıyla gerçekleştirdi.
2007 yılında Antananarivo, Madagascar’da Joel Andrianomearisoa’nın “30 and Almost-dreams” sergisine give joel a gift, you will be gifted ile katıldı. MUDAM Luxembourg’da 2007 yılında gerçekleştirilen ‘Tomorrow Now’ sergisine Frozen45˝ ile katıldı.

2007 yılında yine kendi mekanında_ikilimeşguliyetler_ faz1.yüzey ile 21. Yüzyıl koleksiyonunu başlattı. Aynı yıl Tokyo’da Eric Van Hove’un sürdürdüğü “kayıt dışı” sergisine coverted ile katıldı.
2008 yılı boyunca sergileyecekleri “etiketbulutu” cuma ve cumartesi günleri saat 16.00-20.00 arasında izlenebiliyor. :mentalKLİNİK, seçtiği etiketlerle yapımlarının anafikrini oluşturuyor; izleyiciye :mentalKLİNİK bakışını ve yapım fikrini, sanatla kurduğu ilişkiyi, zamana eklenme şeklini, dondurulmuş zaman anlayışını etiketleyerek sunuyor.

www.mentalklinik.com
mental@mentalklinik.com
Adres: Ihlamur yolu, Opera Palas apt. No.33/35 D.6
Topağacı/Nişantaşı 34365 İstanbul

24.06.2008

İstanbul'u Terkedin!

Anadoludaki depremler Beyoğlu’nda gösterime giriyor. Ahmet Atıf Akın, Gökçe Taşkan, ve Ali M. Demirel tarafından geliştirilen proje anadoludaki deprem sensörlerinden gelen verileri gerçek zamanda, sismik hareket olduğu anda, Hotel Marmara’nın tepesindeki dev ekranda gösteriyor.

Yama projesi tarafından kamusal alanda sanat gösterimleri için düzenlenen bu dev ekran bu sefer dipten derinden gelen mesajları içeriyor (bkz önceki Yama yazısı).

Açılış resepsiyonu
26 Haziran Perşembe 21:00
Büyük Londra Oteli Teras
Meşrutiyet Caddesi
Tepebaşı İstanbul

Sergi süresi:
26 Haziran – 26 Temmuz 2008 gün batımından gün ağarana kadar


Hotel Marmara Yama Ekranı, Beyoğlu, İstanbul

Sergi tanıtımı:

Yama ekranı için geliştirilen proje, Anadoludaki deprem sensörlerinden gelen verileri gerçek zamanlı bir biçimde grafiklerle şehire sunuyor ve sismik aktivitenin olduğu anda, şimdi, izlenmesine imkan veriyor.

İstanbul -kaba ve yanlış bir sayım sonucu- 12 milyonluk bir kent. Şehir Anadolu’nun kuzeyinden gelip Marmara Denizine doğru uzanan Kuzey Anadolu fay hattının oldukça yakınında kurulu. Bu fay hattı tarih boyunca defalarca ölümcül depremlere sebebiyet vermiş. Fayın güney katmanı kuzey katmanını ve İstanbul’u her yıl Arap yarım adasından Avrupa kıtasına doğru 2.5 cm (bir inç) itiyor. Bu sıkışmışlık durumu kaçınılmaz olarak bize T.C.’nin tarihinden bu yana yaşaya geldiği ikilikleri de çağrıştırıyor. Bu görüşümüz depremin doğal bir felaket olmadığı diğer doğa olayları gibi baş edilebilir bir gezegen aktivitesinin insan eliyle felakete dönüştürüldüğü gerçeğiyle destekleniyor.

Bu bağlamda deprem (gelecek ve şimdiki) ve ücra Anadolu mevkileri hem gerçek hem de metaforik birer olgu olarak bu gösterinin içeriğini oluşturmakta. fiehir ölçeğinde, sanatsal yapıtın gerçek hayatla kurduğu ikircikli ilişkiyi göz önünde bulundurarak, görsel stratejimizi de alışılageldik kentsel veri görselleştirme metodları üzerinden kurduk.

