28.02.2009

Türkiye'de Ekonomi Blogları

Türkiye’de ekonomi üzerine yazan çizen bağımsız bloglar. Bir zamanlar toparladığım ama yayınlamadığım küçük bir liste. Siz de bildiğiniz blogları yorumlara ekleyin.

17.12.2008

Cep Telefonlarında Beş Yıl Önce Beş Yıl Sonra – 2

Cep telefonlarının geçtiğimiz beş yılda nasıl bir evrim geçirdiğini bu yazının bir önceki bölümünde özetlemiştim. Kısaca hatırlarsak, mobil-cep telefonu pazarında kurumsal cihazların farklılaşması ve bireysel cihazların yükselişi gibi iki dönemi geride bıraktık. Kurumsal cihazların farklılaşması döneminde Blackberry ve Palm gibi cihazlar iş dünyasına yönelik form (klavye) ve arka plan sistemler geliştirdiler. Bireysel cihazların yükselişi döneminin baş aktörü iPhone oldu ve hem form hem de uygulama alanında büyük adımlar attı.

Yeni dönemdeki ilk hareketlenmelere baktığımızda, yeni nesil cihazlarda bireysel-kurumsal ayrımının iyice bulanıklaşacağını görüyoruz. Tam ekran dokunmatik cihazlar, birçok üreticinin takip ettiği bir standart haline geliyor. Kullanım beklentileri de bu yönde evrim geçiriyor.

Tam ekran cihazlara kullanılabilirlik açısından bakalım. Önemli bir gelişim, dokunmatik teknolojisinin iyice yaygınlaşması ve kişisel araçların bir parçası haline gelmeye başlaması. Kısa bir süre önce cep telefonlarında pek kullanışlı olmayan dokunmatik etkileşim, ekran boyutu ve çözünürlüğü ortalamalarının yükselmesi ile daha cazip oldu. Daha da önemlisi, kapasitif dokunmatik ekranların iPhone ile mobil cihazlara uyarlanması ile stylus denilen ara-kalemlere gerek kalmadı. Kapasitif dokunmatik ekran, kullanılabilirlik açısından son derece avantajlı bir teknoloji, çünkü parmak ile kullanıma en çabuk tepki veren altyapıya sahip diyebiliriz. Bu konuda daha detaylı bilgi için Burak Arıkan’ın bir sene kadar önce yazdığı iPhone’daki Çoklu Dokunmatik Ekranın Sırları adlı yazıyı okumanızı öneririm.

Kapasitif dokunmatik ekran

Kapasitif dokunmatik ekran nasıl çalışır?

Diğer bir kullanılabilirlik unsuru da dokunsal geribesleme (haptic feedback). Mesela, klavye kullandığımızda tuşların fiziksel olarak yer değiştirmesi ve çıkarttıkları tıkır tıkır sesler dokunsal geribesleme ögeleri. Dokunmatik cihazlar bu konuda eskiden beri dezavantajlı, çünkü fiziksel olarak geribesleme vermeleri çok zor. Fakat son zamanlarda ortaya çıkan dokunmatik cihazlar görsel, işitsel ve titreşim gibi unsurlarla bu sorunun üstesinden geliyor. Örnek olarak yeni MacBook Pro bilgisayarlarındaki touchpad’i (bunun Türkçesi var mı?), Samsung Instinct ve Blackberry Storm cihazlarının arayüzlerini işaret edebiliriz.

Son kullanılabilirlik unsuru da dokunmatik teknolojinin cihazları çok daha taşınabilir yapması. Klavyeli telefonlar dokunmatiklere göre nispeten şişman ve dolayısıyla taşınabilirlik konusunda daha dezavantajlı.

Kısacası, kullanım açısından beklentiler bireysel-kurumsal ayrımı olmadan evrim geçiriyor ve geçmişte farklı yollar izlemiş olan bu kullanıcı profili, birbirine yakınlaşıyor. Yeni dönemin en önemli iki hareketlenmesi bireysel ve kurumsal cihazların birbirine çok yaklaştığı iki durum olan HTC Android T1 ve Blackberry Storm.

