21.09.2008

Oyunuz Hangi Haber Kaynağına?

Düğümküme okurları günlük haberleri ne tür kaynaklardan takip ediyor? Biz de merak ediyoruz, o yüzden anket başlattık. Küçük samimi anket. Fikrinizi belirtin, birbirimizi daha iyi tanıyalım.

Bu haber okuma konusu gün geçtikçe ilginçleşiyor. Bir tarafta büyük paralarla desteklenen merkezden-kitleye yayınlar, diğer tarafta bir internet dolusu bağımsız kaynak, bloglar, beslemeler. Tabii ki bir de berberler, taksiciler vs var. Bizim bilmediklerimiz de vardır illa ki, onları da yorumlarda tartışalım.

Bir de şöyle sorular soralım, ortam daha da şenlensin, sizin de katılımınızla ufkumuz açılsın.

  • Bağımsız kanalların yükselişi ile merkezden-kitleye yayınlarda ne gibi değişimler oluyor?
  • Eskiden marifet haberi yakalamak iken, şimdi filtrelemek mi?
  • Haberi ile yorum arasında hala ince bir çizgi var mı?
  • Ben her gün şu kaynağı mutlaka okurum gibi alışkanlıklar değişiyor mu?

Daha önce YouTube’a alternatif video siteleri ile ilgili anket yapmıştık, onun sonuçlarını bu bağı takip ederek görebilirsiniz.

Oyunuz Hangi Haber Kaynağına – Anket Sonuçları

Etiketler

Geri beslemeler (Trackback)

Trackback Adresi
  1. Düğümküme » Anket Sonuçları: Günlük Haber Kaynakları

52 Yorum

  1. arikan

    Berberler ve taksiciler ile FriendFeed aynı işlevi (kulaktan kulağa) görüyor. İki farkı var: (1) dijital, (2) tanıdık / sosyal kanallardan haberlerin geliyor olması. Bu ankete ayrı bir kategori olarak eklenebilirdi.

    merkezden-kitleye sistemden kitleden-kitleye gittikçe haber ile habere verilen tepkiler daha çok iç içe giriyor. Mesela Hurriyet internet sitesinde haber tepeden indip yorumlar sansürlenirken, FriendFeed gibi bir ortamda haber ile yorum arasında fark yok. Konu tartışmadan beliriyor (“emerge”).

  2. arikan

    Genelde hafife alınılan ama çok önemli bir fark ise eskiden haber yapan sayısı mesela yüz gazeteyse bugün haber yapan sayısı milyon blog. Bu basit bir gelişme değil, bu bir paradigma değişimi, yani kural kanun politika hayat değiştiren bir fark.

  3. engin

    Burada akla çok basit bir soru daha geliyor. Aynı haberi bir dünya kaynaktan okuyabiliyorsak, herhangi bir kaynağı neye göre tercih ederiz?

  4. arikan

    herhangi bir kaynağı ideolojisine göre tercih ederiz bence. Ben mesela birbirine zıt ideolojilerde (farklı politik felsefi görüşlerde ve eğitim seviyelerinde) kaynaklardan haber alıyorum. Mesela önem gösterdiğim bir haberi hem NTV’den hem Zaman’dan, hem Aydınlık’dan hem Haberturk’den, hem bianet.org’dan hem CNN’den, hem NYtimes’dan hem referanagazetesi.com’dan, hem webrazzi.com’dan hem bildirgec.org’dan, hem etrafta.com’dan hem dino halka istediğini geri veriyor’dan, takip ettiğim oluyor.

  5. zeytin

    Açıkçası çoklu okuma yapmak gerektiğine katılıyorum. Farklı ideolojilere ait yayınlar arasındaki söylem farkını görmek için gerçekten gerekli. Eskiden Radikal’in haber çizgisine güvenirdim ve onu takip ederdim. Fakat sizin de bildiğiniz gibi el değiştirdikten sonra hem sayfa tasarımı değişti hem de haber anlayışı. Eskiden bir blog gibi akar ve kendini daha rahat okuturken tıpkı Hurriyet ve Milliyet’te olduğu gibi ortada yer alan bir ana haber bölümü (belki ana başlıklar demek lazım) oluşturuldu. Açıkçası bu tasarıma geçtiğinde ilk başta çok yadırgamıştım çünkü Radikal Kitap ya da Cumartesi gibi bölümler bir anda içerik anlamında niteliğini yitirdi. Yani bazı medyaların haber anlayışları onları sunuş şekillerine de doğrudan yansıdı. Ayrıca Radikal’de pek çok kez eski çizgisiyle (objektifliğiyle) örtüşmeyen başlıklar yakaladım. Örneğin yanlış aktarmak istemiyorum ama Dali’nin eserlerinin ilerleyen zamanlarda Sabancı Müzesi’nde sergileneceğiyle ilgili haberin başlığı şöyleydi: “Müslüman bir ülkede bir sürrealist.” Bu başlıkla ilgili yazı yazmayı bile düşündüm. Daha önce de Picasso vb. sanatçıların eserleri sergilenmişken ve kimse bununla ilgili olumlu ya da olumsuz bir yorum yapmamışken Radikal gibi bir gazetenin dini araç olarak kullanarak suni bir gündem yaratma çabasını kabul etmek istemiyorum.
    Bunun dışında haberin gerçek kaynağına ulaşmak söz konusu olduğunda pek çok gazetenin de web sayfalarının haber okumaya elverişli olmadığını görüyoruz bazı gazeteler (Cumhuriyet) belki haklı olarak abonelik sistemiyle okumaya izin veriyorlar fakat internet gibi bir mecrayla daha büyük kitlelere ulaşma şansını ve diğer ideolojik söylemlerle mücadele şansını yitiriyorlar.

    Bence belli bir haber kalitesini arayan insanlar dışındaki pek çok kişi üçüncü sayfa haberi diyebileceğimiz haber başlıklarının yayınlandığı gazeteleri tercih ediyorlar. Bu tip gazetelerin haberlerinde sayıca daha fazla görsel yükleniyor. Çünkü kitle okumayı değil görmeyi yani izlemeyi seviyor. Bu tip gazetelerde hep X’in fotoları için Y’nin fotoları için linkler bulunuyor. Başlığı okuyorsunuz ve fotoğrafları izliyorsunuz ki belli bir miktardaki foto yetecekken aynı fotonun farklı kadrajlarla kesilmiş tekrarlarını görüyorsunuz.

