Burak Arikan 18.07.2007
Oyumu Neden Baskın Oran'a veriyorum?
Son bir aydır Bağımsız Sol Aday Baskın Oran‘ın kampanyasını takip ediyorum. YouTube’a koyulan TV programlarındaki tartışmalarından sokaklardaki çekimlere kadar videolarını seyrettim. Sonra röportajlarını ve kendi yazdığı son yazılarını okudum. Bunlardan önce hiç haberim yoktu kendisinden. Baskın Oran kendini ifade ederken şu üç şey dikkatimi cekti:
- Hem genel hem de detaylı biçimde konuşabilmesi
- Konuşurken konular arasında yalın bağlantılar kurabilmesi
- Samimiyeti
Bu özellikleriyle diğer bildiğim tüm politikacıların ne kadar bilgisiz, alakasız, bencil ve samimiyetsiz olduğunu hatırlattı bana Baskın Oran.
Oran’ın ezber bozmak sloganı çok açık. O kadar etkili bir söz ki rakip adaylar ve partiler bile farketmeden kullanır oldular. Ezber bozmak sadece eleştiri yapmak değil aktif bir şekilde eleştiriyi harekete geçirmek demek. Ezber bozmak Düğümküme’de bağımsız yazar çizerler olarak ağlı bağlı hayatın getirdiklerini götürdüklerini açık edereken, görünür, yani tartışılır kılarken amaçladığımız şey.
Baskın Oran kampanyasında YouTube videoları, Flickr fotoğrafları, cep telefonu uygulamaları, bloglar ve benzeri kitleden-kitleye iletişim sistemlerinin gayet yerinde kullanılması bu hareketin ne kadar yenilikçi olduğunu gösteriyor. Seçim sitesi hemen hergün yeni içerikle yenileniyor. Yaklaşık dört ay önce Türkiye’de 16 milyon internet kullanıcısı olduğunu bunun yarısı oy verebiliyorsa sadece Internet kullanıcılarının Türkiye’de çok önemli bir politik ağırlığı temsil ettiğini yazmıştık. Baskın Oran’ın hemen her bilgiyi yazıyı resmi görüntüyü internet’e taşımasıyla bir bilişim çağı düşünürü olarak Internet’in toplum üzerindeki etkisini hazmetmiş olduğunu anlıyoruz.
Baskın Oran alışılagelmiş kalılplara yüklenerek bir çok kişinin aklını karıştırıyor. Ayarlı lise tarih kitaplarından, yetiştirildiğimiz apolitik ortama, hesabı yapılamayan derin devlet oyunlarından merkezden-kitleye medya şirketlerinin ayarlı mesajlarına kadar her yerde yaşamımızı kökünden etkileyen meseleler eksik yanlış bilinçsizce sunuldu bizlere. Bugün eğer duyduklarınızdan aklınız karışıyorsa öğreniyorsunuz demektir. Baskın Oran önce anlayışlılığıyla sizi “ezberletildiğiniz kalıplar”da yakalıyor, sonra samimiyeti ile sizi o kalıplardan alıp bilmediğinizden çekindiğiniz gerçeklere götürüyor, ve sonra da engin biligisyle olan biteni tüm ilişkileriyle açık seçik anlatarak sizi yavaşça yere bırakıyor.
Baskın Oran meclise ana muhalafet olarak girmeyi hedeflediğini açık açık belirterek ayaklarının yere bastığını gösteriyor. Bağımsız bir adayın ne gibi avantajları olduğunu çok iyi biliyor ve bilgisini aynı yoğunlukta ve olgunlukta bize aktarıyor. Ayrıca tüm bağımsız adaylara koyulan bilinçli engellerle –TRTde konuşturulmama, yurtdışında yaşayanların bağımsızlara oy verememesi, oy pusulasına logo veya sayı koydurtmama – bizzat uğraşıyor.
Oyum Baskın Oran’a çünkü bu hareketin çağdaş dünyada bile yaşanmamış cesaretli bir demokrasi adımı olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin renkli kültürünü bastırmak yerine bunu açıkça kucaklayan, farklı kimliklerin bir arada mutlu yaşamasını amaçlayan, farklı sesleri destekleyen ve bunların Türkiye’nin gerçeği olduğunu tüm samimiyetiyle bize hatırlatan Baskın Oran’ın mecliste bizi temsil edebileceğini düşünüyorum. Oyumu Baskın Oran’a veriyorum.
