and 15.02.2010

TV’ye Karşı Video Sanatı, Internet’e Karşı Ağlı Sanat – I

Richard Serra, Television Delivers People (1973) Ramsay Stirling, Internet Delivers People (2008)
Video sanatını harekete geçiren, ilk dönem video sanatçılarını birleştiren ortak nokta, televizyon eleştirisi idi. 1967′de Sony Portapak‘ın piyasaya çıkması ile artık herkesin TV setlerinde kendi kaydettikleri görüntüleri izleyip gösterebiliyor olması, TV’nin demokratikleşmesi ve kurumsal otoritesinin zayıflatılması yönünde bir umut yaratmıştı. Zamanla bu eleştirinin televizyonun kendisi tarafından benimsenmesi, televizyona referans veren televizyon programlarının yaygınlaşmasının da etkisiyle video sanatçılarının kullandığı yöntemler ve kendi kendine atıf stratejisi etkisini yitirmiş, medya sanatı doğrudan TV eleştirisinden çok TV kültürü ile bağlantılı konulara yönelmişti.

30 yıl sonra İnternet, ilk dönemlerinde merkezi iletişimin parçalanması, imgelerin kolayca oluşturulması, kopyalanarak iletilmesi ve etkileşimlerin esnek hale gelmesi sanatçıların ilham kaynağı olurken, aynı zamanda önceki ortamların başına gelen ticarileşme ve merkezileşme eğilimi ile tedirginlik yaratıyordu. İnternet sanatının ortaya çıkmasından olgunluğa ulaşması arasında geçen zaman video sanatına göre çok daha kısa sürdü.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

24.04.2009

Suriye Pasajında Gayri Maddi Emek ve Sanat

suriye-pasaji-tartisma-can

Suriye Pasajı’nda yapılmakta olan Göreli Konumlar ve Kanaatler sergisi dahilinde sunumlar ve konuşmalar yapılıyor. İlki geçen cumartesi yapılan tartışmada Borga Kantürk, Merve Şendil, ve Caner Aslan (yukarıdaki fotoğrafta) sanat üretiminde medyum konusuna odaklandılar. Yarın yapılacak tartışma ağlı bağlı internetli hayatımızı da göz önüne alarak günümüz sanatı ve kültürel üretiminde gayri maddi emek ve kimlik üzerine yoğunlaşacak.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

02.02.2009

Ağlı Sanat Hakkında Ağlı Kitap

Turbulence.org önderliğiyle düzenlenen “Ağlı Sanat Hakkında Ağlı Kitap” yarışması sonuçlandı. Kazanan her yazar $3,000 dolar komisyon ile kitabın birer bölümünü geliştercek. Üretim online ve katılıma açık gerçekleşecek, kitap 1 Temmuz 2009′da yayınlanacak.

Projenin amaçları şöyle:

  • Bilgisayarlar, ağlar, ve mobil bağlılığın imkan verdiği yeni sanatsal gelişmeleri yazacak disiplinler arası ve online bir kitap geliştirmek ve yayınlamak.
  • Kitabı açık, katılımcı, ve sosyal bir biçimde sunmak.
  • Sanatçı, sanat, ve izleyici arasındaki klasik ayrımın yıkılışını belgelemek.
  • Katlılımcı, bulaşıcı, ve açık yaratıcı pratiklerin ortaya çıkışını belgelemek.
  • Howard Rheingold’un deyimiyle “bilgisayarlı iletişimin heryerde herkese açık olduğu noktada kaçınılmaz olan sanal toplumlar”ın inşasını belgelemek. (The Virtual Community, 1993)

Kazanan yazarlar

ANNE HELMOND – http://www.annehelmond.nl
PATRICK LICHTY – http://voyd.com/voyd
ANNA MUNSTER – http://www.cofa.unsw.edu.au/staff/profiles/annamunster/
MARISA OLSON – http://www.marisaolson.com
KAZYS VARNELIS – http://varnelis.net

Yarışma jürisi

Steve Dietz – Northern Lights, MN
Martha CC Gabriel – net artist, Brazil
Geert Lovink – Institute for Network Cultures, The Netherlands
Nick Montfort – Massachusetts Institute for Technology, MA
Anne Bray – LA Freewaves, LA
Sean Dockray – Telic Arts Exchange, LA
Jo-Anne Green – NRPA, MA
Eduardo Navas – newmediaFIX
Helen Thorington – NRPA, NY

Düzenleyenler

New Radio and Performing Arts, Inc. (NRPA)
newmediaFIX
LA Freewaves
Telic Arts Exchange

