22.08.2009

Çakma İşler Veritabanı

Farketmeyeceğimizi mi Sandınız?” blogunda kopya işler orjinalleriyle yan yana. “İki defa kopyalanmış, bir de ben kopyalayım” diyenler için. Başlıklarıyla tuttuğum bir kaç çakma…

cakma-isler-veritabani-0
Urban Outfitters bu sefer Thrasher Magazine’den yürütüyor…

Bu yazının geri kalanını okuyun »

30.06.2009

Ölümü Bekleyen Kanserli Bir Ateistin Blogu

Bob Zimmermann emekli bir psikoloji profesörü. Son derece ilerlemiş gırtlak/mide kanseri hastalığı sebebiyle çaresizlik içinde ölümü bekliyor. Zimmerman ateist, dine ve yaradılış tezlerine inanmıyor. Diğer ateistlerin ölüm kavramı ile nasıl yüzleştiklerini anlamak ve kendi deneyimini paylaşmak için blog yazıyor. 29 Haziran tarihli blog girdisinin etiketleri agnostik, ateist, kanser, ölüm.

Bob Zimmerman

28.02.2009

Türkiye'de Ekonomi Blogları

Türkiye’de ekonomi üzerine yazan çizen bağımsız bloglar. Bir zamanlar toparladığım ama yayınlamadığım küçük bir liste. Siz de bildiğiniz blogları yorumlara ekleyin.

09.01.2009

Bir Basın Skandalının Ardından Blog Gazeteciliği

Yeni medya ve gazetecilik üzerine doktora çalışmasını sürdüren Nikki Usher, geçtiğimiz ay bir medya skandalının izini sürerken, blogların gazetelerin yerini almaya başladığı tartışmasına katkıda bulunmayı hedefleyen bir makaleyi First Monday‘de yayınladı.

Makale, İsrail’in Lübnan’a saldırdığı günlerde Reuters tarafından servis edilen ve bir süre sonra sayısal manüplasyon olduğu anlaşılan fotoğrafların yarattığı fauxtography skandalından yola çıkarak blogların birer kamusal haber kaynağı olarak nerede durduklarını incelemeyi deniyor.

Bu incelemeden alınabilecek önemli notlar: hesap verilebilir bir medya inşa etmekte vatandaşların yeri açısından bloglar ve aslında medyada çok imkanlı olamayabilecek bir uzmanlığın varlığı.

Photoshop ile değiştirilmiş olan Lübnan fotoğrafı

Kaynak: Zombietime

Usher, blogların kendi tanımlarından yola çıkarken O’Reilly tarafından yayınlanan We the media: Grassroots Journalism by the people, for the people adlı kitabıyla Gillmor’ı referans alıyor ve bir blog, konvansiyonel gazeteciliğin yapamadığı neyi başarabilir? sorusuyla yapısal bir analiz çiziyor. Bu analiz, blogların, merkezden-kitleye medyada çok rastlanılamayacak bir imkanla, belirli konularda yetkin insanlar tarafından bilgi aktarımına olanak sağlama güçlerini de tarif eden dikkat çekici bir bölüm. (Özellikle teknoloji konusunda ve Türkiye’de bu notu anlamak çok daha kolay görünüyor…)

Kuramsal çerçeveyi çizerken Habermas‘ın public sphere (kamusal alan) kavramını temel alan yazı, bloglar gerçekten kamusal olarak değerlendirilebilir mi, ana akım medyanın kimi dezavantajlarından muaf olan bloglar İnternet’in özgürlükçülüğünü müjdeleyen bakış açısının beklentilerini karşılıyor mu gibi sorularla gelişiyor.

Haber ajansları (örnekte Reuters) yayın değerleri ve geçmişleriyle belirli bir bilgi otoritesi oluştururken, bloglar da vatandaşlar arasında bir örgütlenme sağlayarak medyanın hesap verebilirliğini sağlayarak bir denge oluşturuyorlar.

Yazıdaki örneğin diğer ucuysa Little Green Footballs adlı popüler bir blog. Blogun karakteri muhafazakar ve ana akım medya karşıtı olarak tanımlanırken, popülerlik Technorati‘ye göre dünyanın en çok okunan ilk yüz blogu arasında olmasından geliyor.

