and 29.06.2008

Kutsal Ateş: Sayısal Zamanların Sanatı

shulginchernyshev_com_pr

Geçtiğimiz Nisan ayında Brüksel’de yapılan Kutsal Ateş (“Holy Fire”) sergisi işlemsel ve ağlı sanat çevrelerinde büyük tartışmalara yol açtı. Küratörlüğünü Yves Bernard ve Domenico Quaranta‘nın yaptığı sergi “yeni medya sanatı” denilen şeyin “zamanımızın sanatı”ndan başka bir şey olmadığı, ve yazılım/donanım kullanarak günümüz hakkında konuşan işlerin maddiyat-dışılık iddialarına rağmen sanat pazarına çoktan girmiş olduğunu öneriyordu.

coverweb1IMAL‘de yapılan Kutsal Ateş sergisi yazılım-donanım-ağ teknolojileri ile üretilmiş ve sadece daha önce alınıp-satılmış eserler içeriyordu. Sanatçılar arasında, çoğu bir zamanlar bu sanat endüstrisinin dışında çalışmış gözüken Alexei Shulgin, Vuc Cosic, JODI, 0100101110101101.org, Olia Lialina, Mark Napier gibi isimleri görebiliyoruz. Sergi hem sanat pazarında yeralan bu sanatçıların işlerini bir araya getirmesiyle hem de bunları “yeni medya sanatı” diye ifade etmesiyle büyük tartışmalara yol açtı. Daha sergi açılmadan Rhizome.org forumlarında “Sanatın Yeniden Maddeleştirilmesi” (“The Rematerialization of Art”) başlığı altında bir tartışma açıldı. Bir başka tartışma da Patrick Lichty’nin blog yazısı, “yeni medya” teriminin neden hala kullanılıyor olduğu üzerine yaptığı ayrıntılı eleştiri üzerine başladı. Internet sanatçısı ve eleştirmen Tom Moody hem kendi blogunda yazarak hem Rhizome yorumlarına katılarak ortamı hareketlendirdi. Bu tür sanat eserlerinin maddesizleşmesi / tekrardan maddileşmesi tartışmaların odak noktasıydı.

Kutsal Ateş sergisiyle küratörler şu üç savı iddia ettiler:

Zamanımızın sanatı
Kutsal Ateş sergisindeki işler “yeni medya sanatı” değil, basitçe bu yaşadığımız zamanın sanatıdır. Bu işler kurumsal veya ticari kimliklerden kendini ayıran, hayali kimlikler yaratan, yazılımları ve oyunları kendine uyduran, online ve offline toplulukların içine sızan, varolan araçları altüst eden veya kendininkini yaratan, işlemselliğin ve bilişimin estetitiğini araştıran; özetle bu yaşadığımız dünya hakkında konuşan sanat yapmak için bilgisayar yazılımları ve donanımları kullanan işlerdir.

Koleksiyonluk sanat işleri
Kutsal Ateş muhtemelen hali hazırda sanat pazarında bulunmuş sadece koleksiyonluk yeni medya sanatı gösteren ilk sergi. Kutsal Ateş çağdaş teknolojilerle yapılmış ve koleksiyonluk günümüz sanat işlerini sunar.

Yeni bir ekonomi
Sanat pazarı yeni medya sanatçıları için yeni gelir kaynakları öneriyor. Şu zamana kadar bu kaynaklar devletten ve kurumlardan verilen komisyonlarla sınırlı olmuştur. Bir sanat pazarı sanatçılar ve sanat tüketicileri arasındaki doğrudan ilişkilerle yeni bir ekonomi geliştirilmesini sağlar; sanatçının sosyal rolünü ve kitlesel tüketim için üretilmiş dijital ürünlerden başka şeylere bakan kişileri onaylar.


Reface [Portrait Sequencer], Golan Levin ve Zachary Lieberman, 2006

Rhizome forumundaki Kutsal Ateş tartışmasının sonunda internet sanatı gibi maddeleşemeyen işleri de almak isteyen koleksiyoncu Jeremy Levine Internet sanatı toplarken şu kurallara uymayı teklif etti:

Teklif 1: Internet sanatına “sahip olmak” barındırma sorumluluğu getirir. Internet’te bir internet sanat işine sahip olmak patronluk yapmak olur.

Teklif 2: Koleksiyon “ya yay ya öl” ilkesine dayanmalı. Koleksiyoncu işi immaterial yapma işlemine dahil olmalı.

Teklif 3: Internet sanatı sahibi olmak korumak, emülasyonunu yapmak, ve dökümante etmek anlamına gelir.

Bu son madde özellikle önemli, çünkü daha önce bu yorumlarda bahsi geçtiği gibi bugünün teknolojisyle üretilmiş bir iş yarının teknolojisiyle çalışmayabilir. Bunun en iyi örneği eski bilgisayar oyunları. Çoğu bugün çalışmıyor, ancak bazılarını –Atari, Amiga, vb.– özel geliştirilen emülatörler sayesine bugün de aynı kailtede çalıştırabiliyoruz.


Psych|OS, UBERMORGEN, 2006

Internet’de radikal sistemler geliştiren ve aktivist etkinlikler yapan sanat kolektifi UBERMORGEN sergiye Psych|OS serisiyle katıldı. Psych|OS Hans Bernhard’ın 2002 yılında 10 yıllık internet ve teknolojik aktivizm mücadelesinden sonra sayısal ağların beynindeki biyolojik ağlara verdiği etki sonucu yattığı akıl hatenesindeki günlerini belgeliyor. Serginin küratörü Domenico Quaranta Psych|OS hakkında yazmıştı 2006 yılında yayınlanan bir katalog için.


