20.04.2010

Mi Magazine, 2002-2005, VVORK


Mi Magazine
, 2002-2005, VVORK

Mi Magazine farklı dergilerde farklı sayfaları yayınlanarak tek sayı oluşturulan dergi içinde dergi. Bugüna kadar 4 sayı yapıldı.

and 15.02.2010

TV’ye Karşı Video Sanatı, Internet’e Karşı Ağlı Sanat – I

Richard Serra, Television Delivers People (1973) Ramsay Stirling, Internet Delivers People (2008)
Video sanatını harekete geçiren, ilk dönem video sanatçılarını birleştiren ortak nokta, televizyon eleştirisi idi. 1967′de Sony Portapak‘ın piyasaya çıkması ile artık herkesin TV setlerinde kendi kaydettikleri görüntüleri izleyip gösterebiliyor olması, TV’nin demokratikleşmesi ve kurumsal otoritesinin zayıflatılması yönünde bir umut yaratmıştı. Zamanla bu eleştirinin televizyonun kendisi tarafından benimsenmesi, televizyona referans veren televizyon programlarının yaygınlaşmasının da etkisiyle video sanatçılarının kullandığı yöntemler ve kendi kendine atıf stratejisi etkisini yitirmiş, medya sanatı doğrudan TV eleştirisinden çok TV kültürü ile bağlantılı konulara yönelmişti.

30 yıl sonra İnternet, ilk dönemlerinde merkezi iletişimin parçalanması, imgelerin kolayca oluşturulması, kopyalanarak iletilmesi ve etkileşimlerin esnek hale gelmesi sanatçıların ilham kaynağı olurken, aynı zamanda önceki ortamların başına gelen ticarileşme ve merkezileşme eğilimi ile tedirginlik yaratıyordu. İnternet sanatının ortaya çıkmasından olgunluğa ulaşması arasında geçen zaman video sanatına göre çok daha kısa sürdü.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

28.06.2009

Paylaşmayın.siz

c-2Almanya Hamburg yerel mahkemesi kullanıcıların istedikleri gibi dosya yükleyerek paylaşmalarını sağlayan Rapidshare.com‘u (RS) 34 milyon dolar ceza ödemeye mahkum etti. Bir işletmenin tarihe karışması için yeterli bir meblağ.

Bu ve benzeri servislerin ne suçu var? Sistem kendisi içerik üretmiyor, sistemin kullanılış biçimi konusunda insanları yönlendirmiyor. John Doe seçiyor sakıncalı dosyayı oraya yerleştirip başkalarıyla paylaşmayı. Sistemin sağladığı şeyler disk alanı, yüklemek için araçlar vs değil mi?

Gün geçtikçe daha çok sayısallaşan, teknolojik araçlar sayesinde birbirine daha kolay ve hızlı bağlanan hayatlarımızda yeni sayılabilecek bir bahistir dijital meta paylaşımı. Kafalar eski, toplumun davranışı yeni.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

23.03.2009

Her Köye Bir Mini Nükleer Enerji İstasyonu

hyperion-power-module-water-blue

Atom bombasının icat edildiği Los Alamos Laboratuvarı’nda mini nükleer enerji istasyonu kurma teknolojisi geliştirildi. İstasyon başı 20,000 eve enerji sağlayabilecek teknolojinin kullanılması için ihale açıldı, Hypreion enerji şirketi ihaleyi kazandı ve üretime başladı.

hyperion-power-module-hpg

Hyperion Power Module (HPG)

Tipik olarak devletin veya dev küresel şirketlerin kontrolünde olan nükleer enerji artık kendin pişir kendin ye boyutlarına geliyor. Türkiye’de potansiyel nükleer enerji üreticlerinden karşısında duran aktivistlerine kadar bir olgunlaşma süreci yaşanadursun, Hypreion’un ve benzeri şirketlerin neredeyse tüketim ürünü sınıfındaki enerji modülleri satılmaya başladığında hem nükleer enerji karşıtlarının hem devletin aklı gidecektir. Milli elektrik ağından kopuk kendi kendine enerji üretip tüketebilen edebilen bölgeler olabilir. Bir yanda serbest pazar ekonomisinin vahşiliğine yetişemeyen siyasiler milli birlik beraberlik elden gidiyor diye tutuşurken, diğer yanda neo-neo-liberal partiler oy satın almak için köylere nükleer enerji modülleri dağıtıyor olabilirler 2015 seçimlerinde.