Proje hakkında
http://turbulence.org/networked/guidelines.html

Facebook Gurubu
http://www.facebook.com/group.php?gid=82123410550

“Ağlı bir kitap ağlı bir ortamda yazılan, düzenlenen, ve okunan kitaptır.” – Institute for the Future of the Book

10.09.2008

Virüs ve Antikor

Bir süre önce Sanat Ürününde Nesneden Sisteme Geçiş yazısının yorumları arasında günümüz sanat eserleri için yapılan virüs analojisini ve bu benzetmenin sorunlu olup olmadığı tartışmıştık. Bu benzetmeyi kendi işleri için kullanan; sanata, sosyal gerçekliğin içine ilave edilmiş bir fikir olarak bakan Mel Chin, sosyal işlerini ve onları barındıran düzenleri, barındırıcı beden ile yaratıcı bir ilişki halinde ortak yaşayan bir virüse benzetiyor. Mel Chin’in bu görüşü arazi ıslahı, şehirsel yenileme, bilgisayar kültürü, unutulan kabile kültürleri, pembe diziler gibi çok değişik alan ve konularda işler verebilmesi ile de kendini gösteriyor.

Mel Chin. Diriltme Sahası, 1990

Yazının yorumlar kısmında Burak ve Kerem ile bu benzetmedeki eksiklikler ve sorunlardan bahsederken, virüs denildiğinde ilk akla gelen barınma ve çoğalma eylemlerinden ağırlıklı olarak barınmaya gönderme yapılarak analojideki paralelliğin bozulması, kelimenin verdiği olumsuz izlenim, zaman zaman çok etkili olduğunu görsek de bir taktik olarak seçilip seçilmemesi konusunun açık olmaması, zaman zaman sanatçıların buna bağlı olarak etiğe aykırı davranışları (belki de virüssel davranışın tek başına bir kriter olamayacağı) gibi noktaları sorgulamıştık.

b12 antikorunun (yeşil) hedefi ile karşılaşmasını gösteren 3 boyutlu x-ışını kristalografisi ile oluşturulmuş resmi

Geçenlerde Jolin Blais ve Jon Ippolito‘nun yazdığı At the Edge of Art kitabı elime geçince ilginç bir görüş ve değişik bir analoji ile karşılaşmış oldum. Burada virüs benzetmesi sanat için değil, durmaksızın üreyerek çoğalan teknoloji için yapılıyor. Burada teknoloji ile kastedilen, tek bir parça oluşum olarak teknoloji değil, teknolojik kavramlar. Bunu açmak gerekirse, evrim biyoloğu ve etolog Richard Dawkins‘in tabiriyle teknolojik memlerin kastedildiğini söyleyebiliriz. Dawkins, Gen Bencildir kitabında mem (İngilizcesi meme) kavramını biyolojideki gen teriminden yola çıkarak toplumda yayılan kültürel birimler, akımlar, metaforlar olarak tanımlamıştı. İnsanların teknolojiyi etik değerlere göre irdeleme ve sonuçlarını tahmin edebilme kapasiteleri teknoloji ile aynı hızda artmadığı için teknoloji ile kültür arasında  bir kopukluk oluşabiliyor. Teknolojinin bağımsız bir organik oluşum gibi, kültüre karşı kayıtsız kalabilmesi, bu yüzden içine girdiği organizmanın yaşamına sadece kendini kopyalacak kadar zaman sağlaması için önem vermesi, hem virüslerin hem teknoloji memlerinin sürekli mutasyon halinde olmaları (yeni yazılımlar gibi), hücrenin (veya toplumun) normal işleyişini durdurması ve onu ‘kaçırıp’ başka bir yöne götürmesi gibi paralellikler virüs benzetmesini teknoloji için kullanmanın yerinden olacağı fikrini desteklemek için belirtilmiş. Teknolojinin organik bir yapı gibi hızla çoğalması karşısında bilinçlenmeyi sağlayacak mekanizmalardan biri olarak sanat gösterilirken, tekrar biyoloji örneğine dönerek, bağışıklık sistemimizin çalışma şeklini ve vücudu yabancı maddelere karşı uyaran antikorları anlatarak sosyal mekanizmanın (başka bir deyişle kolektif bilinçaltımızın bağışıklık sisteminin) işleyişi için bir model oluşturuyor. Antikor olarak sanat fikrine dayanan mekanizma şu şekilde işliyor:

Sapma, yoldan çıkma: Yabancı maddelerin sezilmesinde kullanılan karmaşık moleküller olan antikorlar, akyuvarlar tarafından üretiliyor. Güvenilir bir mekanizma olmaları, her maddeye bir antikorun tekabül etmesi ile mümkün oluyor. Bu da genetik çeşitleme sonucu mümkün oluyor ve böylelikle yabancı madde daha vücuda girmeden milyarlarca antikordan biri onu ‘karşılayabilecek’ durumda oluyor.