Dimension (With Elements of Web 2.0), Olia LIALINA ve Dragan ESPENSCHIED, 2006

Rhizome forumunda bu tür yeni medya sanatı galeride gösterilir mi, niye gösterilmeli soruları etrafında dönen tartışmada önemli bir çözülme sergiye katılan sanatçılardan Olia Lialina kendi beyanından bir parçayı yazdığında yaşandı:

“Geçmişte sanatçı olarak insanlarla sadece kendi kişisel bilgisyarları önünden iletişim kurmak anlamlıydı, bugün kolayca galeri ziyaretçileriyle iletişim kurmayı düşünebiliyorum çünkü çoğunlukla daha yeni bilgisayarlarının başından kalkıp galeriye gelmiş olacaklar. Fikirleri şakaları anlamak için medyum hakkında yeterli deneyim ve anlayışa sahipler, ve işlerden keyif alıp satın alabilirler.”

mattes_monument
Project for the fake Nike Monument in Karlsplatz, Eva ve Franco MATTES aka 0100101110101101.ORG, 2003-2004

Eva ve Franco MATTES ikilisinin işlerinde mottosu “minimum emekle en büyük görünürlük”. Yukarıda görülen Nikeground projesi bu niyetini açıkça ortaya koyuyor. Bu işte görülebilecek kapitalizm karşıtlığı sanatçıların duruşundan kaynaklanıyor. Aynı duruş “AdWords Happening” (2002) işiyle Christophe Bruno’da ve Ticari Protesto işiyle Alexei SHULGIN ve Aristarkh CHERNYSHEV’de de görülüyor.

Şu anda Internet’le bağlanmış, küresel politik stratejilerle örülmüş, bilişim sistemleriyle denetlenen bu sayısal zamanlarda geçerli yaratıcı ifade artık sadece resim, fotoğraf, video, heykel gibi statik medya türleriyle ve bu medyalar üzerinden geliştirilen stratejilerle değil, Kutsal Ateş sergisinde örneklerini gördüğümüz sanatçıların kullandıkları dinamik sistemler ve uyguladıkları yeni stratejilerle gerçekleştirliyor. Kutsal Ateş sergisi sayısal veya değil eğer bu sanatçıların stratejilerini ortaya koyuyursa, bu günümüz sanatını ve kültürünü anlamak adına bir gelişmedir.

* Tepedeki görsel Alexei SHULGIN ve Aristarkh CHERNYSHEV, “Ticari Protesto”, 2007

* Bu yazı Ali Miharbi ve Burak Arıkan tarafından beraber yazılmıştır.

11.06.2008

Reklam Federasyonu Nasıl Kurulur?

Bir blog, fanzin, dergi, veya bir web servisiniz var ve verdiğiniz emek karşılığında gelir elde etmek istiyorsunuz. Google AdSense, Yahoo gibi dev reklam ağlarından sitenize reklam koyuyorsunuz. Ama bakıyorsunuz bu geniş reklam ağlarından size iki kuruş gelir geliyor. Çünkü bu dev ağlar sizin gibi küçük ve orta ölçekli “işletme”lerden elde ettiği reklam gelirlerinden kendilerine yüksek paylar kesiyorlar. Arada Google olmasaydı mesela reklamlarınızdan muhtemelen iki katı daha fazla gelir elde edebilirdiniz.

Ama sitenize başka nasıl reklam alacaksınız? Diğer bir yol Türkiye’deki reklam broker firmalarla çalışmak. Bunlarda da aynı Google gibi reklamverenlerden topladıkları reklamları uygun olan çeşitli sitelerde yayına veriyorlar. Anlaşmanızdan sonra size verdikleri kod parçasını sitenizde reklam alanlarına yerleştiriyorsunuz ve sonra bu alanları brokerlar işletiyor. Google’dan farkı o kadar büyük olmadıkları için daha uygun şartlarda reklam gelirinizden komisyon alıyorlar. Ne kadar komisyon? Hafif Uyku bu yazıya yaptığı yorumda bir markanın reklamı hazır olduktan sonra yayınlanacağı siteye gelene kadar bütçesi nasıl dağılıyor özetliyor:

Marka kreatif ajansına gidiyor (%30 komisyon), kreatif ajans planlama ajansına gidiyor (%30), planlama ajansı medya ajansına gidiyor (%30), medya ajansı 60-70 sitenin reklam alanlarını pazarlıyor. onların da küçücük gelirler için bloglarla uğraşmak istemediklerini bir kaç yıllık tecrübemiz ile hissediyorum.

Eğer sitenizin trafiği yüksek değilse pazarlık payınız az. Reklam brokerları (mesela Logaritma, AdNet, ReklamZ, Euro Message, MedyaNet, Medyaguru) veya doğrudan reklamverenler ile reklam anlaşması yaparken yüksek trafiğiniz olması komisyonlarda daha iyi pazarlık yapmanızı sağlayacaktır. Yani eğer

  1. kendi trafiğiniz henüz yüksek değilse,
  2. reklam brokerları ile daha iyi pazarlık yapabilmek için

çevrenizdeki ilgili sitelerle birlik olup bir reklam federasyonu oluşturabilirsiniz.

Reklam Federasyonları

Komşu bloglar birlik olup bir sistemden tüm sitelerinize ortak reklam alabilirsiniz. Böyle bir ağ oluşturduğunuzda elinizde daha fazla trafik ve konu çeşidi olacak. Böylece brokerlar ile masaya oturduğunuzda daha düşük komisyonlar verebileceksiniz ve bazı reklamverenlerden doğrudan komisyonsuz reklam alabileceksiniz. Yani gösterdiğiniz reklamlardan daha çok gelir cebinize kalabilecek.

