06.12.2008

Sürdürülebilir Sanat

1987′de Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu, Brundtland Raporu’nda sürdürülebilirlik terimini ilk defa kullandığında “bugünün gereksinimlerini, gelecek kuşakların gereksinimlerini karşılama yeteneğinden ödün vermeden karşılayan kalkınma” şeklinde bir tanım olarak getirmiş. Bunun yanında, sürdürülebilirlik stratejilerini “insanların kendi aralarında veya doğa ile aralarında uyumu ilerletmek” şeklinde tanımlamak, böylece anlamını çevre bilinci ile sınırlamayıp sosyal kalıcılığı da amaç edineceği şekilde genişletmek olası. Bu stratejinin tasarım alanına uygulandığı örnekler giderek artarken “Sanatta da sürdürülebilir işler olabilir mi? Bu tam olarak ne demek?” sorusu çıkıyor ortaya. Buna verilebilecek cevaplardan birini Smart Museum of Art‘ta 2005′te düzenlenen Beyond Green: Toward a Sustainable Art sergisi veriyor.

Aslında sürdürülebilir sanata, aktivist sanatın bir alt kategorisi gibi bakabiliriz. Galeriden dışarı çıkmış, değişik konulara değinme yoluyla bir diyalog yaratmakla kalmayıp doğrudan konu ile ilgili mekana giden, katılımcı, müdahaleci, geçici sosyal bir etkinlik olmaktan çıkıp yarattığı etkinin kalıcı bir iz bırakmasını amaç edinen işler. Burada zaman zaman tasarım statejileriyle kesişmeler, tasarım dilininin kullanılması da karşımıza çıkıyor ortak sorunların her disipline nüfuz etmesi nedeniyle. Geçmişe gidip bu anlayışla yapılan sanat eserlerini arayacak olursak karşımıza Joseph Beuys’un 7000 Meşe Ağacı (1982), Harriet Feigenbaum’un Söğüt Halkaları (1985), Mel Chin’in Diriltme Sahası (1990-93) gibi örnekler çıkıyor. Daha güncel örnekler için resimler ve bağlantıları ekliyorum kısa açıklamaları ile:

Michael Rakowitz, (P)LOT (2004-devam ediyor): Araba örtüsü ve taşınabilir iskelet sayesinde sadece park ücreti ödeyerek şehirde “kamp yapma” imkanı sağlıyor.

Paul Chan, New Orleans’ta Godot’u Beklerken (2007): New Orleans’taki halkla etkileşime girmek suretiyle Beckett’in Godot’u Beklerken oyununun şehrin çeşitli yerlerinde halka açık olarak sahnelenmesi.

Mel Chin, FUNDRED (2008-devam ediyor): 3.000.000 öğrenciye 100 dolara benzeyen boş para şablonları veriliyor ve kendi para tasarımlarını yaratmaları isteniyor. Sonrasında öğrenciler isterlerse tasarladıkları paraları projeye bağışlıyorlar ve kamyon dolusu “sanatsal” para, gerçek para ile değiştirilme isteği ile Washington DC’ye götürülüyor. Amaç, toplanan parayı Katrina sonrası New Orleans’ın tekrardan toparlanması için kullanmak.

Allora & Calzadilla, Under Discussion (2004-05): Venedik Bienali’nde gösterilen videodan bir görüntü. Vieques Adası’nın 1970′lerdeki Balıkçı Hareketi’nden günümüze adanın durumunun masaya yatırılmasını inceliyor.

Marjetica Potrc, Rooftop Room (2003): 8. Istanbul Bienali için gerçekleştirilen, Kuştepe’de düz çatılı bir evin üzerine yerleştirilen saç tavan. Kenarlara yerleşmiş olan perdelerin yerine sergi sonrası bina sahipleri tarafından kalıcı duvarlar inşa ediliyor.