Android, Google desteği ve açık kaynak geliştirici topluluğunun heyecanı ile çok hızlı evrim geçiren bir sistem. Telefon üreticileri için çok da çekici çünkü lisans ücreti yok ve sistem bedavaya sürekli gelişiyor. Servis sağlayıcıları için iPhone’un tabanını kaydırabilecek bir ölçeğe ulaşma potansiyeli var. Üstelik klavyeli-dokunmatik çok çeşitli formları destekliyor. Şu anda resmi olarak Exchange desteği vermeyen Android’ın bu açığı da muhtemelen kısa sürede kapanacaktır.

Blackberry Storm, fiziksel klavyesi bir simge haline gelen RIM şirketinin bireysel cihaz pazarında pay kapmaya çalıştığının ilk göstergelerinden biri. Blackberry, iPhone’a kaybettiği ve kaybedeceği kullanıcıları Blackberry Storm ile geri almaya çalışıyor. Fakat iş sadece cihazla bitmiyor. iPhone, Apple’in yıllardır oluşturduğu yüksek estetik üzerine bir kültür yaratmış durumda ve bu kültürün çekiciliği, Blackberry’nin ana teması olan verimlilikten çok farklı.

HTC T1 ve Blackberry Storm, iPhone ile yarışamayabilir. Fakat önemli olmalarının sebebi, geçtiğimiz 5 yılda oluşan bireysel-kurumsal ayrımını ortadan kaldırmaya çok yaklaşmaları. Teknik olarak nispeten daha kolay olan bu yaklaşım, algısal olarak daha zaman alacakmış gibi görünüyor. İş cihazı geliştirmekle, daha iyi ekran, klavye vs. eklemekle bitmiyor. Mobil cihaz üreticilerinin markalarını yeniden konumlandırmaları, hem bireysel hem kurumsal ihtiyaçları karşılayacak stratejiler ve marka kimlikleri geliştirmeleri gerekecek.

Son olarak, mobil cihazların geleceği ile bazı sorular ortaya atalım:

- Mobil cihazların ekranları nasıl bir yön izleyecek? Daha büyük görüntü için nasıl teknolojiler uyarlanacak? Örneğin: projeksiyon, katlanabilir ekran vs.

- Telefondan mobil bilgisayara doğru gerçekleşen evrimde mobil cihazlar sosyal hayatı nasıl etkileyecek? Arama, mesajlaşma gibi uygulamalar yerlerini hangi ana uygulamalara bırakacak?

- Cep telefonu kullanım açısından bir uzvumuz haline mi geliyor? Yakın gelecekte bu uzvu cebimizde taşımaya devam mı edeceğiz?

İlgili Düğümküme yazıları:

28.07.2008

Ergenekon İddianamesi Neden Düz Metin Değil de PDF Olarak Dağıtılıyor?

Savcılık bilgisayarla yazdığı Ergenekon iddianamesini önce basmış, sonra taramış, sonra da taranmış sayfalardan PDF yapılmış belgeler olarak dağıtıyor. Hangi yüzyılda yaşıyoruz? Bilişim çağında değil miyiz? Zırhlı araçta koli koli iddianame taşıyorlar, resim olarak yapılan PDF belgeler (eğik yazılardan ve mühürlerden anlaşılıyor) ağırlığından yargı bilgi işlem sistemini çökertiyor.

Savcılık bilerek veya bilmeyerek Ergenekon iddianemesini düz metin olarak değil PDF olarak dağıttı. Düz metin olarak dağıtsaydı 2455 sayfa iddianameyi bilgisayar programıyla çok kısa sürede analiz edebilirdik. En çok tekrar eden isimleri bulmaktan başlayıp, metinlerde tekrar eden –normalde bir insanın kısa sürede okuyarak çıkaramayacağı– örüntüleri çıkartabilirdik, insanlar ve olaylar arasındaki ilişkileri bir ağ diyagramı olarak görselleştirebilirdik. Böylece kim kimle ne ilişki içinde, ilişkilerin ağırlıkları nedir, düğüm noktaları nedir, kümeler nedir, çok kısa süre içinde bir harita olarak görebilirdik, herkes görebilirdi. Bu analiz hem yargıya, hem avukatlara, hem de kafası bulanmış vatandaşlara bu karmaşık ağ ilişkilerini yalın bir şekilde gösterirdi.

