21.07.2008

Sanat Ürününde Nesneden Sisteme Geçiş

1960larda dünyanın her yerinde öğrenci hareketleri üniversite yurt işgalleri suikastler faili meçhul cinayetler kalabalık protestolar zamanının her türlü otoritesine karşı bir mücadele olduğunu gösteriyordu (yukarıdaki resimde sol üstten sağ alta Fransa, Almanya, Meksika, Türkiye’den fotoğraflar). Bir yanda sokaklarda “merkezi sistem”e karşı bir mücadele sürerken, diğer yanda Amerika’da bir kaç akademide –belki aynı sokaktaki kişiler tarafından– bugünkü küresel toplumun temellerini oluşturacak bir dağıtık iletişim sistemi icat ediyordu. Ağların ağı Internet’in ilk ağı sayılan ARPA Net 1969 yılında Amerika’da dört farklı şehirden birbirine bağlanan dört bilgisayarla hayatına başladı.


Sibernetik Karşılaşma Sergisi Posteri, ICA, Londra 1968

“Sistem”, “yapı”, “işlem” kelimeleri 60larda Amerika ve Avrupa’da sanat ve kültür alanında sık kullanılmaya başladı, zamanının önemli sanat merkezlerinde düzenlenen sergilerde şöyle başlıkları vardı:

Bu dönem aynı zamanda Amerika’da New York’lu sanatçıların ve Bell Laboratuvarı’ndan mühendislerin beraber kurduğu E.A.T (“Experiments in Art and Technology”) kolektifinin ortaya çıktığı dönemdi (1966), sanatçı ve teknolojistlerin beraber çalışmasıyla bugün dahi aklımızı alacak işler çıktı. E.A.T belgeseli “9 Evenings” Bill Klüver, Robert Rauschenberg, John Cage gibi ustaların birlikte yaptıkları ses, ışık, sensör ve kontrol teknolojileriyle destekli performanslarını ve yerleştirmelerini anlatır. E.A.T teknolojinin sadece mühendisler tarafından çözüm bulmak için değil, sanatçılar tarafından da yeni sorular sormak için kullanılabileceğini gösteren ilk projelerdendir.


E.A.T. – Experiments in Art and Technology, 1967. ZKM Mediathek arşivinden.


Open Score. Robert Rauschenberg ve Billie Klüver. E.A.T. 9 Evenings performansından. New York 1966

Bu zamanlarda “sistem” toplumun ilgi odağıydı, bir yanda başkan John F. Kennedy hükümet kabinesine ilk defa bir sistem analisti almıştı, diğer yanda sokaklarda gösteri yapan öğrencilerin karşıt olduğu şeyin adı “sistem”di. Sanatçılar ise dünyayla metaforik ilişki kuran sanat nesnesi fikrinden koparak, yaşanan deneyime eşit olan sanat işleri önermeye başladılar. Sanatçı Cildo Meireles bu dönemi şöyle anlatıyor:

Artık durumların metforik anlatımı (temsiliyeti) ile çalışmayı bırakmıştık, gerçek durumun tam kendisiyle çalışıyorduk… O işlerde artık izole olmuş nesne kültü yoktu; işler ancak toplumda yarattığı kıvılcımlarla var oluyordu.

Gerçek zaman ve mekanda işlerini konumlandırılan sanatçılar ziyaretçilere içinde dolaşabilecekleri senaryolar sunarak estetik sistemler deneyimletmeye başladılar.


New York’a Ağıt, Jean Tinguely, 1960

Jean Tinguely‘in “New York’a Ağıt”ı (1960) MoMA’nın bahçesinde kendini patlatarak yok eden bir kinetik heykeldi. Tekerleklerden, zincirlerden, buharlı makinalardan ve bir çok rastgele parçadan oluşan mekanik karmaşıklığın estetiğiyle uğraştı işlerinde. Bu karmaşıklığı oluşturmak için Tinguley’in sanatçı arkadaşları da heykele parça eklemişlerdi. Tinguley’in kendini yok eden bu heykeli sanat ürününde nesne’den sistem’e geçişi işaret eden önemli eserlerden biridir.