Reklam federasyonlarına dünyada iyi örneklerden bir tanesi The Deck. The Deck sadece yaratıcı alanlar, web, ve tasarım kültürü ile ilgili yaklaşık 30 bağımsız sitenin yeraldığı bir reklam federasyonu. Yayıncılar sadece özel davetle ağa dahil ediliyor ve sadece ağdakilerin kendi kullandıkları ürünlerin reklamlarını kabul ediyorlar. Buna bir diğer örnek de teknoloji blogcularından oluşan Federated Media.

Türkiye’de Reklam Federasyonları

Türkiye’de reklam federasyonuna iki iyi örnek var: Nokta AŞ ve Pilli Network. Tabii bunlar birer şirket ama işleyişleri reklam federasyonu gibi. Nokta AŞ işlettiği çeşitli sitelere tek bir sistemden, Virgül‘den reklam alıyor. Pilli Sosyomat ve 10 adet blogdan oluşan yayın ağına yeni başlattığı Pilli İlan servisinden ilan almaya başladı. Her iki sistemde de reklamveren tek bir arayüzden ilanını, göstermek istediği yerleri, süresini / sayısını, ve bütçeyi ayarlıyor, sonra ödemeyi yapıp, ilanların performansını izliyebiliyor. Ayrıca Nokta AŞ hali hazırda yayın ağına katılmak isteyenlere açık. Pilli İlan sisteminde de ilerde böyle bir gelişme görebiliriz.

Nokta AŞ’nin pek çok sitesinde ve Pilli’nin tüm sitelerinde içerikler kullanıcıların katkısıyla oluşturuluyor, yani şu web 2.0 denilen servisler. Nokta AŞ reklam gelirinin tümünü muhtemelen kendine alırken Pilli İlan gelirlerinin %70′i bloglarda yazıp çizenlere katkıları oranında dağıtılıyor. Her ay ne kadar gelir dağıtıldığını Torpilli blogunda açık olarak paylaşıyorlar. Pilli gelir dağıtımlı sistemiyle Türkiye’de ve muhtemelen dünyada ilk örneklerden biri. Pilli’nin kurucuları Hasan Yalçınkaya ve Cem Başpınar hem dünyadaki ender örneklerinden bu karmaşık sistemi ayakta tutuyorlar hem de geliştirmeye devam ediyorlar. Pilli’nin bu gelir dağılımlı sisteminin ileride pek çok girişimciye örnek olacağını düşünüyorum.

Peki hemen şimdi kendi reklam federasyonunuzu oluşturmak için ne yapabilirsiniz?

Reklam Federasyonu Kurmak için Araçlar

Öncelikle bir reklam yönetim yazılımı kurmanız gerekli. Bu yazılımda:

  • ayrı ayrı müşteri ve yayıncı hesapları olmalı,
  • detaylı bir ilan oluşturma arayüzü içermeli,
  • ilanları yayınlayacağınız siteleri, sürelerini, ve tiplerini (gösterim, tıklama vs.) seçebilmelisiniz,
  • yayıncı sitelere yerleştirilecek Javascript kod yaratılabilmeli,
  • ilanların istatistiklerini takip edebilmelisiniz,
  • ve tabii ki bir ödeme sistemi olmalı veya bir ödeme sistemine bağlanabilmeli.

Bunları içeren faydalı bir kaç reklam yönetim yazılımı şöyle:

OpenX. Aynı WordPress blog kurar gibi kendi sunucunuzda kurabiliyorsunuz. Yine WordPress gibi PHP ile yazılmış OpenX açık kaynaklı, bu sebeple hem bedava hem de geniş bir programcı kitlesi tarafından geliştirilmeye devam ediyor.

WordPress OIO Eklentisi. Bu eklenti bir reklam yönetim sistemi. Sadece WordPress blogundaki reklamları değil istediğiniz başka sitelerdeki reklamları da yönetebiliyorsunuz. Bu demosundan nasıl çalışıyor deneyebilirsiniz.

Üçüncü partiler için Google AdSense ile Google reklam yazılımını kendi reklamlarınızı kendiniz yöenetmek için de kullanabileceksiniz. Burdan kendi kendine reklam yönetmeyi Google’un bir pazar olarak gördüğünü çıkarabiliriz.

AdRoll barındırmalı bir reklam federasyonu çözümü gibi duruyor. Reklamları yine siz kendiniz bulup kendiniz yönetiyorsunuz, ancak barındırdığı için ve başka pek çok servis için komisyon alıyor. Tavsiye edebileceğim bir servis değil.

Ayrıca geçtiğimiz haftalarda blog servisi Six Apart kendi reklam servisini başlattı. WordPress’den de benzer bir reklam servisi girişimi bekleniyor.

Yaptığını bir web işinde reklamdan gelir elde ediyorsanız kendi reklam servisinize sahip olmanız çok büyük değer yaratıyor. Bu konuda New York’lu ünlü yatırımcı Fred Wilson şöyle bir yorum yapıyor:

Neden Facebook $15 milyar ediyor da WordPress $200 milyon ediyor [iki sistemin de milyonlarca kullanıcısı var]? Çünkü Facebook kendi reklam sistemini kendi kontrol ediyor WordPress etmiyor.

Web’de reklamdan çok ekmek yiyen var, bunun en önemlisi örneği Google. AdSense Google şirketinin yaşamını sürdürmesini sağlayan en önemli ürün. Siz de çevrenizde ilgili alakalı arkadaşlarınız veya anlaşabilceğiniz “web komşularınız”la reklam federasyonları oluşturarak harcadığınız emeğe daha fazla parasal karşılık alabilirsiniz.

