06.12.2010

Kendi Wikileaks Sunucunu Kur

Wikileaks şu anda ağır saldırı altında. Devletler ve mega şirketler Wikileaks’e erişimi engellemek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Wikileaks’in Internet’den tamamiyle kaldırılmasına engel olmak için yardımcı olabilirsiniz. Bir web sitesi barındırabiliyorsanız Wikileaks’in bir kopyasını siz de yayınlayabilirsiniz.

Wikileaks’i kendi sunucunuzda yayınlamak için:

  1. Bir web sunucusunda FTP hesabı aç.
  2. Alan adını belirle ve web sunucusuna yönlendir. Mesela wikileaks.alanadi.com
  3. Sunucu adresini, FTP kullanıcı adını, şifreyi, ve sunucuda dosyaların konmasını istediğin yeri gönder (aşağıdaki adreste bulunan formu kullanarak).

http://wikileaks.ch/mass-mirror.html

Bunu yaptıktan bir süre sonra sunucu adresiniz Wikileaks Mirror listesine eklenecek ve Wikileaks tüm dosyaları sunucunuza yükleyecek. Bundan sonra yeni belgeler geldikçe sizin sunucunuzda da yayınlanmaya devam edecek.

Güncelleme: wikileaks.dugumkume.org açıldı.

16.06.2010

Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı Facebook Sayfası


http://www.facebook.com/insanhaklari

Başkanlık facebook profilinden:

İki çeşit insan vardır:
1- Haklarını Bilenler
2- Haklarını Bilmeyenler

Bu yazının geri kalanını okuyun »

21.03.2009

Ilımlı İslam Raporu

ilimli-islam-musluman-ag-moderate-rand

Nüfus kağıdında doğuştan “Dini: İslam” yazan ülkenin vatandaşları bu raporu okuyunuz.

“Ilımlı Müslüman Ağları Kurmak” raporunu indir (PDF 1MB)

Amerikan stratejik araştırma kurumu RAND Corporation 2007 Mart’ında “Ilımlı Müslüman Ağları Kurmak” başlıklı bir rapor yayınladı. 216 sayfalık rapor radikal ve dogmatik İslamcı bir kesimin yükseldiğini ve Kuzey Amerika ve Avrupa içlerindeki diasporalara kadar yayıldığını söylüyor. Ancak çoğunluk olduğu halde ılımlı Müslümanların aynı derecede ağlar kuramadığını ve ideolojilerini yayamadığını anlatıyor. Rapor ABD’nin Soğuk Savaş dönemindeki “ağ kurma deneyimi”nden yola çıkarak öğrenilen derslerin nasıl bugüne uygulanabileceğini anlatıyor, ve Ilımlı Müslüman Dünyası kurmak için bir yol haritası öneriyor.

Amerika’nın Soğuk Savaşı bu ülkede yaşayanların başına neler getirdi bilenler bilmeyenlere anlatsın. Amerika’nın ağ kurma deneyimleri Ilımlı İslam Dünyası yaratmak için nasıl kullanılır bu raporda tüm neo-liberal berraklığıyla madde madde dizilmişken, biz Soğuk Savaş çocuklarının çocuklarına, önce, bu raporu okumak anlamak düşer, sonra, başımızın çaresine nasıl bakacağımızı konuşuruz.

Raporun içeriği şöyle:

  1. Giriş
  2. Soğuk Savaş Deneyimi
  3. Soğuk Savaş ile Bugünkü İslam Dünyasınaki Meydan Okuma Arasındaki Parallelikler
  4. ABD’nin Radikal Gel-gitleri Önleme Gayretleri
  5. İslam Dünyasında Ilımlı Ağ Örme Yol Haritası
  6. Ağın Avrupa Kolu
  7. Ağın Güneydoğu Asya Kolu
  8. Ağın Ortadoğu Kolu
  9. Laik Müslümanlar: Fikirler Savaşında Unutulan Boyutlar
  10. Sonuçlar ve Tavsiyeler

Çizilen bu küresel stratejide Türkiye Devleti’nin ve Türkiye’deki grupların / cemaatlerin durumu ve potansiyel rolleri de anlatılıyor.

