Burak Arikan 20.04.2010
Mi Magazine, 2002-2005, VVORK

Mi Magazine, 2002-2005, VVORK
Mi Magazine farklı dergilerde farklı sayfaları yayınlanarak tek sayı oluşturulan dergi içinde dergi. Bugüna kadar 4 sayı yapıldı.

Mi Magazine, 2002-2005, VVORK
Mi Magazine farklı dergilerde farklı sayfaları yayınlanarak tek sayı oluşturulan dergi içinde dergi. Bugüna kadar 4 sayı yapıldı.

Sahte Bebek, 2008, Tunç Topçuoğlu
Utrecht Sanat Akademisi’nde yaptıkları “mahremiyetsizlik” temalı workshop’da Tunç öğrencilerle beraber bir bebek icat etti. Hollanda bürokrasisi içindeki deliklerden yolunu bularak doğumu resmi olarak kayıtlara geçen sahte bebek Hollanda medyasını şok etti. Bir öğrenci resmi anne, biri de resmi baba olurken Tunç Topçuoğlu’na dede dediler. Bir sanat grubu bebeği evlat edinmeye kalktı. Daha sonra Utrecht Belediye Başkanı’nın “ricasıyla” Hollanda’nın ilk bürokratik bebeği resmi bir törenle öldürüldü. Bütün süreç ve belgeler kaydedildi.
Bu proje katılımcılarının ve .-_-.’nun yaptığı tek şey bir gmail hesabı açarak, bu email ile bir blog yaratıp, bu hesap bilgilerini kavram metniyle beraber dağıtmak oldu.
Email aldıktan sonra ve blog’da yayınlandıktan sonra bu yeni kimlik anonim kişiler tarafından büyütülmeye başlandı. şifre ve bilgiler herhangi bir kişi tarafından değiştirilebilirdi ve dolayısıyla başkaları tarafından kullanılması engellenebilirdi, ama bu 2009 Ekim’ine kadar olmadı. Kimliğin böyle anonim olarak büyütülmesine anonim dağıtık kimlik diyorum.
.aa_: Anonim Dağıtık Kimlik, 2008, .-_-.

Becoming Tarden, 2009, Jill Magid
Jill Magid’in Hollanda Gizli İstihbarat Servisi (AIVD) hakkında yazdığı kitap TATE’de bir fanus içinde sergilendikten sonra el konuldu. Magid’in istihbarat servisi ile ilişkiye girerek toparladığı bilgilerle yazdığı kitap daha sonra sansürlenerek yayınlandı.
“Gayri şahsi yapılarla samimi ilişkiler peşindeyim. –Jill Magid”