İlgili iki bağlantı:
Web reklamları tipleri nedir?
Reklama hazır WordPress temaları

15.04.2008

Karmaşıklıkla Yüzleşmek

Actor-Network Theory‘nin (ANT) mimarlarından John Law, 30 Nisan’da İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde “Karmaşıklıkla Yüzleşmek” başlıklı bir konuşma yapıyor. İstanbul’da olsam kaçırmayacağım bir konuşma. Konuşmanın anonsunu aynen bana geldiği gibi yayınlıyorum:

On Non-Coherence / Karmaşıklıkla Yüzleşmek
John Law (Lancaster University)

30 Nisan 17:30
santralistanbul
E1 301

John Law, uzun yıllar Staffordshire’daki Keele Üniversitesi’nde sosyoloji, teknoloji ve bilim (STS) çalışmalarını sürdürdükten sonra 1998′te Lancaster Üniversitesi’ne geçti. Lancaster Üniversitesi’nin geneline hakim olan disiplinlerarası atmosferi yansıtan Centre for Science Studies’de çalışmalarını sürdürüyor.

John Law’un ilgi alanı STS, ANT ve karmaşıklığı açıklayan teoriler. ANT teorisini kurduktan sonra, ANT’ın sosyal ve idari disiplinler arasında gördüğü geniş kabul üzerine teorinin açıklayamadığı şeyler ve karmaşık konular üzerinde çalışmaya başladı. Geçmişte toplum bilimin pek az ele aldığı endüstriyel hayvancılık, besicilik ve yeryüzünü paylaştığımız diğer hayvanlar, felaketler, nesneler, sistemler ve öznellikler gibi karmaşık konularda yeni bir görgül araştırma programı yürütüyor.

Bilim sosyolojisi, teknoloji tarihi, tıp antropolojisi, kültürel incelemeler, feminizm ve siyaset felsefesi alanında son yıllardaki çalışmaların birçoğu basite indirgemeye karşı bir başkaldırı: Dünyanın karmaşık bir yer olduğu ve basite indirgenerek ehlileştirilmesinin sakıncaları ortaya konuluyor. Ancak “Karmaşıklık nedir? Karmaşıklıkla nasıl baş edilir?” gibi sorular yanıtsız kaldı. John Law ele alacağı bu gibi metodolojik sorularla bilgi pratikleri içerisinde karmaşıklığı basite indirgemeden (ve bu sırada daha fazla karmaşa da yaratmadan) karmaşıklıkla yüzleşmenin yollarını ortaya koyuyor.

Ayrıca John Law, STS bağlamında çalışan; bilim sosyolojisi, teknoloji ve bilim; sosyoloji, teknoloji ve doğa; doğal afetlerin sosyolojisi, hayvancılık ve çiftçilik bağlamında insan, hayvan ve doğanın etkileşimi gibi konularda çalışan Türkiye’den yüksek lisans ve doktora öğrencileriyle tanışmak istiyor. 30 Nisan günü 14:00′te gerçekleşecek tanışma toplantısına katılmak isteyenlerin elifozgen@bilgi.edu.tr adresine yazarak haber vermeleri gerekiyor.

John Law “Karmaşıkla Yüzleşmek” başlıklı bu konferansta iç tutarlık düzeyi düşük problem alanları için geliştirilmiş yeni yöntemleri somut görgül örnekler üzerinden tartışıyor.

NOT: Etkinlik dili İngilizce’dir.

John Law hakkında detaylı bilgi: http://www.lancs.ac.uk/fass/sociology/profiles/27/

08.02.2008

Karışık Gerçeklik Sempozyumu

Bugün Boston’da Turbulence Karışık Gerçeklik Sempozyumu başladı. Sempozyumda gerçek ve sentetik dünyaların birbirine geçişmesini tartışıyoruz.

Karışık Gerçeklik nedir?

Karışık Gerçeklik gerçek ve sanal dünyaların birbirine geçişmesi ve içinde fiziksel ve dijital nesnelerin aynı anda varolduğu ve etkileştiği yeni hibrid ortamlar yaratmasıdır.

Şu anda yapılan iki panelden birisi online ekonomilerin gerçek dünya etkileri üzerine diğeri fiziksel ve sanal varoluşun ilişkisi üzerine. Ben online ekonomilerin gerçek dünya etkileri konusunda Meta-Markets ve MYPOCKET projeleri üzerinden sunum yapıyorum ve panelde bu konu üzerine tartışıyoruz.

Nasıl katılabilirm?

Şu anda sempozyumdan yazıyorum, siz de panele bulunduğunuz yerden katılabilirsiniz. Bunun birden fazla yolu var:

Katılımcılar arasında mimarlar, işlemsel sanatçılar, medya tasarımcıları, sanal dünya kurucuları, internet hukukçuları, küratörler, ve öğrenciler var.

01.02.2008

Microsoft Yahoo'yu Alıyor: Kim Ne diyor?

ms-yahoo-logos.jpgBugün Microsoft Yahoo’ya 44 milyar dolarlık teklif yaptı. En az bir yıldır olacak diye konuşulan bu satın alma girişiminin ilk bakışta altında yatan sebepler neler? Bir yanda Yahoo! hisse senedi Ekim’den beri %50 düşmüştü, bu düşüşten bir türlü kurtulamıyordu ve sonunda geçtiğimiz hafta 1,000 çalışanın işten çıkarılacağı söylentileri ortaya çıktı. Diğer yanda Google’un reklam pazarındaki baskınlığı iyice artıyordu. Google webde çalışan bedava ofis programları ile de Microsoft’u Microsoft yapan bölgere girmeye başladı. Microsoft bunlar üzerine online reklam pazarına gireceğini belirtmişti, ve son zamanlarda 6 milyar dolara aQuantative internet reklam şirketini almıştı. CEO Steve Ballmer tüm Microsoft çalışanlarına yazdığı emailde online reklamın 40 milyar dolarlık bir sektör olduğunu 2010 yılına geldiğimizde 80 milyar dolarlık bir sektöre dönüşeceğini ve giderek büyüyeceğini anlatıyor. Microsoft Yahoo’yu satın alarak bu pastadan büyük bir dilimi kendi tabağına almış olacak.