    Bana göre netten gazete okurken belirleyici kesinlikle haberin içeriği değil haberin görsellerle ne kadar desteklendiği. Bunun dışında köşe yazılarını takip eden ve zaten gazete alıcısı olan bir kitle var ki bu kitle zaten gazete izleyicisi değil gazete okuyucusu olan, belli başla köşe yazarlarına sadakat oluşturmuş bir kitle.

    Ek olarak pek çok gazetedeki haberleri derleyen siteler var. Aynı kişiye ya da kuruma ait haberleri sitede art arda yığıyorlar. Yani benim adıma on tane haber çıkmışsa Çiğdem Zeytin hakkındaki haberler başlığı altında neye göre derlendiği belli olmayan bir yığıntı bulmanız mümkün.

  6. arikan

    Türkiye’nin internet gazeteleri neden sürünüyor?
    http://www.dugumkume.org/turkiye-internet-gazeteleri

  7. engin

    @zeytin, Radikal gibi ana akım gazetelerden vaz geçtikten sonra ne herhangi bir kaynak vaz geçtiklerinin yerini aldı mı?

  8. zeytin

    Gönderdiğiniz linkteki tespitlerinizi daha önce okudum.
    İşim gereği mecra seçme ya da ideolojiye göre bir ayırım yapma şansım yok.
    Önüme kitle iletişime yönelik ne gelirse okumak zorundayım.

    Sanırım böyle bir soru görünce duygusal davranıp lafı biraz uzattım.
    ama ana akım gazeteler dışında özellikle neleri es geçmezsin diyorsanız.
    bianet- bbc.co.uk/turkish – ntvmsnbc – ve uluslar arası alanda etki yapan bir haber olduğunda diğer ülkelerin ana akım gazetelerini mutlaka okuyorum.

    Ayrıca haberi okumak yerine evdeyken netten haber izlemeyi ya da dinlemeyi tercih ediyorum. Böylece geçmişte yakalayamadığım ama önemsediğim konuları yakalayabiliyorum. Ayrıca haber arşivlerinden ilgilendiğim ve bilgi sahibi olmak istediğim konulara göre haber izliyorum. Gündem haberleri dışındaki haberleri tekrar hatırlamayı bunun için de internetteki video yayınları kullanmayı seviyorum.

  9. turgan

    çok yazdim cok şenlendim ama Gonder dedikten sonra nereye gitti yazim bilemedim…

  10. engin

    @zeytin, video kanallarını da bu ankete dahil edebilirdik aslında.

    Bir haberi @arikan’ın dediği gibi 10 değişik kaynaktan okuyup değişik perspektifleri görüyoruz. Ancak, gün içerisinde habere ayırdığımız zaman da kısıtlı. Diğer bir deyişle, derinlik ve kapsamı aynı kaynaklarda yakalamak çok zor. Ben rss okuyucu ile bir günde yüzlerce kaynağı tarayabiliyorum ama o bile çok zaman alabiliyor. Bu derinlik/kapsam probemi ile insanlar nasıl başa çıkıyor merak ediyorum.

  11. engin

    @turgan, wordpress azizliğine mi uğradın? Ne yazmıştın kısaca bahsetsene.

  12. turgan

    Engin turkiye’deki yorum kaynaklarinin bollugundan ve haber kaynaklarinin azligindan bahsetmistim.
    Bu durumdan aslinda son zamanlarda rahatsiz olmadigimi, alisinca insanin analitik dusunce yardimi ile bir tiyatro oyununu izler hale geldiginden bahsetmistim.

    Turkiye’de takip ettigimiz buyuk medyaya ait haber kaynaklarinin durumlarinin, gudumlerinin, kargasalarinin nedenlerini ve sonuclarini sormustum.

    linklerden biri de su idi:
    globescan.com/news_archives/bbcreut.html
    “More people trust the media than their governments, especially in developing countries, according
    to a ten-country opinion poll for the BBC, Reuters, and The Media Center.”

    Burak’a “”haber yapan sayisi milyon blog” konusunda henuz katilmadigimi yazmistim. Bence bloglar henuz ayri bir ses olabilecek araclara sahip degiller. Daha cok yorum kaynaklarini yorumluyorlar. Birgun anadolu ajansi sitesi takip edemiyecegimiz kadar zengin bir haber kaynagi olabilirse olabilir bence. Fakat buna istisna olarak Hurriyet.com.tr de 6-7 Eylul’de 1955 hakkinda hicbirsey yazilmadigindan bahsetmistim…

    gerisi de geyikti sanirim boyle “ne yazdigimi yazinca” bir guzel filtrelemis oldum.

  13. zeytin

    Özellikle gelişmekte olan ülkelerde halkın medyaya devletten daha fazla güvenmesi konusunda Turgan’a katılıyorum. Fakat zamanla manipülatif haberleri filtre edebileceğiniz bir bakış açısı kazanmaya başladığınız da bir gerçek.

    Diğer yandan habere ayırdığımız zamanı kısaltmak daha doğrusu eşzamanlı çözüm üretmek için bazı haber kanallarının online video ya da ses yayınlarını kullanmak iyi bir çözüm. Çalışırken bir yandan haber dinleyebiliyorsunuz. Böylece genel haberleri bu şekilde yakalayıp ilginizi çeken konu başlığını taratıp netten okuma yapabiliyorsunuz. Sadece haber konusunda değil pek çok konuda böyle çözümler üretmeye çalışıyorum. Bazı kişi ve kurumlarla yapılmış özel röportajları dinlemek de çok faydalı olabiliyor. Gün içinde maruz kaldığımız mesaj sayısını düşününce pratik çözümler üretmek ve aramak zorunluluk haline geliyor.

  14. arikan

    Engin bu anketi hazırlarken tek seçmeli yapmayı tercih etti. Çoğumuz bu seçenekleri aynı anda takip ediyoruz, ama tek seçme hakkı bizi bir karar vermeye zorluyor “hangisini daha fazla takip ediyorum?” Ben internet gazetelerinden çok blog takip ettiğim için Bağımsız bloglar dedim.

    Şimdi görüyoruz ki şu ana kadar oy verenler arasında çoğunluk en çok internet gazetelerinden gündemi (günlük haberleri) takip ettiğini belirtiyor. Burada önemli sorular var: Gündem nedir? Gündem kime ait? Kimin gündemini takip ediyorsunuz?