Usher’in analizinde bloglar açısından ve de bu makalenin Düğümküme’de konu edinilmesi fikrini doğuran iki çarpıcı nokta var. İlki, blogların da ana akım medyada var olan hiyerarşinin bir benzerini örgütlemekten kaçınamaması.

Alternatif Medya hangi konuda alternatif?

LGF özelinde bakılacak olursa, Lizardoid Ordusu adlı katılımcı, yorumcu ve yazarlardan oluşan bir grup, tarikat lideri gibi davranan bir başyazar çevresinde örgütleniyor, katılımcılar başyazarın kurallarını ve dilini kabul ediyor ve yaptıkları katkıların kredisini de ona hibe ediyorlar. Usher, LGF’in dahil olduğu tüm popüler konularda başyazar Johnson’un tek başına krediyi toplamasını LGF’in kamusallığı çerçevesinde tartışmaya açıyor.

Özgün bir dil kurgulamak, belirli bir yayın hiyerarşisi içinde davranmak gibi kavramların merkezden-kitleye ya da kitleden-kitleye yayın anlayışlarında değişmesi zorunlu mudur? Üslup nerede oluşmaya başlar, bir üslup oluşturmak amacıyla dil kurgulamak, o dili kullanamayanlara bir kapı kapatmak mıdır? gibi sorular formüle edilerek bu tartışma genişletilebilir.

Usher, makalesinde LGF blogunu tam olarak açık tanımlamakta zorlansa da, “eğer bildiğimiz anlamlarıyla ‘muhafazakar kitle’yi kamusal alanda açık bir topluluk olarak gördürsek, LGF’yi yalnızca onun iletişim kanallarından biri olarak, temsiliyetle sınırlı ele alabilir ve açık olduğunu kabul edebiliriz” diye özetlenebilecek bir parantezi ihmal etmiyor.

Blogun katılımcılığa hangi ölçekte açık olduğu ya da açık olma halinin teknik olanaklar doğrultusunda sınırlandırılmasının nasıl tartışılacağı sorusu bu tartışmayı önceliyor. LGF ya da örnekten genele doğru gidersek, (blogosfer diye de adlandırılan) blog dünyasının yalnızca kendi varlığıyla bir kamusal mekan inşa etme iddiasında olup olmadığı belirleyici hale geliyor. Teknik basitliğe indirgeyerek web siteleri/bloglar temsil ettikleri kitlelerin asıl yapılarıyla değerlendirilir, başlı başına organizasyonları ile değerlendirilmez diye bir karşı görüş ortaya çıkabilir.

Bu argümanla yola çıkarken, Wiki gibi katılımın özelleşmiş teknik bilgi ve yetkilendirme gerektirmeyecek şekilde düzenlendiği teknik altyapıların varlığı ve bu yapılarla inşa edilen Wikipedia gibi örnekler işe yarayacaktır.

Kitleden-kitleye yayıncılığın ‘kabul görme’ gücü nereden gelir?

Yazıdan öne çıkartmak istediğimiz ikinci önemli saptama, yine aynı konu özelinden yola çıkılacak olursa Reuters’in özür dilemesine kadar geçen süre içinde aslında kapalı bir okuyucu kitlesi içinde günlerce bu skandalın konu edinilmiş olması. Bir başka deyişle ana akım medyanın hesap verebilir olmasını sağlamak için, onunla ilişkide olmanın zorunlu olması.

Yazıdaki örnekte LGF tek başına bir skandalın izini süren, amatörce bir çabanın ötesinde, temsiliyet gücü edinmiş, radyo kanalları ve benzeri merkezden-kitleye olan başka yayınlarla güçbirliğine girmiş bir site olarak karşımıza çıkıyor ve de Reuters’in aktörü olduğu olay bir skandal boyutuna bu şekliyle ulaşmış görünüyor.