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

28 Yorum

  1. arikan

    İlk bakışta doğayı korumak için yapılan “geri dönüşüm” işlemini düşünürsek, sanat alanında geçmiş sembolleri örüntüleri anlamları teknikleri işleri sistemleri kullanan (“appropriation” veya “system appropriation”) işler sürdürülebilir sanat işleri olabilir. Nicolas Bourriaud’un Postproduction sanatçısı, Lev Manovich’in derin karıştırması (“deep remixabilitiy“) kavramları bu doğrultuda. Ancak bu düşünce tamamen tüketim ürünlerinin geri dönüştürülmesi üzerinden yola çıkıyor. Geçmişi kullanan bu tür işler geçmişten bugüne hiyerarşik bir diyagram takip ediyorlar. Yöntem ağaç dallarının uçlarını birbirine bağlamak, yani ağaç diyagramını çok merkezli hale getirmek.

    İkinci bakışta şokcu taktiklerle akıllara giren sanat işleri sürdürülebilir sanat olarak düşünülebilir. Gündemin tepe noktasını, yani kaymak kısmın üzerine gidip toplum hafızası tazeyken şok edici eylemler yapan işler. Şok sırasında açılan algıdan içeri girip akılları karıştıran oynatan kalıpları yerinden eden kendini sorgulatan anlarla karşı karşıya getiren (“encounter”) işler. The Yes Men (bkz Irak Savaşı Bitti), Ubermorgen, Wafaa Bilal önemli örnekler. Günümüzün çok merkezli toplum sisteminin önemli noktalarını –merkezlerini– hedef alıyor bu işler. Yöntem çok merkezli ağ yapısında merkezlerin çevresiyle bağlantısını kesmek, veya zayıflatmak.

    Üçüncü bakışta toplumun alışmakta olduğu çağdaş sistemleri yoran, yorarak anlam oluşturan işler sürdürülebilir sanat olarak düşünülebilir. Bu tür işlere en son örneklerden biri The Pirates of Amazon. Çok merkezli toplum sistemini yoruyor. Yöntem çok merkezli ağ yapısını öteleyerek dağıtık hale getirmek, dağıtmaya zorlamak.

  2. arikan

    Ayrıca “yeni kapitalist” sadece para kapitali değil, sosyal, doğal, ve kültürel kapital üzerine de odaklanmalıdır diye bir yazı okumuştum Harvard Business Review’de geçenlerde. Hayatın her alanının ticarileşmesi yani. Etrafa bir bakarsanız yavaştan olduğunu görürsünüz. Sürdürülebilir sanat bütün haneleri işgal edilmiş bir topluma geçerken daha anlamlı olabilir?

  3. engin

    Ali, verdiğin örneklerde eski kafa sanat işlerinden (resim-izleyici) farklı olarak kullanım ve katılım temalarının baskın olduğunu görüyorum. Sanatın kullanıma yönelik olmadığı ve kullanım/katılım temalarının mimari ve tasarım gibi diğer yaratıcı disiplinler tarafından ele alındığı zaten mazide kalmış bir argüman.

    Diğer yandan, sürdürülebilirlik (sustainability) kavramını kendine yeterlilik ve yenileyebilirlik olarak yorumladığımızda verdiğin örneklerin bazılarında bu temaların eksik olduğunu düşünüyorum. Başka bir deyişle, aklıma şöyle sorular takılıyor. Katılım ve kullanımın salt izlemekten daha cazip bir tüketim tecrübesi mi yaratıyor? Bu caziplik sanatın sürekliliğini mi sağlıyor, tüketimin kalitesini mi?

  4. ali

    Engin, buradaki örneklerin bazıları elbette tartışmaya açık ama genel olarak bakınca kalıcı bir iz bırakmak ön plana çıkıyor sanırım; bunun için ‘yararlı’ bir iş yapmak veya toplumun katılımını sağlamak tek başına yeterli değil. (Mesela Burak’ın bahsettiği gibi toplum hafızasında iz bırakan şokçu eylemler de bu kapsama alınabilir ama her şokçu eylem kalıcı olamıyor, bazen sadece kısıtlı bir çevrede sansasyon yaratmak, medyada sanatçının adını duyurmaktan başka kalıcı izi olmayan işler de görüyoruz). Kendine yeterlilik/yenileyebilirlik kavramlarını çevre ile ilgili terimler olmaktan çıkarıp toplum içinde ele alınca anlamı biraz değişiyor sanırım. Burada atladığım bazı projeler de var, örneğin yukarıdaki araba projesini yapan Michael Rakowitz’in ParaSITE projesi:

    Burada ağırlıklı olarak sokaktan toplanan naylon torba, bant gibi malzemelerle yapılmış, binaların havalandırma sistemlerinin çıkışını ısı kaynağı olarak kullanan barınaklar söz konusu ve bunlar evsizlere dağıtılıyor. Burada kendine yeterlilik, bu parazit barınakların basit sokaktan toplanabilir malzemelerle yapılması, halizhazırdaki ısı kaynağını kullanması, para vererek alınması gereken bir ürün olmaması (100 dolarlık bilgisayar bu prensibe uymayan bir örnek olarak gösterilebilir) olarak kendini gösteriyor.

  5. engin

    Ali, soyle bir ornek vermek istiyorum ben de.

    Otoyol Ruzgar Gulu
    Otoyol Ruzgar Gulu

    Surdurulebilir sanat cercevesinde bu isi nasil yorumlarsin? Merak ettigim bazi seyler: O cerceveye uyuyor mu? Verdigin diger orneklerle nasil kiyaslayabiliriz?

  6. ali

    Verdiğim örneklerden, özellikle son örnekten farkı bunun daha bir pazarlanabilir ürün olmasını (mesela enerji üreten şirketlere veya devlete), halihazırdaki malzemelerden yapılmayıp daha çok fabrikasyona bağımlı olmasını sayabilirim. Sürdürülebilir tasarıma girebilir eğer sınıflamamız gerekirse, araya sınır çekmek bazen zor olabiliyor ama genel olarak sürdürebilirlik ve sanattan birlikte bahsederken ortaya çıkan üründen çok “sürdürülebilirlik kültürü”ne gönderme yapıyoruz gibi; burada pazarlanabilir/pratik yön, işin kültürel/sorgulayıcı tarafını gölgeliyor gibi.. tabii bu oldukça geniş bir kavram, dolayısıyla bazen bulanıklaşabiliyor da; aslında bu yazıyı biraz da bunları kendi kendime sorduğum için yazdım.. sürdürülebilirlik terimi üzerinde hemfikir olduktan sonra geriye tasarım-sanat arasındaki halen varolan ayırım kalıyor.. birçok aktivist hareket ikisi arasında sınırda bir yerlerde dolanabiliyor ama sürdürülebilir ürün/servis amacına doğrudan vasıta olan, sistemin içinde yer alan ‘enstrümental’ işler için “sürdürülebilir tasarım” diyebiliriz bence..

  7. arikan

    Sürdürülebilir sanattan anladığım eserin kültürel etkisinin derin ve geniş olması. Yazının en başında belirtildiği gibi ne doğal sürdürülebilirlik (çevreye zarar vermeyen), ne finansal sürdürülebilirlik (kar eden), ne de teknolojik sürdürülebilirlik (enerji tasarruf eden). Kültürel sürdürülebilirlik, yani toplumda kültürel kalıcılık, enine veya boyuna derin etki.

  8. arikan

    Sürdürülebilirlik ayrıca içinde mutlaka bir dönüşüm içeriyor. Doğaya geri dönebilen, enerjiye dönüşebilen, paraya dönüşebilen…

  9. engin

    @arikan, sürdürelebilirliğin içerisinde dönüşüm içerdiğine kesinlikle katılıyorum, bu doğa için de teknoloji için de finans için de doğru. Dönüşüm, sürdürebilirliğin esaslarından bir tanesi. Bu bağlamda tekrar bakarsak:

    Doğal sürdürülebilirlik, tüketilenin çevreye tekrar kazandırılabilmesi, dönüştürülebilmesi.

    Finansal sürdürülebilirlik, kazanımın üretimi sürdürebilicek şekilde dönüştürülebilmesi.

    O zaman, kültürel sürdürülebilirlik içinde dönüşüm nasıl gerçekleşiyor? Toplum üzerinde enine boyuna derin etki yaratmak bu kavramı tanımlamak için biraz fazla genel kalıyor.