Alıkoyma: Çeşitlilik sonucu ortaya çıkan ‘biçimlerden’ sadece bir kısmı vücudun veya sosyal kitlenin işine yarayacak özellikte oluyor. Bunu da alıkoyma süreci belirliyor. Mesela suçiçeği virüsü vücuda girince, şekli ona ‘uyan’ antikor tarafında ‘yakalanıyor’.

 

Açığa çıkarma: Sadece bir virüsü yakalamak tek başına yeterli olmadığı için tüm sistemin haberdar edilmesi gerekiyor.

 

 

Uygulamaya koyma: Açığa çıkarma işlemini yapan antikor hızla klonlanarak her tarafa yayılıyor.

 

 

Tanınma, onaylanma: Bağışıklık sistemi harekete geçirilerek yabancı maddeyi yoketmeye, asimile etmeye çalışıyor. Bazı sanatçıların, onaylanmak istemelerine rağmen, kendilerinin de asimile olabileceği ve bu yolla etkilerinin azalacağı düşüncesiyle hedef almaktan kaçındıkları eylem.

 

Etkiyi sürdürme: Çoğalmış olan antikorların, gelecekteki bir tehdide karşı vücutta hazır bulunmaları. Sanatta kültürel belleğe rastgeliyor.

Virüs benzetmesindeki, yoketmek veya sadece sömürüp sonra başka bir organizma bulmak çağırışımlarının yerini vücudu koruyucu bir işlev ile değiştirmesi açısından kayda değer bir benzetme. Ancak buna katılmak için sanırım öncelikle teknolojik memlerin kontrolden çıkmış bir sistem oluşturduğuna ikna olmak gerekiyor.

İlgili Yazılar:

and 29.06.2008

Kutsal Ateş: Sayısal Zamanların Sanatı

shulginchernyshev_com_pr

Geçtiğimiz Nisan ayında Brüksel’de yapılan Kutsal Ateş (“Holy Fire”) sergisi işlemsel ve ağlı sanat çevrelerinde büyük tartışmalara yol açtı. Küratörlüğünü Yves Bernard ve Domenico Quaranta‘nın yaptığı sergi “yeni medya sanatı” denilen şeyin “zamanımızın sanatı”ndan başka bir şey olmadığı, ve yazılım/donanım kullanarak günümüz hakkında konuşan işlerin maddiyat-dışılık iddialarına rağmen sanat pazarına çoktan girmiş olduğunu öneriyordu.

coverweb1IMAL‘de yapılan Kutsal Ateş sergisi yazılım-donanım-ağ teknolojileri ile üretilmiş ve sadece daha önce alınıp-satılmış eserler içeriyordu. Sanatçılar arasında, çoğu bir zamanlar bu sanat endüstrisinin dışında çalışmış gözüken Alexei Shulgin, Vuc Cosic, JODI, 0100101110101101.org, Olia Lialina, Mark Napier gibi isimleri görebiliyoruz. Sergi hem sanat pazarında yeralan bu sanatçıların işlerini bir araya getirmesiyle hem de bunları “yeni medya sanatı” diye ifade etmesiyle büyük tartışmalara yol açtı. Daha sergi açılmadan Rhizome.org forumlarında “Sanatın Yeniden Maddeleştirilmesi” (“The Rematerialization of Art”) başlığı altında bir tartışma açıldı. Bir başka tartışma da Patrick Lichty’nin blog yazısı, “yeni medya” teriminin neden hala kullanılıyor olduğu üzerine yaptığı ayrıntılı eleştiri üzerine başladı. Internet sanatçısı ve eleştirmen Tom Moody hem kendi blogunda yazarak hem Rhizome yorumlarına katılarak ortamı hareketlendirdi. Bu tür sanat eserlerinin maddesizleşmesi / tekrardan maddileşmesi tartışmaların odak noktasıydı.

Kutsal Ateş sergisiyle küratörler şu üç savı iddia ettiler:

Zamanımızın sanatı
Kutsal Ateş sergisindeki işler “yeni medya sanatı” değil, basitçe bu yaşadığımız zamanın sanatıdır. Bu işler kurumsal veya ticari kimliklerden kendini ayıran, hayali kimlikler yaratan, yazılımları ve oyunları kendine uyduran, online ve offline toplulukların içine sızan, varolan araçları altüst eden veya kendininkini yaratan, işlemselliğin ve bilişimin estetitiğini araştıran; özetle bu yaşadığımız dünya hakkında konuşan sanat yapmak için bilgisayar yazılımları ve donanımları kullanan işlerdir.