Mecrası doğrudan İnternet olan kimi eylemlerin (buraya flash mob kavramı da eklenebilir) organik ilişkilerden yararlanmaksızın merkezden-kitleye medyada konu aldıklarına tanık olduk. Bunlar arasında en bilinenlerden biri George W. Bush’un Beyaz Saray’daki özgeçmişine miserable failure sözcüğüyle link verilmesi kampanyası sonucu miserable failure şeklinde bir arama yapıldığında ilk sırada George W. Bush’un çıkmasıydı. (Bkz: Konuyu haber haline getiren BBC)

Katılımcı ve çok yönlü bir içeriğin, merkezden-kitleye medya içinde konu edinilmesi, daha geniş bir kitleye ulaşılmasını (örnekteki gibi) sağlayabilir. Öte yandan, kitleden-kitleye medya, merkezden-kitleye medyanın yerini almayı hedefliyorsa, iki medya arasında bir ilişki olmaksızın kamuoyu oluşturabilecek yaygınlıkta olmanın yollarını aramalı…

Soru, bunun mümkün olup olmadığı… Tiyatro, sinema, radyo, televizyon, İnternet/YouTube birbirlerinin sonunu getireceği yönündeki tartışmaları doğurdular, oysa belirli görevler için tercih edilmeyi kenara koyabilirsek her bir mecranın kendine ait özellikleriyle hala varlığını sürdürüyor olması bir mecranın bir diğerinin yerini tamamen almakta zorlanacağını hatırlatıyor.

Son bir not olarak, yazıya konu olan makalenin 2008′in son sayısında yer aldığı dergiyi, henüz duymamış olanlar için kısaca özetleyelim:

First Monday logo

First Monday logo

First Monday (İlk Pazartesi), 1996 yılından beri yayınlanan, internet tabanlı bir akademik dergi. Communication Abstracts, Computer & Communications Security Abstracts, DoIS, eGranary Digital Library, INSPEC, Information Science & Technology Abstracts‘ın da dahil olduğu bir çok yayın indeksi tarafından taranan First Monday alışılagelmiş akademik yayınların aksine açık erişim politikasıyla dikkat çekiyor. Yazarlar, katkılarını Public Domain (kamuya ait) ya da Creative Commons lisansıyla yayınlamaya davet ediliyor ve arşivler dahil tüm içerik izleyicilere ücretsiz olarak sunuluyor.

Adından tahmin edilebileceği üzere her ayın ilk pazartesi günü yayınlanan dergi, internet, açık kaynak, telif gibi konularda makaleler, kitap incelemeleri ve bir podcast’ten oluşuyor.

Benzer Düğümküme yazıları:

Günün resmi: İran’ın Photoshoplu füzeleri

28.05.2008

Gerçek Zamanda Değişen Görsel Akımlar

Internet’te görsel kültür tarihte hiç olmadığı kadar hızlı gelişiyor. Ağırlıklı görsel tüketim merkezden-kitleye değil herkesin arasında birebir etkileşimle gerçekleştiği için görsel akımlar neredeyse gerçek zamanda değişiyor. Eskiden dergi, gazete, televizyon aracılığıyla belli merkezlerden iletilen / üretilen görseller şimdi herkes tarafından herkes arasında dolaşıyor. Bugün herkes görsel üretiyor veya iletiyorsa geçmişte (endüstrileşme vs.) kitlesel medyanın yarattığı görsel patlamadan kat kat fazla görsele maruz kalıyoruz.

Diğer yandan bu görsel yoğunluğun yarattığı karmaşayı süzen ve anlamlandıran yeni sistemler gelişiyor. Özellikle görsel toplayan ve dağıtan bloglar ve sosyal imleme siteleri bu hiper görsel yoğunluğu toparlıyor. Bunlardan çok var, benim zaman zaman takip ettiklerim şöyle:

Küratör Blogcular

Günümüz sanatından görseller, yeni tasarım nesneleri, tipografik icatlar, absürd fotoğraflar, soyut animasyonlar, portre fotoğraflar, posterler, şokcu haber fotoğrafları.

Toplu zeka

Tam sayfa dergi fotoğrafının etkisi artık RSS okuyucumdan eriştiğim görselin 320 kişi tarafından kaydedilmiş olması bilgisine mi eşdeğer? FFFFound görsel sosyal imleme (“social bookmarking”) servisi günümüz sanatçılarının ve tasarımcılarının günlük göz attığı bir kaynak oldu. Ben de her gün RSS okuyucumda 50+ kişinin günlük imlediği “ilginç” görselleri takip ediyorum. Bu ayarda bir başka girişim de MIT Media Lab’den arkadaşım Luis Blackaller’ın Pixs projesi, sansürsüz çalışan bağımsız bir görsel yayınlama servisi.