  15. turgan

    @Burak, “gundem kime ait?” cok ilginc bir soru. Ozellikle bugunun -gundemine- bakinca cok da yerinde bir soru, fakat soguk bir politik hava estirmeden nasil yorumlayabiliriz bilemiyorum. Turkiye’de gundem belli ki buyuk medya’nin elinde… ama herkese sorarsak ve herkes de “Gundem buyuk medya’nin elinde” diyorsa o zaman bu gundem herkese gore pseudo/yalanci bir gundem oluyor… esas gundem diye birsey de olmuyor. bu pseudo gundemi ya oldugu gibi kabul ediyoruz zaman azligindan, ya da umursamiyoruz.

  16. engin

    @turgan, bloglarla ilgili yaptığın saptama dikkatimi çekti:

    Bence bloglar henuz ayri bir ses olabilecek araclara sahip degiller. Daha cok yorum kaynaklarini yorumluyorlar.

    Bu saptamanın altında şöyle bir var sayım var. Eğer ki ana akım haber kaynakları haberleri gündem yaratmazsa blogların getirisinin bir anlamı olmuyor. Bu doğru bir var sayım mı?

    @arıkan, gündem kime ait geçekten de ilginç bir soru. Eğer ki gündem nötr bir kavramsa, haberleri neden direk haber ajanslarından takip etmiyoruz? Büyük olasılıkla cevap, haberlerin nasıl yorumlandığı ile ilgili, sadece köşe yazıları değil, daha önce de bahsettiğin gibi ideolojik bakış.

    Diğer taraftan da bağımlı-bağımsız durumunu düşünelim. Bir medya kimlere ve hangi sebeplerden bağımlı hale geliyor?

  17. Koray Löker

    Ben Bianet’i farklı konularda haber duyabilmek için, ntvmsnbc.com’u da ana akım haber takip etmek için kullanıyorum. TV ve gazete mecra olarak hayatımdan çıktılar… Bu iki kaynak benim için genellikle günü duymak açısından yeterli oluyor.

    Yanına Açık Radyo, sitesi, burası, sendika.org, muhtelif blog/forum’lar da değişik sıklıklarda takip edilince, kendi önem verdiklerimden bir iGündem yaratmış oluyorum ;) Ki bence bu teknolojinin verdiği temel olanak bu… RTE’yle çıkarı çatışınca muhalefet yapıp, suyuna gitmek istediğinde çark eden ve oniki gazeteye birden bu yönde dümen kırdıran bir adamın gündemine kendiminkini tercih etmemden doğal bir şey olamaz herhalde…

  18. Koray Löker

    Şunu eklemek sonradan aklıma geldi, bianet’in site tasarımı çok kullanışlı gelmiyor, ama RSS beslemesi vermeyi bilecek kadar günün içinde bir site olduğu için Akkregator veya Viena ile takip etmekten mutlu oluyorum, kalan sitelerin de RSS’leri olduğu için bir nevi kendi gazetemi yapmış oluyorum dizgesel anlamda da…

  19. arikan

    @engin evet, tarafsız bir haber olamaz zaten. Reuters, AP, ve benzeri haber kaynakları “doğrudan yorumsuz” şu oldu bu oldu diye yazsa da bunlar yorumsuz değil. Bilgiyi nasıl bir araya getirdiğin yorum yapmak demektir. Fazla dalmıycam bu yorum türüne ama bugün dünya tarihinde görülmemiş boyutta haber üretiliyor – bilgi açığa çıkıyor artık. Böyle bir bolluk içinde malzemeleri nasıl bir araya getirdiğin tamamen neye inandığın ne bildiğin kafandaki organizasyonundaki ideolojik framework ile ilgili. Yani doğrudan konu / olay hakkında görüş yazmak değil iki olayı “nötr” bir şekilde bir araya getirmek de yorumdur, taraf tutmaktır, son derece doğaldır.

    Merkezden-kitleye medya kime neden bağımlı? Tabii ki sahibine bağımlı. Neden bağımlı? Bu tür üretimin gerektirdiği yatırımdan dolayı para sahibine bağımlı, mesela Aydın Doğan’a Ciner Holding’e vs.

  20. arikan

    @turgan evet Hurriyet veya Zaman’dan okunan gündem yalan gündem. Kimin işine ne geliyorsa o. Bu çok doğal. Simulacra hesabı. O yüzden herkes kendi gündemini kendi yaratmalı.

    Bizler Düğümküme’de ve benzeri bloglarda kendi gündemimizi kendimiz belirliyoruz. Bazen başka kaynakları yorumluyoruz (başkasının yarattığı gündemi kullanıyoruz) bazen de doğrudan ilgilendiğimiz konuları yazıyoruz (kendi gündemimizi paylaşıyoruz). Tüm blog yazanlar böyle yapıyor. Sonuçta herkese baktığımızda tek noktadan baskın değil (merkezden-kitleye) ama kendi kendine beliren (“viral, emerging”) bir gündem ortaya çıkıyor.

  21. arikan

    @koray iGündem diyerek aynen özetlemiş oldun yukarıda tarif ettiğimi, sağol.

    iGündem’in en önemli aracı RSS okuyucu. RSS kesinlikle “haber kanalı”na antisimetrik bir değişimle –yani paradigma değiştirici– hayatımıza oturdu.

    Güne RSS Beslemeyle Başlayın
    http://www.dugumkume.org/gune-beslemeyle-baslayin-rss/

  22. engin

    @koray, yazdıklarına bakınca iki farklı gündemden bahsediyormuşsun gibi geldi bana. Birincisi yaratılan gündem.

    Ben Bianet’i farklı konularda haber duyabilmek için, ntvmsnbc.com’u da ana akım haber takip etmek için kullanıyorum. (…) Bu iki kaynak benim için genellikle günü duymak açısından yeterli oluyor.

    İkincisi de iGündem diye adlandırdığın, senin kendi gündemin. Öyle görünüyor ki yaratılan gündem senin gündemin için genel bir farkındalık oluştururuyor, aralarında bir bağlantı var. Peki, 30 gün boyunca ana akım haber kaynaklarına hiç bakmadan iGündem oluştursan nasıl olurdu? Düşünüşünde ya da haberleri algılayışında bir fark olur muydu?

    Bu deneyi düşünmeden önce şöyle bir soruyu da akılda bulundurmak lazım tabi. Bir haber kaynağını merkezden-kitleye yapan ya da olmaktan çıkaran etmenler neler?