Baskın Oran’ın YouTube Videoları
http://baskinoran.net/public/bilgi.aspx?id=13
Baskın Oran’ın Kendi Yazıları
Son Yazıları
Karşı İddianame
Ezber Bozan Sözlük
Etkinliklerden Flickr Fotoğrafları
http://www.flickr.com/photos/robokow/collections/72157600602863146/
http://www.flickr.com/photos/9874720@N03/
http://www.flickr.com/photos/9976645@N04/sets/72157600767708951/
Ekşisözlük Baskın Oran Tartışması
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=baskin+oran
Related posts:
- Baskın Oran'a Destek
- Türkiye 16 Milyon Internet Kullanıcısı ile Dünyada Onaltıncı Sırada
- Türkçe Karakter İçermeyen Türkçe İsim

19/07/2007 at 00:53
Burak goruslerini acik acik burada bizlerle paylastigin icin tesekkurler. Oyle gorunuyor ki Baskin Oran’i destekleyenlerin cogu dogal olarak kendilerini Baskin Oran ile protokol kurma seviyesinde cok rahat hissediyorlar. Ben sahsen ne yapacak, ne diyor, olur mu olmaz mi bunlar ile gercekten ilgilenmiyorum. Hislerim bana bunun bir model degisimi oldugunu ve bunun da iyiye isaret oldgunu soyluyor.
Halki bir arada tutarak onlarin nabzina gore serbet verme durumu ozellikle kitlesel medyacilarin oldukca sik basvurdugu bir yontem. Aksi takdirde ayakta kalmalari pek mumkun olamaz. Baskin Oran farkli kulturlerin farkinda ve bunlarin nasil kucaklanacagini oturup dusunmus. Yazinda renkli kulturel cesitlilik ile ilgili satirlari okurken eski bir hikayeyi/olayi hatirladim. Bundan medya sistemlerinde ‘halki bir arada tutan unsur(binding influence)’ olarak bahsediliyor.
Hikaye: Turkiye’nin penaltisini vermeyen Koreli hakemin resmi tam sayfa Star gazetesine basiliyor. Hakemin fotografta elinde tuttugu panodaki orijinal icerik silinerek yerine ‘Ben serefsizim abiler’ yaziliyor. Altina da hakemin email adresini eklenerek, ‘hakeme tiklayin’ yaziliyor.
Senelerce kitlesel tahrik, kitlesel nefret veya kitlesel yabancilastirma gibi ‘birarada tutucu unsurlar’ ile ozenle yetistirildigimizi dusundugum icin Baskin Oran ile acikca benzer dertlerden muzdarip oldumu anliyorum.
19/07/2007 at 14:17
Yazılanlara söylenenlere bakıldığında saygı duyabilir, farklı bir siyasetçi olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak madem herşeyi bu kadar iyi düşünen bir kişiyse PKK nın uzantısı olan DTP lilerin Diyarbakır mitinginde neden bulunuyor? Apo sloganları atılırken neden rahatsız olmuyor? Değerlendirme yaparken nerede ve kimlerle birlikte olduğuna da dikkat etmek gerekir diye düşünüyorum.
Bİzim Kürt sorunumuz yok. Bizim bu sorunu varmış gibi gösterip, bundan bir şekilde rant sağlamak isteyenlerle sorunumuz var.
Haber içeriği ;
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/6916207.asp?gid=180
19/07/2007 at 17:26
24-25 Eylül 2005âte İstanbul Bilgi Ãniversitesi’nde yapılan âOsmanlı Ermenileriâ¦â? konferansında verilen bildiri. EkÅi Sözlük’de nisandede isimli kullanıcının 04.10.2005 tarihinde Baskın Oran girdisine eklentisi, aynen kopyalayıp buraya yorum olarak yapıÅtırıyorum. Ben bu bildirinin tümünü okudum ve umutlandım, size de cesaretle yaklaÅmanızı ve anlatılan çerçeveyi hazmetmenizi öneririm.
- – -
son tabuâ?nun kökenleri:
türkiye kamuoyunun ermeni sorunundaki
tarihsel-psikolojik tikaniÅi
baskın oran
önce, tanım: tabu, âhainâ? ilan edilmeyi göze almadan konuÅulamayan konudur.
sınıf, komünizm/sosyalizm, kürt, kürdistan, kıbrıs, laiklik, hatta atatürkâü eleÅtirmekâ¦
bütün bunlar tabu idi. artık deÄil. bir tek 1915 tabusu kalmıÅtı; o da bir süredir tabu olmaktan çıktı çünkü tartıÅılıyor. bu konferans, bu son tabuânun yıkılıÅının tescilidir, türkiyeânin son devekuÅluÄundan kurtuluÅudur; kutlu olsun.
