10.09.2008

Virüs ve Antikor

Bir süre önce Sanat Ürününde Nesneden Sisteme Geçiş yazısının yorumları arasında günümüz sanat eserleri için yapılan virüs analojisini ve bu benzetmenin sorunlu olup olmadığı tartışmıştık. Bu benzetmeyi kendi işleri için kullanan; sanata, sosyal gerçekliğin içine ilave edilmiş bir fikir olarak bakan Mel Chin, sosyal işlerini ve onları barındıran düzenleri, barındırıcı beden ile yaratıcı bir ilişki halinde ortak yaşayan bir virüse benzetiyor. Mel Chin’in bu görüşü arazi ıslahı, şehirsel yenileme, bilgisayar kültürü, unutulan kabile kültürleri, pembe diziler gibi çok değişik alan ve konularda işler verebilmesi ile de kendini gösteriyor.

Mel Chin. Diriltme Sahası, 1990

Yazının yorumlar kısmında Burak ve Kerem ile bu benzetmedeki eksiklikler ve sorunlardan bahsederken, virüs denildiğinde ilk akla gelen barınma ve çoğalma eylemlerinden ağırlıklı olarak barınmaya gönderme yapılarak analojideki paralelliğin bozulması, kelimenin verdiği olumsuz izlenim, zaman zaman çok etkili olduğunu görsek de bir taktik olarak seçilip seçilmemesi konusunun açık olmaması, zaman zaman sanatçıların buna bağlı olarak etiğe aykırı davranışları (belki de virüssel davranışın tek başına bir kriter olamayacağı) gibi noktaları sorgulamıştık.

b12 antikorunun (yeşil) hedefi ile karşılaşmasını gösteren 3 boyutlu x-ışını kristalografisi ile oluşturulmuş resmi

Geçenlerde Jolin Blais ve Jon Ippolito‘nun yazdığı At the Edge of Art kitabı elime geçince ilginç bir görüş ve değişik bir analoji ile karşılaşmış oldum. Burada virüs benzetmesi sanat için değil, durmaksızın üreyerek çoğalan teknoloji için yapılıyor. Burada teknoloji ile kastedilen, tek bir parça oluşum olarak teknoloji değil, teknolojik kavramlar. Bunu açmak gerekirse, evrim biyoloğu ve etolog Richard Dawkins‘in tabiriyle teknolojik memlerin kastedildiğini söyleyebiliriz. Dawkins, Gen Bencildir kitabında mem (İngilizcesi meme) kavramını biyolojideki gen teriminden yola çıkarak toplumda yayılan kültürel birimler, akımlar, metaforlar olarak tanımlamıştı. İnsanların teknolojiyi etik değerlere göre irdeleme ve sonuçlarını tahmin edebilme kapasiteleri teknoloji ile aynı hızda artmadığı için teknoloji ile kültür arasında  bir kopukluk oluşabiliyor. Teknolojinin bağımsız bir organik oluşum gibi, kültüre karşı kayıtsız kalabilmesi, bu yüzden içine girdiği organizmanın yaşamına sadece kendini kopyalacak kadar zaman sağlaması için önem vermesi, hem virüslerin hem teknoloji memlerinin sürekli mutasyon halinde olmaları (yeni yazılımlar gibi), hücrenin (veya toplumun) normal işleyişini durdurması ve onu ‘kaçırıp’ başka bir yöne götürmesi gibi paralellikler virüs benzetmesini teknoloji için kullanmanın yerinden olacağı fikrini desteklemek için belirtilmiş. Teknolojinin organik bir yapı gibi hızla çoğalması karşısında bilinçlenmeyi sağlayacak mekanizmalardan biri olarak sanat gösterilirken, tekrar biyoloji örneğine dönerek, bağışıklık sistemimizin çalışma şeklini ve vücudu yabancı maddelere karşı uyaran antikorları anlatarak sosyal mekanizmanın (başka bir deyişle kolektif bilinçaltımızın bağışıklık sisteminin) işleyişi için bir model oluşturuyor. Antikor olarak sanat fikrine dayanan mekanizma şu şekilde işliyor:

Sapma, yoldan çıkma: Yabancı maddelerin sezilmesinde kullanılan karmaşık moleküller olan antikorlar, akyuvarlar tarafından üretiliyor. Güvenilir bir mekanizma olmaları, her maddeye bir antikorun tekabül etmesi ile mümkün oluyor. Bu da genetik çeşitleme sonucu mümkün oluyor ve böylelikle yabancı madde daha vücuda girmeden milyarlarca antikordan biri onu ‘karşılayabilecek’ durumda oluyor.

Alıkoyma: Çeşitlilik sonucu ortaya çıkan ‘biçimlerden’ sadece bir kısmı vücudun veya sosyal kitlenin işine yarayacak özellikte oluyor. Bunu da alıkoyma süreci belirliyor. Mesela suçiçeği virüsü vücuda girince, şekli ona ‘uyan’ antikor tarafında ‘yakalanıyor’.

 

Açığa çıkarma: Sadece bir virüsü yakalamak tek başına yeterli olmadığı için tüm sistemin haberdar edilmesi gerekiyor.

 

 

Uygulamaya koyma: Açığa çıkarma işlemini yapan antikor hızla klonlanarak her tarafa yayılıyor.

 

 

Tanınma, onaylanma: Bağışıklık sistemi harekete geçirilerek yabancı maddeyi yoketmeye, asimile etmeye çalışıyor. Bazı sanatçıların, onaylanmak istemelerine rağmen, kendilerinin de asimile olabileceği ve bu yolla etkilerinin azalacağı düşüncesiyle hedef almaktan kaçındıkları eylem.

 

Etkiyi sürdürme: Çoğalmış olan antikorların, gelecekteki bir tehdide karşı vücutta hazır bulunmaları. Sanatta kültürel belleğe rastgeliyor.

Virüs benzetmesindeki, yoketmek veya sadece sömürüp sonra başka bir organizma bulmak çağırışımlarının yerini vücudu koruyucu bir işlev ile değiştirmesi açısından kayda değer bir benzetme. Ancak buna katılmak için sanırım öncelikle teknolojik memlerin kontrolden çıkmış bir sistem oluşturduğuna ikna olmak gerekiyor.

İlgili Yazılar:

01.05.2008

LSD'nin Bulucusu Dr. Albert Hofmann 102 Yaşında Öldü

lsd-hoffman

LSD‘nin bulucusu İsviçreli bilim adamı Dr. Albert Hofmann dün 102 yaşında öldü. Hoffman 1943 yılında Basel Sandoz Laboratuvarı’nda bulduğu LSD’yi ilk kendi üzerinde denemeye başladı. “Ruhun ilacı” dediği LSD (“Lysergic Acid Diethylamide”) bir süre psikoanalizde halüsinasyon için kullanıldıktan sonra dünyanın pek çok yerinde yasaklanmış. Ancak LSD 1960ların gençliği tarafından tekrar keşfediliyor ve tarihte yasadışı uyuşturucu olarak yerini alıyor.

http://en.wikipedia.org/wiki/Albert_Hofmann

http://en.wikipedia.org/wiki/LSD