Ilımlı İslam Stratejisinin Ortakları

Türkiye, Malezya, Endenozya, Singapur gibi ülkeler İslami radikalizmin yaygın olduğu Arap yarım adası, Pakistan gibi bölgelere örnek olmalı diye genel bir stratejiden bahsediliyor tüm rapor boyunca. Bu yolda Amerika’nın potansiyel ortakları sistematik bir şekilde kategorilendiriliyor (sayfa 70):

  • Sekülerler (Amerikanca’da klisenin siyasetten ayrı olması)
  • Liberal Müslümanlar
  • Ilımlı gelenekselciler ve Sufiler

Sekülerler kendi içinde üçe ayrılıyor:

  1. Liberal sekülerler: Liberal veya sosyal-demokrat, batı tipi “medeni din”i benimsemişler.
  2. “Anti-clerelists”ler: Atatürkçülük veya Fransız laiklik (“laiceté”) kavramını benimsemişler. Türban vb. yasaklara sadık, devlet din kati bir şekilde ayrı.
  3. Otoriter sekülerler: Baasçılar, neo-komünistler. Din devlet ayrımının sömürülmesi. Ortadoğu’daki otoriter modernleşmeci siyasal akım. Bu kategori ortaklığa uygun görülmüyor. Nitekim Amerika Irak’ı işgal etti.

Liberal Müslümanlar politik ideolojide seküler olanlardan ayrılıyor. En iyi örneği Avrupa’daki Hıristiyan Demokratlar. Liberal Müslümanlar geleneksel veya modern temellerden gelebiliyorlar. İslami değerlerin demokrasiye uygun olduğunu benimsiyorlar. Raporda yazmıyor ama AKP neo-liberal müslüman ideolojisiyle bu tarife oturuyor.

Ilımlı gelenekselciler ve Sufiler genelde muhafazakar müslüman veya Sufi geleneğini benimsemiş. Türkiye’de Fethullah Gülen ve cemaati bu kategoride potansiyel bir ortak olarak anlatılıyor.

Avrupa’da Hıristiyan Demokrat Türkiye’de Müslüman Demokrat

Türkiye’de 2002 yılında AKPnin başa geçmesi hakkında enine boyuna yazıldı çizildi. Özetle Amerika ve Avrupa’ya yönelmiş ılımlı İslamı yürütecek bir parti destek aldı. Avrupa’da Hristiyan Demokrat Türkiye’de Müslüman Demokrat diye bir formül. Türkiye’de Fethullah Gülen ve Nakşibendi gibi cemaatlerin ulaştığı ekonomik ve dolayısıyla politik güç. Ilımlı İslam Raporu’na uygun gelişmeler.

Önemli iki soru:

  1. Ilımlı Müslüman ağları kurulması için Türkiye’de kim ne kadar destek aldı veya halen alıyor? Mesela AKP seçim bütçesinin kaynakları nelerdir? Fethullah ve Nakşıbendi cemaatlerinin gelir giderlerinin tam dökümü var mı? Kaynakların ne kadarı Amerika ve Avrupa’dan geliyor?
  2. Soğuk Savaş kadar dev bir strateji örtülü işletildiği sürece dünyaya faydalı olabilir mi? Kapalı kapılar ardında yapılan işlemler sonucunda ortaya yeni Gladio’lar yeni –Ilımlı İslam– Ergenekon’ları çıkmaycak mı?

Kim ne strateji uygularsa uygulasın sağlıklı bir ortam için devletin ve toplumsal kuruluşların (cemaatlerin) tüm alış verişleri işlemleri herkese açık olmalıdır. Açıklık oransız güç birikimini engelleyecek ve gerçekten eşit şartlarda* rekabet sağlayacaktır.

Tartışma

Bu raporu okuyup göz attıkça size ilginç gelen yerleri –mümkünse Türkçe çevirisiyle– yorumlarda paylaşın, öğrenelim, tartışalım.

* “Eşit şartlarda rekabet” serbest pazar ekonomisinin temeli bir Amerikan mantrasıdır. Ancak her zaman örtülü işlemler yapıldığı için hiç bir zaman eşit şart olmamıştır.

