06.12.2010

Kendi Wikileaks Sunucunu Kur

Wikileaks şu anda ağır saldırı altında. Devletler ve mega şirketler Wikileaks’e erişimi engellemek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Wikileaks’in Internet’den tamamiyle kaldırılmasına engel olmak için yardımcı olabilirsiniz. Bir web sitesi barındırabiliyorsanız Wikileaks’in bir kopyasını siz de yayınlayabilirsiniz.

Wikileaks’i kendi sunucunuzda yayınlamak için:

  1. Bir web sunucusunda FTP hesabı aç.
  2. Alan adını belirle ve web sunucusuna yönlendir. Mesela wikileaks.alanadi.com
  3. Sunucu adresini, FTP kullanıcı adını, şifreyi, ve sunucuda dosyaların konmasını istediğin yeri gönder (aşağıdaki adreste bulunan formu kullanarak).

http://wikileaks.ch/mass-mirror.html

Bunu yaptıktan bir süre sonra sunucu adresiniz Wikileaks Mirror listesine eklenecek ve Wikileaks tüm dosyaları sunucunuza yükleyecek. Bundan sonra yeni belgeler geldikçe sizin sunucunuzda da yayınlanmaya devam edecek.

Güncelleme: wikileaks.dugumkume.org açıldı.

25.02.2009

Bilinmeyen Bilinmeyenler (video)

Avrupa bakış açısına göre ZOR çok bilinmeyenli bir denklemken, Amerikan bakış açısına göre ZOR kendini çağıran (“recursive”) bir denklemdir. Diğer bir deyişle kendine referans veren ama kendini bilmeyen, dolayısıyla arka arkaya derinleşerek kendini çağırdıkça katmanlı referans kaybı yaşayan. Algoritmik bakış açısına göre önce-derin arama (“depth-first search“) ile önce-geniş arama (“breadth-first search“) arasındaki farka benzetebiliriz –doğrudan çeviri değil ama dolaylı bir yaklaşımla.

12 Şubat 2002′de Amerikan Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in yaptığı bir açıklama, veya “okuduğu bir şiir“, bu durumu benim için daha iyi açıklıyor. 9/11 terör saldırıları sonrası ne yapacağını bilemeyen bu zavallı kafası karışmış asker işte böyle okuyor şiirini. “Olmamış şeyler bana her zaman ilginç gelir” diye başlar Rumsfeld:

“Bilinen bilinenler vardır. Bunlar bildiğimizi bildiğimiz şeyler. Bir de bilinen bilinmeyenler vardır. Bunlar şu anda bilmediğimizi bildiğimiz şeyler. Ancak bir de bilinmeyen bilinmeyenler vardır. Bunlar bilmediğimizi bilmediğimiz şeylerdir.”

Videonun sonunda yapılan montajda ise eski bir asker şunu diyor:

“Burası bir propoganda platformu değildir, bu platform doğruların platformudur.”

05.07.2008

Askeri Darbe Olursa Nasıl İletişim Kurarız?

Türkiye’de bugün askeri darbe olsa internet üzerinden iletişim kurmaya devam edebilir miyiz? Geçmişte tüm kitlesel iletişim merkeziydi, biricik TRT’ye bir kaç gazeteye darbeciler tarafından el konulabiliyordu, bugün ise bloglar, kişisel web siteleri, Twitter Facebook gibi sosyal web servisleri sayesinde herkes yayıncı. Ama gerçekten bu dağınık internet altyapısı üzerinde çalışan ve çok merkezliymiş gibi görünen iletişim üstyapısı dokunulmaz mı?

Hürriyet’in 12 Eylül 1980 Cuma günü yaptığı yıldırım baskısında ilan edilen yasaklar gibi bugün de askeri darbeyle tüm özel sivil devlet kurumları, telekom sistemleri, ve buna dayanan internet altyapısı kontrol altına alınabilir. Nasıl bugün bir mahkeme karar verip Youtube’a girmeyi engelliyorsa, internet yasaklanabiliyorsa, Türkiye’nin sahip olduğu bir kaç internet omurgasına “askeri müdahale” yapılabilir ve bir anda nükleer bomba atılmış gibi sessizliğe gömülebiliriz. Böyle bir durumda Türkiye sınırları içinde hiçbir bilgisayar başka bir bilgisayara –Türkiye’de veya dünyada– “uzaktan” bağlanamaz. Eposta atılamaz, chat yapılamaz, bloglar yazılamaz, bankalar çalışamaz, alışveriş yapılamaz, şirketler durur, internet donar, sinir sistemimiz çöker.

