16.05.2010

Programla ya da Programlan, 2010, Douglas Rushkoff


Programla ya da Programlan, 2010, Douglas Rushkoff

Videodan notlar (YouTube izleyemiyorsanız alıcınızın ayarıyla oynayın):

Dünyaya baktığımda, ekonomiye baktığımda, dine baktığımda, devlete baktığımda, şirketlere baktığımda toplumun mutlak kod ile yazılım ile yürütülmeye çalışıldığını görüyorum.

Yazılım ile bilgisayar yazılımından değil sosyal yazılımdan bahsediyorum. Bu yazılımlar geçmişten kalan artık hatırlamadığımız düzenin yazılımlarıdır. Bugünkü şartlarla hiçbir alakaları yoktur.

Eğer bugünkü kullandığımız bilgisayar programlarının nasıl çalıştığını anlayamazsak, bu geçmişten gelen yazılımların nasıl çalıştığını anlamak için bir şansımız da olamaz. Bugün kullandığımız programlar geçmişin yazılımları üzerine kurulmuştur: merkez bankasının üzerine kurulmuştur, ekonominin üzerine kurulmuştur, mevcut devlet yapısının üzerine kurulmuştur. Bugünkü programlar o eski sistemlerin hala ayakta kalmasına yardımcı olur.

Şunu anlamak istiyorum: bir medyumun içindeki eğilimin ne kadarı bu medyumun kendi özelliklerinden gelir, ne kadarı bu medyumu programlayan kişilerin özelliklerinden gelir. Bunu teknolojinin nasıl çalıştığını anlamadan bilemeyiz.

Şuna inanıyorum ki; eğer o programcılardan biri değilsen programlanan kişisin.

Oyunun içinde bir oyuncu olmaktan oyunu nasıl eğip bükebileceğine ve oyunu programlamaya giden bir yol var. Medeniyet bu yoldan geçti.

İnsanlar rastgele hayatı tahmin etmeye çalışıyorlardı. Belki kurban kesersem bu yıl daha bereketli olur.

Sonra alfabemiz oldu. Artık rahiplerin bize anlattıklarını dinlemektense kendi yazılarımızı yazabilirdik.

Sonra matbaamız oldu. Artık herkes okur yazar olabilirdi.

Sonra bilgisayarımız oldu. Artık herkes gerçekliği programlayabilirdi.

Ama gerçekte böyle olmadı.

Alfabemiz oldu, ama nasıl bir toplum ortaya çıktı? Bir sürü israilli meydanlarda toplanıp rahiplerin okuduklarını dinledi. Alfabe teknolojisi okuma yazmaya imkan veriyordu, ama noldu, ancak bir önceki neslin imkanlarına sahip olabildik.

Matbaamız oldu, ama nasıl bir toplum ortaya çıktı? Herkes yazar mı oldu? Hayır, bütün toplum okuyabilirken, sadece küçük elit bir kesim yazar olabildi.

Şimdi bilgisayarımız oldu, ama bütün bir millet programcı mı oldu? Hayır bütün millet blogcu oldu. Şimdi hepimizin yazma becerisi var ama programlama yapmayı bilmiyoruz. Goolge’ın verdiği kutucuğa yazıp duruyoruz.

Medeniyet her medyum atladığında toplum bir nesil arkadan geliyor. Sadece küçük bir elit belki yeni bir elit bu yeni medyumu kullanabiliyor.

Şimdiki daha büyük. İdda ediyorum ki programlama matbaadan daha büyüktür. Alfabenin yarattığı değişim kadar büyük. Alfabe Museviliği ortaya çıkardıysa, matbaa protestanlığı yarattıysa, bu seferki bize ne ortaya çıkaracak?

Bugün dijital medya’yı tanıyan bilen kişiler olarak bilmeyenlere bu çağdaş yazılımların içindeki eğilimleri gösterebilmeliyiz. iPad aldım çok hafif, dosyalarım bulutta yaşıyor, ordan oraya taşımama gerek yok. Evet ama o zaman bu imkanı sağlayan yazılımı kurallarına uymaya mecburum, onun protokollerini yerine getirmek, onun emrettiğini yapmak zorundayım.

Bugün parayı da toplumu da programlayacak haldeyiz. Ama bunu yapabilmek için hem kullandığımız programları anlamalıyız hem de üzerlerinde çalıştıkları sembolleri ve geçmişten gelen toplumsal kodları tanımamız gerekli. Eğer programlama diye bir şey olduğunu bilen bir toplum yaratamazsak, o zaman programcı olmayı bırak kullanıcı olarak, daha da kötüsü kullanılan olarak kalırız.

Etiketler

, , , ,

Yorum Yaz