Ama savcılık iddianameyi PDF dosyasına kitledi. Normalde bilgisayarla yazılmış olan iddianame basılıp taranıp resim olarak PDF dosyasına konuldu, dolayısıyla iddianame üzerinde bilgisayarla işlemsel analiz yapmamızı engellemiş oldu.

Not: Bu habere göre iddianame avukatlara içinde arama yapılabilir DVD olarak dağıtlacakmış. İşlemsel metin analizi yapabilmek için DVD araması maalesef yeterli değil.

Güncelleme: Yorumlarda Nahnu iddianame içinde kelime araması yapabileceğimiz Miiliyet sitesine ve iddianameyi .doc formatında indirebileceğimiz Samanyolu sitesine bağlantılar verdi.

İlgili bağlantılar

22.07.2008

Genetik Özelliklerine Göre Arkadaş Bulma Sitesi Açıldı: GenePartner.com

“Aşk rastlantı değildir” sloganıyla yola çıkan İsviçreli GenePartner şirketi DNA özelliklerinize bakıp size uygun eşleri buluyor.

GenePartner.com 199 dolara DNA testi yaparak size en uygun eşi bulmaya yardımcı oluyor. Yüzlerce “başarılı ilişki yürüten çift” üzerindeki yaptıkları genetik araştırmadan çıkardıkları formülleri kullanıyorlar. Bu algoritmalar ile sizin DNAnızı karşılaştırarak uzun ömürlü romantik ilişkiler kurabileceğiniz kişileri belirliyorlar. Genetik uyumlu çiftlerin mutlu bir hayat süreceğini iddia ediyorlar.

Nasıl çalışıyor?

Adresinize gönderilen bir test tübüne salya örneği verip şirkete gönderiyorsunuz, DNA’nız çıkartılıyor, genetik özellikleriniz analiz ediliyor, ve bir GenePartnerID alıyorsunuz.

İlgilendiğiniz başka bir GenePartner üyesiyle karşılaştığınızda (online veya fiziksel), onun GenePartnerID’sini sisteme giriyorsunuz, GenePartner size ne kadar genetik uyumlu olduğunuzu gösteriyor.

Evet yeni nesil romantizm böyle soğuk analitik super-hijyenik hiper-steril bir şey, şimdiden alışmaya bakın.

Gen Pazarı

GenePartner şu anda mevcut arkadaş bulma çöp çatan siteleriyle işbirliği yaparak kullanıcılarını DNA analizine teşvik etmeye çalışıyor. Ayrıca 199 dolara yaptıkları DNA testi henüz dünyada yeni yeni oluşmaya başlayan genetik analiz pazarında en ucuz fiyat. Mesela Google desteğiyle ünlenen 23andme.com kişisel DNA analiz servisi 1000 dolara DNA analizi yapıyor. Öteyandan biyoteknoloji alanında çalışan bir arkadaşınız DNA’nızı size bedavaya çıkartıp analiz yapabilir, hatta isterseniz kendi kendinize evde DNA’nızı çıkarabilirsiniz.

Türkiye’de DNA analizi

Romantik aşk hikayeleri Yeşilçam’dan laboratuvar kapılarına taşınadursun, bizi bilimsel, politik, etik, ve hatta ekonomik tartışmalar bekliyor. DNA’da mutluluğu bulabilir miyiz? Türkiye anayasasında DNA analizine yasak getirilecek mi? DNA’sından Türk olmadığı ortaya çıkanlar 301den süresiz göz altına mı alınacak? Genetik uyumluluğa göre evlenmek haram mıdır caiz midir mübah mıdır? Sağlık BakanlığıSağlık ve Genetik Bakanlığı“na dönüşüp aynı Ulaştırma Bakanlığı’nın iletişime ve Turizm Bakanlığı’nın kültüre baktığı gibi alakasız iki konuya beraber mi bakacak? Türkiye’de açık kaynaklı biyoteknoloji, açık kaynaklı romantizm mümkün olacak mı?