Buğulaşma Küpü, Hans Haacke, 1963


Shapolsky et al. Hans Haacke, 1971

Hans Haacke “Buğulaşma Küpü”nde (1963) doğanın fizksel gücüne ve canlılığına işaret etmek için teknolojik ve organik işlemleri beraber kullandı. “Buğulaşma Küpü” de Tinguley’in kendini yok eden heykeli gibi nesne ile sistem arasındaki geçişi işaretlemişdir.

Önceleri “canlı sistemler”e odaklanan Haacke zamanla işlerini ”gerçek dünya süreçleri” içinde, yani politik, ekolojik, endüstriyel, finansal sistemleri sorgulayacak biçimde konumlandırdı. Mesela Haacke New York’da emlakçı Shapolsky’nin şüpheli varlıklarını diyagramlar ve fotoğraflar ile gösteren işi Guggenheim Müzesinde “Hans Haacke: Systems” adıyla sergilenmek üzereyken müzenin direktörleri ile mütevelli heyetleri (bağış kaynakları) arasındaki çıkan anlaşmazlık üzerine sergi iptal edildi, sergiyi savunan küratör müzeden kovuldu (1971).


Duvar Çizimleri, Sol Lewitt, 1963

Sol Lewitt duvar çizimlerinde önceden yazdığı geometrik tarifeleri asistanlarına çizdiriyordu. “Kavramsal sanat üzerine paragraflar” (1969) makalesinde şöyle diyordu:

Bir sanatçı kavramsal sanat yapıyorsa, bütün planlama ve kararlar önceden yapılır ve üretim mekanik bir meseledir. Fikir sanatı yapan makine olur.

1960larda yayılmaya başlayan Fluxus akımında da etkinlik (“happening”) tarifeleri yazılıyordu. Bu akımın önemli sanatçılarından Yoko Ono 1961 yılında şöyle bir tarife yazdı.

Bir torbaya delik aç, içini herhangi bir türde çekirdeklerle doldur, ve torbayı rüzgarlı bir yere yerleştir.

Aynı yıl Nam June Paik “Fakir Adam için Kompozisyon”u yazdı:

Bir taksi çağır, kendini içine yerleştir, uzak bir mesafeye git, taksimetreyi gözle.

1960lar ve 1970lerde fluxus, minimalizm, ve kavramsalcılık akımları içinde dolaşan sanatçılar ürettikleri sanat ürünlerinde nesneden sisteme geçmeye başladılar. Sanat nesnesinin gerçek dünyayla sadece metforik ilişki kurmasının verdiği rahatsızlık yeni deneylere yol açtı, gerçek hayatla doğrudan ilişki kurabilmek için ürünlerini sistem olarak konumlandırdılar.

60lardan bugüne sosyal, politik, finansal, teknolojik, ekolojik –küresel ısınma– dengeler çok değişti. Bugünün dünyası geçmişe göre daha karmaşık, daha soyut katmanlı, ve gerçeklik daha erişilmez bir hal aldı. Günümüz sanatçıları bu yeni şartlar altında gerçeklikle doğrudan ilişki kurabilmek için yeni stratejiler geliştiriyorlar. Bu stratejilerin en çok uygulandığı medyum Internet.

* Bu yazı hazırlanırken kaynak olarak Tate Open Systems sergi kataloğu ve Akbank İşlemsel Sanatlar Sunumu kullanıldı.

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , ,

Geri beslemeler (Trackback)

Trackback Adresi
  1. düğümküme » Virüs ve Antikor
  2. Düğümküme » Tarayıcı Sanatının Dünü, Bugünü
  3. Düğümküme » Suriye Pasajında Gayri Maddi Emek ve Sanat
  4. Düğümküme » Politik / Minimal Sergisinde Türkiye’den Xurban

37 Yorum

  1. onur gunduz

    İşlemsel sanat, sayısal sanat, siber sanat, net sanatı, kamasutra ve dijital sanat arasındaki farkı tam olarak anlayabilmiş değilim? İçlerinden biri processing ile yapılıyor onu biliyorum xD

  2. arikan

    Kafa karışıklığı yeni bir şeyler öğreniyorsun anlamına gelir ;) benim de kafam hergün pek çok konuda karışıyor.