İlgili yazılar:

11.03.2009

Tübitak'ta Darwin'in Sansürlenmesinin Düşündürdükleri

Bilim ve Teknik iki ayrı kapak, kaynak Radikal gazetesi

Bilim ve Teknik iki ayrı kapak, kaynak Radikal gazetesi

Türkiye’nin en köklü popüler bilim yayını Bilim ve Teknik, 1967 yılından bugüne yayınlanıyor. Ne var ki, Tübitak’ta uzun dönemdir devam eden siyasileşme söylemlerinin devamında gündeme atılan iddialar ve haberler, 469. sayısının dergi tarihindeki en çok konuşulan sayılardan biri olacağını düşündürüyor.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

25.02.2009

Bilinmeyen Bilinmeyenler (video)

Avrupa bakış açısına göre ZOR çok bilinmeyenli bir denklemken, Amerikan bakış açısına göre ZOR kendini çağıran (“recursive”) bir denklemdir. Diğer bir deyişle kendine referans veren ama kendini bilmeyen, dolayısıyla arka arkaya derinleşerek kendini çağırdıkça katmanlı referans kaybı yaşayan. Algoritmik bakış açısına göre önce-derin arama (“depth-first search“) ile önce-geniş arama (“breadth-first search“) arasındaki farka benzetebiliriz –doğrudan çeviri değil ama dolaylı bir yaklaşımla.

12 Şubat 2002′de Amerikan Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in yaptığı bir açıklama, veya “okuduğu bir şiir“, bu durumu benim için daha iyi açıklıyor. 9/11 terör saldırıları sonrası ne yapacağını bilemeyen bu zavallı kafası karışmış asker işte böyle okuyor şiirini. “Olmamış şeyler bana her zaman ilginç gelir” diye başlar Rumsfeld:

“Bilinen bilinenler vardır. Bunlar bildiğimizi bildiğimiz şeyler. Bir de bilinen bilinmeyenler vardır. Bunlar şu anda bilmediğimizi bildiğimiz şeyler. Ancak bir de bilinmeyen bilinmeyenler vardır. Bunlar bilmediğimizi bilmediğimiz şeylerdir.”

Videonun sonunda yapılan montajda ise eski bir asker şunu diyor:

“Burası bir propoganda platformu değildir, bu platform doğruların platformudur.”

29.09.2008

700 Milyar Dolarlık Kefalet Reddedildi: Serbest Pazar Yapayalnız

Amerikan Devleti’nin batmaya yüz tutmuş Wall Street finans şirketlerini kurtarmak için planladığı 700 milyar dolarlık kefalet reddedildi. 700 milyar dolar neredeyse Türkiye’nin Gayri Safi Milli Hasılası‘na denk geliyor. Bu paranın senatoda reddedilmesi ile beraber New York Times kapaktan borsanın dibe vuruşunu gösterdi. Şu anda büyük bankalardan ayakta durabilenler duramayanları satın alıyor ya da devlet el koyuyor. Dow Jones bir gün içerisinde tarihin en hızlı düşüşünü yaşadı. Google Finance servisi çakıldı.

Bugün yaşadığımız bu olay dünya tarihinde çok önemli bir yere oturacak. Ekonomi uzmanı değiliz ama normal bir insanın anlayabileceği hem kısa dönem hem uzun dönem sonuçları var bu olayın. Birincisi yarın dünyanın geri kalanında Asya, Türkiye, Avrupa borsaları açıldığında büyük düşüşler görücez, büyük çakılmaları engellemek için borsalar kapatılabilir, işlemler dondurulabilir. Hala Türkiye’nin merkezden-kitleye gazeteleri “Amerika’da mali kriz” diye haber yapıyor, halbuki Tükiye’de bankalar (bkz dün Fortis’e el konulması) ve tabii ki sizin bu bankalardaki hesaplarınız doğrudan etkileniyor bu olaylardan. Hesabınızdan para çekebiliyor musunuz bir deneyin.

İkincisi serbest pazar ekonomisinin can çekiştiği sırada devlet yardım etmeyerek serbest pazar düzenini kendi kendine çırpınmaya bıraktı. Bu parayı vermemesiyle devlet’e güven arttı sebest pazara ise güven düştü diyebiliriz. Devlet vatandaşa ait olan parayı finans dünyasının balon şişiren dev yatırımcılarına vermeyerek güven verdi vatandaşa. Sonuç olarak önümüzdeki yıllarda dünyada büyük devlet (“big brother”) modeli ağır basabilir.