İlgili yazılar:

19.10.2007

550 Milletvekili Seni Temsil Ediyor mu?

mean_vekil.jpg

Bunu öğrenmek için bugün saat 18:00 20:00 arası İstiklal Caddesi’nde Karşı Sanat galerisine gidin ve Ali Miharbi‘nin “Eigenvekil” projesine bakın. Halil Altındere’nin küratörlüğünü yaptığı “Gerçekçi ol, imkansızı talep et” sergisi bugün Karşı Sanat‘da açılıyor, 17 Kasım’a kadar sürecek.

Ali yukarıdaki resmi 550 milletvekilinin vesikalık fotoğraflarının ortalamasıyla yapmış. Sergiye gittiğinizde Ali’nin kurduğu kameranın karşısına geçin ve ayna misali ekranda kendi yüzünüzün milletvekilllerinin yüz özellikleri kullanılarak hesaplanmış halini görün.

“Eigenvekil” (2007), bir LCD ekran, PC, kamera ve duvarlarda asılı posterlerden oluşan bir yerleştirme. İzleyici ekrana bakarken, bilgisayarın canlı kamera görüntüleri ve işlediği istatistiksel veriler sayesinde, TBMM milletvekillerinin fotoğraflarından hesaplanan özelliklerin, kendi görüntüsü üzerinde bir ‘yansımasını’ görüyor. Aynaya bakar gibi ekrana bakıyor ama aslında çok kısıtlı bir şekilde temsil edildiğini farkediyor. Politik temsil, sanatsal temsil, matematiksel temsil gibi birçok temsil türünde, genelleştirme adına yapılan soyutlaştırmalar, kenarların yontulması, temsil edilenler çoğaldıkça, tek tek bireylerin (veya öğelerin) bakış açısından, temsil edeni bulanıklaştırıyor. Eigenvekil de, çeşitli temsil türleri üzerinden, günümüzün temsili demokrasilerindeki bu soruna dikkat çekiyor.

Eigenvekil projesinde, görüntülerin tekrar oluşturulması için “eigenface” (özyüz) yöntemi kullanıldı. Bu ve benzeri yöntemler, genellikle, aranan kişilerin bilgisayar ve kameralarla otomatik olarak tanınmasını sağlayan sistemlerde kullanılıyor. Bunun yanısıra, AB, ABD ve Kanada pasaportları (veya vizeleri) için, özel birçok sıkı kurala ve ölçüte göre çekilen biyometrik fotoğraflar da buna benzer sistemlerde kullanılmak üzere, yüz kimliğimizin en verimli şekilde devletin veritabanına aktarılmasını sağlıyor. Böylelikle, gözetleme kamerası karşısına geçen kişi, bu veritabanındaki kişiler ile karşılaştırılabiliyor. Eigenvekil projesinde ise, gözetlenen izleyicinin yüzü, TBMM milletvekili fotoğraflarından oluşturulan veritabanındakilere yeterince benzememesine rağmen, sanki onlardan biriymişcesine bilgisayar tarafından tekrardan oluşturuluyor ve elde edilen sonuç olduğu gibi ekrana yansıtılıyor.

Eigenvekil’den diğer görüntüler… İlki kendi vesikalık resimlerinin, milletvekili resimlerinin özelllikleri kullanılarak tekrardan oluşturulmasına razı olan arkadaşlar. İkincisi en önde giden eigenvekiller.

eigenvekil-unknown.jpg

top_eigenvekils.jpg

12.08.2007

Bilgi Görselleştirmesiyle Sosyal Kontrol

Bu müzik videosu Röyksopp’un “Hatırlat Bana” ismli parçası için Fransız grafik film stüdyosu H5 tarafından yapılmış (2002). Toplumun nasıl utopik idealler adına kontrol edildiği işaretler ve ikonlar ile yüklü bilgi görselleştirmesi tekniği ile anlatılıyor tüm video boyunca. Günlük hayatta devletin toplumu eğitmek için kullandığı işaretler ve sistemlerden detaylar var.

Yine H5 tarafında yapılmış Fransız enerji şirketleri topluluğu (“conglomerate”) Areva reklam filmi bu Röyksopp videosunda yapılan eleştirinin tersine Areva’nın nükleer enerji etkinliklerini topluma taraflı bir mesaj olarak veriyor.