***
son tabuâyu incelemeye baÅlarken metodolojiye iliÅkin Åey söylemek istiyorum:
1) konuyu, üç devreye ayırarak inceleyeceÄim: osmanlıânın son günlerinde tabu; kurtuluÅ savaÅında ve cumhuriyetâin baÅlarında tabu; günümüzde tabu.
2) bu üç devrenin herbirinde konuyu, ilgililerin beynine girmeye çalıÅarak (empati yaparak) inceleyeceÄim. arada ve sonuçâta da kendi fikirlerimi söyleyeceÄim.
***
i) osmanliânin son günlerinde tabu:
bu dönemde bu konu tabu falan deÄildir. konuÅulmakta ve tartıÅılmaktadır. kötülükleri inceleme komisyonu ve divan-ı harb-i örfi kurulmakta, ölüm cezaları verilmektedir.
belki daha da önemlisi, meclis-i mebusanâda kıyım sorumlularının kovuÅturulması ve cezalandırılması için misak-i milliâye âtecziye (cezalandırma) ahitnamesiâ? adı altında bir âmadde-i müstakileâ? eklenmektedir.
bu konu türkiyeâde fazla bilinmez. çünkü, dikkat ettiyseniz, türkiyeâde bir belgeden ne kadar çok bahsediliyorsa o belge o kadar az biliniyordur; kimsecikler okumamıÅtır. ör. misak-i milliânin 6 madde olduÄunu bilen bile azdır. bu nedenle, tecziye ahitnamesini biraz basitleÅtirerek okuyorum:
âharb-i umumiyi getiren buhranlardan baÅlayarak meclisâin açılıÅına kadar harbe iÅtirak ve harbi sevk ve idarede ve alelumum siyaset-i dahiliye ve hariciyede basiretli ve uyanık hareket etmeyerek devlet ve milletin yüksek çıkarlarına zarar veren ve bugünkü felaketi doÄuran bakanlar kurulu ile iÅbirlikçilerinin mesuliyetlerini araÅtırmak, izlemek ve cezalandırmak kesin talebimizdir. 28 ocak 1920â?.
burada, adları verilmeden, bütün tehcir sorumlularının cezalandırılması istenmektedir ve misak-ı milli ankaraâda hazırlandıÄına göre bu madde de ankaraâdan gitmiÅtir.
***
fakat, diÄer yandan, bu tabunun kökenleri bu döneme kadar uzanır.
imparatorluk batarken, hem ittihatçı seçkinler, hem de anadolu eÅrafı paniktedir.
bunun sebebi hem bir âhayatta kalma ve meÅru müdafaa psikolojisiâ?nin varlıÄıdır, hem de ayrıca ideolojik ve ekonomik nedenler söz konusudur.
seçkinler paniktedir. kafalarındaki Åudur:
âosmanlıcılık ve islamcılık iÅe yaramadı. son elli yılda (1870-1920) topraÄımızın yüzde 85âi ve nüfusumuzun yüzde 75âi gitti. kadınlar ve oÄlan çocuklar yangın yerlerinde bir lokma ekmeÄe vücudunu satıyor. elimizde bir tek anadolu kaldı. o da giderse bittik ki, onu da ezelî düÅman rusyaâya ermeniler vermek istiyor. payitahtın göbeÄinde bile polis öldürüyorlar. yöntemleri aynen balkan komitacı yöntemleri. biz bu filmi daha önce gördük: isyan â bastırma â dıŠmüdahale â muhtariyet â ayrı devlet. bu sarıkamıŠve çanakkale felaketi ortamında ermeniler bir de rus ordularının içinde saldırıyorlarâ?.
eÅraf paniktedir. kafalarındaki Åudur:
â1895âte ve 1915âte ermenilerden kalan mallara Åimdi gelip sahip çıkacaklarâ?. ve ayrıca: âya ermeni çeteleri yine kurulursa?â?
nitekim, türkiyeâde dikkat ettiyseniz üç tane âsıfatlıâ? ilimiz vardır: âÅanlıâ?urfa, âkahramanâ?maraÅ, âgaziâ?antep. oysa, güneydoÄuâda düÅmana direnerek kurtuluÅ savaÅını baÅlatan bu illerimiz, 9 aydan fazla süren ingiliz iÅgalinde (17.12.1918-11.1919) tek silah patlatmayacak, ancak fransızlar gelince iÅgale direnmeye baÅlayacaklardır: çünkü onlarla birlikte ermeni lejyonu da gelmiÅtir. bu lejyonun ikili bir etkisi olacaktır: a) el konulan ermeni malları elden gidebilecektir; b) bu lejyonun yaptıÄı rezaletler (öldürmeler, yaÄmalar, ırza geçmeler vs.) büyük tepki doÄuracaktır.