Sonra nükleer sanattan konuşuyor olabiliriz uranyum günlük hayata yerleştiğinde kültürel reflekslerimiz nükleeri yediğinde.

İlgili yazılar:

28.02.2009

Internet'in Üç Platformu

Internet üzerinde 3 çeşit platform vardır” diye yazmıştı ilk web tarayıcısının mimarlarından Marc Andreessen bir buçuk yıl kadar önce. Aktif bir girişimci yatırımcı programcı olan Andreessen beyaz yaka sosyal ağ platformu Ning.com’u büyütmekle meşguldü. Bununla uğraşırken ortaya koyduğu Internet platformları gözlemi günümüzün üretim biçimlerini anlamak için önemli çatı oluşturuyor.

Günümüzde bir web servisi sadece servis değil, aynı zamanda üzerinde dışarıdan uygulamaların çalışabildiği bir platform. Programlanabilir bir sistem. Servisin belirli özellikleri API (“Application Programming Interface”) yoluyla açık tutuluyor. Ayrıntılarına burada girmiycem, basitçe API bir web servisine programatik, yani başka programlardan erişim sağlıyor. Web servisinin sahipleri dışında birileri servisi kullanan başka uygulamalar geliştirebiliyor. Mesela Facebook’da bir zombie oyunu, bir gelişmiş poke uygulaması, veya profilinize bakanları görme kutusu bunlara örnek. Bu uygulamları Facebook değil mesela Kaliforniya’da bir lise öğrencisi, Filipinler’de bir memur, veya Türkiye’de bir web ajansı geliştiriyor.

Internet’de bulunan platformların 3 çeşit olduğunu söylüyor Andreessen, özetle şöyle:

1. Erişim API

Uygulama platformdan veri okur platforma veri yazar, ve sadece kendi web adresinde yaşar. Tüm işletme geliştiriciye ait. Örnek: Flickr, Delicious, Twitter ve bunları dışardan kullanan uygulamalar.

2. Eklenti API

Uygulama veri okuma yazma yanında, platformdan erişilebilir. Uygulama kendi web adresinde değil platform içinde gömülü kullanılablir. Yine tüm işletme geliştiriciye ait. Gösterim kontrolü platforma ait. Örnek Facebook ve üzerinde çalışan uygulamalar.

3. Canlı ortam

Uygulama tamamiyle platformda çalışıyor. Geliştirici uygulamayı geliştirdikten sonra kodu platforma yüklüyor ve hemen hiç bir işletme kaynağı harcamıyor.  Örnek: Ning, Salesforce, SecondLife, Amazon EC2 S3, Google App Engine, Akamai Edge.

İlkinden sonuncusuna doğru platfom sahibinin hem sorumlulukları artıyor hem geliştiricinin emeklerini sömürme kapasitesi artıyor.

Bu yazıyı bir buçuk yıl kadar önce yazmaya başlamış bırakmıştım, şimdi rafdan alıp toparladım. Bugün artık bu üç platform tipinden ayrılmış yeni yaklaşımlar var. Serbest pazar ve rekabet bu son saydığımız canlı platform türünün DNA’sını değiştirerek paralı servis olmaya zorladı. Artık parayla alınıp satılan “cloud computing” servisleri kullanır olduk.

04.12.2008

Firefox Korsanları Amazon.com'u Ele Geçirdi: Yılbaşı Alışverişleri Bedava!

Dünyanın en büyük online dükkanı Amazon.com korsanların saldırısına uğradı. “Pirates of the Amazon” denilen bir Firefox tarayıcı eklentisi Amazon.com’a beş kuruş ödemeden alışveriş yapmanızı sağlıyor. Amazon ürün sayfalarında görülen “bedava indir” bağlantısı ürünü bitTorrent dağıtık dosya payaşım sistemi üzerinden bedava indirmenizi sağlıyor. Kitap, DVD, CD, oyunlar dahil yani kısaca tüm sayısal ürünler için çalışıyor.