İlgili yazılar

17.09.2008

TV + Twitter = Katılımcı Demokrasi?

26 Eylül’de Amerika’da Demokratik Parti adayı Barack Obama ve Cumhuriyetçi Parti adayı John McCain tüm dünyanın gözü önünde televizyonda canlı yayında tartışacak ve soruları cevaplayacak (“presidential debate”). Bu tarihi tartışmaya video paylaşım servisi current_tv yeni bir yaklaşım getiriyor. Current_tv tartışma sırasında TV ekranına sizin Twitter yazılarınızı gösteriyor olacak.

TV+Twitter Nasıl olacak?

1. 26 Eylül saat 8:30pm EST (Türkiye saatiyle 3:30am) canlı yayın başlıyor. Amerika’da kablo ve uydu üzerinden Current_tv kanalından izleyebiliyorsunuz, ayrıca dünyanın her yerinden current.com/debate adresinden takip edebilirsiniz.

2. Twitter hesabınız yoksa bir tane edinebilirisiniz (current_tv Twitter ortaklığının sebebi).

3. Twitter’da mesela “Türkiye İncirlik hava üssünden nükleer bombalarınızı kaldırın #current” dediğinizde TV ekranında çıkacak bu. Mesajnızın sonuna #current eklemeniz yeterli.

4. Ayrıca kim ne diyor Twitter aramasından #current etiketi ile takip edebilirisiniz.

Eski medya ile yeni medya karıştırması olarak çok başarılı bir girişim. TV gibi son derece merkezden-kitleye mesajların iletildiği bir medya ile Twitter gibi son derece kitleden-kitleye mesajların iletildiği medya bir arada. Katılımcı demokrasi adına önemli bir adım. Darısı Türkiye’nin başına.

Türkiye’de katılımcı demokrasi?

Amerika’da “Presential Debate” denilen şey parti liderlerinin seçime az kala herkesin önünde sorulara açık bir şekilde canlı tartışma yapması, soruları cevaplaması. Büyük cesaret ve sorumluluk isteyen bir hareket, ağır psikolojik baskı. Türkiye’de hiç bir politikacının cesaret edemediği bir hareket. Türkiye’de bunu yapabilecek ilk politik liderleri ayakta alkışlarız.

Ayrıca Türkiye’de henüz hayatına başlamış olan web TV servislerinin (Televidyon, Keylife) benzer entegre –Twitter, bloglar vb sosyal ortamlarla– hareketlerle Türkiye’de yeni nesil katılımcı politikaya büyük katkıda bulunacağını düşünüyorum.

Ayrıca konuyla alakalı olarak Düğümküme Twitter hesabından kısa haberleri ve yorumları takip edebilirsiniz.

19.08.2008

Kitap Değil Elektronik Süreç İstiyoruz

Devletin yasalarda yaptığı değişikliklerin içeriğinden neden en son milletin haberi oluyor? Mecliste yapılan görüşmelerin, yasa taslaklarının, AB yolunda atılan adımların insanlara gerçek zamanlı ulaştırılması iyi olmaz mı? Bunun için elektronik altyapı kurmak bu kadar zor mu? Zaten artık bir çok kayıt elektronik olarak tutulmuyor mu? WordPress Devlet eklentisi yazsak durum değişir mi?

Örneğin, yeni yasa haberlerinin metası her yerde, içerik ise ortada yok. NTVMSNBC ‘Hükümetin Ulusal Programı Hazır’ adlı haberde ne yazmış bakalım (aynen alıntı, cümle düşüklükleri ve gramer hatalarına kasten dokunmadım):

Cemil Çiçek, “Hem kamuoyuna hem de AB makamlarına verilecek olan Ulusal Belge’nin -ki bunlar bir taahhüt niteliğindedir- hazırlık çalışmalarını sürdürmüş ve çok kapsamlı bir değerlendirme yapılmıştır. Bu değerlendirme aynı zamanda Sayın Babacan tarafından siyasi partilerimizle de görüşülecektir. Kendilerini de ziyaret edecekler. Bu programın içeriği hakkında gerekli açıklamaları yapacaklar. Ondan sonra da son değerlendirmeyi yapıp, bunu kitap haline etirip, kamuoyunun bilgisine sunacağız” dedi.