20 Nisan 2010 Salı, 19:00-21:00
Garanti Galeri – Platform Garanti
İstiklal Caddesi 115, Beyoğlu İstanbul
Katılımcılar:
.-_-.
Tunç Topçuoğlu
Serkan Zihli
Çok sayıda ve boyutta kimlik bilgisi türlü enformatik ortamlarda dolaşırken, bu durum bir uçta “Yes Men” gibi aktivist sanatçılar tarafından sistemin düzenini bozmak için kullanılıyor, diğer uçta vize işlemlerinden göçmen yönetişimine toplumsal denetimin bir aracı haline geliyor. Vatandaşlık numarası, sayısal hafızalı kimlik kartları, banka / kredi sistemi, internetin sosyal ağlar üzerinden ticarileşmesi gibi etkenler kayıtlı kimlik bilgileri üzerinden tanımlanmamıza neden oluyor. Ancak özellikle sayısal sanal ortamlar aynı zamanda çok-kullanımlı kimlik, anonimlik, görünmezlik, gayri-meşruluk gibi kimliksizleştirme taktikleriyle kayıt dışı olabilmeyi de beraberinde getiriyor. “Kimlik” farklı ortamlarda tekrar tekrar yeniden kurgulanabiliyor. Kimliğin bu gayri-merkezi dağıtık yapısının yarattığı yeni gerçekliklere nasıl tepkiler veriyoruz?
Düğümküme Toplantıları odağında sanat, çevresinde sivil toplum ve teknoloji olan yeni bir tartışma dizisidir. Güncel sanat ile hayatımıza yeni gerçeklikler getiren güncel teknolojileri ve bunlarla ilgili sivil toplum konularını karşı karşıya getirmeyi amaçlar.
http://dugumkume.org/dk03
Önceki toplantılar:
DK02: Melez Kamusal Mekan, 6 Nisan – http://dugumkume.org/dk02
Can Altay, Akın İdil (Valensas Teknoloji Hizmetleri), Mücteba Kılıç (Genç Siviller)
video: http://dugumkume.org/dk02-video
DK01: Dağıtık İş, 3 Mart – http://dugumkume.org/dk01
Karen Verschooren (Z33 Sanat Merkezi), Emel Kurma (Helsinki Yurttaşlar Derneği), Hasan Yalçınkaya (Pilli Network)
video: http://dugumkume.org/dk01-video
Görsel: Luther Blissett‘in “resmi” portresi, 1994, Andrea Alberti & Edi Bianco.
İkili Varoluş, 2009, Reggie Watts
İlk defa Performa 2009′da görmüştüm, bildiğimiz beat box dub performanslarından ayrı. Ayrıca bkz “Disinformation” ve “Transition“.
“Internet üzerinde 3 çeşit platform vardır” diye yazmıştı ilk web tarayıcısının mimarlarından Marc Andreessen bir buçuk yıl kadar önce. Aktif bir girişimci yatırımcı programcı olan Andreessen beyaz yaka sosyal ağ platformu Ning.com’u büyütmekle meşguldü. Bununla uğraşırken ortaya koyduğu Internet platformları gözlemi günümüzün üretim biçimlerini anlamak için önemli çatı oluşturuyor.
Günümüzde bir web servisi sadece servis değil, aynı zamanda üzerinde dışarıdan uygulamaların çalışabildiği bir platform. Programlanabilir bir sistem. Servisin belirli özellikleri API (“Application Programming Interface”) yoluyla açık tutuluyor. Ayrıntılarına burada girmiycem, basitçe API bir web servisine programatik, yani başka programlardan erişim sağlıyor. Web servisinin sahipleri dışında birileri servisi kullanan başka uygulamalar geliştirebiliyor. Mesela Facebook’da bir zombie oyunu, bir gelişmiş poke uygulaması, veya profilinize bakanları görme kutusu bunlara örnek. Bu uygulamları Facebook değil mesela Kaliforniya’da bir lise öğrencisi, Filipinler’de bir memur, veya Türkiye’de bir web ajansı geliştiriyor.
Internet’de bulunan platformların 3 çeşit olduğunu söylüyor Andreessen, özetle şöyle:
Uygulama platformdan veri okur platforma veri yazar, ve sadece kendi web adresinde yaşar. Tüm işletme geliştiriciye ait. Örnek: Flickr, Delicious, Twitter ve bunları dışardan kullanan uygulamalar.
Uygulama veri okuma yazma yanında, platformdan erişilebilir. Uygulama kendi web adresinde değil platform içinde gömülü kullanılablir. Yine tüm işletme geliştiriciye ait. Gösterim kontrolü platforma ait. Örnek Facebook ve üzerinde çalışan uygulamalar.
Uygulama tamamiyle platformda çalışıyor. Geliştirici uygulamayı geliştirdikten sonra kodu platforma yüklüyor ve hemen hiç bir işletme kaynağı harcamıyor. Örnek: Ning, Salesforce, SecondLife, Amazon EC2 S3, Google App Engine, Akamai Edge.
İlkinden sonuncusuna doğru platfom sahibinin hem sorumlulukları artıyor hem geliştiricinin emeklerini sömürme kapasitesi artıyor.
Bu yazıyı bir buçuk yıl kadar önce yazmaya başlamış bırakmıştım, şimdi rafdan alıp toparladım. Bugün artık bu üç platform tipinden ayrılmış yeni yaklaşımlar var. Serbest pazar ve rekabet bu son saydığımız canlı platform türünün DNA’sını değiştirerek paralı servis olmaya zorladı. Artık parayla alınıp satılan “cloud computing” servisleri kullanır olduk.
Haberleri duydunuz, Google Social Graph API denilen bir sosyal ağ programlama arayüzü çıkararak internet işletim sistemini gerçeğe dönüştürme yolunda önemli adımlar attı. Nedir bu? Google internet’de yayınlanmış arkadaşlık göstergeçlerini toplayarak indeksliyor ve bu ilişkileri programatik olarak sorgulamanızı sağlıyor. Sonuçta “her isteyen” Google’a girip size ait bir websitesini girebiliyor ve tüm arkadaşlarınızın listesini alabiliyor. İsterseniz kimlere bağlısınız hemen deneyip görebilirsiniz.