Gösteri temel olarak Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nün web sitesinden ayrıştırılan, neredeyse gerçek zamanlı güncellenen bilgilerin 240×180 pixel gibi düşük çözünürlüklü bir ortam için optimize edilerek görselleştirilmesinden ibaret. Projenin Beyoğlu’nun -eski ismiyle Pera- sönmek bilmeyen parlak ışıklarına mütevazı bir katkı yapacağını bilmek bize heyecan veriyor.

Daha fazla bilgi için:
Mark Aerial Waller
yama.opening@earthlink.net
http://www.yama.com.tr

İlgili Bağlantılar

21.04.2008

Demo Kültürü ve Plazma

2003 yılında Kiasma‘da demoskene.katastro.fi isimli bir sergide Commodore 64′ler, Amiga’lar, Atari’ler ve PDA’ler üzerinde çeşit çeşit demonun sergilendiğini görünce oldukça şaşırmıştım. 1980 ve 90′ların donanımlarıyla yapılmış bu demo ve intro’lar, sadece günümüzün medya sanatının şekillenmesinde etkili olmakla kalmamış, aynı zamanda da bugünün bilişim endüstrisindeki birçok insanın da yetişmesini sağlayan kültürel bir fenomen haline gelmişti. Yakın zamanda da öğrendim ki demoscene alt kültürü bugün de Breakpoint ve Assembly gibi dev parti organizasyonlarını düzenli olarak sürdürebilecek kadar yaygın. Bu çevrenin Türkiye’deki durumunu merak edenlerin demoscene kültürünün yanısıra yazılım, donanım ve sanatsal konulara da eğilen “Amatör Bilgisayar Kültürü Dergisi” Plazma’dan bilgi edinmeleri mümkün: http://www.plazma-dergi.org

01.03.2008

Google Uyarı Döngüsü

google_logo.jpg

İşlemsel sanatçı Jonah Brucker-CohenGoogle Alert Loop” adında kendi kendine yazan bir blog çıkardı. Bu proje Google’un bedava blog servisi “Blogger”ı ve uyarı servisi “Google Alerts”i kullanarak otomatik yayın yapan bir blog. Goolge Alerts’ten belli konulara göre email adresine gönderilen içeriği otomatik olarak blogda yayınlıyor.

Brucker-Cohen fikrin uyarılara göre kendi kendine yayını sürdüren bir blog yapmak olduğunu söylüyor. Proje “Google Alerts” ve benzeri türde otomatik sistemlerin kullanırlığını ve nasıl Internet üzerinde görüşleri polorize ettiğini sorguluyor.

Acaba başka bloglarda bu blogu haber yaparak (bu yazıda olduğu gibi) bu döngüye katılabilir mi? Projenin logosu nefis!

Son dakika: Siteye şu anda ulaşılamıyor. Google kapatmış olmalı! Kapatılmadan önceki ekran görüntüsü aşağıdaki gibiydi:

Son dakika:: Blog geri geldi.

google-alert-loop.jpg

24.12.2007

Ekran Koruyucusu mu Video Sanatı mı?

magnet-tv

Televizyonunun dantelli örtüsü ile bilgisayarın ekran koruyucusu kültürel açıdan birbirlerine benzer. İkisi de öncelikle cihazı koruma amaçlı, yani televizyona toz konmasın veya bilgisayar ekranı yanmasın –sürekli aynı görüntü olursa parlak ışıklar ekranı yakar– diye kullanılır. Ancak bu iki amaçdan daha da önemlisi koruyucuların biçimidir. Koruyucunun “güzel” bir dantel veya “ilginç” bir ekran koruyucusu olması istenir. Halbuki koruyucular sadece biz ekrana bakmazken varlık gösterirler. O halde görmeyeceğimiz bir biçim konusunda neden seçiciyiz? Nerden gelir bu bakmayacağımız şeyleri süsleme arzusu?

Bu yazının geri kalanını okuyun »

03.12.2007

Ekranın Ötesinde: İşlemsel Fabrikasyon Workshopu

071127_gx20_lennyjpg.jpg

Generator.x 2.0: Beyond the Screen
24 Ocak -­ 2 Şubat 2008, Ballhaus Naunynstrasse / [DAM] Berlin

Berlin’de Transmediale festivali boyunca Generatorx.no, Club Transmediale, ve [DAM] Berlin galerisi ortaklığında işlemsel prototip yapma workshopu düzenleniyor. Bu workshopda katılımcılar programlayarak yarattıkları üç boyutlu modelleri aynı zamanda fiziksel olarak üretecekler. Fiziksel üretim dijital fabrikasyon teknikleri ile, yani 3 boyutlu printer, CNC milling, ve lazer kesicilerle yapılacak.