Koleksiyonluk sanat işleri
Kutsal Ateş muhtemelen hali hazırda sanat pazarında bulunmuş sadece koleksiyonluk yeni medya sanatı gösteren ilk sergi. Kutsal Ateş çağdaş teknolojilerle yapılmış ve koleksiyonluk günümüz sanat işlerini sunar.

Yeni bir ekonomi
Sanat pazarı yeni medya sanatçıları için yeni gelir kaynakları öneriyor. Şu zamana kadar bu kaynaklar devletten ve kurumlardan verilen komisyonlarla sınırlı olmuştur. Bir sanat pazarı sanatçılar ve sanat tüketicileri arasındaki doğrudan ilişkilerle yeni bir ekonomi geliştirilmesini sağlar; sanatçının sosyal rolünü ve kitlesel tüketim için üretilmiş dijital ürünlerden başka şeylere bakan kişileri onaylar.


Reface [Portrait Sequencer], Golan Levin ve Zachary Lieberman, 2006

Rhizome forumundaki Kutsal Ateş tartışmasının sonunda internet sanatı gibi maddeleşemeyen işleri de almak isteyen koleksiyoncu Jeremy Levine Internet sanatı toplarken şu kurallara uymayı teklif etti:

Teklif 1: Internet sanatına “sahip olmak” barındırma sorumluluğu getirir. Internet’te bir internet sanat işine sahip olmak patronluk yapmak olur.

Teklif 2: Koleksiyon “ya yay ya öl” ilkesine dayanmalı. Koleksiyoncu işi immaterial yapma işlemine dahil olmalı.

Teklif 3: Internet sanatı sahibi olmak korumak, emülasyonunu yapmak, ve dökümante etmek anlamına gelir.

Bu son madde özellikle önemli, çünkü daha önce bu yorumlarda bahsi geçtiği gibi bugünün teknolojisyle üretilmiş bir iş yarının teknolojisiyle çalışmayabilir. Bunun en iyi örneği eski bilgisayar oyunları. Çoğu bugün çalışmıyor, ancak bazılarını –Atari, Amiga, vb.– özel geliştirilen emülatörler sayesine bugün de aynı kailtede çalıştırabiliyoruz.


Psych|OS, UBERMORGEN, 2006

Internet’de radikal sistemler geliştiren ve aktivist etkinlikler yapan sanat kolektifi UBERMORGEN sergiye Psych|OS serisiyle katıldı. Psych|OS Hans Bernhard’ın 2002 yılında 10 yıllık internet ve teknolojik aktivizm mücadelesinden sonra sayısal ağların beynindeki biyolojik ağlara verdiği etki sonucu yattığı akıl hatenesindeki günlerini belgeliyor. Serginin küratörü Domenico Quaranta Psych|OS hakkında yazmıştı 2006 yılında yayınlanan bir katalog için.


Dimension (With Elements of Web 2.0), Olia LIALINA ve Dragan ESPENSCHIED, 2006

Rhizome forumunda bu tür yeni medya sanatı galeride gösterilir mi, niye gösterilmeli soruları etrafında dönen tartışmada önemli bir çözülme sergiye katılan sanatçılardan Olia Lialina kendi beyanından bir parçayı yazdığında yaşandı:

“Geçmişte sanatçı olarak insanlarla sadece kendi kişisel bilgisyarları önünden iletişim kurmak anlamlıydı, bugün kolayca galeri ziyaretçileriyle iletişim kurmayı düşünebiliyorum çünkü çoğunlukla daha yeni bilgisayarlarının başından kalkıp galeriye gelmiş olacaklar. Fikirleri şakaları anlamak için medyum hakkında yeterli deneyim ve anlayışa sahipler, ve işlerden keyif alıp satın alabilirler.”

mattes_monument
Project for the fake Nike Monument in Karlsplatz, Eva ve Franco MATTES aka 0100101110101101.ORG, 2003-2004

Eva ve Franco MATTES ikilisinin işlerinde mottosu “minimum emekle en büyük görünürlük”. Yukarıda görülen Nikeground projesi bu niyetini açıkça ortaya koyuyor. Bu işte görülebilecek kapitalizm karşıtlığı sanatçıların duruşundan kaynaklanıyor. Aynı duruş “AdWords Happening” (2002) işiyle Christophe Bruno’da ve Ticari Protesto işiyle Alexei SHULGIN ve Aristarkh CHERNYSHEV’de de görülüyor.