  23. engin

    @arikan, nötr derken şunu kastettim, örnek ile açıklayayım. Android bugün çıktı nötr haber. Android mobil ortami şenlendirecek bir yorum. Bir çok kaynakta bu ayrımı yapabiliriz, taraf tutmak bundan da bir sonraki adım.

    Noam Chomsky diyor ki, basılı yayını yozlaştıran en önemli gelişme, gazetelerin reklama bağımlı hale gelmesidir. Herşeyin birbirine doğal olarak bağlı olduğu internette bunun bir dengi olduğundan söz edebilir miyiz?

  24. arikan

    “Android bugün çıktı” başlığının üstünde altında sağında solunda ne yazıyor? onu kastediyorum karşılaştırma = yorum.

  25. arikan

    şu nasıl bir protokol: Herkes kendi gündeminden sorumludur.

  26. arikan

    iki kişi yan yana geldiğinde bambaşka gündemlerden bahsediyorlarsa o insanlar iGündem sahipleridir. Merkezden-kitleye gündeme maruz kalmadıkları için ortak bir gündemleri yoktur. Ama karşılaştıklarında konuşacak birbirlerine alıp verecek çok haberleri vardır. Bu zengin bir sosyal iletişim. Öte yandan merkezden-kitleye gündemciler yan yana geldiklerinde konuşacakları şeyler hep aynıdır. Birbirilerinden bir şey öğrenmezler, maç sonuçları aynı, başbakanın açıklaması aynı, yeni dava, bilmem nerde deprem olmuş, iphone Türkiye’ye gelmiş, gelsin. Kahvede bir gazete etrafında toplanmış aynı çayı sigarayı içenler gibi aynı şeyi yaşayan tekil bireyler.

  27. arikan

    bu tartışmanın benim için can alıcı noktasını düşünür/küratör/mimar Hans Ulrich Obrist‘in şu sözü iyi açıklıyor:

    Kamusal alan verilmez, alınır.

  28. engin

    @arikan, iki insanın ortak bir gündemi olması için illa ki merkezden-kitleye gündeme maruz kalmaları gerekmiyor. Ortak değerleri olan insanların olan biten hakkında fikir alış verişinde bulunması çok insani bir durum. Yapay gündemleri farkında olmaksızın koyun gibi takip etmek başka bir sorun, söylediklerin arasında bu iki kavramın karıştığını düşünüyorum.

    Kamusal alan verilmez, alınır sözünün konu ile ilgisini biraz daha açabilir misin?

  29. Koray Löker

    Evet aralarındaki farkları düşünerek bir deney yapmak güzel fikir… Düşüneyim bunu…

  30. turgan

    “Eğer ki ana akım haber kaynakları haberleri gündem yaratmazsa blogların getirisinin bir anlamı olmuyor. Bu doğru bir var sayım mı?..”

    Engin aslinda benim demek istedigim cok seslilik bakimindan suni bir bicimde gelistirilmesi oluyor idi. Yani sesi yuksek olan haberlerden, gurultuden, digerlerine dikkat etmek zorlasiyor. Kisisel eforlar ile dengeleniyor fakat yine de bir etki var. Bu etki ile olan tehlike ortada yavan bir ses olmasi, ve bu sesin internet destegi ile cok yuksek olmasi.

    Gundemin kiyaslamasi olarak mesela news.bbc.co.uk anasayfasinda en fazla emaillanan ve en fazla okunan populer haberler listesi var. Bir sekilde buradaki bir numarali onunan haber ile ayni haberin bloglardan pingbacklerinin karsilastirmasini gormek isterdim. Bir numarali emaillanan haber Birlesmis Milletler cevreci is pozisyonlari ile iligi, en cok okunan ucuncu haber “Mesur aktrisin bir selalenin sulari sayesinde cocuk sahibi olmasi” hakkinda. Ve benim tahminim evet bu yurtdisindaki haberlerde bile gundem anomalileri var, ve olan haberlerin sunumlari, icerik her ne kadar tarafsiz da olsa gundemi belirliyor. Turkiye’de ise durum apayri bir vahimlikte, sunum gundemi belirlemek ile kalmiyor, yanlis yorumluyor, mesela:

    http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9833186.asp?gid=233&sz=97625
    Haber’in basligi, ve hurriyet.com.tr mansetinde gorulen hali:
    “Başbakan’a para gönderilmiş”
    birinin sozlerinden alinti degil de direk baslik olarak duran bir haber.

    @Arikan, bloglar ve toplum bilinci ile ilgili soylemek istedigim de, bu “Başbakan’a para gönderilmiş” gibi haberlerin oldugu bir kaynaktan cikip (hurriyet.com.tr sanirim turkiye’nin en buyuk haber kaynagi) da “kimseye gore basbakan’a para gonderilmedigini / basbakan’a para gonderilmedigi” ne varmak zor. zor bir donus.

  31. turgan

    Ben gundemi daha cok tarihe vurarak temkinli takip ediyorum sanirim. Bu yuzden Google’dan takip ediyorum diyebilirim. Bir gundem ogesi ortaya ciktigi zaman mesela eksisozluk’ten Google news archive http://news.google.com/archivesearch a kadar bir tarama yaptigim oluyor. Kendi igundem’imde oldukca temkinliyim ve bundan memnunum fakat case-by-case ne kadar efor harcadigimi bildigim icin biraz gunumuzdeki merkezden-kitleye yayinlar ve yeni alternatif yaklasimlarin yakin gelecekteki uygulamalarindan umutsuz gibi duruyorum. Esasinda tek umudumuz o gibi bir de dramatik gercek var.

  32. arikan

    Engin şöyle açıklımaya çalışayım:

    gündem = soyut sosyal ortam
    kamusal alan = somut sosyal ortam

    Mesela Taksim Meydanı bir kamusal alan, yani herkese ait. Ama 1 Mayıs 2008′de AKP bize ait olan bir alanı kapattı, maskeli polisini üzerimize sürdü. Hayatımda en çok bu zamanda hissettim: kamusal alan verilmez, alınır.