Kitap mı? Bu belgenin oluşum süreci, belgenin son hali kadar önemli değil mi? Nasıl evrim geçirdiğini görebilsek içeriği hakkında bilgilenmez miyiz? Ulusal Belge diye viki olsa, yapılan düzenlemeleri ve geçmişlerini görsek nasıl olur? Düzenlemeyi yapanlar yapsın yine, oradaki çoklu katılımdan geçtik şimdilik… En azından nasıl ortaya çıktığını canlı canlı izlesek, bir sonraki sürece daha eğitimli gözlerle bakmaz mıyız? Belki kamuoyu yoklaması bile yaparız aynı arayüzden, olmaz mı? Bunlar devlet ile halk arasındaki uçurumları biraz daha azaltır mı?

Kısa bir süre önce bu konuda şöyle bir yazı da yazmıştık:
Ergenekon İddianemesi Neden Düz Metin Değil de Pdf Olarak Dagitiliyor?

05.07.2008

Askeri Darbe Olursa Nasıl İletişim Kurarız?

Türkiye’de bugün askeri darbe olsa internet üzerinden iletişim kurmaya devam edebilir miyiz? Geçmişte tüm kitlesel iletişim merkeziydi, biricik TRT’ye bir kaç gazeteye darbeciler tarafından el konulabiliyordu, bugün ise bloglar, kişisel web siteleri, Twitter Facebook gibi sosyal web servisleri sayesinde herkes yayıncı. Ama gerçekten bu dağınık internet altyapısı üzerinde çalışan ve çok merkezliymiş gibi görünen iletişim üstyapısı dokunulmaz mı?

Hürriyet’in 12 Eylül 1980 Cuma günü yaptığı yıldırım baskısında ilan edilen yasaklar gibi bugün de askeri darbeyle tüm özel sivil devlet kurumları, telekom sistemleri, ve buna dayanan internet altyapısı kontrol altına alınabilir. Nasıl bugün bir mahkeme karar verip Youtube’a girmeyi engelliyorsa, internet yasaklanabiliyorsa, Türkiye’nin sahip olduğu bir kaç internet omurgasına “askeri müdahale” yapılabilir ve bir anda nükleer bomba atılmış gibi sessizliğe gömülebiliriz. Böyle bir durumda Türkiye sınırları içinde hiçbir bilgisayar başka bir bilgisayara –Türkiye’de veya dünyada– “uzaktan” bağlanamaz. Eposta atılamaz, chat yapılamaz, bloglar yazılamaz, bankalar çalışamaz, alışveriş yapılamaz, şirketler durur, internet donar, sinir sistemimiz çöker.

Dağıtık yerel ağlar (“mesh”)

Askeri darbeyle tüm iletişim altyapısına el konulmuş olsa dahi bu sessizlik içinde tekarar mırıldanmalar başlayacaktır. Bilgisayarı açtığımızda artık internete giremiyoruzdur ama mahallede başka bilgisayarlar görüyor olabiliriz. Hatta Beyoğlu’ndan Sarıyer’e mesaj göndermemiz mümkün olabilir, üstelik herhangi bir otoritenin kolay kolay denetleyemeyeceği şekilde. Buna artık internet diyemeyiz ama birbirimizle bilgisayarlarımız üzerinden uzak mesafe ağlı bağlı iletişim kurabiliriz. Bunu yapabilmenin yolu “mesh” yerel ağlar oluşturmaktır.

Mesh ağlar merkezi veya çok merkezli (“decentralized”) bir iletişim ağ yapısı gerektirmez tamamen dağıtık (“distributed”) bir yapıda çalışır (bkz yukarıdaki üç diyagramdan en sağdaki). Çok merkezli yapıda bir noktadan başka bir noktaya ulaşmak için aradaki merkezi noktalardan geçmek zorunludur. Mesela havayolları ile İstanbul’dan San Francisco’ya ulaşmak için arada New York’da veya Londra’da aktarma yapmak gerekir. Dağıtık yapıda ise merkez olmadığından bir noktadan diğer bir noktaya ulaşmak için aradaki noktalardan hoplaya hoplaya gitmek gerekir. Karayolu ile İstanbul’dan Ankara’ya giderken İzmit’ten Bolu’dan Eskişehir’den geçerek gitmek gibi.