  3. arikan

    Processing programlama ortamı işlemsel tasarım ve sanat alanında kullanılan bir araç. Tabii ki her kullanışlı araç gibi bir estetik hareketin ve kanonun (iş yapma yöntemi) temsili.

    Bu yazının devamı ağlı sanat üzerine olacak, gerçeklik ve sistem ilişkisine odaklanacak. Esasen Ali Miharbi ile Akbank’da yaptığımız işlemsel sanatlar sunumunu burada açmaya çalışıyorum. Bu konulara daha düzenli olarak Düğümküme Wiki’sinden bakabilirsiniz:

    http://wiki.dugumkume.org

  4. Kerem

    “Artık durumların metforik anlatımı (temsiliyeti) ile çalışmayı bırakmıştık, gerçek durumun tam kendisiyle çalışıyorduk… O işlerde artık izole olmuş nesne kültü yoktu; işler ancak toplumda yarattığı kıvılcımlarla var oluyordu. ”

    fakat bu durum bu sanatçıların çalışmalarını daha da çok nesneleştirdi hatta fetişleştirdi bence. olan göstergeye oldu. bu durum bugünde geçerli bence. Cody nin Super Mario lu işi bana çok kült geliyor mesela ya da internette çalışan herhangi bir sistem de. Bir de bence sanırım reklam dünyasından kaynaklanıyor bu görmenin olduğu yerde her zaman bir temsiliyet var. Yine de çok kafa karıştırıcı bir mesele. İnternetin kendisi de fiziki dünyanın toptan bir temsiliyeti hatta ileri gidersek metaforu değil mi? Yoksa ben yanlış mı düşünüyorum.

  5. arikan

    Kerem tabii ki bugün de hala çoğu sanatçı teknoloji kullanarak görsel üretiyor, ürettiği görsel bir konuyu fikri vs. temsil ediyor ve sanatçı bunu sanat ürünü olarak konumlandırıyor. Evet Cory Arcangel’ın işleri teknoloji kullanarak temsili iş yapmaya güzel örnek.

    Temsiliyet meselesi için özellikle Ali Miharbi’nin Eigenvekil projesine bakmanı tavsiye ederim.
    http://www.dugumkume.org/eigenvekil-yayinda/

  6. arikan

    Kerem internet’in fiziki dünyanın bir temsili, metaforu, veya daha da ötesi simulasyonu olduğu pek çok durum var haklısın. Ancak hayatın ta kendisi olduğu durumlar da var, hatta oldukça baskın özellikle ekonomik ve sosyal özelliklerini göz önüne alırsak.

    Internet bu sebeple gerçekle doğrudan ilişki kurabilen sanat işleri için çok önemli bir platform.

  7. Kerem

    İsmi düzeltiğin için teşekkür ederim. Ali Mihrabi’ nin çalışması harika bir çalışma gerçekten. O kadar çok şeye değiyor ki.
    Evet internet yaşamın içinde çalışıyor. Bu bence bugünün en önemli meselelerinden birisi. Fakat gerçekle doğrudan ilişki kurabilme meselesi konusunda emin değilim. Gerçek diyince tüylerim diken diken oluyor. Çok uzun soluklu bir düşünmeyi gerektiyor bence. Zaten Baudrillard’ da öldü danışacak kimse de yok :)
    Bu ve benzeri yazıları merakla bekliyorum.