Bu konuda kullanıcılar açısından, pazarın yeni şekli açısından (Goolge vs. Microsoft çekişmesinde yeni online reklam endüstrisi), ve tekno-kültürel hayata etkisi açısından pek çok açılımı var. Şimdilik kim ne diyor bu bağlantılardan takip edebilirsiniz, biz de kafamızı toplayıp tekrar yazıcaz.

Son dakika
Google Yahoo ve Internet’in Geleceği başlıklı bir bildiri yayınladı.
Microsoft bildiriye cevap verdi

Wall Street’ten Paul Kedrosky’nin analizleri
http://paul.kedrosky.com/
Bu satışı ne önler? Başka bir satış, Google?

VC Fred Wilson
Bunun geleceğini görüyor olmalıydınız

Nicholas Carr @ Forbes
Yazılım Medya İşine Dönüşüyor

Yahoo Basın Duyurusu
Yönetim Kurulu Teklifi Değerlendiriyor

Daring Fireball
Microsoft Açık Kaynaklı Bir Sistem Sahibi mi olacak?

TechCrunch yorumları
İlk teklif haberi
Microsoft + Yahoo ne eder?
Yahoo’nun Microsof tarafından alınması Avrupa için ne demek?

ComScore
Reklam Gösterimine Göre En İyi Şirketler

New York Times
Microsoft Yahoo’ya $44.6 Milyar Teklif Etti

Web Trafik Analiz Şirketi Compete Blogu (Grafikli pazar analizleri)
Microsoft Yahoo Birleşmesi sonucu bir Yahoo kullanıcısı $1,200 eder

25.01.2008

Cepler Sonuna Kadar Açık

mypocket-graph.png

Burak Arıkan’ın Turbulence tarafından desteklenen, finans ağları, kendi günlük yaşamı ve bilgisayar ağlarını buluşturduğu yeni projesi MYPOCKET yayımlandı. MYPOCKET, finansal kayıtların bir yandan bizim için mahrem bilgiler olmasını, diğer yandan da çeşitli kuruluşlarca pazarlama verisi toplamak amacıyla veya finansal anlamda güvenilirliğimizin analiz edilmesi için kullanılmasını birer çıkış noktası olarak almış. Burak, son iki yıldır elektronik olarak kayıtlara geçen ne kadar finansal bilgi varsa bunları toplayan, arşivleyen ve gelecekteki harcamaları analiz eden, başka bir deyişle ağda yaşayan ve geleceği öngören bir yazılım geliştirmiş. Bu analizler bir yandan gelecekteki harcamalar hakkında tahminler yürütürken, diğer yandan da bu analizlerin değerlendirilmesi yoluyla sanatçının yaşamına etki ederek gelecekteki harcama alışkanlıklarında da değişiklikler yaratabiliyor, böylelikle iki yönlü bir etkileşim sunuyor.

interfaces.jpg

MYPOCKET, günümüzün tekno-kültürel ortamından esinlenerek, kendisini 3 değişik arayüz üzerinden gösteriyor:

  1. Banka İşlemleri RSS beslemesi: Internet’te en yaygın kullanılan RSS haber yayımlama formatı binlerce kaynaktan sürekli akan bir bilgi seline bağlanmamızı sağlar. MYPOCKET Burak’ın günlük alışverişlerine RSS okuyucunuzdan tıpkı haberleri takip ettiğiniz gibi takip edebilmenize imkan veriyor. Böylece erişilebilirliği arttırarak açıklığın altını çiziyor.
  2. Banka İşlemleri Ağı: Bir sonraki alışverişleri tahmin etmek için iki yıllık alışverişlerin birbirleriyle olan ilişkisine bakılıyor. Ortak alışveriş kategorileri, ortak haftanın günü ve aynı haftası gibi noktalardan kurulan ilişkiler zaman içinde gelişiyor. Banka İşlemleri Ağı ile bu dinamik ilişkilerin tümüne bir anda, yani henüz işlenmemiş bir mantık örgüsüne bakıyoruz.
  3. Tahmin Edilmiş Nesneler: Kasıtlı bir analiz sonucunda gelecekte olacağı tahmin edilen bir olayın gerçekleştikten sonraki fiziksel kanıtları. Yaşamın yan ürünleri. MYPOCKET projesinde Burak banka kartıyla yaptığı alışverişlerin fişlerini saklıyor, ve tahmin edilenleri “tahmin edilmiştir” diye işaretliyor. Bu fişler hem yapılan alışverişin bilgilerini içerdiği için hem de varlıkları önceden bilinmiş oldukları için birer eşsiz nesne oluyor.