Pirates of the Amazon sitesi şu anda gördüğü ilgiden dolayı çakılmış durumda. Ama eklenti çoktan internet’de dolaşmaya başladı. Pirates of the Amazon Firefox eklentisini hemen şu bağlantıya tıklayarak tarayıcınıza yükleyebilirisiniz:

http://torrentfreak.com/files/piratesoftheamazon.xpi

Amazon.com bitTorrent için bir arayüz oluyor bu eklentiyle. bitTorrent dünyanın en büyük dağıtık dosya paylaşım sistemi. Internet trafiğinin yaklaşık %40 gibi büyük bir kısmının sadece bitTorrent dosya alışverişlerinden kaynaklandığını düşünürseniz Amazon.com’un ne kadar zor bir duruma düştüğünü anlayabilirsiniz. Pirates of the Amazon projesi alışveriş anına çomak sokuyor. Tam bir kitabı satın almak üzereyken “bedava indir” düğmesine görüp, tıklayıp indiriyorsunuz. Normalde bitTorrent programını açıp bu kitabın PDF dosyasını aramanız gerekirken bu kısayol bir anda olayı basitleştiriyor, ortalığı altüst ediyor. Silikon vadisi peygamberlerinin dilinden düşürmediği ticaretin altın kuralı “basitlik” şimdi kendi varlığını tehdit ediyor.

Pirates of the Amazon‘un tasarımcıları stratejik olarak da zamanlamaya dikkat etmişler, alışveriş operasyonlarının en yoğun olduğu yılbaşı arifesini seçmişler. Projeyi geliştirenler bunu bir sanat projesi olduğunu ve amaçlarının “zenginliği dağıtmak” olduğunu söylüyorlar. Sanat diye duvarda tabloya galeride heykele bakanlar bir kez daha düşünsün.

Pirates of the Amazon bence 2008 yılının en önemli hacklerinden biri ve ayrıca Avusturyalı sanat kolektifi UBERMORGEN’ın Amazon Noir projesinden bu yana (bkz Düğümküme Wiki: Ağda Eylem) Amazon.com’a yapılan en önemli karşı hareket, en önemli aktivizm olayı.

İlgili Düğümküme yazıları:

16.08.2008

Uzay Enflasyonu

13.7 milyar yıllık evrenin zaman çizgisinde gösterimi. Sol uçta tahmin edilebilen zamanın başlangıcı, Big Bang. Sağ uçta bunca yıl sonra insanlık ve mikro dalgaları gözlemleyen uydusu WMAP (Wilkinson Microwave Anisotropy Probe). Kaynak: Evrenin Zaman Çizgisi, NASA

Evrenin Başlangıçları

Big Bang teorisine göre evren ilk patlamadan beri genişliyor, ve son zamanlarda artan “dark energy“lerin itmesiyle genişleme daha da hızlanmış. Stephen Hawking bu kozmik enflasyon meselesine, yani evrenin sürekli şişmesine, yeni bir açıklama getirdi. Yeni Hawking teorisine göre evrenin sadece bir başangıcı yok. Bu çoklu evrende insanlık tarihi tüm başlangıçların uzantısını birarada yaşıyor.

Dağıtık Zamanlar

Superstring theory

Hawking’in yeni teorisi atomdan küçük ve atomun iç yapısı olduğu düşünülen String Teorisi ile uyumlu ve ilerletilmiş versiyonunu, M teorisini destekliyor. Aynı zamanda “all things networked” herşeyin ağlı bağlı olduğunu anladığımız ya da sandığımız bir dönemde dağıtık kaynaklar, dağıtık kontrol, ağlı üretim bağlı tüketim döneminden çıkıyor. Bir zamanlar DNA’nın hayatın ana kodlayıcı kaynağı olduğu düşüncesi hakimdi (DNA RNA’yı, RNA proteinleri, proteinler bizi yapar mantığı). Ancak bu hiyerarşik, merkeziyetçi düşünce, Francis Crick tarafından 50 yıl kadar önce formüle edilmiş merkezden-kitleye düşünce, bugün “systems biology” denilen bir yaklaşım tarafından yıkılıyor. Buna göre DNA bir biyolojik ağ sistemi içinde tüm diğer öğelerle aynı seviyede ilişki içerisindedir ve hayat bütün öğelerin birbirleriyle etkileşimi ile ortaya çıkar, herhangi bir üst yerden, bir merkezden, bir başlangıçtan kodlanamaz veya denetlenemez.

Yeraltından uzaya.

10.08.2008

Google App Engine Üzerinden YouTube'a Nasıl Erişilir?