***
ii) kurtuluÅ savaÅinda ve
cumhuriyetin baÅlarinda tabu
bütün olayın motoru, sevr barıŠantlaÅmasıdır.
sevrâin her yanda görülen haritasını bilirsiniz: osmanlıâya ancak orta anadolu kalmıÅtır. oysa bu harita doÄru deÄildir. osmanlıâya trakyaâda yalnızca istanbulâun kalmasına karÅılık, antlaÅma anadoluâyu neredeyse tümüyle lozan sınırları biçiminde bırakmaktadır. fakat iÅin inceliÄi Åuradadır ki, osmanlıâya bırakılan bu anadolu topraklarında 3 bölgenin çok yakında ayrılması öngörülmüÅtür:
1) md.62-64âe göre: altı ay içinde gerçekleÅecek bir özerk kürdistan kurulmaktadır ve bu bölge belli koÅullarla bir yıl sonra baÄımsız olabilecektir.
bu maddelerin sonucu Åu olacaktır: 1930âlarda türk kimliÄinin etnik bir tanımlamaya gitmesine ve âdaÄ türkleriâ? gibi terimlerin çıkmasına yol açacaktır.
2) md. 65-83âe göre: izmir ve civarı beÅ yıl sonra yunanistanâa katılabilecektir.
bu maddelerin sonucu Åu olacaktır: rumların büyük çoÄunluÄunun anadoluâdan 1923 mübadelesiyle atılmalarına, kalmasına izin verilenlerin yani âetabliâ?lerin de 1942, 1955 ve 1964âte varlık vergisi, pogrom ve göçe zorlama yollarıyla etnik temizliÄe maruz kalmalarına yol açacaktır.
3) md. 88 ve 89âa göre: trabzon vilayeti ve doÄu anadoluâda, yani anadoluânun yaklaÅık üçte birinde sınırları belirsiz bir büyük ermenistan kurulmaktadır. md.142 ve 144âye göre de ermeniler dönüp mallarını alabilecek, dinlerine geri dönebileceklerdir.
bu maddelerin sonucu Åu olacaktır ve türkiye cumhuriyetinin kurulması açısından asıl önemli olan da budur: kurtuluÅ savaÅında karadeniz halkları ve özellikle de kürtler ankaraânın yanında çarpıÅacaklardır, çünkü kesinlikle karadenizli ve özellikle de kürt çoÄunluklu bir bölge ermenistan yapılmaktadır. eÄer kürtler ankaraâya katılmasaydı kurtuluÅ savaÅı ne olurdu, bilemiyorum. ayrıca bu olay, daha sonra da, âtürkâ? kimliÄinin inÅasında ermenilerin temel âötekiâ? ilan edilmesiyle sonuçlanacaktır.
iÅte bu ortamda, tehcir sanıklarını idama mahkum eden aynı mahkeme bir de m.kemal ve arkadaÅlarını gıyapta idama mahkum edince ve bir de tehcirâin önemli kiÅileri ankaraâya gelip katılınca, tecziye ahitnamesi tamamen unutulacaktır. zaten, misak-ı milliânin kabul edildiÄi 28 ocak 1920 oturumunda müzakere ve kabul edildiÄi sırada bu ahitname misak-ı milliâye bir âekâ? biçiminde konulmuÅtu ve çoÄu milletvekili tarafından geçiÅtirilmek istenmiÅti. nitekim, 17 Åubat 1920âde yapılan ikinci celsede ilgili konuÅma Åöyle geçmiÅtir (belge için ahmet yıldızâa teÅekkür ederim):
zeki bey (gümüÅhane) âefendim, bendenizin sözüm var. (gürültü) ahitnameâde mesuliyet-i vükelâ hakkında olan madde yoktur, noksandır. rica ederimâ?.