Dağıtık yerel ağlar (“mesh”)

Askeri darbeyle tüm iletişim altyapısına el konulmuş olsa dahi bu sessizlik içinde tekarar mırıldanmalar başlayacaktır. Bilgisayarı açtığımızda artık internete giremiyoruzdur ama mahallede başka bilgisayarlar görüyor olabiliriz. Hatta Beyoğlu’ndan Sarıyer’e mesaj göndermemiz mümkün olabilir, üstelik herhangi bir otoritenin kolay kolay denetleyemeyeceği şekilde. Buna artık internet diyemeyiz ama birbirimizle bilgisayarlarımız üzerinden uzak mesafe ağlı bağlı iletişim kurabiliriz. Bunu yapabilmenin yolu “mesh” yerel ağlar oluşturmaktır.

Mesh ağlar merkezi veya çok merkezli (“decentralized”) bir iletişim ağ yapısı gerektirmez tamamen dağıtık (“distributed”) bir yapıda çalışır (bkz yukarıdaki üç diyagramdan en sağdaki). Çok merkezli yapıda bir noktadan başka bir noktaya ulaşmak için aradaki merkezi noktalardan geçmek zorunludur. Mesela havayolları ile İstanbul’dan San Francisco’ya ulaşmak için arada New York’da veya Londra’da aktarma yapmak gerekir. Dağıtık yapıda ise merkez olmadığından bir noktadan diğer bir noktaya ulaşmak için aradaki noktalardan hoplaya hoplaya gitmek gerekir. Karayolu ile İstanbul’dan Ankara’ya giderken İzmit’ten Bolu’dan Eskişehir’den geçerek gitmek gibi.

Şu anda nasıl kablosuz ethernetli bilgisayar ile kendimize yakın başka bir bilgisayara doğrudan bağlanabiliyorsak önce herkes yakınındaki kişilere bağlanır. Bağlılık arttıkça hoplama yöntemiyle bir uçtan bir uca iletişim kurar hale gelebiliriz. Önce kendi sokağımızdaki bilgisayarlara bağlanırız, sonra mahallemizdekilere, sonra öteki mahalledekilere. Zamanla oluşan küçük kümeler yoğunlaşır düğümleşir, kümeler kümelere bağlandıkça ağ genişler ve yoğunlaştır. Sonra Beyoğlu’ndan Sarıyer’e atacağınız bir mesaj aradaki bilgisayarlardan hoplaya hoplaya yerine ulaşabilir. Böyle şehrin bir ucundan diğer ucuna çalışabilen ama merkezi bir sisteme ihtiyaç duymayan mesh yerel ağ altyapısı askeri darbe de olsa iç savaş da olsa bağımsız –ya da tümden bağımlı– iletişim kurmamızı sağlayabilir.

“Mesh” ağlar nasıl kurulur?

Mesh ağlar teknik olarak nasıl kurulur daha önce Düğümküme’de yazdığım şu yazıdan öğrenebilirsiniz:
Gelişmekte Olan Ülkelerde Kablosuz Internet ve Yerel Ağ Kurulumu

Merkezi dün, çok merkezli bugün, dağıtık yarın

1980 yılında son askeri darbe olduğu zamanlar henüz yaygın olmayan telefon yegane iletişim teknolojimizdi, gazeteler ve televizyon sadece merkezden kitleye mesaj veren yayın organlarıydı. Kenan Evren’in varolan tek televizyon kanalı TRT’den halka seslenişi ve Hürriyet’in Kenan Evren’li yıldırım baskısı bu tek merkezliliğin birer ürünüydü.