    Hürriyet gibi merkezden-kitleye gazeteler aslında herkese ait olan gündemi sanki kendilerininmiş gibi kullanıyorlar. Ama insanlar bu duruma doğuştan alışık olduğundan kimse ses çıkarmıyor, farkında değiller durumun. Ama internet geldiğinden beri, üretim araçları daha erişilebilir hale geldiğinden beri, 15 yaşında bir lise öğrencisi Milli Eğitim Bakanlığı’nın yapamadığı eğitim sistemleri geliştirmeye başladığından beri, Pilli gibi bir blog sistemi tüm yazarlarına açık hesapla para dağıtabilir hale geldiğinden beri, milyonların kendini ifade edebildiği servislere tek hareketle erişim kesilebildiğinden beri çok şey değişti. İşte yazıyoruz burada, gündem herkese aittir. Bir şekilde –tarihsel, parasal, politik– güçler gündeme el koymuş durumda. Ne yapıcaz? Bu zihniyet bırakmaz elindeki gücü. O yüzden aynı şey geçerli: gündem verilmez, alınır.

  33. meursault

    Gundem manseti: “AKP bize ait olan bir alanı kapattı”

    Esas gundem: “Taksim 30 yıldır 1 Mayıs gösterilerine kapalı.”

    Ben bundan bahsediyorum.

  34. arikan

    @meursault “Taksim 30 yıldır 1 Mayıs gösterilerine kapalı.” lafi senin değil AKPnin sözüdür. Bunu tekrarlıyorsun, ve kendi gündemin veya hakim gündemmiş gibi sunuyorsun.

    AKP deyince tabii ki bu zamanın egemen hükümetini kastettiğimi anlıyorsunuz. 10 yıl önce de belki DYPydi bu farketmez sonuçta egemen hükümetten bahsediyoruz. Kaldı ki 2008 yılında AKP Türkiye tarihinde Taksim savunması adına hiç görülmemiş bir şekilde organize bir polis gücüyle halka saldırdı.

    1 Mayıs 1977 panzerlerin insanları Taksim meydanında çiğnediği zamandır bu olayın kendisi sonradan gelmiş hükümetler tarafından evet 30 yıl boyunca sömürülmüştür. Bakın Taksim meydanı üzerinde yapılan mücadele hakim hükümet ile halkın kamusal alan üzerindeki güç mücadelesidir. Bırakın “bilmem nerde yer ayrıldı orda kutlayın bayramınızı sözlerini”, bunlar hikaye, evde TV karşısında oturan pasif vatandaşları ikna etme lafları. Kamusal alan verilmez, alınır, bu son derece gerçek bir durum.

  35. arikan

    Ayrıca:

  36. turgan

    “merkezden-kitleye” yayinlar ve Turkiye’deki politik gundeme etkileri derken, sanirim farkinda olmadan bir politik tartisma girdabinda gittikce ivmelenerek donuyoruz… hadi hayirlisi. :)

    Sanirim “gundem”‘i fazla objelestirdik. Olmasi gereken birseymis gibi davraniyoruz.

    Bize gelene kadar gundem’i, dolayisi ile gundemimizi etkileyen faktorler:

    (1)Olan olayin belli bir kesim insan icin onemi > (2) devletin etkisi > (3) Haber ajanslari ve imkanlari > (4) Basin organi sahipleri ve gundem tercihleri > (5) sunan ogenin gorusleri > (6) gundemi aciklamak icin kullanilan dil > (7) gundemi sunmak icin kullanilan arayuz > (8) kisisel goruslerimiz > (9) kisisel hafizamiz.

    Hepimizin kabul ettigi sanirim 1-3-8 gibi bir yapilanmanin en ideal olacagi.

    Burak “Kamusal alan verilmez, alınır” , yontemlerine bagli olarak dogru bence. Sonucta 30 senedir “Taksim Meydani” ni isteyen guclu bir halkin iradesi var. Taksim’de yapilan gosteriye izin vermenin ne gibi kotu bir sonucu olabilirdi bilmiyorum. Ama izin verilmeyince 60′lardaki 70′lerdeki gibi bir yontem ile “biz yine de gidiyoruz” diyerek de alinmamali diyorum. Sonucta “polis, asker neredeydi? neden birsey yapmadi?” gibi bir duruma dusmek de var. http://www.stargazete.com/guncel/1-mayisa-molotofla-katilacaklardi-99761.htm Taksim Meydani esasinda halka ait bir meydan, gostericilere degil. Times Square de politik bir gosteri gormek zor. Eger yasak yapilirsa da bence eminim kayga dayak gorurduk. Polisin heryerde elinin olcusu yok. http://74.125.45.104/search?q=cache:http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=219999

  37. arikan

    Bağımsız Medyanın Mümkün Olduğunu Gösteren Kitap Çıktı
    http://bianet.org/bianet/kategori/bianet/109934/bagimsiz-medyanin-mumkun-oldugunu-gosteren-kitap-cikti

  38. arikan

    @turgan maç taktiği 1-3-8 diyorsun yani :) mantıklı geldi bana. 3 numarayı açabiliriz.

    Haber ajansı denilen şey artık değişiyor. Afganistan’daki savaşı, Beyrut’un bombalanmasını haber ajansından okursak dünyada olağn herhangi bir savaş var. Ama o bölgede yaşayan bir blogcunun yazdıklarından ve fotoğraflarından okursak yaşanan vahşet karşısında aklımız gider. Gerek Reuters gerek AP gerek Al Jazeera (AJE) bir tarafa dahil değiller mi? Herkes bir tarafa dahildir. Önemli olan karşılaştırma yaapbilmek. Ben herhangi bir Reuters haberinde Beyrut bombalarının gerçek sonuçlarını veya Afganistan’daki mücadelesinin gerçek yüzünden haber verdiğini hatırlamıyorum. Ancak yollara düşmüş göçen insanlar görürsünüz o haberlerde. Ama Beyrut’lu bir arkadaşım nasıl ailesiyle dağlara kaçtığını anlattığında aklım gitti.

  39. arikan

    Taksim Meydani esasinda halka ait bir meydan, gostericilere degil.

    Gösterici kim?

  40. arikan

    Times Square de politik bir gosteri gormek zor.

    Evet ancak yılbaşı kutlaması yapıp köşedeki Hallmarks’dan hediyelik eşya alabilirsin. Çıplak gitar çalan kovboy’a bakar McDonalds’dan ekmek arası köfte yersin. Burası Amerika, sosyal hayat çoktan satıldı, kamusal alan her zaman özel bir idarenin yönetiminde (bkz Time Square Alliance). Gösteri yapmaya kalkana dur kardeşim burası özel alan, giremezsin derler, bırak devletin maskeli polisini, özel güvenlik güçleri karşına çıkar (Blackwater ülke işgal edene de bir bölgeyi korumak isteyen de servis veriyor). Kaldırımda mesela burası bu şirketin sınırları şurası bu şirketin sınırları diye işaretler var bilmem hiç gördün mü. Söylemesi ayıp, ben hergün geçiyorum bu başkasına ait özelleştirilmiş kaldırımlardan.