Şu anda nasıl kablosuz ethernetli bilgisayar ile kendimize yakın başka bir bilgisayara doğrudan bağlanabiliyorsak önce herkes yakınındaki kişilere bağlanır. Bağlılık arttıkça hoplama yöntemiyle bir uçtan bir uca iletişim kurar hale gelebiliriz. Önce kendi sokağımızdaki bilgisayarlara bağlanırız, sonra mahallemizdekilere, sonra öteki mahalledekilere. Zamanla oluşan küçük kümeler yoğunlaşır düğümleşir, kümeler kümelere bağlandıkça ağ genişler ve yoğunlaştır. Sonra Beyoğlu’ndan Sarıyer’e atacağınız bir mesaj aradaki bilgisayarlardan hoplaya hoplaya yerine ulaşabilir. Böyle şehrin bir ucundan diğer ucuna çalışabilen ama merkezi bir sisteme ihtiyaç duymayan mesh yerel ağ altyapısı askeri darbe de olsa iç savaş da olsa bağımsız –ya da tümden bağımlı– iletişim kurmamızı sağlayabilir.

“Mesh” ağlar nasıl kurulur?

Mesh ağlar teknik olarak nasıl kurulur daha önce Düğümküme’de yazdığım şu yazıdan öğrenebilirsiniz:
Gelişmekte Olan Ülkelerde Kablosuz Internet ve Yerel Ağ Kurulumu

Merkezi dün, çok merkezli bugün, dağıtık yarın

1980 yılında son askeri darbe olduğu zamanlar henüz yaygın olmayan telefon yegane iletişim teknolojimizdi, gazeteler ve televizyon sadece merkezden kitleye mesaj veren yayın organlarıydı. Kenan Evren’in varolan tek televizyon kanalı TRT’den halka seslenişi ve Hürriyet’in Kenan Evren’li yıldırım baskısı bu tek merkezliliğin birer ürünüydü.

90lardan itibaren özel televizyonlar özel radyolar yaygınlaştı. Mesaj verenler bir merkezden çok merkeze yayıldı. Artık bir darbe yapabilmek için tüm kanalların kapatılması gerekiyor gibi görünüyordu. Ancak önemli olan iletişim üstyapısına değil iletişim altyapısına müdahale olacaktı, diğer bir deyişle “üst kurumlar“ın altyapıyı kontrolü söz konusu olmaya başladı.

2000lerde internet yaygınlaşmaya başladı. Üniversitelerdeki serbest kullanım iş ve finans dünyasının da internete girmesiyle ticaret ağırlıklı bir hal aldı. Son yıllarda kullanımı artan sosyal ağ servisleri ile beraber eskiden sadece telefon ve email ile yapılan birebir görüşmeler zenginleşti ve bilgi daha hızlı yayılmaya başladı. Bir zamanlar haber için gazeteye bakanlar artık haberi sosyal ağlarından alır hale geldiler.

Bugün özgürleştirici gibi görünen sosyal web servisleri internet omurgası üzerinde çalıştığından iletişim altyapısına yapılacak bir müdahale tüm web uygulamalarını enegellemeye yetecektir. Ancak yarın kurulacak dağıtık ağlı bir iletişim sistemi darbeye dayanıklı anti-simetrik bir iletişim altyapısı sağlayabilir.

İlgili Düğümküme yazıları:

01.06.2008

Emniyet Tüm Türkiye’yi Dinlemiş Kime Ne, Bizim Hayatımız Sosyal Web’de

Emniyetin, cumhurbaşkanlığı ve genel seçim döneminde güvenlik gerekçesiyle tüm Türkiye’yi dinlediği ortaya çıkmış bu NTVMSNBC haberine göre.