Dijital fabrikasyon araçları bir zamanlar sadece fabrikalarda kullanılabilirken artık git gide ucuzluyor ve küçük bir tasarım stüdyosunda kullanılabilecek hale geliyorlar. Bu sebeple tasarımcılar ve sanatçılar yarattıkları modelleri doğrudan üretebilmeye, kolayca skeç ve prototip yapma imkanına erişiyorlar. Dahası bu tür araçlar artık sadece kitlesel üretim için değil çok daha özel siparişler üzerine üretim yapmak için de kullanılabilir hale geliyor. Mesela birisi size özel yapım bir sandalye sipariş verirse bunu tasarlayıp bir atolyeye götürmek yerine direk stüdyonuzda bilgisayardan çıktı alarak yapabilirsiniz.

İşlemsel tekniklerle çalışan sanatçılar ve tasarımcılar için dijital fabrikasyon sanal ve ekrandaki dünyanın ötesinde yeni kapılar açıyor. Parametrik modelleme yeni yüzeyler, yeni nesneler, yeni mekanlar üzerinde işlemsel deneyler yapmaya izin veriyor. Programlanarak yaratılanlar dijital fabrikasyon ile dokunabileceğimiz ve gerçekten mekanın içinde varolan nesnelere dönüşüyor.

071127_gx20_jaredtarbell.jpg
Jared Tarbell: Spheroids and cubes

Katılım İçin Çağrı

Bir haftalık workshop için işlemsel sistemlerle deneyimi olan ve dijital fabrikasyon ile üretim yapmak isteyen 15 sanatçı, tasarımcı, ve mimar aranıyor. Workshop genel olarak pratik olacak ve sonuçlar [DAM] galerisinde sergilenecek.

Workshop bedava ancak yolculuk ve kalma yeri sağlanmıyor. Katılımcılardan Processing, VVVV kullanarak veya herhangi bir şeklide programlama yapabilmesi bekleniyor. Sonuçta programlanacak işler vektör çıktı alınarak dijital fabrikasyon makinelerine girdi olarak verilecek.

Başvurular PDF formatında olacak. Başvuruda CVniz, neden katılmak istediğiniz, ve workshopun işinizle nasıl bir ilgisi olduğunu anlatan bir iki paragraf içermesi bekleniyor. Ayrıca işlerinizden 5 adet resim veya websitenizdeki belgelere (görsel, video, yazılım) bağlantılar vermeniz bekleniyor.

Başvurunuzu generatorx [at] clubtransmediale.de adresine yapabilirsiniz. Son başvuru tarihi 21 Aralık 2007. Kabul edlienler Ocak başında açıklanacak.

* İlk görsel: Leander Herzog: thePhysicalVertexBuffer

06.11.2007

Internet'te Yüksek Çözünürlüklü Video Paylaşımı

vimeohd.jpg

Video paylaşım sitesi Vimeo geçtiğmiz günlerde yüksek çözünürlüklü video servisine başladığını açıkladı.

Yüksek çözünürlükte görüntü izleme olanağı sağlayan HDTV (“High Definition TV”) eski TV sistemlerinin pabucunu dama atıyor. Dünyada ve Türkiye’de pek çok kanal yüksek çözünürlüklü TV yayını yapmaya başladı, ancak internet üzerinde bunu görmemiştik. YouTube videoları mesela standard TVde izlediğimiz görüntülere göre çok düşük kalitede. YouTube, TV, ve Vimeo HD görüntü kaliteleri arasındaki ilişkiyi şu diyagramdan daha iyi anlayabilirsiniz.

hd_sizes.gif

YouTube ve benzeri video paylaşım sitelerinden farklı olarak Vimeo paylaşacağınız videonun sizin üretiminiz olmasını şart koşuyor. Yani herhangi bir TV şovu veya klip değil, ancak kendi ürettiğiniz videoları yükleyebilirsiniz (Mesela bizim Ali Demirel ile yaptığımız bir iş). Vimeo bu prensiple yaratıcı bir topluluk toplamaya başladı. Şimdi sunduğu yüksek çözünürlüklü video servisiyle de bu topluluğu memnun ediyor.