  10. arikan

    “Toplum üzerinde enine boyuna derin etki yaratmak” değil, kültürel etki yaratmak. Nasıl olur bu? İlk yorumda açıklamaya çalıştım 3 bakışta.

    Ayrıca 100 yıl sonra bir sanat işi bir şirketten daha çok anılabilir. 200 yıl sonra şirketler hiç anılmazken sanat işleri gayet anılabilir. Yirminci yüzyılın başından kaç şirket hatırlıyoruz kaç sanatçı hatırlıyoruz?

  11. engin

    Kültürel sürdürülebilirlik, yani toplumda kültürel kalıcılık, enine veya boyuna derin etki.
    Bu yoruma işaret etmiştim. Bu tanım bana fazla genel geliyor. Bir önceki yorumumda sorduğumu tekrarlayayım. Kültürel sürdürülebilirlik içinde dönüşüm nasıl gerçekleşiyor? Ya da hangi süreçler yoluyla gerçekleşiyor?

    Konunun şirketlerle pek alakası olmadığı için 100 yıl öncesinden kalan şirket karşılaştırmasını pek ilgili bulmuyorum.

  12. ali

    ben daha genis bakiyorum; “kulturel surdurulebilirlik” degil, “surdurulebilirlik bilinciyle yapilan kulturel etkinlik” olarak. kulturun icindeki ogelerin girdi-cikti hesabini yapamayacagimiz icin dogal ve finansal surdurulebilirlik analojisini dogrudan kulture uygulamak pratik gelmiyor bana. burak’in postproduksiyon ornegi belki boyle bir analoji olusturma potansiyeli tasiyor ama bu da benim verdigim orneklerle ortusmuyor; ikisi ayri perspektifler gibi..

  13. arikan

    @engin ilk yoruma tekrar bakabilir misin.

  14. arikan

    ali evet ilk yorumda ilk bahsettiğim, yani Bourriaud’un “postproduction”, Manovich’in “deep remixability” dediği, geçmişin yeniden kullanılması. Tamamen doğayı koruma veya enerji tasarruf etme / üretmede bahsedilen sürdürülebilirliğin düz çevirisi.

    Aynı yorumda ikinci ve üçüncü bahsettiklerim daha yeni stratejiler ve yöntemler, kültürel sürdürülebilirlik nedir nasıl çalışır anlamaya yardımcı olabilir.

  15. arikan

    Dün Amber Frid-Jimenez‘le bu konuyu konuşuyorduk. Katılımcı sanat işleri daha baştan kültürel sürdürülebilirlik konusunda önde başlıyorlar. Yani insanların sadece baktığı, izlediği, dinlediği, etrafında dolaştığı, veya içine daldırıldığı (“immerse”) işler değil, çeşitli derecelerde oynadığı, içinde yer aldığı sanat işleri daha sürdürülebilir diyebiliriz. Bir seferlik işler yerine sürekli çalışan işler.

    Ayrıca içine kapanık ve dışa dönük olmak da önemli bir ayrım diye konuştuk Amber’la. Ütopya mesela bir ada ise çok-ütopya çok fazla adanın birbiriyle iletişimi. Yine Stephen Hawking “çok big bang teorisi” gibi (bkz. Uzay Enflasyonu). İçe dönüklerin etkileşimi –kavramın kendisini çürüten olsa da– daha sürdürülebilir gibi geliyor, özellikle çökmemiş ütopya olmadığını düşünürsek (Bkz Le Corbusier’ün Ütopya’sı).

  16. ali

    @arikan, “cok-utopya” kavramini ve “ice donuklerin etkilesiminin” ne oldugunu biraz daha acabilir misin?