90lardan itibaren özel televizyonlar özel radyolar yaygınlaştı. Mesaj verenler bir merkezden çok merkeze yayıldı. Artık bir darbe yapabilmek için tüm kanalların kapatılması gerekiyor gibi görünüyordu. Ancak önemli olan iletişim üstyapısına değil iletişim altyapısına müdahale olacaktı, diğer bir deyişle “üst kurumlar“ın altyapıyı kontrolü söz konusu olmaya başladı.

2000lerde internet yaygınlaşmaya başladı. Üniversitelerdeki serbest kullanım iş ve finans dünyasının da internete girmesiyle ticaret ağırlıklı bir hal aldı. Son yıllarda kullanımı artan sosyal ağ servisleri ile beraber eskiden sadece telefon ve email ile yapılan birebir görüşmeler zenginleşti ve bilgi daha hızlı yayılmaya başladı. Bir zamanlar haber için gazeteye bakanlar artık haberi sosyal ağlarından alır hale geldiler.

Bugün özgürleştirici gibi görünen sosyal web servisleri internet omurgası üzerinde çalıştığından iletişim altyapısına yapılacak bir müdahale tüm web uygulamalarını enegellemeye yetecektir. Ancak yarın kurulacak dağıtık ağlı bir iletişim sistemi darbeye dayanıklı anti-simetrik bir iletişim altyapısı sağlayabilir.

İlgili Düğümküme yazıları:

01.06.2008

Emniyet Tüm Türkiye’yi Dinlemiş Kime Ne, Bizim Hayatımız Sosyal Web’de

Emniyetin, cumhurbaşkanlığı ve genel seçim döneminde güvenlik gerekçesiyle tüm Türkiye’yi dinlediği ortaya çıkmış bu NTVMSNBC haberine göre.

Emniyet birimlerinin 25 Şubat- 25 Temmuz 2007 tarihleri arasında Türkiye genelinde bütün ev ve işyeri telefonları,tüm hatlı cep telefonlarını, SMS mesajlarını, e-mail ve faks yazışmalarını takip ettiği iddia edildi.

Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’in 25 Nisan 2007’de Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne izleme izninin uzatılması için başvurduğu da öğrenildi.

Başvuruda cumhurbaşkanlığı, genel seçim sürecinde, DHKP/C, PKK gibi yasadışı örgütlerin gerekçe gösterilip “izleme izni” istendi.

Güvenlik ile kişisel gizlilik haklarının ihlali arasındaki çizgi politikdir

Yani ideal değildir. Bu yüzden vatandaş ile devlet karşılıklı anlaşmaya varmalıdır. Yani “biz vatandaşlar bu kadar güvenlik istiyoruz bunun karşılığında da şu kadar gizlilik haklarımızı ihlal edebilirsiniz” diye anlaşmaya varmak gerekir. Bunun için ister lobi yap, iste sokakta slogan at, ister blog yaz, ister TBMM’ye git, ister yasa teklifi ver bir şekilde devletle vatandaş arasında bu politik anlaşma yapılmalıdır. Bu anlaşma “muğlak” veya “tek taraflı” bırakılamaz, bırakılırsa haksızlık olur. Bunları bir yerde okuyup öğrenmedim, duruma bakıp akıl yürütmeye çalışıyorum ve kendi düşüncelerimi ifade ediyorum.

Eminyet tüm Türkiye’yi aynı anda izleyip analiz yapabilecek teknolojiye mi sahip?

Teknik olarak eminyetin tüm Türkiye’yi aynı anda dinlemesi ve analiz etmesi nasıl mümkün? Eğer Türkiye’de böyle bir teknoloji varsa biz sade vatandaşların hizmetine (başka amaçlarla) niye açılmıyor? Bu teknolojik kapasite bizden alınan vergilerle geliştirilmişse neden biz de kullanamıyoruz? 70 milyon kişinin gerçek zamanda konuşmalarını, SMS mesajlarını, email ve faks yazışmalarını takip edip analiz edebilen bir sistem Google’da bile yok, bizde varsa neden vatandaşa bir hizmet olarak sunulmuyor? (Bkz: Bilmediğimizi Bilmediklerimiz)