Türkiye

Türkiye’deki girişimleri bir kategoriye sokamıyorum. Genelde blogvari teknolojiler veya kendilerinin geliştirdikleri özel sistemler kullanıyorlar. Etrafta.com yazar çizerleri buldukları bildikleri sanatçılardan ve olaylardan akıl alıcı görseller ve fotoğraflar yayınlıyorlar. İç-mihrak Türkiye’nin bilinçaltını oyan ikon kırıcı posterler yapıyor / yayınlıyor. Dino Türkiye’deki günümüz sanatçılarının nabzını tutuyor. Bigumigu katılımcıları web ve görsel kültür üzerine bağlantı paylaşıyor ve yorumluyor. Pöf Magazin grafik görsel iletişim.

Bütün bu girişimler her gün ve gün içerisinde pek çok defa yeni içerik yayınlıyorlar. Bu yazının başlığındaki “akım” kelimesini kendini çağıran (“recursive”) bir şekilde kullandım, mallar hem RSS beslemeden akıyor hem de aktıkça görsel akımlara (“trend”) şekil veriyor. Siz de Türkiye’de veya dünyada takip ettiğiniz görsel akım sitelerini yorumlara yazın, görelim takip edelim.

Not: RSS nedir ve nasıl kullanılır?

08.05.2008

WordPress 2.5 Sürümüne Nasıl Geçilir?

Blogunuzda WordPress kullanıyorsanız 2.5 sürümüne geçme zamanı geldi (bkz WordPress 2.5 Çıktı). En pratik nasıl geçersiniz? Bunu daha önce bir kaç kişiye email ile yazmıştım buraya da yazıyorum belki işinize yarar.

  1. İlk olarak WordPress.org adresinden son sürümü indirin (şu anda 2.5.1).
  2. Sunucunuza FTP ile bağlandıktan sonra WordPress kurulumunun olduğu blog dizininde değiştirmiş olduğunuz dosyalar haricinde tüm dosyaları silin (genelde bu üçü değiştirilir):
    1. /wp-content klasörü kalsın; temalar, pluginler, görseller burada.
    2. index.php kalsın, tema için değiştirimiş olabilirsiniz.
    3. wp-config.php kalsın; veri tabanı bilgileri burada.
  3. Bu üç dosya hariç yeni WordPress 2.5 dosyalarını FTP ile sunucuya atın.
  4. Tarayıcınızda şu adrese gidin /wp-admin/upgrade.php.

WordPress 2.5 çok daha hızlı çalışan ve iyi tasarlanmış bir yönetim arayüzüne sahip. Ayrıca WordPress Otomatik Yenileme eklentisi çıktı, ancak henüz deneyemedim. Web uygulamalarının da masaüstü uygulamaları gibi otomatik yenileme olması aradaki farkın kapanıyor olduğuna dair önemli bir gösterge.

30.03.2008

WordPress 2.5 Çıktı

Popüler blog yazılımı WordPress 2.5 sürümünde yep yeni arayüz ve kullanım özellikleriyle geldi. En büyük değişiklik blog yönetim (“admin”) arayüzünde yapılmış. Daha yalın grafikler ve hızlı çalışan sorgularla sanki bir web tarayıcısı içinde değil de masaüstünde bir yazılım kullanır gibi akıcı çalışabiliyorsunuz.

Diğer önemli özellikler arasında birden fazla dosya yükleme, tek tıklamada eklenti yenileme, yönetim arayüzü (“dashboard”) eklentileri, hazır galeriler, eş zamanlı yazı düzenleme (çok yazarlı bloglar için), tam ekran yazma, kısakod arayüzü (karmaşık HMTL içeriği düzenlemek için), gelişmiş arama, hazır etiket sistemi, ve Gravatar destekli yazar çizer profil resimleri sayılabilir. Şurdan daha detaylı bilgi alabilirsiniz.

Düğümküme’de geçen hafta WordPress 2.5 test sürümünü kullanmaya başlamıştık. Bu özellikleri tek tek denedik, işlerimizi daha da kolaylaştırıyor. İki tane nokta var dikkatimizi çeken, WordPress ekibine de not olarak gönderdik, birincisi taslak yazıların el altından kalkması başka bir menü altına taşınmış olması, bu durum blogu not defteri gibi kullanmayı zamanla ortadan kaldırabilir. İkincisi popüler etiket eklentisinin devre dışı kalması, eski etiket sistemleri, dolayısıyla birikim ile uyumsuzluk.