  17. ali

    islerin “oynanabilir” olmasiyla kulturel anlamda surdurulebilir olmasi arasinda dogrudan bir baglanti kuramiyorum. genelde teknoloji kullanarak surekli isleyen, etkilesime olanak saglayan isler bircok zaman statik islerden cok daha ice donuk olabiliyorlar, hatta bununla kalmiyor, izleyiciyi de (veya kullaniciyi da) icine aliyor, oysa onemli olan izleyiciyi icine almak ve izleyicinin davranislarini isin yaraticisinin bilincinde kurdugu bir haritaya oturtmak degil, izleyiciyi disari acmak olmali belki de. burada daha onemli buldugum, daha onceki tartismalarda sikca karsilastirdigimiz temsil ve gerceklik arasindaki karsitlik; surdurulebilirlik gerceklik ile dogrudan baglantili, kullanilan ortamin sistem mi, malzeme mi, diyagram mi, makina mi, mimari bir oge mi, yere atilmis bir cop mu, vs vs olup olmadigi ise sadece aradaki katmanin ne oldugu ile ilgili cunku gerceklikle dogrudan etkilesime giren isler zaten dogrudan bir sistem icinde calisiyor ve bu sistem cogunlukla teknolojik degil sosyal bir sistem oluyor.

  18. arikan

    sadece oynanabilir değil, çeşitli derecelerde oynanabilir ve içinde yer alınabilir işler. Mesela Golan Levin’in jestler üzerine kurduğu işleri düşük seviye (doğrudan algıya ve tepkiye yönelik) oyun içerirken Josh On’un TheyRule projesi yüksek seviye (dolaylı algıya ve düşünmeye yönelik) oyun içeriyor diyebiliriz. Oynamak yerine etkileşim demek daha doğru olur. Ne seviyede olursa olsun etkileşmek insanın hafızasını oldukça fazla meşgul ediyor ve kültürel sürdürülebilirliğe katıkda bulunuyor diye düşünüyorum.

    Buna paralel olarak, öncesinde sonrasında üstünde altında değil, paralel olarak etkileşim olmayan pek çok sanat iş de tabiiki insanın düşüncesini değiştirebiliyor. Ancak günümüzde sadece nesne ürün işlerin hayatımıza pek geçerli katkısı olduğunu düşünmüyorum, kendimde göremiyorum en azından. Buna rağmen günümüzde nesne odaklı işlerde sürdürülebilirlik sağlanabiliyor mu diye araştırmaya devam ediyorum. İlk yorumumun sadece ilk kısmında okuduğum ettiğim öğrendiğim bu tür tekniklerden sözediyordum “appropriation”, “system appropriation”, “remixability” örneklerini verirken.

    İzleyiciyi dışa döndüren nedir diye düşündüğümde ucu açık şeyler aklıma geliyor. İzleyiciye / katılımcıya zaman ve diyagram içinde hareket etmeye dürtmek, ötelemeyi öğretmek, kendi diyagramlarını yapmasını tetiklemek olabilir. Mesela bir programlama dili veya belli bir düşünme çatısı (“theoretical framework“) böyle bir işe yarar.

    Ali arada katman derken gerçeklik ile temsil arasında katman mı demek istiyorsun?

  19. ali

    daha genel bir ifade ile izleyici ile “mesaj” (bu gercek dunyadan bir kesite ulasmamizi saglayan bir isaret de olabilir, soyutlanmis bir fikir de olabilir) arasindaki katman; baska bir sekilde soylemek gerekirse “medium” kelimesinin anlamini sanatta degil fizikte kullanildigi sekliyle tasiyici (mesela ses dalgasini tasiyici ortam) olarak alip, “mesaj tasiyici/imleyici” olarak saptirmak da mumkun bunu akilda canlandirmak icin. sanat isi bir sistem de olsa, bir nesne de olsa, algiladigimiz bu sistem veya nesne sonucta bir fikre ulasmamiz icin araci oluyor; linguistik terimiyle imleyici (signifier), programci agziyla soylemek gerekirse bir cesit “pointer” diyebiliriz. pointer’in yapisina takilmak yerine (bir kagit parcasi veya uydu-baglantili-sosyal-web-arayuzlu-kendiliginden-ogrenen bir sistem orneklerinin ikisi de sadece birer “pointer”) neye isaret ettigine, kendisinin degil isaret ettigi seyin sistem mi, temsili bir ifade mi, gercekligin ta kendisi mi (gercege soyut bir isaret etme de mumkun, dogrudan gercek ile yuzlestirmek de), vs. ona yogunlasmak daha duz geliyor bana.