Bu yazıda Google App Engine kullanarak Türkiye’den erişilebilen YouTube proxy uygulaması nasıl oluşturulur, onu öğreneceğiz. Bu, ucuz reklamlar ve ‘ninja hakaretlerinin’ yer almadığı, sıfır maliyetli ve Google engellenmediği sürece varlığını sürdürecek basit bir uygulama olacak. İki tane çalışan YouTube uygulamasını şuradan (evet Türkiye’den de) görebilirsiniz:

Yazıya “Meet the Sniper” videosu eşliğinde devam ediyoruz :). App Engine YouTube uygulamanın nasıl çalıştığını merak ediyorsanız, okumaya devam edin.

Google App Engine Nedir?

Bildiğiniz gibi Google bir süre önce çok şık bir hareket yaptı, ve muhteşem altyapısının bazı parçalarını Google App Engine adıyla paketleyerek kamuoyuna sundu.

Google App Engine, Google mimarisinden faydalanarak web uygulamaları geliştirmenizi ve yayınlamanızı sağlayan bir platform. Üstelik bedava.

Bu sayede mesela kullanıcı zaten Google üyesi ise, bu kişiye ait kullanıcı adı, email gibi bilgileri kullanabiliyorsunuz, hatta Google Query Language (GQL) ile de erişebildiğiniz bir veritabanınız, imaj işlemleri yapabilmenizi sağlayan Images API‘ınız ve üstüne mail falan da yollamanızı sağlayan Mail API cabası.

Google App Engine sayesinde Google’ın hem CPU gücünden, hem depolama gücünden, etinden sütünden herşeyinden faydalanabilirsiniz. Bu henüz ilk sürüm, ileride bunu bir çeşit iş modeli haline getireceklerine kuşku yok. Hatta Users API ile uğraşırken, Google’ın internetin “kullanıcı veritabanı” olması gerektiğine bile karar verdim. Kesinlikle kullanıcı işini bu adamlar halletmeli. Bırakalım e-mailleri falan Google toplasın.

Google App Engine, arkasında Guido Von Rossum gibi bir idolün de bulunduğu, ‘internetin framework’ü olabilecek potansiyelde, Google ile birlikte nefes alan bir platform :).

Daha detaylı bilgi ve dökümantasyon için, http://code.google.com/appengine/docs/ adresine gözatın.

Hangi programlama dilleri destekleniyor

App Engine servisi şimdilik sadece Python ile kodlayabiliyorsunuz, ama Ruby, PHP gibi dilleri de implemente etmeleri an meselesi. (Bunun gibi bir Ruby on Rails servisine de heroku.com adresinden ulaşabilirsiniz.)

Görülen o ki, bir takım limitler koymuşlar. Mesela boyutu 1mb den fazla olan HTTP responselar bloklanıyor, günlük 2GB trafik limitiniz ve toplam 500MB dosya depolama izniniz var. Yine de appengine küçük ve orta ölçekli işler için uygun. Hatta büyük ölçekli işlerde de yardımcı bir backend olabilir.

App Engine YouTube uygulamsına başlamadan önce

Bu yazı zaten ‘derdinizi anlatacak kadar’ Python bildiğinizi ve bir appengine uygulaması kurmuş ve çalıştırmış olduğunuzu varsayarak yazıldı. Eğer bu konularda hiç bir fikriniz yoksa, önce Google App Engine indirin. Sonra 10 adımda nasıl appengine uygulaması çalıştırılır öğrenin ve buraya dönün. Bu işlem yaklaşık 20 dakikanızı alacak.

Python’a bir kaç saat içinde güzel bir başlangıç yapmak isterseniz, bedava dağıtılan “A Byte of Python” kitabına göz atabilirsiniz.

Başlıyoruz…

Öncelikle uygulamanıza ait dosyaları koyacağınız klasörü oluşturun, benimkinin adı “itube” olacak.

Başlangıç için bu itube klasörü altında “app.yaml” adinda bir dosya oluşturuyorum, bu dosya içerisinde uygulamam ile ilgili bir takım önemli bilgileri ve URL Handler ları tanımlıyorum.

app.yaml

application: itube
version: 1
runtime: python
api_version: 1

handlers:
- url: /assets
  static_dir: assets
- url: /.*
  script: itube.py

application kismini kendi uygulamanızın ID si ile değiştirin. /assets klasörü altındaki dosyalar statik dosyalar, geri kalan herşey itube.py dosyasının kontrolünde olacak.