Daha verimli bir blog için WordPress 2.5 kullanmanızı tavsiye ederim.

02.03.2008

Sosyal Akım Uygulamaları

sosyal-akim-uygulamalari.jpg

Amerikan Internet’ini takip ediyorsanız son bir aydır ardı arkası kesilmeden çıkan sosyal akım uygulamalarının farkındasınızdır. Twitter, Jaiku, Facebook, Plaxo gibi servislerle başlayan sosyal akım uygulamaları basitçe arkadaşlarınızın hepsine birden bir anda SMS atmaya eş değer bir imkan veriyor. Şu anda ne yaptığınızı yazıyorsunuz bir web arayüzüne bir anda bütün arkadaşlarınız haberdar oluyor sizden. Son zamanlarda WordPress de blogunuzu aynı şekilde kullananbilmenizi sağlayan bir etklentiyi test ediyor.

Bu uygulamların en yaygın kullanım alanlarından biri konferanslarda ve etkinliklerde ne oluyor arkadaşlarınızı ve dünyayı haberdar etmek. Mesela Ebay’in kurucusu Pierre Omidyar şu anda TED konferansında, konferansda Pierre’in gözünden neler olup bittiğini dakika dakika kendi Twitter’ımdan okuyorum:

Pierre: Al Gore TED sahnesine çıktı
Pierre: Gore Tim Oreilly’e öpücük gönderdi
Pierre: Gore: “Küresel ısınma sorununu çözmek için demokrasi sorununu çözmemiz gerek”
Pierre: Gore: “Çalışma vergisi yerine karbon vergisi”
Pierre: Gore: “Bizim nesil bu çözülmesi gereken sorunu sandığımızdan çok daha yukarı çıkarabilir”

Pierre TED konferansındaki yüzlerce Twittercıdan sadece biri, yorumları ve gözlemleri ilginç olduğu için takip ediyorum. Konferans bugün bitiyor, eve dönüyorlarmış…

Sadece metin mesaj mı?

Sosyal akım sadece metinsel mesaj biçiminde değil, fotoğraf ve video olarak da geliyor. Flickr fotoğraf servisinde oluşturulan setler sayesinde gidemediğiniz etkinlikleri adeta fotoroman gibi takip edebiliyorsunuz. Mesela TED konferansından fotoğraflar sahnedeki konuşmacılardan koridorlarda olan bitenlere pek çok anı neredeyse canlı canlı gösteriyor.

Canlı video ise sosyal akım uygulamarında daha yeni yeni yerini alıyor. Örneğin geçenlere Davos Dünya Ekonomik Forumu’nda bir kaç blogcu cep telefonlarından çektikleri videoları anında webden yayınlıyorlardı. Hatta blogcu Robert Scoble yeni Nokia modelinin video stream özelliğini ve Qik cepten video servisini kullanarak ayaküstü yaptığı Davos röportajlarını canlı yayınlıyordu.

Toplayıcılar

Sosyal akım uygulamaları yazma ve toplama servisleri olarak ikiye ayrılmaya başladı. Yazma servisleri bütün içerik üretilen bütün Twitter, Thumblr, Last.fm, Facebook status ve benzeri uygulamalar. Toplama servislerinden kastımız bir çok farklı kaynaktan gelen mesajları toplu olarak okuma sağlayan servisler. Mesela Flickr’dan fotoğraflar, YouTube’dan videolar, Qik’dan canlı videolar, blogdan son yazılar, MySpace’den son mesajlar, Last.fm’den son müzikler hepsi bir listede yayınlanıyor… Bütün bu kaynaklar RSS beslemelerinden okunarak toplanıyor. Bu tür toplayıcı servislere örnekler: FriendFeed, Second Brain, Onaswarm, Lifestrea.ms, sayılabilir. WordPress Lifestream eklentisi ve diğer bir blog yazılımı geliştiren şirket SixApart da MovableType için ActiveStreams adında blogunuzda toplayıcı görevi gören eklenti çıkardı iki ay önce. Bunlardan çok var tabi, en son ReadWriteWeb’de 35 tanesinden bahsedildi.

Esasen toplayıcıların bir RSS okuyucudan (Bkz RSS nedir nasıl kullanılır?) farkı yok sadece ayrı ayrı takip etmek yerine arkadaşlarınızın RSS beslemelerini toptan takip etmenizi sağlıyorlar. Çeşit çok olunca bir araya getirip toplumun aklını odaklamak yeni bir pazar olarak ortaya çıkıyor.