    sonucta isler etkilesimli de olsa izleyici hep mesaji alan taraf. zaman zaman dagitik yaraticilik gibi terimlerden bahsetsek bile, sonucta sistemin yaraticisi, mesaji tek yonde ileten kisi degil mi? isten bahsedilirken bir kisinin veya cekirdek yaratici ekibin ismi aniliyor sadece. bu durumda etkilesim de aslinda tek yonlu olan mesaji algilamanin yollarindan biri belki de.. bu algilama esnasinda insanin hafizasi mi daha cok mesgul oluyor yoksa bedeni (veya parmaklari) mi? oturup bir film veya video izlerken bedenimiz pasifize oluyor, ayni anda bedenimizi ekranda hareket eden nesneler/karakterlerle ozdelestirebiliyoruz; zihin ise kismen daha serbest. etkilesimli islerde ise bunun aksine beden hareketli ve serbest ama bu sefer de kisinin bilinci baskasinin kurdugu bir zihin haritasinin icine oturmak zorunda kaliyor, bu acidan zihnimiz pasifize oluyor belki de..

    cok derme-catma yazmamisimdir umarim.. :)

  20. arikan

    Mesaj nedir?

    “Medyum mesajdır”…
    http://en.wikipedia.org/wiki/The_medium_is_the_message

  21. ali

    lafin buraya gelecegini tahmin etmistim, ancak bu tip aforizmalari her zaman tartismaya konmus son nokta olarak alabilir miyiz bundan emin degilim. ortam ile mesaj arasinda cogu zaman organik bir bag oldugu ve mesajin nasil iletildiginin mesajdan bagimsiz olmadigini soylemek elbette ki dogru ama bunu oldugundan cok daha genel bi alana yaymak ve isaret eden ile isaret edilen (signifier/signified) arasindaki iliskinin kalktigini soylemek gerekli mi? oyle olsaydi ne anlamdan, ne isaretlerden ne de semiyotikten bahsedebilir, ‘signifier is the signified’ diyip konuyu kapatmaz miydik?

    ben de mcluhan kadar meshur ve karizmatik biri olmasa da cory doctorow’dan bir alinti yapmak istiyorum:

    “yeni medya, eski medyanin yaptiklarini daha iyi yaptigi icin degil, eski medyanin iyi oldugu konularda daha kotu, kotu oldugu konularda daha iyi oldugu icin basarili oluyor”. bu aslinda kitap ve e-kitap, cd ve mp3 gibi medyumlarin karsilastirilmasi icin soylenmis bir laf, mesela fiziksel kitabin, bir e-kitabi ekrandan okumaya gore hala avantajlari var: ucuz, tasinabilir, hafif, yuksek cozunurluklu, kullanilip atilabilir vs. elektronik kitaplarin da baska avantajlari var: bicimden bagimsiz, her turlu elektronik programda istenilen bicime giriyor, icinden secilen bolumler kopyalanip istenen yere yapistirilabiliyor, vs… benzer bir soylemin katilimci olan ve olmayan ortamlar icin de soylenebilecegini dusunuyorum.

    ‘genel anlamda daha etkili’ diyebilecegimiz bir ortam yok; bu tamamen ne yapmak istedigimiz ile ilgili. bundan once yazdiklarimla ve asil konuyla baglamak gerekirse, “kulturel surdurulebilirlik” de oldukca genel bir konu ve degisik ortamlarla, degisik yonlerine yaklasmak mumkun. mesela rakowitz’in isleri yeni bir teknoloji kullanmiyor ama etkili bence. ayni sekilde teknoloji ile iliskili olarak yaklasip baska bir yonden etkili ve kalici olmak da olasi. birinin digerine avantaji sadece kendi icinde ozel bir alan ile sinirli kaliyor bence.