Bakalım itube.py ne yapıyor.

itube.py

from google.appengine.ext import webapp
from google.appengine.ext.webapp.util import run_wsgi_app
from google.appengine.api import urlfetch
from urlparse import urlparse
import re

class MainPage(webapp.RequestHandler):

    def get(self):

        self.response.headers['Content-Type'] = 'text/html'

        baseurl = "http://www.youtube.com"
        requrl = urlparse(self.request.url)
        url = baseurl + requrl.path + "?" + requrl.query

        result = urlfetch.fetch(url, allow_truncated=True)

        if result.status_code == 200:
            s = result.content

            # regex işlemlerini şimdilik sadece video izleme sayfasında yapıyoruz
            if requrl.path == '/watch':

                # Video dosyasının gerçek adresini bulabilmek için uygulanan işlem
                yt_video_id = re.search("\"video_id\": \"((.*))\", \"l\"", result.content).group(1)
                yt_t = re.search("\"t\": \"((.*))\", \"hl\"", result.content).group(1)
                # Bu bilgi "assets/base.js" dosyasında, flashVars olarak atanmak üzere JS olarak da tanımlanıyor
                # swfArgs tanımlanmazsa SWF Object hata veriyor
                s = re.sub("swfArgs(.*)", "swfArgs = {};\nvar ytVideoId = '"+yt_video_id+"';\nvar ytT = '"+yt_t+"';\n", s)

                # YouTube'un kendi playerına harici FLV dosyalarını oynattıramayacağımız için,
                # YouTube playerı yerine kendi playerımızı yüklüyoruz
                s = re.sub("swfUrl(.*)", "swfUrl = 'http://itube.appspot.com/assets/player.swf';", s)

                # Aynı işlemi JS dosyası için de yapıyoruz ki, bu dosya üzerinde rahatlıkla hareket edebilelim
                # YouTube çoğu işlemi Ajax numaralar ile yapıyor, login falan yapılabilmesi için Javascript'e ince ayar çekmek gerekecek
                s = re.sub("type=\"text/javascript\" src=\"(.*)\"></","type=\"text/javascript\" src=\"http://itube.appspot.com/assets/base.js\"></", s)

            # Sonucu göster
            self.response.out.write(s)
        else:
            print 'ofmg'

application = webapp.WSGIApplication([('/', MainPage), ('/.*', MainPage)], debug=True)

def main():
    run_wsgi_app(application)

if __name__ == "__main__":
    main()

Önemli detayları kod üzerinde yorumlarla yazdım, itube.py dosyası kısaca, kendisine gelen tüm GET requestlerini aynı şekilde YouTube’a sorgulatıp sonucu dönüyor. Bu sırada eğer video izleme sayfasındaysak, gelen sonuç biraz değişiyor.

Buraya kadar yaptığımız işlem sonucunda, text/html dosyaları appengine üzerinden nasıl proksifiye edeceğimizi gördük. Eğer uygulamayı appengine üzerinde çalıştırırsanız, videoları izleyemediğinizi göreceksiniz :( Bunun sebebi YouTube’un video playerının dosyaları youtube.com üzerinden açmaya çalışması. Elimizde bu flash playerın açık kodu olmadığı için gerekli kısımları değiştiremiyoruz. O halde yeni bir player yazmak durumundayız. İşimizi görecek kadar özelliği olan bir flex video player kodunu itube kaynak kodunda assets klasörü altında bulabilirsiniz (assets/player.mxml)

Flash Video Oynatıcı nasıl çalışıyor?

Bu dosyayı incelerseniz FLV dosyalarının başka bir proxy sitesinden çekildiğini göreceksiniz. Bu aşamada böyle bir proxy sitesi desteği almak gerekiyordu. Zira appengine’ın limitlerinden bahsetmiştik. Appengine üzerinden video/flv dosyalar da indirmek mümkün, ama bu dosyaları YouTube’dan request edecek methodun çalışma süresi 10 sn olarak kısıtlanmış, eğer 10 sn içinde dosyayı alamazsa hata veriyor. 10 sn içinde alsa bile response limit 1048kb. Yani 1Mb ın üstünde videoları bu şekilde indirmek mümkün değil. Belki bir takım yöntemleri var, ama uygulamanın da en azından biraz kalıcı olmasını istediğimden video dosyalarının yükünü bir proxye aktaracağım.