Şu anda Internet’le bağlanmış, küresel politik stratejilerle örülmüş, bilişim sistemleriyle denetlenen bu sayısal zamanlarda geçerli yaratıcı ifade artık sadece resim, fotoğraf, video, heykel gibi statik medya türleriyle ve bu medyalar üzerinden geliştirilen stratejilerle değil, Kutsal Ateş sergisinde örneklerini gördüğümüz sanatçıların kullandıkları dinamik sistemler ve uyguladıkları yeni stratejilerle gerçekleştirliyor. Kutsal Ateş sergisi sayısal veya değil eğer bu sanatçıların stratejilerini ortaya koyuyursa, bu günümüz sanatını ve kültürünü anlamak adına bir gelişmedir.

* Tepedeki görsel Alexei SHULGIN ve Aristarkh CHERNYSHEV, “Ticari Protesto”, 2007

* Bu yazı Ali Miharbi ve Burak Arıkan tarafından beraber yazılmıştır.

01.03.2008

Google Uyarı Döngüsü

google_logo.jpg

İşlemsel sanatçı Jonah Brucker-CohenGoogle Alert Loop” adında kendi kendine yazan bir blog çıkardı. Bu proje Google’un bedava blog servisi “Blogger”ı ve uyarı servisi “Google Alerts”i kullanarak otomatik yayın yapan bir blog. Goolge Alerts’ten belli konulara göre email adresine gönderilen içeriği otomatik olarak blogda yayınlıyor.

Brucker-Cohen fikrin uyarılara göre kendi kendine yayını sürdüren bir blog yapmak olduğunu söylüyor. Proje “Google Alerts” ve benzeri türde otomatik sistemlerin kullanırlığını ve nasıl Internet üzerinde görüşleri polorize ettiğini sorguluyor.

Acaba başka bloglarda bu blogu haber yaparak (bu yazıda olduğu gibi) bu döngüye katılabilir mi? Projenin logosu nefis!

Son dakika: Siteye şu anda ulaşılamıyor. Google kapatmış olmalı! Kapatılmadan önceki ekran görüntüsü aşağıdaki gibiydi:

Son dakika:: Blog geri geldi.

google-alert-loop.jpg

25.01.2008

Cepler Sonuna Kadar Açık

mypocket-graph.png

Burak Arıkan’ın Turbulence tarafından desteklenen, finans ağları, kendi günlük yaşamı ve bilgisayar ağlarını buluşturduğu yeni projesi MYPOCKET yayımlandı. MYPOCKET, finansal kayıtların bir yandan bizim için mahrem bilgiler olmasını, diğer yandan da çeşitli kuruluşlarca pazarlama verisi toplamak amacıyla veya finansal anlamda güvenilirliğimizin analiz edilmesi için kullanılmasını birer çıkış noktası olarak almış. Burak, son iki yıldır elektronik olarak kayıtlara geçen ne kadar finansal bilgi varsa bunları toplayan, arşivleyen ve gelecekteki harcamaları analiz eden, başka bir deyişle ağda yaşayan ve geleceği öngören bir yazılım geliştirmiş. Bu analizler bir yandan gelecekteki harcamalar hakkında tahminler yürütürken, diğer yandan da bu analizlerin değerlendirilmesi yoluyla sanatçının yaşamına etki ederek gelecekteki harcama alışkanlıklarında da değişiklikler yaratabiliyor, böylelikle iki yönlü bir etkileşim sunuyor.

interfaces.jpg

MYPOCKET, günümüzün tekno-kültürel ortamından esinlenerek, kendisini 3 değişik arayüz üzerinden gösteriyor:

  1. Banka İşlemleri RSS beslemesi: Internet’te en yaygın kullanılan RSS haber yayımlama formatı binlerce kaynaktan sürekli akan bir bilgi seline bağlanmamızı sağlar. MYPOCKET Burak’ın günlük alışverişlerine RSS okuyucunuzdan tıpkı haberleri takip ettiğiniz gibi takip edebilmenize imkan veriyor. Böylece erişilebilirliği arttırarak açıklığın altını çiziyor.
  2. Banka İşlemleri Ağı: Bir sonraki alışverişleri tahmin etmek için iki yıllık alışverişlerin birbirleriyle olan ilişkisine bakılıyor. Ortak alışveriş kategorileri, ortak haftanın günü ve aynı haftası gibi noktalardan kurulan ilişkiler zaman içinde gelişiyor. Banka İşlemleri Ağı ile bu dinamik ilişkilerin tümüne bir anda, yani henüz işlenmemiş bir mantık örgüsüne bakıyoruz.
  3. Tahmin Edilmiş Nesneler: Kasıtlı bir analiz sonucunda gelecekte olacağı tahmin edilen bir olayın gerçekleştikten sonraki fiziksel kanıtları. Yaşamın yan ürünleri. MYPOCKET projesinde Burak banka kartıyla yaptığı alışverişlerin fişlerini saklıyor, ve tahmin edilenleri “tahmin edilmiştir” diye işaretliyor. Bu fişler hem yapılan alışverişin bilgilerini içerdiği için hem de varlıkları önceden bilinmiş oldukları için birer eşsiz nesne oluyor.

Burada ilginç bulduğum noktalardan biri, daha önce pek çok sanatçının kullanmış olduğu gözetlenme olgusunun özel bir alanına, finansal verilere bakması. Özellikle 11 Eylül’den sonra Batı’da artan güvenlik önlemlerinin özgürlükleri kısıtlamasına dikkat çeken birçok sanatçı bunu vurgulamak için çeşitli yöntemler kullanmışlardı. Bunlardan en can alıcısı Hasan Elahi‘nin FBI’a vermesi gereken raporu canlı bir GPS verisi izleme projesi haline getirmesi idi. Bu projede ise takip edilme ne üstten gelen bir otoritenin güvenliği artırma amacıyla ne de bunu yayarak eğlence haline getirmekle ilgili. Burada söz konusu olan, bankalar tarafından zaten sürekli olarak takip edilen harcamalarımız. İlk bakışta sadece birer veri akışından ibaret, amacı ne yeryüzündeki koordinatlarımızı vermek ne de nasıl bir insan olduğumuzu belirlemek. Ancak bu veriler yeterince toplandığı ve istisnasız olarak her harcama bir veri akışıyla Internet’ten yayımlandığı zaman bunun aslında mahrem bir bilgi olduğunu ve bankalarda toplanma amacının çok ötesinde kullanılabileceğini daha iyi görebiliyoruz.

mypocket-graph-2.jpg

Banka işlemlerinin birbirleriyle kurdukları ilişkilerin görsellemesi. İki işlem arasında bağlantı oluşması için ya aynı kategoride olmaları, ya haftanın aynı gününde gerçekleşmiş olmaları, ya da ayın aynı haftasında gerçekleşmiş olmaları gerekiyor. Çizgi kalınlıkları bağlantının iki ucundaki harcamaların toplamını gösteriyor.

Diğer bir can alıcı nokta da, bu verilerle yapılan tahminler ve sanatçı-yazılım arasındaki iki yönlü adaptasyon. Popüler kültürde de BBG gibi TV programlarında gözetlenmenin insanlar üzerindeki yapaylaştırıcı etkisini, hayatı izlenen televizyondan izlenen kişinin gerçek hayatı ile rol oynama eyleminin iç içe girdiğini görmüştük. Burada, içinde rol oynanan kontrollü bir ortamdan söz edemesek de ve yayımlanan veri yaşamın sadece kısıtlı bir alanına dahil olsa da, bu aslında yaşamın kolaylıkla sayısallaştırabilir bir kesiti üzerinde yoğunlaşmamızı ve etkilerini daha ayrıntılı bir şekilde görmemizi sağlıyor. TV sinyalleri yerine Internet üzerinden banka ve kredi kartı işlemlerini RSS akışları bize bilgileri anında ulaştırırken, Internet’in etkileşimli yapısına da uygun olarak bu akışın tek yönlü olmadığının bilinci ile geleceğe dair tahminler de veriyor, bugün Amazon benzeri birçok alışveriş sitesinde bize yapılan “Daha önce şu ürünü almışsınız, o halde bu ürünü de beğenebilirsiniz” tarzında tavsiyeler veya kredi kartı şirketlerinin yaptıkları puanlandırmalar gibi… Bu tahminlerin, insan davranışının karmaşası nedeniyle ne kadarının sonucu etkilemeden nesnel olarak dışarıdan yapıldığı; ne kadarının, parçacık fiziğinde ölçüm eyleminin ölçülen ile aynı ölçekte gerçekleşmesi nedeniyle ölçüm sonucunu etkilemesine benzer şekilde, sanatçının finansal kaderini önceden çizdiği meçhul. Burak, belki de işin bu yönüne vurgu yapmak, halkayı tamamlamak için doğru tahmin edilen harcamaların fişlerini işaretleyerek tüm bu fiziksel-ağlı-işlemsel performansın yanında, henüz oluşmamış olan nesnelerin adeta anılarını önceden oluşturup, sonradan gerçekleştikleri takdirde onları da birer hazıryapım nesne (veya tahmin edilmiş nesne) olarak işin içine katıyor. Böylece gelecek sadece tahmin edilmiş değil, aynı zamanda da maddeleştirilmiş oluyor; bu da insanların alışveriş alışkanlıklarının izlenmesi yoluyla yapılan tahminlerin doğrudan ekonomik değeri olduğu bu zamanları gayet iyi yansıtıyor.