  41. engin

    Kamusal alan – gündem paraleli ilginç. Bu paralel doğrultusunda, herkesin arka bahçesini kamusal alan olarak paylaşabilmesi internette bireysel yayıncılığa denk gibi geldi bana. Ancak o zaman Irak’ta askerlik yapan adamın gerçekten neler yaşadığını doğrudan öğrenmek mümkün, CNN yazmıyor o haberi her gün.

    Diğer taraftan şöyle de bir trend var. Bağımsız bir haber kaynağı çizgisini belirleyip istikrarlı yapın yaptığında ve belirli bir kitleye ulaşmaya başladığında popülerleşmeye başlıyor, özellikle internette bunun çok örneği var. Belirli bir kitleye istikrarlı olarak ulaşmak demek, o kitlenin düşüncelerini etkiyelebilmek ve hatta şekillendirebilmek demek. Güç demek. Güç insanları yozlaştırıyor. Bunun nasıl önüne geçilebilir?

  42. engin

    Bu arada, konuyla ilgili olarak Kijong Zin (Kore) adlı sanatçının şöyle bir işine rastladım, Seul Museum of Art’tan bildiriyorum: On Air. Haberlerin nasıl üretildiği üzerine eleştirel bir iş.

  43. turgan

    @arikan evet ozel mal oldugunu konusunda haklisin fakat cesitli gosteriler duzenlenebiliyor. “The Armenian Genocide Rally in Times Square” gibi. Yani olabiliyor, izin verilebiliyor, verilmiyor da. Izin verilmedigi bir gosteri yapilirsa, her ne kadar gecmiste “Geleneksel” bir gosteri olursa olsun (Taksim Meydani ve Isciler bayrami icin oyle diyorlar) bu guc ile engellenir.

    Arikan bu durumda “Gosterici” taksim meydanini kendi istegi icin kullanmak icin izin isteyen ama alamayan, alamayinca meydani yine kendisi icin sahiplenmek isteyen bir grup insan.

    Acikcasi -yorum olarak– Reuters’in bir tarafa bagli olduguna inanmiyorum. Icerik olarak, anasayfadan verilen haberler olarak bir gudum olabilir. Ama bu Turkiye ile kiyaslanamayacak ve ispatlanamayacak kadar zor.

    Engin, sordugun son soru ama tartismayi sondurecek kadar zor. :) Yani “popülerleşme>düşünceleri etkiyelebilmek> düşünceleri şekillendirebilme>insanları yozlastirma” nin cozumu yok sanirim. Bir bagimsiz haber kaynagi, populerlestigi zaman, merkezden kitleye tek sesli olma tehlikesi altinda. Bunun korumasi kanunlar ile var diyecegim ama bunu soyleyince RTUK’e , Youtube’un kapanmasina kadar variyor.

  44. arikan

    Arikan bu durumda “Gosterici” taksim meydanini kendi istegi icin kullanmak icin izin isteyen ama alamayan, alamayinca meydani yine kendisi icin sahiplenmek isteyen bir grup insan.

    Evet sen ben halk. Kimseye buraya giremezsin diye engel koymayan tam tersine herkesi meydana katılıma çağıran insanlar. Herkese ait bir yeri kullanmak için izin alınmaz.

    Bu istenlien doğru ve insancıl bir durum, ama tabiiki pratikde böyle olmuyor, olsaydı burada konuşmazdık. Devletin ısrarla YouTube’a erişimi engellemesinin sebebi bu tür videoları gizlemek istemesi olabilir:

    1 Mayıs 2008′de maskeli polislerin yaptıklarından görüntüler

  45. arikan

    Taksim Meydanı halk ile hükümet arasındaki bir hesap. Bir de iş yerlerinin kime ait olduğu hesabı var. Fabrika ofis gibi “modern” toplumda kesinlikle kamusal alan kabul edilmeyen ama içinde yaşadığımız, evden daha çok vakit geçirdiğimiz, sosyal ilişkiler kurduğumuz bu yerler kime ait?

    Naomi Klein ve Avi Lewis’in 2002′de yayınladığı The Take belgeseli (http://www.thetake.org) Arjantin’de bir fabrikada işçilerin nasıl içinde çalıştıkları fabrikaya el koyup kendi kendilerine işletmeye başladıklarını anlatıyor (anarşik sendikacılık). Filmin fragmanı şurda:

    http://thetake.org/media/TheTakeQUICKTIME.mov

    Başında soruyorlar bu işi yapan işçilerden birine:

    “Bu önünde durduğunuz 90 milyon dolarlık fabrikaya el koydunuz. Bunun için bir söz vardır: hırsızlık.”

    İşçi gülümsüyor:

    “bir de başka bir kelime var: kamulaştırma (Expropriation).”

    Fragmanın sonunda Naomi Klein fabrikasına el konulan eski patrona soruyor:

    “Fabrikanızı geri alacak mısınız?”

    Adamın suratındaki ifadeyi görmeniz lazım.

  46. turgan

    Engin, “insanları yozlastirma” nin cozumu sanirim http://www.factcheck.org/about/ gibi bir organizasyon ile olabilir. Gerceklerm, basin yayin ve halk arasinda kendini konumlandirmis, politikaya odakli organizasyon.

    http://www.latimes.com/news/printedition/asection/la-na-factcheck27-2008sep27,0,5241908.story

    de okudugum bir amerika baskanligi tartismasi ile ilgili haberden bu organizasyondaki bir calismaya direk link vermisler…

  47. turgan

    Burak a picture is worth a thousand words.