Proxy nasıl dağıtık çalışıyor?

Bunun için tek bir proxy sitesini hedef almak yerine, genel olarak kullanılan bir “Proxy sitesi oluşturma sistemi” ni kurban seçmek daha akıllıca olurdu. Bu günlerde Glype adında PHP ile yazılmış sevimli bir proxy sitesi yapma uygulamasıyla tanıştım. Glype ile oluşturulmuş hakkaten çok-çok fazla proxy sitesi var mı bilemiyorum, ama bunların bir listesi var.

player.mxml dosyasında görecekleriniz bunlardan ibaret. Bu dosya aynı zamanda SWF derlenmiş olarak kaynak kod içerisinde bulunabilir (assets/player.swf)

Yeni video oynatıcımızı derledikten sonra, sıra bunu doğru değerlerle sayfaya yerleştirmeye geldi. Bunun için YouTube’un base javascript dosyasında bazı değişiklikler yapmak gerekiyor. Bu dosyayı daha iyi kontrol edebilmek için, daha önce kaydettim ve kaynak kod da “assets/base.js” altında bulunabilir. Orjinal dosya ile tek farkı 1575. satırdan başlayan writeMoviePlayer() fonksiyonu. Bu fonksiyonu, video player ile uyumlu olsun ve FLV dosyasını bulabilmek için gerekli bilgileri sağlasın diye şu şekilde değiştirdim:

function writeMoviePlayer(player_div,force){
var fo = new SWFObject(swfUrl,”movie_player”,”480″,”385″,”7″,”#000000″);
fo.addParam(‘flashvars’,'ytVideoId=’+ytVideoId+’&ytT=’+ytT);
fo.addParam(“allowfullscreen”, “true”);
player_written=fo.write(player_div);
return fo;
}

Gördüğünüz gibi bu işlemi de yaparken, YouTube’un SWFObject‘ inden faydalanmış olduk.

Uygulamayı nasıl çalıştıracaksınız?

Tüm bu aşamaları atlattıysanız, uygulamanızı appengine’e yüklediğinizde YouTube izleyebileceksiniz.

Henüz oldukça eksiği var, mesela POST requestlerine hiç yanıt vermiyor, bu yüzden Login falan olunamıyor. Ama Users API ile de login olma olasılığı var gibi. Hatta sırf YouTube’a özel bir API çıkarırlar diye düşünüyorum. Ajax fonksiyonların adam akıllı çalışabilmesi bir takım düzenlemeler yapılması gerekiyor. Bazı videolarda HTML yapısı da değişiyor, ona bakmak gerek.

Bana sadece “videoları aratayım bulayım ve izleyeyim” yettiği için, bir süre bu kadarıyla yetineceğim.

App Engine YouTube uygulaması kaynak kodu

Geliştirmek isterseniz kaynak koda http://code.google.com/p/itube-appengine/ adresinden ulaşabilirsiniz.

Eğer böyle bir işe kalkışırsanız bu başlığa bir yorum sallayarak, beni de gelişmelerden, isteklerden haberdar ederseniz sevinirim.

http://sansursensin.com/watch?v=hkb3r9filcM

İyi seyirler :)

Konuyla ilgili önceden düğümküme’de yazılanları hatırlayalım:

05.07.2008

Askeri Darbe Olursa Nasıl İletişim Kurarız?

Türkiye’de bugün askeri darbe olsa internet üzerinden iletişim kurmaya devam edebilir miyiz? Geçmişte tüm kitlesel iletişim merkeziydi, biricik TRT’ye bir kaç gazeteye darbeciler tarafından el konulabiliyordu, bugün ise bloglar, kişisel web siteleri, Twitter Facebook gibi sosyal web servisleri sayesinde herkes yayıncı. Ama gerçekten bu dağınık internet altyapısı üzerinde çalışan ve çok merkezliymiş gibi görünen iletişim üstyapısı dokunulmaz mı?