03.07.2007

Türketici: Bir Nuri Çolakoğlu Önermesi

Vizyoner medya girişimcisi ve DMG üst düzey yöneticilerinden Nuri Çolakoğlu, bundan üç ay önce katıldığı MOMO – İstanbul etkinliğinde yaptığı sunumda yepisyeni bir önermeyle çıkageldi. “ingilizcesi de bir garip bunun zaten” diyerek prosumer‘a “türketici” adını koydu. Gadget’ın türkçe karşılığı hakkında oluşan gündemle de ilişkilendirerek ben de bu önermeyi yazımın başlığına taşıdım. Oysa bu sunumda daha önemli noktalar vardı.

Medyayı yönetenler ne düşünüyor?
Hiç merak ettiniz mi; bir geleneksel-medya yöneticisi, web 2.0 ve prosumer konusunda neler düşünüyor acaba? Kabul etmek gerekir ki Nuri Çolakoğlu geleneksel medyanın en açık fikirli ve girişimci temsilcilerinden biridir. Yani ortak bir dil yakalamanız mümkündür. Bu yüzden söylediklerine kulak vermekte fayda var.

Çolakoğlu prosumer’ı, yani gelişen teknoloji ve ağlı yaşam ışığında hem üreten hem de tüketeni, yeni bir insan türü olarak niteliyor. Buna Time Warner iştiraki olan ve sadece New York haberleri veren katılımcı kanal NY1‘ı örnek gösteriyor.

Mesele Youtube’a gelince rakamlar konuşmaya başlıyor. Kaynağı belirsiz bir araştırmanın 2010 öngörüsüne göre tüm video servislerine 1 milyar 116 milyon video yüklenecek, bu videolar ise 65 milyar kez izlenecek. Kaba bir hesapla üretim(katılım)/tüketim oranının 1/65 olduğunu söyleyebiliriz yani. Hiç de fena sayılmaz değil mi?


Aynı araştırmaya göre 2010 yılında üç büyük video sunucusunun pazar payları: youtube (22.5), MySpace Video (16.5) ve Yahoo! Video (6.9) olacak. Elde edilecek gelir ise 852 milyon dolar.

Televizyonun Demokratikleşmesi

Videolar bir yana, Çolakoğlu internetteki içeriği üçe ayırıyor; profesyonel, iletişim amaçlı ve kişisel. Bunlar bildğimiz şeyler zaten. Ama Nuri Çolakoğlu’nun kişisel içeriği “iletişimdeki demokratikleşme” olarak değerlendirmesi ise bir medya yöneticisinden beklemediğimiz türden açıklamalar.

Televizyonun demokratikleşmesi Çolakoğlu’na göre üç temel süreç yaşadı;

1.Evre : Büyük programcılar evresi (Kimin neyi ne zaman seyredeceğine karar veren büyük programcılar)
2. Evre : Zaman ve yar kayması (Önce VCR, sonra PVR ve TiVO ile başkalarının hazırladığı içeriği kendi seçtiğin yerde ve zamanda izleme olanağı)
3. Evre : Sadece seyretme, sen de yap

Televizyonun demokratikleşmesindeki bir sonraki adım ise IPTV olarak görülüyor. Yalnız Çolakoğlu, IPTV’den bahsederken;

“Özellikle büyük ticari kurumların doğrudan kendi hedef kitleleri ile çok makul bütçelerle doğrudan bağlantı kurmasını ve hedefe yönelik iletişimini geliştirmesini mümkün kılacak bu uygulamanın kısa zamanda yayılması doğal görünüyor.”

şeklinde bir değerlendirmede bulunmuş. Demokratikleşmenin bana çağrıştırdığı şeylerden bir hayli uzak olan bu açıklamaya pek anlam verdiğim söylenemez.

Çolakoğlu’na göre televizyonun demokratikleşmesindeki son adım ise Mobil TV. Çolakoğlu asıl yer kaymasının bu olduğunu söylüyor ve AB Komisyonunun iletişim, medya ve teknolojiden sorumlu Komiseri Vivenne Redding’in bu konudaki yapısal önerilerini aktarıyor.