  22. arikan

    Ali bu kısa yorumu zamansızlıktan yazmıştım, bahsettiğin katman meselesine açıklama getiren önemli bir McLuhan teorisi, ama dediğin gibi aforizma olarak tartışmanın hassas noktalarını kestirip atabiliyor. Şimdi bu hassas noktalara geri dönelim.

    İşaret edilen (“siginified” veya “subject”) için konu kullanıyorum.

    Ortam-sürdürülebilirlik-konu ilişkisinde bağlam (“context”) önemli diyorsun anladığım kadarıyla. Katılıyorum. Bağlam kültürel farklılık kadar geniş, güncel olaylar kadar anlık, yerel ilişkiler kadar dar, sosyal ağlar kadar geçirgen, işaret edeninin kim olduğu kadar özel olabilir.

    Mesela Türkiye’de sembol kullanan sanat işleri hala etkili. Hafriyat Allah Korkusu sergisinin açılışında ben çok etkilenmiştim, ki gazete tehditleri, polisler vs. sergi oldukça büyümüştü. Çok nadir bu kadar etkili bir sergi gördüm. Etkili olmasının sebebi Türkiye bağlamında olmasıydı (Ilımlı islam, Atatürk’e tapma vs.). Halbuki aynı biçimde bir sergi New York’da olsa –ABDnin kurucusu George Washington’un yüzü silinmiş veya dini ikonların kırıldığı görseller vs.– ne benim ne de Amerikalıların umrunda olurdu.

    Ancak işin bağlamla ilişkisi etkililiği sağlayan parametrelerden sadece bir tanesi diye düşünüyorum. Özetle şu üç nokta kültürel sürdürülebilirliği etkiliyor diyebilir miyiz:

    1. Konu (“siginified”)
    2. Bağlam (“context”)
    3. Ortam (“media”)

  23. arikan

    Sadece yerel bağlamlara yüklenen ve ortam konusunda bir yenilik yapmayan sanat işlerinin dünya tarihinde kalıcı olacağını sanmıyorum. Aynı şekilde sadece ortama yüklenip de bağlam ve konuda yenilik yapmayan işlerin de kalıcı olacağını zannetmiyorum.

    Ortam ve bağlama beraber yüklenen işler sadece tarihe geçmekle kalmayıp kendi çağdaşlarının da kafasını açacaktır diye düşünüyorum.

  24. ali

    1. Konu (”signified”)
    2. Bağlam (”context”)
    3. Ortam (”media”)

    iyi ozetledin, verdigim kitap/e-kitap ornegi de ‘baglam’ ile ilgiliydi kesinlikle..

  25. arikan

    çok-ütopya (“heterotopia”) birden fazla ütopyanın etkileşimi veya arasında dolaşabilme imkanı olarak tanımlanabilir. Foucault’nun dünyacı tavsirleri üzerinden düşünürsek bir ütopya bir okyanusun ortasında yanlız başına bir ada ise çok-ütopya Ege denizindeki takım adalar ve bunların arasında dolaşma imkanı.

    Michel Foucault. Of Other Spaces (1967), Heterotopias
    http://www.foucault.info/documents/heteroTopia/foucault.heteroTopia.en.html

  26. arikan

    şunun Atatürk’lü versiyonu mesela sadece Türkiye’de olay yaratacaktır:
    http://oliverlaric.com/webchat.htm

    Bir medyum’la Atatürk’e bağlantı kurup sorular sormak ve cevaplarını görmek ve tüm bunu web üzerinden chat ortamında yapmak Türkiye tarihine geçek bir hareket olabilir.

  27. ali

    tersi durumlar da var. mesela wafaa bilal’in abd’de olay olan virtual jihadi [1], [2] isi turkiye’de sergilense kimse takmazdi bence.

  28. arikan

    katılıyorum.

    bazıları bilgisayar oyunu mu, dalga mı geçiyorsun böyle sanat mı olur der,
    bazıları Irak’tan bilgisayar oyunu çıkmış deniyelim bakalım der kırığı var mı diye arar,
    bazıları Facebook iPhone versiyonu var mı diye bakar,
    bazıları Türkiye İran olamaz Irak hiç olamaz der.

Yorum Yaz