Sosyal web’e hayatımız akıyor

Türkiye’de hal böyleyken internet’de (bkz: Türkiye internet nüfusu 26 milyon), milyonlarca Türkiye vatandaşı sosyal web servislerine hayatını döküyor. Facebook Twitter FriendFeed gibi sosyal web servislerini kullanan kalbur üstü İngilizce ve bilgisayar bilen sınıf hayatını bu servislerin veritabanlarına kaydediyor. Her gün ne yaptığını ne ettiğini, kimi tanıdığını, fotoğraflarını, videolarını, ilgi alanlarını, katıldığı etkinlikleri, bir olay karşısında ne hissetiklerini giriyor sosyal web servislerine (Bkz: Bugün Facebook için ne yaptın?).

Bu veriler tabii ki CIA tarafından rahat rahat gözetlenebiliyor. Kullanım sözleşmelerinde Google da Facebook da devletin sunucularına bakmak istemesi durumunda birşey yapamayacaklarını belirtiyorlar (Bkz: Facebook’da CIA parmağı). Belki bu durum Amerika’da 11 Eylül’den sonra başlayan güvenlik ekonomisinin bir etkisidir (her türlü özel güvenlik servisinin para yapması) belki daha genel kapitalizm evriminin geldiği bir noktadır bilemiyoruz. Ama aynı Türkiye’de emniyetin bizle politik bir anlaşmaya girmeden bizi korumak için bizi izlemesi gibi, biz sosyal web kullanıcıları da kullandığımız servislere politik bir anlaşma yapma fırsatı bulamadan farkında veya farkınfa olmadan herşeyimizi aktarıyoruz. Ne de olsa arkadaşlarımız orada…

Güncelleme

Yargıtay: Ülke genelinde izleme yapılamaz. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Türkiye genelinde jandarma bölgesinde teknik takip yetkisi veren Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını bozdu.

25.04.2008

Wikileaks Yeni Nesil Ergenekon Operasyonu mu?

Wikileaks, gizli belgeleri açığa çıkartmak ve çözümlemek için sansürlenemez bir Wikipedia geliştiriyor. Arayüzü ve işleyişi Wikipedia’yı andıran, herhangi bir kişinin bilgi girebileceği ve düzenleyebileceği açık bir web sitesi. Wikileaks’in en önemli özelliği yüklenen belgelerin sahiplerinin tamamen anonim kalması (bkz Tor Project). Bu teknoloji sayesinde Wikileaks de gizli belge yükleyenlerin kim olduğunu bilemiyor. Şu ana kadar muhalif topluluklardan ve anonim kaynaklardan 1.5 milyonun üzerinde belge toplanmış. Sitede şöyle bilgi veriliyor:

Başlıca ilgi alanımız Asya, Eski Sovyet Bloğu, Sahra Altı Afrika ve Ortadoğu’daki zalim rejimleri açığa vurmaktır ama aynı zamanda kendi hükümet ve şirketlerindeki ahlaksız davranışları ortaya çıkartmak isteyen bütün bölgelerdeki insanlara yardımcı olmayı umuyoruz. En yüksek siyasal etkiyi hedefliyoruz.

Wikileaks, sızdırılan belgeleri herhangi bir medya kuruluşu ya da istihbarat servisinin yapabileceğinden daha güçlü bir şekilde incelemeye açıyor. Bunun için herhangi bir belgenin güvenilirlik, inandırıcılık, gerçeklik ve geçerliliğini bütün küresel topluluğun sınaması için Wikileaks’in forumlarında tartışılıyor. Uzmanların kolektif bir şekilde yaptığı değerlendirme sonunda belgeler açılıyor, ve topluluklar sızdırılan belgeleri yorumlayabiliyor ve kendi ilintilerini kamuya açıklayabiliyorlar.

Wikileaks Çinli muhalif topluluklar ile ABD’den, Tayvan, Avrupa, Avusturalya ve Güney Afrika’dan gazeteciler, matematikçiler, ve corporate uzmanlar tarafından oluşturulan bağımsız ve kolektif bir hareket. Henüz kurulmakta olan Wikileaks Danışma Kurulu insan hakları savunucuları, avukatlar, tarihçiler, programcılar, ve kriptografi uzmanlarından oluşuyor.