  8. ali

    temsil meselesinin artık iyice karmaşıklaşmasına dair bu yazıda da bazı yorumlar yapmıştık:

    http://www.dugumkume.org/zombi-performanslar/

    mesela buradaki örneklerde de tersi bir durum söz konusuydu: 60 ve 70′lerin aracıları ortadan kaldırıp doğrudan eylemle ilgilenen performanslarının tekrardan temsili — fiziksel olarak, video çekerek veya avatarlar kullanarak.. burada kimi zaman temsiliyetin yabancılaştırmasını vurgulamanın yanında kimi zaman da gerçekliğin artık temsil yoluyla yüzeysel olarak algılanmasına dair motivasyonlar olduğunu söyleyebiliriz.

    bir açıdan, eğer temsiliyet üzerine yorum yapmak gibi bir amacımız varsa, ‘temsili’ bir iş yapmaktan daha etkili bir yol yok bence =)

  9. Koray Löker

    Okulda Haacke küpünün bir replikasını yaptığımızda (Open Systems’den seçili replikalarla mini bir sergi kapsamında) küp imgesi ve Mandrake çizgi romanındaki Avalon Küpüne (Mandrake ile Theron’un zihinsel güçlerini arttırarak iletişim kurmalarını sağlayan sihirli küp) değinip, sistem estetiği kavramı açısından da Haacke küpünün konsantre eden tarafına dair spekülasyonlar yapmış pek eğlenmiştim, aradım bulamadım. Sadece bu komik fikri paylaşmış olayım dedim ;) Güzel yazı olmuş, gelsin gerçekten devamı, hele sunumu kaçıranlara…

  10. tongakis

    bu sistem meselesini ben de cok onemsiyorum… bertalafanny nin bioloji alanindan koklendigi bilinen teori sonralari “genel sistemler teorisi” olarak aniliyor… ozellikle odtu mimarlik bolumunde neredeyse temel teori olarak uzun sure tartisiliyor 60 sonu ve 70 lerde… itu ve ktu den kimi hocalarin katildigi yurtici konferanslarla da turkiye ye daha cok sirayet ediyor… temel tasarimin turkiye adaptasyonlarinda bilgi denel in de katkisi buyuk, kimi noktalarda elestirel baksa da… bu teorinin mimarlik alanina sizmasi da bilimsel mimarlik olarak adlandirabilecegimiz bir mimarlik anlayisini da tetikliyor… graph theory (yona friedman, vb.) ile de desteklenen ve donusen bu teorinin mekana dair tasarimlari da belirleyici olusu oldukca ilginc… kimi yabanci sistemci mimarlada o donem odtu yu ziyaret ediyorlar… ne yazikki tum bu yurtdisi ve yurtici katkilar teorik makaleler cercevesinde kaliyor ama sistemin turkiye mimarlik alanina sizmasi dikkate deger…

  11. arikan

    @tongakis bilgiler için çk sağol. Bu konuda erişebileceğimiz makaleler veya geçmişte olmuş etkinlillere dair bağlantılar var mı?

  12. arikan

    Kerem evet Jean Baudrillard‘ın Simulacra ve Simulasyon teorisi günümüz toplumunda bütün gerçekliğin semboller ve işaretler ile yer değiştirdiğini anlatıyor, bu sanatın gerçekle doğrudan ilişki kurması ile alakalı, şurdaki wiki’de güzel anlatıyor:

    http://en.wikipedia.org/wiki/Simulacra_and_Simulation

  13. tongakis

    maalesef o donemlere ait makaleler sayisal ortamda mevcut deil… ama dergi olarak odtu jfa online olarak makale basligi bulmada bi baslangic olabilir… itu de 1979 daki architectural design kongresi itu drs (design research society) tubitak isbirligi ile yapiliyo… bu da maalesef proceeding olarak mevcut… mimarlik dergisi nin ilgili sayilari ben de mevcut fotokopi anlaminda… mimarlar odasi kutuphanesi nde o doneme ait tum sayilari bulmak olasi… atilla yucel in 1973 mimarlik nisan sayisinda “mimarlikta metodoloji / sistemli yaklasimlar ve mimarlik egitimi” makalesini bulabilirsin… konuyla ilgilenirsen iyi bi giris olabilir… bu yetmisler donemine hasta olmamak mumkun deil… ozellikle turkiye de tum bu konulari konusmuslar ve unutup gitmisler havasi var gibi tum o sayfalarda… yok un de etkisi buyuk tabi tum bunlara…