Hürriyet’in 12 Eylül 1980 Cuma günü yaptığı yıldırım baskısında ilan edilen yasaklar gibi bugün de askeri darbeyle tüm özel sivil devlet kurumları, telekom sistemleri, ve buna dayanan internet altyapısı kontrol altına alınabilir. Nasıl bugün bir mahkeme karar verip Youtube’a girmeyi engelliyorsa, internet yasaklanabiliyorsa, Türkiye’nin sahip olduğu bir kaç internet omurgasına “askeri müdahale” yapılabilir ve bir anda nükleer bomba atılmış gibi sessizliğe gömülebiliriz. Böyle bir durumda Türkiye sınırları içinde hiçbir bilgisayar başka bir bilgisayara –Türkiye’de veya dünyada– “uzaktan” bağlanamaz. Eposta atılamaz, chat yapılamaz, bloglar yazılamaz, bankalar çalışamaz, alışveriş yapılamaz, şirketler durur, internet donar, sinir sistemimiz çöker.

Dağıtık yerel ağlar (“mesh”)

Askeri darbeyle tüm iletişim altyapısına el konulmuş olsa dahi bu sessizlik içinde tekarar mırıldanmalar başlayacaktır. Bilgisayarı açtığımızda artık internete giremiyoruzdur ama mahallede başka bilgisayarlar görüyor olabiliriz. Hatta Beyoğlu’ndan Sarıyer’e mesaj göndermemiz mümkün olabilir, üstelik herhangi bir otoritenin kolay kolay denetleyemeyeceği şekilde. Buna artık internet diyemeyiz ama birbirimizle bilgisayarlarımız üzerinden uzak mesafe ağlı bağlı iletişim kurabiliriz. Bunu yapabilmenin yolu “mesh” yerel ağlar oluşturmaktır.

Mesh ağlar merkezi veya çok merkezli (“decentralized”) bir iletişim ağ yapısı gerektirmez tamamen dağıtık (“distributed”) bir yapıda çalışır (bkz yukarıdaki üç diyagramdan en sağdaki). Çok merkezli yapıda bir noktadan başka bir noktaya ulaşmak için aradaki merkezi noktalardan geçmek zorunludur. Mesela havayolları ile İstanbul’dan San Francisco’ya ulaşmak için arada New York’da veya Londra’da aktarma yapmak gerekir. Dağıtık yapıda ise merkez olmadığından bir noktadan diğer bir noktaya ulaşmak için aradaki noktalardan hoplaya hoplaya gitmek gerekir. Karayolu ile İstanbul’dan Ankara’ya giderken İzmit’ten Bolu’dan Eskişehir’den geçerek gitmek gibi.

Şu anda nasıl kablosuz ethernetli bilgisayar ile kendimize yakın başka bir bilgisayara doğrudan bağlanabiliyorsak önce herkes yakınındaki kişilere bağlanır. Bağlılık arttıkça hoplama yöntemiyle bir uçtan bir uca iletişim kurar hale gelebiliriz. Önce kendi sokağımızdaki bilgisayarlara bağlanırız, sonra mahallemizdekilere, sonra öteki mahalledekilere. Zamanla oluşan küçük kümeler yoğunlaşır düğümleşir, kümeler kümelere bağlandıkça ağ genişler ve yoğunlaştır. Sonra Beyoğlu’ndan Sarıyer’e atacağınız bir mesaj aradaki bilgisayarlardan hoplaya hoplaya yerine ulaşabilir. Böyle şehrin bir ucundan diğer ucuna çalışabilen ama merkezi bir sisteme ihtiyaç duymayan mesh yerel ağ altyapısı askeri darbe de olsa iç savaş da olsa bağımsız –ya da tümden bağımlı– iletişim kurmamızı sağlayabilir.

“Mesh” ağlar nasıl kurulur?

Mesh ağlar teknik olarak nasıl kurulur daha önce Düğümküme’de yazdığım şu yazıdan öğrenebilirsiniz:
Gelişmekte Olan Ülkelerde Kablosuz Internet ve Yerel Ağ Kurulumu

Merkezi dün, çok merkezli bugün, dağıtık yarın

1980 yılında son askeri darbe olduğu zamanlar henüz yaygın olmayan telefon yegane iletişim teknolojimizdi, gazeteler ve televizyon sadece merkezden kitleye mesaj veren yayın organlarıydı. Kenan Evren’in varolan tek televizyon kanalı TRT’den halka seslenişi ve Hürriyet’in Kenan Evren’li yıldırım baskısı bu tek merkezliliğin birer ürünüydü.

90lardan itibaren özel televizyonlar özel radyolar yaygınlaştı. Mesaj verenler bir merkezden çok merkeze yayıldı. Artık bir darbe yapabilmek için tüm kanalların kapatılması gerekiyor gibi görünüyordu. Ancak önemli olan iletişim üstyapısına değil iletişim altyapısına müdahale olacaktı, diğer bir deyişle “üst kurumlar“ın altyapıyı kontrolü söz konusu olmaya başladı.