Burada ilginç bulduğum noktalardan biri, daha önce pek çok sanatçının kullanmış olduğu gözetlenme olgusunun özel bir alanına, finansal verilere bakması. Özellikle 11 Eylül’den sonra Batı’da artan güvenlik önlemlerinin özgürlükleri kısıtlamasına dikkat çeken birçok sanatçı bunu vurgulamak için çeşitli yöntemler kullanmışlardı. Bunlardan en can alıcısı Hasan Elahi‘nin FBI’a vermesi gereken raporu canlı bir GPS verisi izleme projesi haline getirmesi idi. Bu projede ise takip edilme ne üstten gelen bir otoritenin güvenliği artırma amacıyla ne de bunu yayarak eğlence haline getirmekle ilgili. Burada söz konusu olan, bankalar tarafından zaten sürekli olarak takip edilen harcamalarımız. İlk bakışta sadece birer veri akışından ibaret, amacı ne yeryüzündeki koordinatlarımızı vermek ne de nasıl bir insan olduğumuzu belirlemek. Ancak bu veriler yeterince toplandığı ve istisnasız olarak her harcama bir veri akışıyla Internet’ten yayımlandığı zaman bunun aslında mahrem bir bilgi olduğunu ve bankalarda toplanma amacının çok ötesinde kullanılabileceğini daha iyi görebiliyoruz.

mypocket-graph-2.jpg

Banka işlemlerinin birbirleriyle kurdukları ilişkilerin görsellemesi. İki işlem arasında bağlantı oluşması için ya aynı kategoride olmaları, ya haftanın aynı gününde gerçekleşmiş olmaları, ya da ayın aynı haftasında gerçekleşmiş olmaları gerekiyor. Çizgi kalınlıkları bağlantının iki ucundaki harcamaların toplamını gösteriyor.

Diğer bir can alıcı nokta da, bu verilerle yapılan tahminler ve sanatçı-yazılım arasındaki iki yönlü adaptasyon. Popüler kültürde de BBG gibi TV programlarında gözetlenmenin insanlar üzerindeki yapaylaştırıcı etkisini, hayatı izlenen televizyondan izlenen kişinin gerçek hayatı ile rol oynama eyleminin iç içe girdiğini görmüştük. Burada, içinde rol oynanan kontrollü bir ortamdan söz edemesek de ve yayımlanan veri yaşamın sadece kısıtlı bir alanına dahil olsa da, bu aslında yaşamın kolaylıkla sayısallaştırabilir bir kesiti üzerinde yoğunlaşmamızı ve etkilerini daha ayrıntılı bir şekilde görmemizi sağlıyor. TV sinyalleri yerine Internet üzerinden banka ve kredi kartı işlemlerini RSS akışları bize bilgileri anında ulaştırırken, Internet’in etkileşimli yapısına da uygun olarak bu akışın tek yönlü olmadığının bilinci ile geleceğe dair tahminler de veriyor, bugün Amazon benzeri birçok alışveriş sitesinde bize yapılan “Daha önce şu ürünü almışsınız, o halde bu ürünü de beğenebilirsiniz” tarzında tavsiyeler veya kredi kartı şirketlerinin yaptıkları puanlandırmalar gibi… Bu tahminlerin, insan davranışının karmaşası nedeniyle ne kadarının sonucu etkilemeden nesnel olarak dışarıdan yapıldığı; ne kadarının, parçacık fiziğinde ölçüm eyleminin ölçülen ile aynı ölçekte gerçekleşmesi nedeniyle ölçüm sonucunu etkilemesine benzer şekilde, sanatçının finansal kaderini önceden çizdiği meçhul. Burak, belki de işin bu yönüne vurgu yapmak, halkayı tamamlamak için doğru tahmin edilen harcamaların fişlerini işaretleyerek tüm bu fiziksel-ağlı-işlemsel performansın yanında, henüz oluşmamış olan nesnelerin adeta anılarını önceden oluşturup, sonradan gerçekleştikleri takdirde onları da birer hazıryapım nesne (veya tahmin edilmiş nesne) olarak işin içine katıyor. Böylece gelecek sadece tahmin edilmiş değil, aynı zamanda da maddeleştirilmiş oluyor; bu da insanların alışveriş alışkanlıklarının izlenmesi yoluyla yapılan tahminlerin doğrudan ekonomik değeri olduğu bu zamanları gayet iyi yansıtıyor.

Proje adresi: http://transition.turbulence.org/Works/mypocket

28.12.2007

2007'de Sanatın Güç Odakları

Art Review dergisi, 2007 yılında da, sanat camiasında etkili olmuş kişiler arasından yaptığı seçimle, plak listelerine benzeyen ve artık gelenekselleşen listesini yayımladı. Art Review Power 100‘ün nasıl kriterler sonucu ortaya çıktığı açık değilse de, bunu Charles Saatchi’nin izinden gidip galeri veya müze kuran koleksiyoncuların artması, Hintli ve Rus alıcıların yükselişi ve Çinli sanatçıların isimlerinden daha çok bahsettirmeye başlamalarına rağmen Batı dünyasının baskınlığından bir şey kaybetmemesi gibi sayısız gözlemin bir yansıması olarak görmek mümkün.

01. François Pinault (koleksiyoncu)
02. Larry Gagosian (galerici)
03. Sir Nicholas Serota (müze direktörü)
04. Glenn D. Lowry (müze direktörü)
05. Eli Broad (koleksiyoncu)
06. Damien Hirst (sanatçı)
07. Charles Saatchi (koleksiyoncu)
08. Jay Jopling (galerici)
09. Steven A. Cohen (koleksiyoncu)
10. David Zwirner (galerici)
11. Sam Keller, Cay Sophie Rabinowitz, Annette Schönholzer, Marc Spiegler (sanat fuarı organizatörleri)
12. Brett Gorvy & Amy Cappellazzo (müzayede evi yöneticileri)
13. Jeff Koons (sanatçı)
14. Iwan Wirth (galerici)
15. Michael Govan (küratör)
16. Harry Blain & Graham Southern (galerici)
17. Matthew Slotover & Amanda Sharp (sanat fuarı organizatörleri)
18. Tobias Meyer & Cheyenne Westphal (müzayede evi yöneticileri)
19. Richard Serra (sanatçı)
20. Daniel Birnbaum (küratör)
21. Marian Goodman (galerici)
22. Marc Glimcher (galerici)
23. David Geffen (koleksiyoncu)
24. Don & Mera Rubell (koleksiyoncu)
25. Dakis Joannou (koleksiyoncu)

İlk 25′te 3 sanatçı var: Damien Hirst (6), Jeff Koons (13) ve Richard Serra (19).

dk_skull.jpg
Damien Hirst, For the Love of God: 30 Ağustos 2007′de 100 milyon dolara ‘isminin açıklanmasını istemeyen bir yatırımcı grubuna’ satıldığı açıklandı. Malzeme olarak gerçek insan dişleri ve 20 milyon dolar değerini bulduğu tahmin edilen elmaslar kullanılmış.

dk_diamond_blue1.jpg
Jeff Koons, Diamond (Blue): 13 Kasım 2007′de Christie’s müzayedesinde 11,8 milyon dolara Gagosian Gallery tarafından satın alındı. Genişliği 213 cm, paslanmaz çelikten yapılmış.