  14. arikan

    YÖK ve benzeri “üstkurul” kurumların topluma verdiği zarardan kurtulmanın bir yolu herhalde oturup “üstkurul” öncesi dönemleri çalışmak ve herkesin erişebileceği belgeler haline getirmek. Bunun için en başta YTÜ İTÜ ODTÜ gibi teknik + sosyal okullar arşivlerini düzenli bir biçimde internet’te açabilir.

  15. arikan

    Üstelik üniversite arşivleri WordPress veya Drupal gibi kullanması basit bir içerik yönetim uygulamasıyla webde çok kolay çalışır hale getirilebilir. Bir kaç belgenin taranması, OCRlanması, web arşivinie yüklenmesi ile bu işe başlanabilir, arşiv zamanla büyür, her yayınlanan yeni bir blog yazısı gibi olur. Böylece RSSden de en son ne yayınlanmış takip de edebiliriz. Kısaca sosyal web uyumlu bir arşivleme operasyonu çok iyi olurdu.

  16. arikan

    Bir de Pixily diye bir servis başlamış, Netflix ayarı bir olay. Basılı malzemeyi gönderiyorsun, onlar tarıyor, veritabanına yüklüyor, sonra aranabilir hale getiriyor. Bu işlem 3 ila 5 gün içinde gerçekleşiyor. Üniversitelerin tek yapacağı arşivlerini bu servise göndermek…

    http://www.pixily.com/

  17. arikan

    Türkçe OCR (Optik Karakter Tanıyıcı: taranmış belgedeki metinleri otomatik olarak dijital yazı haline getirme) yazılımı var mı diye bir kısa arama yaptım, şunları buldum:

    Türkçe Optik Karakter Tanıyıcı yazılım
    http://www.languagesource.com/acatalog/Turkish_OCR_Software_Fine_Reader_Professional.html

    Türkçe-Arapça (Osmanlı Türkçesi sanırım, Osmanlı arşivleri için…)
    http://www.worldlanguage.com/Products/Turkish/OCR/Page1.htm

    Belki de bunlar hali hazırda üniversitelerde veya müzelerde kullanılıyordur. Bulunsun diye tekrar bağlantıları buraya yazıyorum.

  18. Koray Löker

    ABBY Fine Reader diye bir OCR’ın Türkçe desteğinin çok iyi olduğunu, kitap taramakta kullanıldığını duymuştum. GNU/Linux dünyasında OCR başlı başına az gelişmiş bir alan olduğu için çok alternatif bulamamıştım, ancak yakın zamanda bu konuda da bir takım şeyler gelişmeye başlamıştı.

    Geçtiğimiz yıl Pardus’a Osmanlıca karakter desteği vermeye girişen iki gönüllümüz (arşivler için) çok hazin bir tablo ile karşılaşmıştı. Ankara D.T.C.F.’den olduğunu hatırladığım (yanılıyorsam affola) bir akademisyenin TSE ile yıllar boyunca (zorluğundan değil, bürokrasiden uzayan bölümlerle) uğraşı sonunda Osmanlıca karakterler için klavye dizimine dair bir standart belgesi oluşmuş. Hani bir firma bu konuda çalışacak olsa ne yapacağını bilemeyecek diye düşünen sevgili hoca, gitmiş, daktiloları vb. temel alarak “yahu hani bir klavye yapılacak olsa, şöyle yapılsa ne iyi olur…” diye söylemiş, yok öyle olmaz, böyle olmaz derken bir belge oluşmuş… O belgedeki bilgiler temel alınarak input desteği hazırlamışlardı, son durumu net olarak bilmiyorum. Ama sanırım pratikte bir işlevi olamadı… Osmanlıca arşivlerdeki belgelerin büyük bölümünün el yazısı olması da ayrı dert, Osmanlıca bileniniz/bilen birini tanıyanınız bilir, el yazısı okumak apayrı bir seviye… Her Osmanlıca bilen elle yazılmış belge okuyamıyor…

  19. arikan

    Vikipedi Osmanlı Arşivlerini tutmak için iyi bir sistem, şurada bir miktar var. Genelde meta, yani belgelerin kendisi değil ama “Buyruldu”, “Emirnâme”, “Ferman” gibi türlerinin tanımı var.