    Bir hukuk devletinde hicbir yasagi delmiyor gibi gozukse de hukuk (ve polis) tarafindan cezalandirilan sahis:
    http://www.youtube.com/watch?v=oUkiyBVytRQ

    Hukuk devletinde yasaklari kendininmiscesine delen, ve cezalandirilan sahislar:
    http://www.haber50.com/34816_1-Mayis%60-tan-geriye-kalanlar-VIDEO.html
    “Göstericiler, söktükleri kaldırım taşlarını ve şişeleri dükkanlara fırlattı”

    Buradaki ikilem su. Herkese ait bir yeri kullanmak için izin alınmaz dogru. Ama bu yerin kullanilma amaci ve yontemi farkli. 1 Mayis’ta taksim’e girisin yasak olup olmadigini bilmiyorum. Sanirim degildir. Ornek: New York’ta mesela Cadilar Bayrami gecislerinde (kotu ama yerinde ornek esasinda) polis yolu ve gecisleri kapatiyor. 6. Avenuye giris yasaklaniyor. “evim orada” desen bile zar zor geciyorsun. Bunu amerika diye verince yanlis duruyor ama dogrusu bu olduguna inandigim icin veriyorum. Ve 1 Mayis’ta taksim’de -izinsiz gosteri- yapmak yasak ise ve bir grup insan gitmeye karar verirse, belirli bir kritik kutleyi gecince bu yer onlara ait olmus oluyor. Izinsiz ama onlarin. Taksim meydani boyle bir yerdi ve acikca Taksim’de “gosteri hakki sahibi” olabilmek icin “taksimde gosteri iznini” alabilmek sart.

    Izni alamayip da yine de gosteri yapmaya oraya gidecegini basina aciklayan her hukuk devleti dusmani organizasyonun karsisindayim. hukuk devletine olan inanc onemli bence. Hukuk devletinde yasaklari gormezden gelenler cezalandirilirlar. Bu konuda cozum bir yasagi delmek degil, bu yasagin ustesinden gelmek…

  48. arikan

    Bisikletçiyi yere indiren amerikan polisi çok feciymiş hakkaten. Direk nefret ediyor belli.

    Turgan izin almak izin vermek, bunlarda varsayımlar yaparken dikkat etmek lazım. Öncelikle her kanun kural konulmuş diye doğru demek değildir, bunu 301 veya 5651 (site kapattıran yasa) gibi kanun maddelerinde biliyoruz. “Taksimde gösteri izni almak” gibi bir kanun bence insan haklarına aykırı. Bu kanun niye var? Eğer herkes sahibi ise bu meydanın niye devlet vatandaşdan izin almıyor mesela bir politik liderin meydan konuşması için?

    Etrafı kırmak dökmek bunlardan ayrı konular. Cam indirmek vs. tamamen kanun dışı ve bunları yapanlar başkasının malına zarar verenler tabii ki cezalandırılmalı. Ama şu anda açıkça bu kırma dökme meselesi devlet tarafından sömürülüyor ve “izin almak zorunludur” diye kanunlar çıkarıtılıyor. Aynı bir kaç video yerine tüm YouTube’u kapatmak gibi. Devlet işini yapmıyor, kolaya kaçıyor, hepsini engelleyin olsun bitsin diyor. Bu zihniyet de en büyük insan hakları ihlaline yol açıyor.

    Turgan Amerika sosyal ve kamusal alanların en başta özelleştirildiği, yani çoktan satıldığı ülke. Bu sebeple mesela o yere düşen Critical Mass bisikletçisi dava açmaya kalksa özel alanı işgal etti diye hapse filan girebilir. Bence Türkiye’deki devlet insanları Amerika böyle yapıyor o zaman doğrudur diye de düşünüyor olabilir. Halbuki Amerika bu işi yanlış yapıyor, biliyorsun sadece meydanların özelleşmesi değil elimizden alından, 9/11 ardından artan “homeland security” sebebini kullanarak donumuza kadar arıyorlar heryerimizi, her insana potansiyel suçlu (“preemptive”) gözüyle bakılıyor. Önce kamusal alan kontrol altına alındı şimdi bedenimiz, yarın aklımız.

  49. Koray Löker

    Bu arada, buradaki yorumları okuyadururken bir arkadaşımla da internet bağlantısı seçmek üzerine sohbet ediyordum. Daha kararlı çalıştığını düşündüğüm kablonet kullanıyorum bir süredir. Ufacık olsa da, ekonomik anlamda da tercih edilebilir seçenekleri var. Ancak sözün bir yerinde denk geldiği üzre, TK sansüründen muaflık farkı yok. Laf oraya gelince ister istemez Adnan’cığımın temiz internet politikalarına doğru da bir savrulma yaşandı ve ben aklıma gelenleri yazıverirken karman çorman bir problem yaratmaya çalıştım, burada da tekrarlamayı deneyeyim…

    Bu sitenin takipçileri açısından TK sansürü aşmak teknolojik anlamda “çocuk oyuncağı” denebilecek seviyede olduğundan, pratikte ciddiye alınacak bir yönü bile yok… Daha çok kuramsal anlamda verdiği rahatsızlık üzerinden tartışılıyor. Hatta kendi adıma, bir sitenin kapatıldığını duyduğumda hemen o siteye bağlanıp, neden kapandığını anlamaya çalışırken (ki bu davranış da sorunlaştırılabilir) buluyorum kendimi ve sonra yanımdakilere “bak bugün de burayı kapamışlar” diyorum… Sit-com seviyesinde bir ironi…

    Konuya dönersek, WordPress, Geocities gibi, birden çok içeriği tutan kimi sitelerin topyekün kapanmasının kavramsal düzeyde bile daha önemli rahatsızlıklar yaratması burada epeyce konu edildi… Bu konuya eğilen STK’ların da önemli vurgu noktalarını oluşturdu, ancak çok bir ilerleme sağlanamadı. WordPress olayını takip ettiyseniz, vakıf (doğru hatırlıyorsam, çoğu özgür yazılım projesi gibi, onlar da bir vakıf) yönetimi Türkiye’li kullanıcı ve geliştirici (kod katkıcıları, çevirmenler vb.) ile bağlantıya geçerek, söz konusu içeriğin gerçekten genel ya da yerel değerler açısından bir suç oluşturup oluşturmadığını sordu… Türkçe konuşan insanlar, durumu açıkladığında da “bu sansüre boyun eğmeyeceğiz, dolayısıyla o içeriklere kimse dokunamaz” diye bir karar alarak adnancığımın ipliğini pazarda tutmaya devam ettiler… Haliyle de bloglara erişim hala (ve güya) yasak…

    Durumun vehametiyle ilgili son gelişmelerde, Dawkins’in sitesi ve sonrasında Eğitim Sen sendikası ana akım medyaya yansıdı… Eğitim Sen sendikası, biyoloji öğretmenlerine dağıtılan yaratılış atlasının bilimsel nitelikleri haiz bir yayın olmadığından, okullara sokulmaması yönünde bir çağrı/basın açıklaması yapmış olduğu için, bu açıklamaya yer verilen internet sitesi TK tarafından kapatılmış. Mahkeme kararı olduğu söyleniyor, ancak son trend hangi mahkeme kararının eyleme dayanak olduğu bilgisini vermeye de gerek olmadığı yönünde, görmüşsünüzdür… Yakında bir necefli maşrapa durumu açıklamaya yeter hale gelecek zahir…