Wikileaks Türkiye Kategorisi şu anda ABDli diplomatlar ve thinktank’ler tarafından yazılmış az sayıda belge içeriyor. Bunlar arasında Bilderberg Toplantısı Raporları, 2002 Genel Seçimleri Sonrası Türkiye ve Bölgede Durum, Türkiye Avrupa Birliği İlişkileri var.

Elinizdeki gizli belge varsa ve anonim olarak açmak isterseniz şu güvenli adresi kullanabilirsiniz:
http://wikileaks.org/wiki/WikiLeaks:Submissions

13.02.2008

Ağların Çarpışması

ff_estonia_map_w.jpg

Bir gün web servisinize gelen milyonlarca sorgu, tüm sunucularınızı kitliyor, makinaları tekrar başlatıp sistemi ayağa kaldırıyorsunuz, ancak sorgular gelmeye devam ediyor, tekrar kitleniyorsunuz. Sunucu tarlanızı genişletiyorsunuz sorguları karşılayabilmek için, siz genişlettikçe sorgular aynı oranda artıyor, bütün kaynaklarınızı sömürüyor, yine kitlenme. Yoğun sorgu gelen IPleri atak yaptığını düşündüğünüzden engelliyorsunuz, ama siz engelledikçe başka IPler ortaya çıkıyor, yoğunluk azalmadan atak devam ediyor. Bu atak tipi “Distributed Denial Of Service Attack” (DDoS attack), yani Dağıtık Atakla Servis Kitleme olarak biliniyor. Bir noktadan değil çok noktadan dağıtık ama düzenli bir şekilde yapılan atak servisi çaresiz bırakıyor. DDoS atağının amacı servisin tüm kaynaklarını sömürerek servisi sunum yapamaz hale getirmek.

Wired dergisinde yayınlanan yukarıdaki grafikte anlatılana göre sistem şöyle çalışıyor. Önce atağı planlayan bir merkez [1] tamamen anonim ödemeyle bir çok robot çobanı (“bot herder”) [2] tutuyor. Çobanlar atağın proje müdürlüğü görevini üsleniyor. Her çoban binlerce bilgisayardan oluşan bir çok ağ kontrol ediyor. Genelde bu ağları spamcilere kiralayarak yaşamlarını sürdüren çobanlar merkezden gelecek bir sinyalle milyonlarca veri paketini hedeflere gönderebilecek kapasiteye sahipler. Çobanların kontrol ettiği ağların çoğu sıradan insanların virüslenmiş bilgisayarlarından oluşuyor. Bunlara “zombie” [3] deniyor. Zombiler çobandan sinyali aldığında verilen hedefe [4] yığınla veri paketi göndermeye başlıyor. Siz de bu zombielerden biri olarak bir atağa katılıyor olabilirsiniz. Atak dağıtık yapıldığından bir anda milyonlarca farklı noktadan tek bir noktaya veri paketleri gönderiliyor ve hedef paketleri karşılayamaycak kadar ağırlaşıyor veya çakılıyor.

DDoS atağı bankalardan askeri sistemlere her yere uygulanabilir. Bir kaç saatlik bir atak büyük mali hasar yaratabilecekken bir kaç günlük bir atak modern ekonomik düzeni altüst edebilir.

Bu durum ağlı bağlı hayatın ileri seviye bir sürtüşmesi veya hibrid bir savaş olarak görülebilir. Askeri stratejiler araştırma şirketi RAND Corporation ABD Savunma Bakanlığına 1996 yılında verdiği raporda “Ağların Savaşı”nı anlatırken, terorist oluşumlarda DDoS benzeri ataklara kadar lidersiz çarpışmaların zamanında olduğumuzu belirtir. Raporun savı ağlı tehdidlere ancak ağlı sistemlerle cevap verilebileceğidir.

İlgili Düğümküme Yazısı

Güncelleme:

Bir kaç gün önce Amazon S3, EC2, ve AWS çakılmıştı ve beraberinde altyapısını AWS’ye dayandıran Twitter ve Basecamp gibi onlarca önemli web servisini kitlemişti. Amazon’daki bu aksaklığa sebebinin DDoS atakları olduğu tahmin ediliyor.