Sunumun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

İlgili Düğümküme yazıları:

27.06.2006

Biyolojik işlemlerin yaratıcı kullanımı

Geçenlerde yaşayan herhangi bir canlıdan DNA çıkarma diye basit bir rehber yayınlandı. Bu rehbere gore isteyen herkes bir kaç ucuz malzeme ve araç kullanarak mesela evde bitkilerden DNA örnekleri alabilir. Bir yanda biyoteknoloji dünyada dev yatırımların odak noktası haline gelmiş bir endüstri olarak gelişirken, diğer yanda biyoteknolojinin hayat ile olan direk ilişkisi sanatsal ve kültürel eleştirinin odak noktası haline geliyor.

Geçenlerde Natalie Jeremijenko ve Eugene Thacker “Yaratıcı Biyoteknoloji Kılavuzu” rehberini yayınladılar. Heath Bunting ve Denna Jones’un katkılarıyla ger.ekleştirilen proje sanat işlerinde biyoteknolojinin nasıl kullanılabileceğine dair yöntemker ve bu konuda eleştirel makaleler içeriyor. Bu proje giderek kamraşıklaşan biyoteknolojik yöntemlerin ve işlemlerin hayata büyük etkisi olduğu halde topluma yabancı kalmasını problem olarak gorüyor. Soğuk ve yabancı duran biyoteknoloji terimini “biyoteknoloji hobisi” diye adlandırıp konuda bilgisi olmayanlar için ısındırıyorlar, sonucunda bu alandaki teknikleri ve bunun kültür ve politika ile olan ilişkisini anlamayı teşvik ediyorlar.

DNA cikarma
Tüpte DNA örneği

EK
Biyoloji ve teknoloji kesişiminde eğitim görüyorsanız veya ilgileniyorsanız bu konuda bildiklerinizi Vikipedi’ye girebilirsiniz:

15.10.2005

Çizgilerle Bağlanmış Noktalar

Ag Gorsellestirmesi

Günümüzde ekonomiden biyolojik hücrelere, siyasetten bilgisayar çiplerine, ulaşım sistemlerinden günlük sosyal ilişkilere kadar her türlü karmaşık sistem ağ biçiminde ifade ediliyor. Yaşadığımız dönemin ikonu haline gelen “ağ”, hemen her türlü görselleştirmede birbirine çizgiyle bağlanmış noktalardan oluşuyor. Ancak, bağlantının sembolü haline gelen çizgi, ve düğümün sembolü olan nokta, altında yatan zengin anlamları temsil edemiyor.

Bir yanda Albert-László Barabási gibi bilim adamları “ağ bilimi” diye bir araştırma alanı yaratmaya calışırken, diğer yanda işlemsel tasarımla uğraşan günümüz tasarımcıları birbirine çizgiler ile bağlı noktalardan oluşan bulutlar halinde görsel biçimler yaratıyorlar. Karmaşık sistemlerde çizgilerle ve noktalarla kümeleşen ağları bulut olarak görmek genelde parçaların toplamı olarak kalıyor, halbuki “tüm”ü anlamak ağlı sistemlerin derinliğini ifade etmekden gelir. Bu derinliği anlamak için ağlı sistemleri “bibirine çizgiler ile bağlanmış noktalar”dan başka türlü ifade eden yeni tasarım stratejileri gerekli.

14.08.2005

ARUP Foresight

ARUP mühendislik, tasarım, planlama, yönetim danışmanlığı şirketi alanında geliştirdiği bilgileri dünyanın geleceği için tekrar masaya koyuyor. ARUP geleceğin ancak inşa edilebileceğini görerek disiplinler arası uzmanları bir araya getirmiş ve ARUP Foresight‘ı oluşturmuş. Foresight aktif olarak alternatif gelecek senaryoları, nicel ve nitel trend araştırmaları, ve çeşitli derinliklerde eğitim etkinlikleri yapıyor. Bir zamanlar sadece mühendislik şirketi olarak çözüm üreten ARUP artık geleceği de işin içine katarak problem tanımlayan bir yapıya doğru yöneliyor.
ARUP Foresight

Bir mekanda 7 günlük ısı ve ışık değişimi. – pseudonomad