Proje adresi: http://transition.turbulence.org/Works/mypocket

25.08.2007

Mahkeme Kararıyla Internet Sitesi Kapattırma Formu

ipnic_seal1.gifBir siteyi kapattırmak istiyorsanız karmaşık savcılık işleriyle uğraşmadan kendiniz mahkemeye kapattırma başvurusunda bulunabilirsiniz. Evrensel Alan Adı Kapattırma Formu‘nu doldurun herhangi bir ekstra işleme gerek kalmadan mahkemeye başvurmuş oluyorsunuz. Bu formu doldurup gönderdikten sonra IPNIC sunucusunda bir mahkeme kararı yaratılıyor. Sonra basılabilir PDF formatındaki bu karar,

  • sitenin kayıtlı olduğu DNS servisine,
  • site sahibine,
  • ve yasal ve kamusal işlemler için avukatlara ve gazetecilere

gönderiliyor. Tek yapmanız gereken bu forma site bilgilerini ve kapattırma gerekçenizi yazıp göndermek. Site kapatılırsa IPNIC size mesaj gönderiyor. Daha önce bu formla kapatılmış örnekler için şu ve şu mahkeme kararlarına bakın.

IPNIC Servisi (“Internet Partnership for No Internet Content”) ve Evrensel Alan Adı Kapattırma Formu Viyanalı aktivist sanatçı grubu Ubermorgen tarafından 2003 yılında başlatıldı. Amaç sadece devletin ve paralı kişilerin (Adnan Hoca gibi) değil herkesin Internet üzerinde kontrol sahibi olabilmesi.

02.08.2007

Amber Beden-İşlemsel Sanatlar Festivali'ne Çağrı

a-m-b-e_r’07 Beden-İşlemsel Sanatlar Festivali 9-17 Kasım’da İstanbul’da gerçekleşiyor. Festival programında Türkiye’nin yanı sıra çeşitli uluslardan sanatçıların katılımıyla gösteriler, atölye çalışmaları, etkileşimli yerleştirmeler, seminer ve sanatçı konuşmaları yer alacak. Festivalin üç amacı var:

  1. Teknolojinin olanaklarını hayata yayan yaratıcı araştırma ve ürünleri teşvik etmek.
  2. Teknolojinin kültürel eleştiri olarak kullanılmasını teşvik etmek.
  3. Türkiye işlemsel sanat ve yaratım ortamını Batıdan Doğuya uzanan ağda paylaşım ve işbirliği ile zenginleştirmek.

a-m-b-e_r’07 festival teması: “Ses ve Tutunma”

Hepimiz ağdayız. Hepimiz bağlantıdayız. Aramızda teknoloji, aklımızda işlemler, elimizde listeler dağınık bir yoldayız, gidiyoruz gündüz gece. Ne adım atsak sayısal bilgi üretiyor ne yana baksak sayısal bilgi tüketiyoruz. Bireyler, topluluklar, kurumlar, ve hatta devletler kendilerini duyurabilmek, bir sese sahip olabilmek için teknoloji kullanımına, teknolojik bir varlık oluşturabilmeye bağlı hale geliyorlar. Bu şartlar altında hayatlarımız ve geleceğimiz için önemli olaylar ve alanlarda fark yaratıcı bir ses oluşturmayı verili kabul ediyoruz. Oysa halimizi, duruşumuzu, tutunuşumuzu somutlaştıracak bir ses oluşturabilmek verili bir olgu olmaktan çok bir bilinmez olarak karşımızda duruyor.

a-m-b-e_r’07′nin teması teknolojinin hayatımızı karmaşıklaştırdığı bu ortamda ses ve tutunma olarak belirlendi. Teknolojinin gittikçe artan biçimde insan ve sistem ilişkilerine aracılık ettiği dünyamızda sese ve onun sanatsal, toplumsal, kişisel veya bedensel kisvelerine ne oluyor? Sanat, teknoloji ve kültür ayrı kavramlar olmaktan çıkıp aralarındaki sınırlar dönüşüp içiçe geçerken bireyler ve topluluklar olarak nasıl bir sese sahip oluyoruz? Bu ağlı bağlı hayatın yarattığı karmaşada sizleri yeni ses duyurma tekniklerinizi, yeni söz iletme stratejilerinizi, nasıl tutunduğunuzu, tutunurkan kendinizi nasıl ifade ettiğinizi göstermeye çağırıyoruz.