Vimeo HD videolarını tek bir ikona tıklayarak tam ekran seyredebiliyorsunuz, böylece DVD kalitesinde video izleme olanağı sağlıyor. Hemen bu aşağıdaki videodan denemenizi tavsiye ederim. Bu haliyle yaptığınız bir filmi veya video işini kendiniz tüm kalitesiyle olduğu gibi internet üzerinden dağıtabilirsiniz. Bu bence film ve video endüstrisinide yepyeni açılımlara yol açacaktır.


My Backyard This Morning – Macro HD Video from youdiejoe on Vimeo.

09.08.2007

Yüzey Bilgisayarları Derinleşir Mi?

surface1.jpg

Jeff Han, bir kaç yıl önce internet ortamında bir çırpıda yayılan çok-noktadan dokunmalı etkileşimli masasıyla ciddi sükse yapmıştı. Geçtiğimiz aylarda ise Microsoft bu çoklu dokunmatik masa fikrini pahalı bir oyuncak olarak piyasaya sürdü. İnsan çevresini kaplayan yüzeylerin bilgisayarlarla kaplanması fikri uzunca bir süredir insanoğlunun gündeminde aslında. Bilim kurgu romanlarıyla baslayan bu trend, bilim kurgu filmleriyle sanat alemine, ve en son olarak da onlarca bilimsel araştırma merkezinin minik katkılariyla akademik aleme sıçradı. Hatta son dönem bilim kurgu sinemasında ön plana çıkan Minority Report, ilginç bir akademi Hollywood ortak calışmasıydı. Microsoft Surface’ın çıtlatmasıyla bir sonraki aşamanın akademiden ticari dünyaya taşınması olacak gibi görülüyor. Hava durumunu ve haberleri aktaran akıllı aynalar, surface gibi melez etkileşimli masa örnekleri, sizi binlerce mil ötedeki sevdiklerinizle iletişime geçiren ya da o günkü modunuzu yansıtan akıllı duvarlar, ve saire.

Yüzey bilgisayarlarını düşünürken, estetik algısında ön plana çıkan tasarım, teknoloji ve sosyal boyutlarıyla ele almak istiyorum.

Tasarım

Yüzey bilgisayarı düşüncesi tasarım perspektifinden nasıl yorumlanabilir, nasıl yorumlanmalı? Bahis konusu olan yuzey olgusu tasarım disiplinlerinin aşinası olduğu, yüzlerce yıldır farklı boyutlarıyla ele aldıkları, tasarımın vazgeçilmez elemanlarından biri aslında. Aynalar, duvarlar, tavan ve taban kaplamaları, masaların bilgisayarla harmanlanması şu anki manzarada hedeflenen ilk tasarım özneleri. Bu tasarım hedeflerinin temel açmazlarından biri tarihsel olarak bu tasarım öznelerinin taşıdığı anlamlar. Aynayı ele alalım mesela. Binlerce yıllık bir geçmişe sahip, formu fonksiyonu toplumsal algısı oturmuş bir eşya. Siz bu oturaklı eşyaya tabanı olmayan bir yaklaşımla internet eklerseniz tutar mı, tutmaz mı? İnsanlari ikna edebilir misiniz böyle bir açılımla? Meselenin tasarım boyutu bu ikna kabiliyetinde yatıyor.

336-main.jpg

Tasarımın yüzeylere yaklaşımı konusunda günümüz icin akla yatan iki yöneliş olduğu kanaatindeyim;

  1. eleştirel tasarım
  2. deneysel tasarım

Eleştirel ve deneysel tasarım calışmalarını akademi ve cağdaş sanat dünyası yüklenmiş durumda daha çok. Üçüncü seçenek, yani pratik tasarım için daha alınacak yol var.