    Osmanlı Arşiv Belgeleri
    http://tr.wikipedia.org/wiki/Kategori:Osmanl%C4%B1_ar%C5%9Fiv_belgeleri

    T.C Devlet Arşivleri
    http://www.devletarsivleri.gov.tr

    Osmanlıca klavye simulasyonu, bu acayip bir şey:
    http://www.isa-sari.com/osmanlica/

  20. arikan

    Ali:”eğer temsiliyet üzerine yorum yapmak gibi bir amacımız varsa, ‘temsili’ bir iş yapmaktan daha etkili bir yol yok bence”

    Ali neden bu kendini çağıran (“recursive”) yaklaşım?

    60 ve 70′lerin performanslarının SecondLife gibi simulasyon ortamlarda tekrarlanması bugün gerçekliğin nasıl algılandığına işaret ediyor. Neye gerçek dediğimiz zamanla değişen bir şey gibi geliyor bana. Yani geçmişin gerçeklik algısı ile bugününkü farklı olabilir. Diğer bir deyişle başına gelmemiş bir olayı nasıl gerçek olarak kabul ettiğin 30 yıl önce farklı bugün farklı gibi geliyor bana. Mesela bomba patlaması gerçek ama bombayı kimin patlattığı gerçeğini bugün farklı 30 yıl önce farklı kabul ediyoruz.

    Tiyatro canlı ama gerçek değil. İcra edilen müzik canlı ama sahne almış çalan eden müzisyenler veya djler konumlandırılması sebebiyle gerçek değil. Webcam televizyon haberlerinden daha gerçek.

  21. ali

    ‘recursive’ olmaktan çok, kurcalanan konunun içine girmek, o konunun kıyafetlerine girerek içeriden sorgulamak gibi sanırım.. virüs gibi, yayılması açısından değil, hücre çekirdeğine yerleşip o organizmanın dna yapısını değiştirmesi açısından yapıyorum virüs benzetmesini. nasıl üretim şekillerini birşeyler üreterek eleştirebiliyorsak, temsil anlayışımızın değişmesini, algımızda farklılaşmayı de birşeyleri temsil ederek vurgulamak etkili bir yöntem demek istedim kısaca..

  22. arikan

     ”Temsil virüsü” yani.

  23. Kerem

    Virus benzetmesine katiliyorum. Mesela Haacke’ nin boyle bir calismasi vardi : http://www.frieze.com/images/back/p2103_haacke.jpg
    Burada da yagli boya kendi yagliboya olusuyla bir sey ifade ediyor ve temsili sorguluyor.
    Ama tek yol bu degil sanirim. Hatta bu durum bence bugun cagdas sanatta bazi kesimler tarafindan seytanca kullanılıyor. Cok kabaca ornek vermek gerekirse, “pahalilik gibi bir konuyu tartismak icin pahali bir yapit uretmek” gibi mesela. Tabi ki bu yapit pahaliya da satiliyor.