Nasıl çalışıyor?
Öncelikle kendi web sitenizde veya blogunuzda bir arkadaşınıza bağlantı verirken rel="friend" veya kendinize ait başka sitelere bağlantı verirken rel="me" yazıyorsunuz. Örnek:
<a href="http://flickr.com/photos/arikan" rel="me">Flickr fotolarım</a>
<a href="http://darakilicoglu.com" rel="friend">Arkadaşım Dara</a>
Google aramada olduğu gibi bir örümcek program bütün web sitelerini tarıyor, bunları yazdıysanız sizin arkadaşlarınızı ve diğer sosyal web servislerinde bulunan profilierinizi kendi veritabanında depoluyor, ve dünyaya sunuyor. Bu biçimde yazım çoktan WordPress, MovableType gibi pek çok blog yazılımında hali hazırda kullanılıyor, ve tabii ki şu anda Twitter, Flickr, Jaiku, MySpace, YouTube, Vimeo vs. gibi çoğu sosyal web servisi arkadaşlık ilişkilerini bu şekilde bağlantılar ile belirtiyor.
Social Graph API kesinlikle sosyal web endüstrisini ileri taşıyacak bir sistem, ama bu işi dağıtımlı ve açık yapmak varken Google’un bunu merkezi bir veri tabanında toplaması insani değil.
Kimi nasıl etkiliyor?
Google Social Graph API girişiminin Facebook gibi kapalı sistemlere göre kullanıcıya çok daha fazla kontrol verdiğine katılıyorum (Google yayınlanmış olan verileri topluyor). Ancak Google bu sistemle hassas olan insani ilişkilere kaba kuvvetle girişmiş oluyor. Hepimiz biliyoruz ki FOAF ve XFN verileri toplanabilir ve açık bir şekilde sunulabilir, ancak bütün dünya seviyesinde verileri depolamak ve indeksleyip sunmak çok fazla para gerektirir. Bu durumda oturup Google’u yaptığı için alkışlamak mı gerekir yoksa açık ve dağıtımlı bir sosyal ağ programlama arayüzü nasıl kurulur buna mı odaklanmak gerekir.
Ben sömürüldüğümün farkındayım, buna karşıyım, ama biliyorum ki buna sadece karşı olmak bir şey değiştirmez, o yüzden sömürüyle deneysel yollardan uğraşıyorum. Bu sebebple MYPOCKET projesiyle çoktan dünyaya finansal bilgilerimi açtım ve “MACHINE READABLES” başlığıyla kendi sitemde bütün arkadaşlık ilişkilerimi ve kendime ait sosyal web servisi profillerimi makina okunabilir hale getirdim. Bunun ne demek olduğunun farkında değilseniz kendinizde denemenizi tavsiye etmem.
Internet servislerine tekrar tekrar kimlik bilgilerinizi vererek üye olmaktan sıkıldıysanız OpenID sistemini kullanabilirsiniz. OpenID ismi üstünde bir açık kimlik sistemi ve açık bir standart olarak gelişiyor. Internet üzerinde bir çok servise tek noktadan, yani tek kullanıcı adı ve şifre ile bağlanmanızı sağlıyor. Bu tip merkezi-olmayan kimlik sistemlerinin temel prensibine göre nasıl bir web sitelerine tek bir adresten ulaşabiliyorsak (örn. http://dugumkume.org) herhangi bir kişi de kimlik bilgilerine aynı şekilde tek bir web adresinden ulaşabilir.
Bunun Microsoft Pasaport’tan veya Google Account’dan farkı kimlik bilgilerinizin şirketlerin kontrolünde değil sizin kontrolünüzde olması. Böylece dijital kimliğiniz cebinizde kalıyor ve Internet’te istediğiniz servise istediğiniz kadar gösteriyorsunuz. OpenID kullanmanın dört yolu var:
MyOpenID bu açık kimlik sistemini sunan sevislerden bir tanesi. MyOpenID’de bir kere hesabınızı yarattıktan sonra buraya kaydettiğiniz bilgileri istediğiniz ölçüde başka OpenID’li şirketlerin servislerinde kullanabiliyorsunuz. Örneğin ilk defa Yahoo’ya kayıt oluyorsanız yeni bir kayıt yapmıyorsunuz sadece OpenID kullanıcı adınız ve şifreniz ile giriyorsunuz. Ayrıca eski Yahoo çalışanı ve idProxy‘nin yaratıcısı Simon Willison bir gün dev kullanıcı veritabanları tutan sitelerin (Yahoo Google Amazon Ebay) OpenID sunucusu gibi davranacaklarını ve kendi kullanıcılarının farklı servislere girip çıkmalarına izin vereceklerini düşünüyor. Ancak bu hayal hala ülkeler arasında vize-pasaport sisteminin simulasyonu. Halbuki herkesin kendi sunucusuna sahip olması daha insani bir düzen yaratacaktır.
Açık kimlik sistemlerinin ayağa kalkması için Yahoo Google Amazon gibi dev Internet servislerinin de bunu benimsemesi önemli. İlk bakışda bunu neden yapsınlar ki gibi bir soru uyanıyor. Bu dev şirketler hali hazırda milyonlarca insanın bin bir türlü kimlik bilgisine sahipler. Bu kontrolü ellerinden almak ve geri bireylere vermek ancak daha fazla küçük servislerin OpenID kullanması ve sonucunda oluşacak birlikle mümkün olabilir. Bu konu elektronik devlete mi gidiyoruz sorularından çıkıp, elektronik derin devlet nasıl işler sorularına gidiyor. Eğer insani bir Internet servisi işletmek istiyorsanız açık kimlik sistemi kullanın.
Güncelleme
OpenID büyük internet şirketleri tarafından sömürülüyor mu?