Başvuru Formu
Son başvuru 15 Agustos 2007

a-m-b-e_r beden-işlemsel sanatlar derneği hakkında

a-m-b-e_r beden-işlemsel sanatlar derneği, 2007 yılında, dans, performans, tasarım müzik, sosyal bilimler, mühendislik gibi çeşitli disiplinlerden gelen sanatçı ve araştırmacılar tarafından dernek olarak kurulan, beden ve işlem odaklı sanatsal ifade biçimlerini araştırmayı amaçlayan İstanbul merkezli bir oluşum.

Yeni teknolojilerin dönüştürdüğü küresel dünyada, teknoloji ve sanat bağlamında yerel bir tartışma ve üretim alanı oluşturmayı hedefleyen a-m-b-e_r ilgi alanını “beden-işlemsel sanatlar” olarak tanımlıyor ve bu alan teknolojik süreçlerle bedenin etkileşimini içeren sanatsal biçimlerle işaret ediyor.

a-m-b-e_r hedefleri arasında belirttiği gibi Türkiye’de bu alanda üretimi arttırmak ve görünürlüğü sağlamaya katkıda bulunmak üzere Türkiye’li sanatçıların seçilen işlerini a-m-b-e_r’07 süresince sergilemek için başvuruları bekliyor. a-m-b-e_r, İstanbul’un çeşitli açık mekanlarını değerlendiren yerleştirmelerle özel olarak ilgileniyor.

Festival
http://www.a-m-b-e-r.net/

Dernek
http://www.a-m-b-e-r.org/

15.03.2007

Galeri HTTP Ağlı Sanatları Destekliyor

Galeri HTTP Londra’nın yeni medya ve ağlı sanatlara (“net.art“) adanmış ilk galerisi. Resim gösteren klasik sanat galerilerine veya kavramsal sanat odaklı çağdaş sanat galerilerinden farkları şunlar:

  1. Sanat işlerini hem sanal hem fiziksel olarak sergilemesi.
  2. Kolektif üretime temelden açık olması.

Galeri HTTP şu anda Başkalarıyla Yap (“Do It With Others”) konulu bir etkinlik düzenliyor. Galeride gösterilecek işleri email listesinde herkesle tartışarak karar veriyorlar.

will-n-testament.png

Will-n-testament, Olia Lialina 1998

Temel medyum olarak Internet’i kullanan ağlı sanatlar varolan klasik sanat endüstrisi yapılarına uyum gösteremiyor. Ağlı sanat işleri geliştiren sanatçılar galeri ve müzelerde ya hiç yeralmıyorlar ya da bu sanatsal mekanların işletmecileriyle anlaşmazlık yaşıyorlar. Örneğin Moskova’lı sanatçı Olia Lialina Internet’de dosya yükleme hızını kullanan Will-n-testament işini New York Digital Salon’da gösterirken özellikle Internet’e bağlı tarayıcı penceresi içinde gösterilmesini istemişdi. Ancak küratör işi tam ekran bir resim gibi pojeksiyonda göstermiş ve Lialina bu durumu kendi web sitesinde anlatmıştı.

Bugün Internet dağıtımlı yaratıcılığın (“distributed creativity“) en önemli altyapısını oluşturuyor. Dağıtımlı yaratıcılığın normal yaratcılıktan farkı ne?

  1. Sanat işinin çok kolay ve özgür olarak dağıtılması. Böylece sanatla sadece galeride, müzede, yolda değil günlük bilgi trafiği içinde de karşılaşmak.
  2. Üretim araçlarına ve bilgiye eşit şartlarda erişim. İzleyici/kullanıcı üreticiyle rolleri değiştirebilecek kadar işin içine giriyor.
  3. Santçılar arasında kolay/hızlı/yoğun işbirliği imkanı. Email, RSS ve benzeri araçlarla sürekli bağlı ve haberdar kalmak ve dolayısıyla daha zengin iletişim kurmak.
  4. Sanatçıyla izleyici arasında geçirgen bir sınır oluşması. Üretir üretmez ve hatta üretim aşamasında işi açmak ve paylaşmak.