Bu hafta Amerikan Internet’i için iki önemli konferans yapılıyor. Biri Etech Koneferansı, “Internet’in başkenti” San Francisco’da, diğeri SXSW Konferansı, petrol patronları ülkesi Teksas’da. Her iki konferansa da katılan şirketlerin ürünleri 2008 boyunca bloglarda dünyaya tekrar tekrar tanıtılacak ve tüm dünya vatandaşları yeni Twitter’lar yeni Facebook’lar yeni sosyal akımlı uygulamalar alışkanlık edinecek.

01.03.2008

Google Uyarı Döngüsü

google_logo.jpg

İşlemsel sanatçı Jonah Brucker-CohenGoogle Alert Loop” adında kendi kendine yazan bir blog çıkardı. Bu proje Google’un bedava blog servisi “Blogger”ı ve uyarı servisi “Google Alerts”i kullanarak otomatik yayın yapan bir blog. Goolge Alerts’ten belli konulara göre email adresine gönderilen içeriği otomatik olarak blogda yayınlıyor.

Brucker-Cohen fikrin uyarılara göre kendi kendine yayını sürdüren bir blog yapmak olduğunu söylüyor. Proje “Google Alerts” ve benzeri türde otomatik sistemlerin kullanırlığını ve nasıl Internet üzerinde görüşleri polorize ettiğini sorguluyor.

Acaba başka bloglarda bu blogu haber yaparak (bu yazıda olduğu gibi) bu döngüye katılabilir mi? Projenin logosu nefis!

Son dakika: Siteye şu anda ulaşılamıyor. Google kapatmış olmalı! Kapatılmadan önceki ekran görüntüsü aşağıdaki gibiydi:

Son dakika:: Blog geri geldi.

google-alert-loop.jpg

29.12.2007

2007 Düğümküme Başlıkları

Bu yıl Düğümküme’de yazıdıklarımızı genelde sonradan referans verilebilecek şekilde düzenlemeye dikkat ettik. Bunların örnekleri mesela internet yasağı nasıl aşılır, internet televizyonu nasıl çalışır, kırsal alanda kablosuz internet kurulumu gibi teknik konular; RSS kullanımı, yüksek çözünürlüklü video paylaşımı, p2p borç verme servisleri gibi tekno-kültürel konular; internet’te açık kimlik, ifade özgürlüğü yazılımları gibi tekno-politik konular; kavramsal sanatlar ve işlemsel sanatlar alanında önemli belge çevirileri ve yorumlar; Facebook ve benzeri sosyal ağların manevi emek sömürüsü üzerinden eleştirileri; Apple iPhone ve yeni Google ürünleri üzerine endüstri haberleri ve eleştiriler; internet ekonomisi uzun kuyruk web2.0 gibi paradigma değişimlerine tanıklık ve yorumlar oldu.

En çok ilgi gören başlıklar hepimizi krize iten Türkiye mahkemelerinin internet yasakları ve Hrant Dink suikasti, Çin ile ticaret yapmak siteyenlerin üşüştüğü Alibaba ve Türkiye-Çin İşadamları yazısı, iPhone tüketim çılgınlığı, arama motorlarında en önde çıkan İstanbul uydu görüntüleri, TÜBİTAK estetiği eleştirisi, Hüseyin Çağlayan’nın kinetik kıyafetlerden oluşan koleksiyonunu nasıl yaptığı ve web uygulama geliştirme sikeleti Rails 2.0 oldu.

Kasım ayında İstanbul’da Amber Festivali ve Düğümküme etkinlikleri boyunca yaptığımız sunumlar, sergiler, workshoplar, ve partiler ile yazıp çizdiklerimize destek olmaya çalıştık.

Bu yıl yazdığımız 192 yazı arasından en çok tartışılan ve zamanını anlatan başlıklar aylara göre şöyle:

ARALIK (17 yazı)

KASIM (21 yazı)

EKİM (5 yazı)

EYLÜL (15 yazı)

AĞUSTOS (13 yazı)

TEMMUZ (9 yazı)

HAZİRAN (18 yazı)

MAYIS (16 yazı)

NİSAN (20 yazı)

MART (14 yazı)

ŞUBAT (21 yazı)

OCAK (22 yazı)