    Eğitim Sen, aynı gün içinde mahkemeye başvurarak durumu derhal tersine çevirip, ardından bir çok STK’nın da desteğiyle düzenlediği bir basın toplantısında, bu durumun açıkça sendikal faaliyetin engellenmesi kapsamına girdiğini ifade etmeyi ihmal etmedi. (Umarım bağlı oldukları tüm ulusal ve küresel birlikler kapsamında bu durumu dile getirerek, hukuki anlamda mahkeme kararı ve TK meşruiyeti açısından teknik tartışmalara da girişirler…) Yani olayın boyutlarının artık basitçe içerik sansüründen çıkıp, ifade özgürlüğünü bir yayın/erişim kapsamından, faaliyet engellemeye, örgütlenmeye ve toplumsal hareketlerin engellenmesine yönelik bir çaba olduğuna dair şerh düşmüş oldular…

    Bütün buraya kadar mevcut kara tabloyu bir özetlemeyi denemiş oldum. Gelmek istediğim nokta, şu anda devamını getirdiğimiz yazıda konu edildiği üzre, p2p modeli örgütlenen haberleşme (haber-leşme) modelinin, geleneksel merkezden kitleye modelle ilişkileri bağlamında dikkatimi çeken bir nokta oldu.

    Toplumsal tepkileri örgütlemek açısından haberleşme araçları önemli. 6-7Eylül olayları, sipahi amcamın gazetesinin asparagas yayınları bunun en vahim örneklerinden biri… Ancak olumsuz örnekler dışında, muhalefetin tabanda örgütlenmesi açısından da iplik-pazar ilişkisinin doğal mecralarının başında elbette basın mecraları yer alıyor. Bu açıdan bakınca da, wordpress, geocities, eğitim sen gibi siteler kritik önemde… Yani toplumla, toplumsal örgütlenmeler arasında bir yabancılık yaratmak için bu mecraları nesneleştirmeye yarıyor bu sansür.

    Gelelim benim karman çorman problemime… (Karman çormanlık lafın uzayışından bellidir :) ) p2p haberleşme (merkezden kitleye’nin tartışma zeminimizdeki alternatifine p2p medya denebilir mi? gerçekten de..) bireyselleştiği ölçüde, bununla ilgili bir etkinlik de o hale geliyor. Star televizyonu kapatıldığında, ya da gerek içerik gerek sahiplik konusunda aslında merkezden kitleye bir yayın kaynağı olan (teknik olarak olmasa da) Youtube kapatıldığında geri kalan ana akım medya bunu bir sansür hareketi olarak konu ediniyor, ama haber üreten/yorumlayan/tüketen(?) arasındaki mesafenin yok olmaya yakınlaştığı p2p araçlarda, zaten üreten ve tüketen birbirine yakınlaşan bir kitle haline geldiği için, diğerleriyle aralarındaki mesafe gereği sesleri de azalıyor.

    Yani anarsist.org ya da wordpress.org kapanmış, kimin umrunda hale geliyor. Bir adım sonrasında, muhatapları bu sansüre karşı bir teknik erişim numarası buluyor ve pratikte “dertlerini çözüyorlar” ama halihazırda kendilerinden olmayan kişilerle erişimleri tamamen engellenmiş, sansür onları iyice atomize etmiş oluyor.

    DNS ile sansür gibi ilkel ve saçma bir yönteme karşı OpenDNS gibi yöntemler, şimdilik pratikte bu atomizasyonu sağlamıyor, çünkü birine karşı dns değiştirmek, sizi hepsine erişir hale getiriyor.

    Ancak yurdum insanını hergeçen gün bilişim okuryazarından geek seviyesine yaklaştıran TK’nın sonraki icadı ip-ban ve Youtube’a erişim sağlamak isteyen her internet kafenin öğrendiği /etc/hosts (ya da windows’daki yeri neresiyse işte) içine bir ip adresi girme yöntemi, bağlanmak istediğin mecraya ait bir bilgi gerektirir hale geliyor…

    p2p cemaatler içi kullanımda bir işlevsellik sunmaya devam edebilir… Belki de doğası gereği (merkezden kitleye olmanın karşılığı olmak anlamıyla) zaten alıcısını anonomleştirmektense, özneleştirmek çok tuhaf bulunmayabilir… Ama bunlar düşünüldüğünde, bir gün gerçekten merkezden-kitleye medya işlevsel olarak yok olacak diyebilir miyiz?

    Hala 6-7Eylül olayları yaratmakta kullanılabilecek bir silah ortada duruyorken, hiç bir zaman devrim yapmaya yaramayacak bir araç yaratmanın anlamını da bence sorgulamalıyız… (Tabii burada kişiler devrim yerine kendi toplumsal ütopyalarını koyabilirler :) )

    Anlatabildim mi bilmiyorum aslında derdimi, ama temize çekmeye fırsat kalmazsa diye, böyle de olsa yazayım dedim…

  50. engin

    Bir yayın ne zaman merkezden kitleye olur? Kitlesi belirli bir sayıyı geçtiği zaman mı? Konu sayısını genişlettiği zaman mı? Bir tane ya da on tane sahibi olduğu zaman mı?

  51. Etkin Çiftçi

    Seçenekler arasında televizyon ve radyoyu görememek beni şaşırttı. Soru “haberi nereden okuyorsunuz?” olmadığına göre görsel-işitsel ve bedava olan bu ortamları da hesaba katmalıyız. Ben trafikte radyo, evde çalışırkense televizyondan takip ediyorum haberleri. Benim için haber takip etmek pasif bir etkinlik, oysa sunulan tüm seçenekler “okumayı” yani aktif bir etkinliği işaret ediyor. Engin’in son sorusu çok yerinde.. bir süredir draft halinde tuttuğum bir yazı bu konudaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

  52. İkinci El Eşya

    Bune Yaaa Gerçekten İzlerken Şaşırdım Neresi Bura Yaaa Valla sanki ben dünyada değilim
    Bu kadar Hayvanca Yaklaşım Olmaz Yaaaa Şaşkınım Yazıcak Pek bişi Yokkkkk

Yorum Yaz