İlgili Bağlantılar:

26.12.2007

2007 Yılı İnternet Tüketicisi Davranışları

Avenue A | Razorfish şirketinin “tüm demografiklerde 475 kişi” ile yaptığı araştırmaya göre 2007 yılında internet tüketicisinin davranışları şöyle:

Genel [RSS kullanımı artıyor]

  • 60% kişiselleştirme yapıyor
  • 47% yer imleri paylaşmıyor
  • 44% RSS besleme kullanmıyor
  • 65% etkiet bulutu kulllanmıyor
  • Hemen herkes “çok tutanları” okuyor

Video [tv online video tarafından kapsanıyor]

  • 67% sık sık YouTube gibi sitelerde video seyrediyor
  • 95% son 3 ayda online video seyretmiş
  • 49% son 3 ayda video paylaşım sitelerine video yüklemiş

Online Müzik, Fotoğraf ve Bloglar [herkes bir paylaşım sitesi açsın]

  • 42% sık sık online müzik satın alıyor
  • 41% fotoğraf paylaşım servisleri kullanıyor
  • 70% sık sık blog okuyor

Bir ürün almaya karar verirken online araştırma yapma [arkadaş tavsiye etti]

  • 92% bir ürün almadan önce online araştırma yapıyor (ürün/fiyat karşılaştırmaları)
  • 54% araştırmasına bir arama motorunda başlıyor
  • 14% araştırmasına bir karşılaştırma sitesinde başlıyor
  • 30% araştırmasına bir alış veriş sitesinde başlıyor
  • 55% ürün seçerken kullanıcı yorumlarına güveniyor
  • 21% ürün seçerken uzman yorumlarına güveniyor
  • Ürün seçildikten sonra almak için en önemli kriter FİYAT (38%) ve SİTENİN BİLİNİRLİĞİ (38%)

Cep telefonu servisleri [ancak uzaktan kumanda olabilir]

  • 68% müzik dinlemek için telefon kullanmıyor
  • 76% video seyretmek için telefon kullanmıyor
  • 64% haberlere bakmak için telefon kullanmıyor

Kaynak:
http://www.alleyinsider.com/2007/10/consumer-behavi.html

Bu yazı aklınızda iki soru uyandırabilir:

1. 500 kişilik bir araştırma ne söyler ki?

Hiç bir şey söylemese de bir fikir verir diye düşünüyorum. Pazar araştırma şirketleri giderek sosyal ağlı servislerde programatik araştırma / analiz yapan şirketler haline gelecektir zannediyorum. Facebook sosyetesi niye var?

2. Düğümküme’de ticari amaçlarla yapılmış bir pazar araştırması niye yayınlanıyor?

Öncelikle yeni nesil medya kullanımı ile üretimi arasında kesin sınırlar olmadığını gözlemliyoruz. Sonra ticari olan en az politik ve sanatsal olan kadar kültürel hayatımızı şekillendiriyor. Bu sebeplerden politik, sanatsal, teknolojik, ekonomik, sosyal veya ticari araştırma arasında ayrım yapmıyoruz, buna derin karıştırma diyebiliriz.

3. Türkiye’de Internet Pazarı?

Dünyadan pek farkı yok. Bir kaç belli iş türü var.

  1. Reklam (Paylaşımlı servis, sosyal ağ, Facebook App vb.)
  2. Alış veriş (Düz satış)
  3. Ödemeli araç/servis (Rss okuyucu, iş ilanı vs. para vermeye değer iş yapan yazılım)

Bunların arasında gelir dağıtımlı servis (bkz Pilli Network) yapmak bence herkes için en iyisi. Böylece belki bir gün 9-6 işe gidip gelinen bir toplumdan başka bir toplum modelimiz olur.

İlgili yazılar

11.12.2007

Balonda Yaşamak: Kredi, Borç, ve Kriz

mute-26-kapak.jpg

Mute internet sonrası kültür ve politika ortamına odaklanmış bir yayın. 1994 yılından beri düzenli olarak online toplaradıkları içeriği yine düzenli olarak dergi veya kitap olarak basıyorlar. Mute’un yeni basılı sayısının başlığı “Balonda Yaşamak: Kredi, Borç, ve Kriz“. Borçla ayakta duran bir neslin –küresel boyutta– patlama işaretleri verdiği ve bunun sosyal etkileri konu ediliyor. IMF’den aldığı borçlarla ayakta duran Türkiye ekonomisini yaşayan bizler için hem çok duyulmuş hem de çok kulak ardı edilmiş bir konu. Biliyorsunuz ki bugünkü devirde öğrenci, esnaf, mafya, devlet kim olursanız olun ancak aldığınız borçları ödeyebildiğiniz sürece varlığınız kabul edilir.