  24. ali

    damien hirst’ün kafatası gibi mi? =) evet, bunun dışında popüler kültürü bu estetiğe uygun yapıtlar üreterek sorgulamak, ironi mi benimseme mi biraz muğlak bırakmak, bu yolla zaman zaman kitschleşerek popüler yayın organlarına da konu olup tanıtım yapmak, adını daha geniş bir çevreye duyurmak da (andy warhol’un mirasçıları jeff koons, takashi murakami, …) buna benzer bir strateji. ancak bunların yanında santiago sierra gibi bunu ilginç sosyal bağlamlarda (para, ekonomi, iş) kullananlar da var: http://www.tate.org.uk/tateshots/episode.jsp?item=14891 yine olumlu bir örnek olarak gösterebileceğim mel chin de zaten virüs benzetmesini kendi işleri için kullanıyor: http://switch.sjsu.edu/web/v7n1/articles/glen02.html

  25. Kerem

    sierra deyince aklima su japon baliklarini blendera koyan sanatci geldi ve de hani su bir ara cok tartisilan kopegi galeride ac bırakıp öldürme meselesi. onlarda yine bu konustugumuz baglamda yer aliyor sanirim. onlar hakkinda ne dusundugunuzu de bilmek isterim acikcasi. (bu arada warhol’u jeff koons gibi sanatcilardan ayri tutuyorum. onun islerinde farkli bir derinlik olduguna inaniyorum)

  26. arikan

    Muğlak işlerin farklı ortamlarda dolaşabiliyor olması ilginç bence de. Kendimden bir örnek veriyim Meta-Markets projesini ilk yayınlamak isteyen BusinessWeek olmuştu :). Sonra kafalarına pek yatmadı…

    Bence bu tür sanatçıların ve eleştirmenlerin virüs benzetmelerinde (kültürel virüs) eksik bir yön var. Bu işler pro-aktif değil. Kendilerini eleştirenlerin izleyenlerin yayıncıların komisyoncuların okuyucuların tercihine bırakıyor. Oysa biyolojik bir virüs aktif bir şekilde girdiği hücreyi değiştirdikten sonra kendini çoğaltmaya kopyalamaya ve başka hücrelere girmeye çalışır. Onunla uğraşmak mücadele etmek diğer bir değişle savaşmak zorundasınız, yoksa sizi öldürür.

  27. ali

    @arikan, nezle ve grip de virüslerden kaynaklanıyor ve bunların öldürücü olmaması daha bile etkili olmalarına yol açıyor. taşıyıcısını hemen öldüren hastalıklar yayılmak için yeterli zaman bulamıyor, dolayısıyla daha “başarısız” oluyorlar. – tabii bir virüsün başarısını neye göre ölçebileceğimiz yoruma bağlı =)

    burada 2. dünya savaşı sırasında abd’de yapılmış bir propaganda posterini ekliyorum, kendi başına etkili olmayıp yayılma ve birikme sonucu oluşan gücü göstermesi açısından:

    burada kendini çoğaltma ve kolay yayılma önemli, ama savaşma sebebimiz her zaman ölüm riski değil bazen de topluca oluşabilecek bir zararın önüne geçebilmek.

    sanat konusuna gelince, böyle bir yayılmanın küçücük sanat dünyası içinde etkili olamayacağı, bunun dışına çıkılması gerektiği düşünülürse, daha geniş çaplı, sanat dışındaki sistemlerin de devreye girmesi gereken bir eylemin mi gerekliliğini doğuruyor? günümüzde birçok sanat eserini belli bir “bedeni” olmasa da, sanat sistemi/dünyası/ağı dışında varolmayı deneyen eserlerin de eninde sonunda bu ağın değişmesine yol açarak kendini yine ‘içeride’ bulduğunu, sanatı yoketme çabalarının sanatın anlamının genişlemesinden başka etkisi olmadığını, sanat sisteminin baskın sistemin yanında derrida’nın tamamlayıcı (supplement) tabir ettiği şekilde varolduğu fikirleri, dolayısıyla ‘dışarıda’ yer almanın nasıl mümkün olabileceği gibi şeyler kurcalıyor aklımı..

  28. Kerem

    ali dısaridan kastin ne? bahcivan olmak gibi bir sey mi yoksa ayni anda sanat yaparak (“henuz” sanat olarak kabul edilmemis bir yontemle) disarida kalabilmek mi?