Emniyet birimlerinin 25 Şubat- 25 Temmuz 2007 tarihleri arasında Türkiye genelinde bütün ev ve işyeri telefonları,tüm hatlı cep telefonlarını, SMS mesajlarını, e-mail ve faks yazışmalarını takip ettiği iddia edildi.

Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’in 25 Nisan 2007’de Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne izleme izninin uzatılması için başvurduğu da öğrenildi.

Başvuruda cumhurbaşkanlığı, genel seçim sürecinde, DHKP/C, PKK gibi yasadışı örgütlerin gerekçe gösterilip “izleme izni” istendi.

Güvenlik ile kişisel gizlilik haklarının ihlali arasındaki çizgi politikdir

Yani ideal değildir. Bu yüzden vatandaş ile devlet karşılıklı anlaşmaya varmalıdır. Yani “biz vatandaşlar bu kadar güvenlik istiyoruz bunun karşılığında da şu kadar gizlilik haklarımızı ihlal edebilirsiniz” diye anlaşmaya varmak gerekir. Bunun için ister lobi yap, iste sokakta slogan at, ister blog yaz, ister TBMM’ye git, ister yasa teklifi ver bir şekilde devletle vatandaş arasında bu politik anlaşma yapılmalıdır. Bu anlaşma “muğlak” veya “tek taraflı” bırakılamaz, bırakılırsa haksızlık olur. Bunları bir yerde okuyup öğrenmedim, duruma bakıp akıl yürütmeye çalışıyorum ve kendi düşüncelerimi ifade ediyorum.

Eminyet tüm Türkiye’yi aynı anda izleyip analiz yapabilecek teknolojiye mi sahip?

Teknik olarak eminyetin tüm Türkiye’yi aynı anda dinlemesi ve analiz etmesi nasıl mümkün? Eğer Türkiye’de böyle bir teknoloji varsa biz sade vatandaşların hizmetine (başka amaçlarla) niye açılmıyor? Bu teknolojik kapasite bizden alınan vergilerle geliştirilmişse neden biz de kullanamıyoruz? 70 milyon kişinin gerçek zamanda konuşmalarını, SMS mesajlarını, email ve faks yazışmalarını takip edip analiz edebilen bir sistem Google’da bile yok, bizde varsa neden vatandaşa bir hizmet olarak sunulmuyor? (Bkz: Bilmediğimizi Bilmediklerimiz)

Sosyal web’e hayatımız akıyor

Türkiye’de hal böyleyken internet’de (bkz: Türkiye internet nüfusu 26 milyon), milyonlarca Türkiye vatandaşı sosyal web servislerine hayatını döküyor. Facebook Twitter FriendFeed gibi sosyal web servislerini kullanan kalbur üstü İngilizce ve bilgisayar bilen sınıf hayatını bu servislerin veritabanlarına kaydediyor. Her gün ne yaptığını ne ettiğini, kimi tanıdığını, fotoğraflarını, videolarını, ilgi alanlarını, katıldığı etkinlikleri, bir olay karşısında ne hissetiklerini giriyor sosyal web servislerine (Bkz: Bugün Facebook için ne yaptın?).

Bu veriler tabii ki CIA tarafından rahat rahat gözetlenebiliyor. Kullanım sözleşmelerinde Google da Facebook da devletin sunucularına bakmak istemesi durumunda birşey yapamayacaklarını belirtiyorlar (Bkz: Facebook’da CIA parmağı). Belki bu durum Amerika’da 11 Eylül’den sonra başlayan güvenlik ekonomisinin bir etkisidir (her türlü özel güvenlik servisinin para yapması) belki daha genel kapitalizm evriminin geldiği bir noktadır bilemiyoruz. Ama aynı Türkiye’de emniyetin bizle politik bir anlaşmaya girmeden bizi korumak için bizi izlemesi gibi, biz sosyal web kullanıcıları da kullandığımız servislere politik bir anlaşma yapma fırsatı bulamadan farkında veya farkınfa olmadan herşeyimizi aktarıyoruz. Ne de olsa arkadaşlarımız orada…

Güncelleme

Yargıtay: Ülke genelinde izleme yapılamaz. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Türkiye genelinde jandarma bölgesinde teknik takip yetkisi veren Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını bozdu.