Bu sayıya katkıda bulunan yazarlar ve sanatçılar dünyadaki finans akışı ve bunun ayakta tuttuğu düzen arasındaki bağları inceliyorlar. Hazinedeki altın miktarına dayalı ekonomi modellerini bırakalı çok oldu, bu halde elinizde tuttuğunuz para nasıl değerli olabiliyor? Bu değer sadece sizle aynı yerde bulunan fabrikalardaki ve tarlalardaki üretime mi bağlı yoksa Venezuella’daki bir kriz sizi etkiliyor mu? Bunun ne kadar farkındasınız, yoksa sadece aa dolar düştü borsa yükseldi diye mi bakıyorsunuz. Özetle küresel bir finans krizi bizim krizimiz mi?

Mute Dergisi online ve basılı dağıtılıyor, burdan üye olabilirsiniz.

26.10.2007

Bilmediğimizi Bilmediklerimiz

tense1

“Olmamış şeyler bana her zaman ilginç gelir,” dedi ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld 12 Şubat 2002 sabahında. “Çünkü bildiğiniz gibi, bir bilinen bilinenler vardır; bir de bildiğimizi bildiklerimiz. Ayrıca biliyoruz ki bilinen bilinmeyenler de vardır; yani bilmediğimizi bildiğimiz bazı şeyler. Ancak bir de bilinmeyen bilinmeyenler var—bunlar bilmediğimizi bilmediklerimiz.”

Bilmediğimizi bilmediklerimiz ne demek? Bu en ilginç olanı. Bu çifte negatiflik bilinmeyeni bile bilmemeyi bir eksiklik olarak kabul etmek demek. Bu eksiklik kabulü geleceği tahmin etme becerisi değil, gelecek tahmini içinde dahi bilinmeyeni bilmeye çabalamaktır. Mesela 11 Eylül 2001′de bir yolcu uçağının silah olarak kullanılabileceğini hayal edememek…

Terörist oluşum doğası itibariyle bir ağ yapısındadır. Yani askeriyede olduğu gibi merkez baştan aşağı zincirleme emir komuta yapısında değil, bir çok başın kendi kendine ve diğer başlarla etkileşim içinde hareket ettiği bir ağ yapısındadır. Terörist oluşumun merkezi ve lideri yoktur. Bu sebepten gidip falanca kampı yok etmek veya filanca ele başını yakalamak terör ağını hiç bir biçimde etkisiz hale getiremez. Türkiye de Amerika da bunu gördü, etkilerini hep beraber yaşıyoruz.

daglica-1
Kuzey Irak sınırı Google Earth görüntüsü.

Ağı kontrol eden kimse yoktur. Bugün ne Barzani ne başka bir yerel lider kendi başına bu ağı yönetmez, yönetemez. Geleneksel bakış açısı sadece bir kaç ele başı belirleyip (Bin Laden, Öcalan vs.) imha ettiğinde terörü yok edeceğini umuyor. Bu sadece geçmiş yüzyıllardan kalma bir aldanma. Irak PKK’yı yasadışı kabul etse de, Amerika elimizden geleni yapacaz dese de, Türkiye sınır ötesi harekata başlasa da bu ağlı yapısı nedeniyle terör örgütleri yok edilemez. Dağlar; Afganistan dağları da Kuzey Irak dağları da topolojik yapısı sebebiyle merkezsiz, delik deşik, düğüm küme, hem çölün hem kentin tersi, ağlı sistemlerin yaşamasına imkan veren en ideal ortamlar. Askerler bütün dağları en önde giden fetiş teknolojik silahlarla tarasa da ancak ağ içinde ağ bulacak, düğüm olacaktır. Çünkü dağlık bölgelerdeki ağların küresel ağlara bağları olabileceği çok da gizli bir şey değildir. Silah tüccarlarının aynı teröristler gibi hükümetlerin bilinen hiyerarişik kurallarının dışında hareket ettiği bilinir, defalarca yazılmıştır. Ağın en güçlü işlediği bir ortamda Türkiye-Irak-Amerika ortak yönetimi ancak bilmediği bir bilinmez ile karşıkarşıya. Bu bilinmezlik bugün ancak “bataklık”, “girdik çıkamadık”, “içine çeker” gibi yorumlarla tarif edilebiliyor…

netwar-ag-savasiStrateji araştırma şirketi RAND araştırmacılarından John Arquilla ve David Ronfeldt ABD Savunma Bakanlığına 1996 yılında bir rapor verdi. Bu raporun adı “Ağ Savaşının Gelişi” (“The Advent of Netwar”). 127 sayfalık rapor savaş karşıtlarının nasıl kendi kendine toplanıp şehirde kontrol dışı gösteriler yaptığından terör örgütlerinin nasıl küresel boyutta organize olduğuna kadar ağlı sistemlerin yeni bir tehdit olduğunu anlatır. Çeşit çeşit lidersiz direniş tarif eder. Rapor bu ağlı sistemlerin baş oyuncularının nasıl bilgi teknolojilerini ve internet ile tanıştığımız yeni düşünce biçimlerini özümsemiş olarak hareket ettiğini yazar. “Hücre evleri” ve bilgisayar ağları yan yana üst üste iç içe. Arquilla ve Ronfeldt ağ savaşlarının 5 ayrı katmanda işlediğini söyler:

  1. Teknolojik: yoğun iletişim
  2. Öğretisel (“doctrinal”): ortak hareket etme
  3. İdeolojik: büyük idealler
  4. Anlatımsal (“narratological”): algı dönüştürme
  5. Sosyal: kişisel bağlar ve güven

Bugün henüz akıllara sığmayan, sığsa bile farkında olması zor bir savı vardır bu raporun: “Ağlı tehdide ancak ağla cevap verilebilir.” Bu sav ağların savaşına işaret eder.

* Yazının başındaki görsel Gergin (“Tense”) adını verdiğim—ağ dinamiklerine ve büyümesine odaklanmış—yeni projemden bir görüntü.