* Grafik Wired dergisi için Catalogtree stüdyosu tarafından hazırlanmış.

26.10.2007

Bilmediğimizi Bilmediklerimiz

tense1

“Olmamış şeyler bana her zaman ilginç gelir,” dedi ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld 12 Şubat 2002 sabahında. “Çünkü bildiğiniz gibi, bir bilinen bilinenler vardır; bir de bildiğimizi bildiklerimiz. Ayrıca biliyoruz ki bilinen bilinmeyenler de vardır; yani bilmediğimizi bildiğimiz bazı şeyler. Ancak bir de bilinmeyen bilinmeyenler var—bunlar bilmediğimizi bilmediklerimiz.”

Bilmediğimizi bilmediklerimiz ne demek? Bu en ilginç olanı. Bu çifte negatiflik bilinmeyeni bile bilmemeyi bir eksiklik olarak kabul etmek demek. Bu eksiklik kabulü geleceği tahmin etme becerisi değil, gelecek tahmini içinde dahi bilinmeyeni bilmeye çabalamaktır. Mesela 11 Eylül 2001′de bir yolcu uçağının silah olarak kullanılabileceğini hayal edememek…

Terörist oluşum doğası itibariyle bir ağ yapısındadır. Yani askeriyede olduğu gibi merkez baştan aşağı zincirleme emir komuta yapısında değil, bir çok başın kendi kendine ve diğer başlarla etkileşim içinde hareket ettiği bir ağ yapısındadır. Terörist oluşumun merkezi ve lideri yoktur. Bu sebepten gidip falanca kampı yok etmek veya filanca ele başını yakalamak terör ağını hiç bir biçimde etkisiz hale getiremez. Türkiye de Amerika da bunu gördü, etkilerini hep beraber yaşıyoruz.

daglica-1
Kuzey Irak sınırı Google Earth görüntüsü.

Ağı kontrol eden kimse yoktur. Bugün ne Barzani ne başka bir yerel lider kendi başına bu ağı yönetmez, yönetemez. Geleneksel bakış açısı sadece bir kaç ele başı belirleyip (Bin Laden, Öcalan vs.) imha ettiğinde terörü yok edeceğini umuyor. Bu sadece geçmiş yüzyıllardan kalma bir aldanma. Irak PKK’yı yasadışı kabul etse de, Amerika elimizden geleni yapacaz dese de, Türkiye sınır ötesi harekata başlasa da bu ağlı yapısı nedeniyle terör örgütleri yok edilemez. Dağlar; Afganistan dağları da Kuzey Irak dağları da topolojik yapısı sebebiyle merkezsiz, delik deşik, düğüm küme, hem çölün hem kentin tersi, ağlı sistemlerin yaşamasına imkan veren en ideal ortamlar. Askerler bütün dağları en önde giden fetiş teknolojik silahlarla tarasa da ancak ağ içinde ağ bulacak, düğüm olacaktır. Çünkü dağlık bölgelerdeki ağların küresel ağlara bağları olabileceği çok da gizli bir şey değildir. Silah tüccarlarının aynı teröristler gibi hükümetlerin bilinen hiyerarişik kurallarının dışında hareket ettiği bilinir, defalarca yazılmıştır. Ağın en güçlü işlediği bir ortamda Türkiye-Irak-Amerika ortak yönetimi ancak bilmediği bir bilinmez ile karşıkarşıya. Bu bilinmezlik bugün ancak “bataklık”, “girdik çıkamadık”, “içine çeker” gibi yorumlarla tarif edilebiliyor…

netwar-ag-savasiStrateji araştırma şirketi RAND araştırmacılarından John Arquilla ve David Ronfeldt ABD Savunma Bakanlığına 1996 yılında bir rapor verdi. Bu raporun adı “Ağ Savaşının Gelişi” (“The Advent of Netwar”). 127 sayfalık rapor savaş karşıtlarının nasıl kendi kendine toplanıp şehirde kontrol dışı gösteriler yaptığından terör örgütlerinin nasıl küresel boyutta organize olduğuna kadar ağlı sistemlerin yeni bir tehdit olduğunu anlatır. Çeşit çeşit lidersiz direniş tarif eder. Rapor bu ağlı sistemlerin baş oyuncularının nasıl bilgi teknolojilerini ve internet ile tanıştığımız yeni düşünce biçimlerini özümsemiş olarak hareket ettiğini yazar. “Hücre evleri” ve bilgisayar ağları yan yana üst üste iç içe. Arquilla ve Ronfeldt ağ savaşlarının 5 ayrı katmanda işlediğini söyler:

  1. Teknolojik: yoğun iletişim
  2. Öğretisel (“doctrinal”): ortak hareket etme
  3. İdeolojik: büyük idealler
  4. Anlatımsal (“narratological”): algı dönüştürme
  5. Sosyal: kişisel bağlar ve güven

Bugün henüz akıllara sığmayan, sığsa bile farkında olması zor bir savı vardır bu raporun: “Ağlı tehdide ancak ağla cevap verilebilir.” Bu sav ağların savaşına işaret eder.

* Yazının başındaki görsel Gergin (“Tense”) adını verdiğim—ağ dinamiklerine ve büyümesine odaklanmış—yeni projemden bir görüntü.

08.02.2007

Gelişmekte Olan Ülkelerde Kablosuz Internet ve Yerel Ağ Kurulumu

networking_book.gif

Daha önce düğümküme’de yazdığımız Gelişmekte Olan Ülkelerde Kablosuz Internet ve Yerel Ağ Kurulumu Kitabı artık arama tarama yapılabilir halde Internet’te wiki olarak da yayınlanıyor. Dünyanın çeşitli kırsal bölgelerinde ağ kurmuş ve işletmiş profesyoneller tarafından hazırlanmış kitapta şu ana konular bulunuyor:

  1. Pratik Radyo Fiziği
  2. Ağ Tasarımı
  3. Antenler ve İletim Hatları
  4. Ağ Donanımları
  5. Güvenlik
  6. Açık Alanda Bağlantı Noktası Kurma

Kitap resimlerle ve diyagramlarla desteklenmiş ve pek çok örnek verilmiş. Kitabın girişi de ağ kurmaya nereden başlanır ve neler gerekiyor gibi gerçek hayattan pratik önerilerle bizi cesaretlendiriyor.

kablosuz-ag-kurulum.jpg

Kitabın açık alanda kurulum bölümünden “tırmanılabilir anten direkleri” dikme.

Bu kitapla ister şehirde ister köyde kırda isteyen herkes düşük maliyetlerle kablosuz yerel ağ kurabilir ve paylaşabilir. Kitapta anlatıldığı gibi kablosuz ağlar kurduğunuzda kilometrelerce fiberoptik kablo döşemeden sadece radyo dalgaları kullanarak –cep telefonu ağlarında olduğu gibi– hemen heryerde Internet’e veya yerel bir bilgisayar ağına bağlanabilirsiniz.

Kitabın en önemli özelliği “bibirine girmiş ağ” (“mesh network”) tasarımını anlatıyor olması. Yani ağın iki uzak ucundaki noktalar birbirlerine doğrudan bağlı değil ama aradaki noktalardan geçerek iletişim kurabiliyor. Mesh ağların iki faydası var:

  1. Ağ çok dayanıklı oluyor, yani iletişim sırasında iki uç arasında üzerinden geçtiğimiz (hopladığımız) noktalardan biri koparsa/kaybolursa hemen yakındaki bir noktadan hoplamaya devam edebiliyor veri paketleri.
  2. Mesh ağlar rahat genişleyebiliyor, yeni bir nokta ağa herhangi bir noktasından kolayca dahil olabiliyor.

Bugünlere kadar Türkiye’de ağ kurma ve işletme telekom şirketlerinin tekelinde bulunuyordu. Ancak bu kitapla isteyen herkes açık alanlarda kendi yerel ağını oluşturabilir ve işletebilir. Böyle serbest girişimli yerel ağlar yaygınlaşırsa “bilgi çağında” daha demokratik ilerleyebiliriz.