  29. ali

    @kerem, blender’dan geçirilen japon balıklarını duymamıştım, linki var mı?

    bahsettiğin tür işler birşeyleri dönüştürmekten çok sansasyon yaratıp, reklamın kötüsü yoktur mantığı ile bu sanatçıların tanıtımını yapıyorlar bence. köpek hikayesi ile birçok şey dolaşmıştı bir ara bloglarda, olayın gerçekte nasıl geliştiğinden, hatta gerçek olup olmadığından bile emin değilim ama öyle olduğunu varsayarsak bir açıdan hayvan üzerinden eziyet/açlık gibi konuları anlatıyor ama tabii hoş değil, iyi bir iş de değil (her iki anlamda da ‘iyi’) bence ama sanat da hoş ve iyi olmak zorunda değil. mesela christo’nun çevrelenmiş adalar‘ı da ‘güzel’ gözükmek için çevredeki birçok deniz canlısının ölümüne neden olmuştu.. 70′lerin arazi sanatçılarının da çevreye zarar verdikleri örnekler var. elbette buralarda verilen zararlar asıl konu değil ve çok arka planda ama ‘etik olmayan’ın ‘güzel’ olabileceğini gösteriyor. köpek işi ise her açıdan kötü bence =)

  30. ali

    @kerem, dışardan ile daha çok sanatçı/koleksiyoncu/galeri/müze/eleştirmen/küratör ağının dışını kastettim. dickie’nin kurumsal sanat kuramında, sanat dünyası diye tanımladığı oluşumun dışı..

  31. arikan

    “yoksa virüs öldürür” diyerek sadece kendisiyle mücadele ettiren demek istedim, bu poster verilen mücadeleye iyi bir örnek. Tabii ki süründüren daha feci :)

    pro-aktif olma genelde aktivist işlerde görülüyor, veya Galloway’in bahsettiği gibi “hypertrophy” yapan işlerde. Çok az örneği var, mesela daha önce AKSANAT sunumunda da kullandığımız Ubermorgen projelerinden Google Will Eat Itself ve Amazon Noir.

  32. arikan

    günümüz sanatı klasik sanat formları (hekyel, resim, video, performams, yerleştirme vs.) ve sistemleri (galeri, küratör, müze, koleksiyon vs.) dışına çıkıyor, çıkmak istiyor katılıyorum.

  33. arikan

    Teknolojiyi kültürden ayırt etmeyen anlayış (Düğümküme’de az çok olan) sanata yeni açılımlar getirecektir diye düşünüyorıum.

  34. Kerem

    ali burada http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2003/05/15/289466.asp haber olarak var ama ne kadar guvenilir bilmiyorum. Çağdaş sanat pratiği dersinde Ahu Antmen bize sınav sorusu olarak sormuştu bende oradan biliyorum. Sınıftan kimse net bir yargıda bulunamamıştı doğal olarak.

  35. ali

    hürriyet’te “çılgın sanatçı” yorumu yapmışlar, harikaymış. =) bu arada Marco Evaristti’nin sitesine bakınıyorum, ilginç şeyler var:
    http://www.evaristti.com/

  36. ali

    bir de evaristti ile ilgili, eco’nun açık eser fikirlerine referans veren yorum:
    http://www.evaristti.com/iweb/—-Anna%20Participatorisk.html

  37. kerem

    evet okuyunca dusununce her sey cok mantikli geliyor ama sorunda burada biraz sanirim. Anlam boyle noktalarda tehlike olusturuyor bana kalirsa. Anlamla olumun bir iliskisi yok cunku. bir canlinin olumunun kuramsallastirilmasi hatta estetiklestirilmesi rahatsiz edici bir gidisat bence. birde bu calisma cok “gercek”. bu sanatin hep yaptigi bir sey sanirim hayati gosteriyim derken hayati yok etmek ya da hayat olmak. bu arada linkler cok yararlı oldu tesekkurler diger calismalarinida gormus olduk.

    (ben mailden cevap veremiyorum nedendir. her seferinde buraya girip yazmak zorunda kalıyorum.)

Yorum Yaz