Pratik tasarımı güdüleyen en önemli etken ekonomi, yani arz talep ilişkisi. Geleneksel anlamda ürün tasarımı bir ihtiyaca cevap verme motivasyonuyla çıkar yola, bugün geliştirilmeye çalışılan bu tarz teknolojiyle, ihtiyaçtan ziyade teknoloji güdümlü insanlara yeni oyuncaklar sunmak gibi bir cıkış noktasına mı sahip? Niyet nedir? Niyet olarak ilk akla gelen şey icat ve medeniyete yeni bir katkı sağlamak. Ama bu yeter sebep midir, bu niyete başka hangi motivasyonlar eklenirse niyet ikna edici olur, gibi sorular.

Sosyal boyut

İnsani cevreleyen yüzeylerin davranış sahibi olması biraz ürkütücü gibi gözükse de, iyimserliğe meyilli insanoğlu için yan etkiler her zamanki gibi sonra dert edilecek boyutlar. Şu an için ben dahil coğumuzun esas merak ettiğiyse;

  • kısa vadede bu yeni icadlar bütününün insanlar tarafından hüsnü kabul görüp görmeyecegi;
  • bir fenomen haline dönüşüp dönüşmeyeceği;
  • dönüşürse bu tutmanın orta vadede melez arayuz platformlarını doğurup doğurmayacagı, uzun vadede konuşan, tepki veren yüzeylerin toplumu ve insanlar arası ilişkileri nasıl değiştireceği;
  • tutmazsa da, bunun çok şeyler vadettiği düşünülen, ama bir noktada tıkanıp kalan sanal gerçeklik uygulamaları (balonu) gibi mi olacağı

soruları var. Bu konuda kişisel kanaatim, insanın güçlü ya da zayıf, insancil(fitri) boyutlarıyla kesişmeyi basşran her teknolojinin, zamanla toplumda kabul göreceği, bir sağduyunun parçası haline geleceği, zıddında, yani bir ortak payda tanımlamayı başaramadığı durumda ise insan coğrafyasının zenginliğinde ancak bir hoş seda olarak kalacağı. Bakalim zaman ne gösterecek.

Teknoloji

Microsoft Surface örneğinde şaşırtıcı bulduğum noktalardan biri fiziksel algılayıcılardansa görsel tanımaya dayalı teknolojinin oynadığı belirleyici rol. Surface sistemi, optik etiketlerin kullanıldığı mini kameralarla desteklenmis bir işlemsel görsellik algoritması ve projektor sistemi üzerine kurulu. Şu an için araştırmacıları en çok meşgul eden sorulardan biri projektor ve gösteri yüzeylerinin optimizasyonu. Halihazırdaki projektor teknolojisi biçim faktorü olarak yer kaplayan, gürültülü ve pahalı bir teknoloji. Önumuzdeki dönem yüzey bilgisayarları, özelleşmiş monitorlerin, işlemsel görsellik ve optik teknolojilerinin gelişimine parallel bir gelişme eğrisi göstereceğe benziyor.

18.06.2007

Son Teknolojiyi Plazmayla Yakaladık

cory-arcangel-plasma

cory-arcangel-plasma2

Panasonic TH42PV60 Plasma Screen Burn, Cory Arcangel

Evinizin başköşesine, koltuğun tam karşısına koyduğunuz televizyonun eskisini artık plazmayla değiştiriyorsunuz. Eskiden ancak uzay filmlerinde görülebilen plazmalar 5-6 yıl önce haber bültenlerinde spikerin sağında solunda gözükmeye başladı. Ekranında kanalın logosu dönen plazma ne kadar büyükse en kaliteli kanal oydu. Sonra genel geçer tüm talk şovlarda dekor oldu plazmalar, hatta plazma duvarlar. Bir süre sonra ancak erişilmez haber kanallarının ulaşılmaz yıldız tv şovlarının kullanabileceği plazmalar “tüketicilere” lüks gelmeye başladı. O noktadan sonra gazetelerde boy boy fotoğraflı süper teknolojik ultra lüks plazma televizyonlar boy gösterdi. Teknosa’dan Vestel Pazarlama’ya herkes Çin’den getirdikleri plazmalarla hazırlanmış tüketicilere malları pompalamaya başladılar.

Bu yazının geri kalanını okuyun »