2000lerde internet yaygınlaşmaya başladı. Üniversitelerdeki serbest kullanım iş ve finans dünyasının da internete girmesiyle ticaret ağırlıklı bir hal aldı. Son yıllarda kullanımı artan sosyal ağ servisleri ile beraber eskiden sadece telefon ve email ile yapılan birebir görüşmeler zenginleşti ve bilgi daha hızlı yayılmaya başladı. Bir zamanlar haber için gazeteye bakanlar artık haberi sosyal ağlarından alır hale geldiler.

Bugün özgürleştirici gibi görünen sosyal web servisleri internet omurgası üzerinde çalıştığından iletişim altyapısına yapılacak bir müdahale tüm web uygulamalarını enegellemeye yetecektir. Ancak yarın kurulacak dağıtık ağlı bir iletişim sistemi darbeye dayanıklı anti-simetrik bir iletişim altyapısı sağlayabilir.

İlgili Düğümküme yazıları:

07.11.2007

Dağıtımlı Teknik Direktörlük

Her ne kadar son yıllarda hemen her kelimenin sonuna bir “2.0″ ibaresinin eklenmesi can sıkıcı olmaya başladıysa da, dün gördüğüm bir haber “işte futbol 2.0” dedirtti bana…

web2sport.jpg

Haberin hikayesi şöyle: İsrailli girişimci, Web2Sport.com‘un yöneticisi Moshe Hogeg, geçen sene FIFA Dünya Kupası Almanya-Arjantin maçında Lionel Messi’nin ilk 11′de olmadığını görüp hayal kırıklığına uğruyor. Birçok kişi maçtan sonra teknik direktörü suçluyor ve bir kişinin kararının milyonlarca taraftarın hayallerini yıkmasından yakınıyor. Hogeg, bunun üzerine bir şeyler yapmaya karar veriyor ve ilk iş olarak İsrail amatör kümesinde oynayan Hapoel Kiryat Shalom takımını 350.000 € ödeyerek satın alıyor. Sonrasında, web sitesinin ziyaretçilerinin ilk 11′e taktiklere, dizilişlere, hatta web sitesinden yapılan yayın ile anında oyuncu değişiklikleri için oy vermelerini sağlıyor. Sistem kısaca şöyle işliyor:

  • Takımında söz sahibi olmak isteyen kişi web2sport.com sitesine üye oluyor. (yakın zamanda sitenin İngilizce versiyonunun hazır olacağı söylenmiş)
  • Sitedeki istatistiklere göre saha içi diziliş ve taktik seçiyor
  • ‘Yardımcı antrenör’, takımı çalıştırıyor ve en popüler seçimlere göre organize ediyor.
  • Maç esnasında üyeler siteye bağlanıyorlar, oyunu seyrediyorlar ve taktiksel değişiklikler için oy veriyorlar. Yardımcı antrenör, elinde laptop’u ile kullanıcı-taraftarların isteklerini yerine getiriyor.

Normalde 100 kadar izleyicisi olan takım, iki hafta içine Internet’te 8000 kişi tarafından izlenir hale gelmiş. Takımın antrenörü, Internet sörfçülerinin isteklerini yerine getirmek zorunda olmaktan fazla memnun olmasa da böyle bir yeniliğin parçası olmayı ilginç bulduğunu ifade ediyor. “Hapoel Play65 Kiryat Shalom” takımı, son iki maçını kaybetmiş de olsa ilgi gitgide artıyor.

Hogeg, gelecek sene bu fikri ile İngiltere’de yatırım yapmayı, sonraki senelerde de bu işi iyice yaygınlaştırmayı düşünüp milli takımların ileriki yıllarda bu şekilde yönetilebileceğini hayal ederken, biz de aklımızdan acaba başarılı olabilirler mi diye geçiriyor, aynı zamanda da, bu merkezi olmayan, dağıtımlı yönetim modelinin herhangi bir tür topluluğa uygulanmasının verimli olup olamayacağı sorusuyla karşı karşıya kalıyoruz.

futbolcu.jpg
Harun Farocki’nin documenta 12′de sergilenen, “Deep Play” isimli enstalasyonundan bir kesit