reis: müzakere bitmiÅtir efendim (â¦)
bu durumda, tecziye ahitnamesi fiilen unutulmuÅtur. nitekim, lozanâa giderken heyete on dört maddeden oluÅan bir talimat verilmiÅtir. bunlardan sadece iki tanesi âolmazsa olmazâ? niteliktedir. yani, âkarÅı taraf kapitülasyonlarda ısrar ederseâ? ve âermeni yurdu meselesinde ısrar ederseâ?, heyet görüÅmeleri kesip ankaraâya dönecektir.
sonuçta, halkın ve özellikle de seçkinlerin kafasındaki Åudur:
âbiz bu gayrimüslimlere 1839 ve 1859âda haklar verdik, yetmedi. Åimdi de anavatanı istiyorlar. hem de düÅmanların yardımıyla. bundan sonra bu ülkede onlara yer yoktur. onlara varsa, bizlere yokturâ?.
neticede, ermeni sorunu diye biÅey cumhuriyet döneminde kolektif bellekten tamamen yok olacaktır.
***
iii) günümüzde tabu ve sevr paranoyasi
Åimdi, bugünkü türkiye insanının beynine girelim:
â1920âde sevrâi bize empoze edenler Åu anda ab üyeleri. aynı Åartları yine dayatıyorlar. azınlık hakları diyerek ülkeyi parçalayacaklar. bunların içte de âdemokrasi istiyoruzâ? diyen uzantıları var. bunun yanı sıra bütün komÅularımız da bizi yok etmek için sınırlarımızda hazır bekliyorâ?.
sevr yapıldıÄında olmayan bir sevr paranoyası bugün gittikçe yükselmektedir. genel sebebi: küreselleÅmenin ulusal kimliklerin ödünü koparmasıdır; düÅünün ki küreselleÅme fransaâda ve hollandaâda bile insanların ödünü koparıyor da ab anayasasına olumsuz oy verdiriyor.
tabuâya iliÅkin özel durumlar ise Åunlar:
1) tarihsel: millet sisteminin mirası
1454âte uygulanmaya baÅlanan ve 1839âda ve 1856âda teorik olarak kalkan millet sistemi fiilen devam etmiÅtir. hatta dikkat ederseniz, cumhuriyetâte Åu anda bile fiilen devam ediyor.
insanların dinlerine göre sınıflandıran millet sisteminin iki özelliÄi vardı: a) asimilasyoncu deÄildi, çoÄulcuydu, hatta bugün bile olmayan grup hakları veriyordu; b) ayrımcıydı; müslümanları millet-i hakime (hüküm veren millet), gayrimüslimleri millet-i mahkûme (hakkında hüküm verilen millet) yani ikinci sınıf tebaa sayıyordu.
türk milliyetçiliÄi baÅlayınca, birinci nitelik kayboldu ve ikincisi su yüzüne çıktı. milliyetçilik bunu, 19. yüzyıldan itibaren gayrimüslimlerin büyük devletlerin maÅası sayılmalarının da etkisiyle, ulusal kimliÄi inÅa etmek için âötekiâ?yi yaratmakta kullandı.
nitekim, dikkat ettiyseniz, bugün gayrimüslimleri âtürkâ? saymayız. ne onlar kendilerini türk sayarlar, ne de türkler onları türk. hatta, yine dikkat ettiyseniz, âmakbulâ? bir türk vatandaÅı olmak için lahasümüt olmak gerekir: laik, hanefi, sünni, müslüman, türk. millet sisteminin fiilen devamından baÅka bir Åey deÄil.
2) bilgisizliÄin etkisi
türkiyeâde insanlar, kimi iddiaların aksine, âvicdanlarını susturmak içinâ? veya âsevdiklerinin katil olduÄunu duymak istemedikleri içinâ? 1915 kırımını tabu sayıyor deÄillerdir. hiç ilgisi yok. ben hayatımda ilk defa 19 yaÅımda amerikaâda afs öÄrencisiyken ermeni gördüm ve ilk defa orada âermenileri kestinizâ? diye birÅey duydum ve hiçbir Åey anlamadım, hemen de unuttum. okuldan arabalarla çıkarken, çok matrak bir arkadaÅım olan bob harabedjian gülerek laf attı: âyou dirty turk! you killed armenians!â? hiçbir Åey anlamadım ve güldüm geçtim.
diyeceksiniz ki, doÄudaki insanlar bunu tevatür biçiminde duymuÅlardır. fakat hem âasıl onlar bizi kesti!â? biçiminde duymuÅlardır, hem de bu ülkenin kamuoyu dediÄiniz zaman doÄudaki köylünün etkisi marjinaldir.
iÅin doÄrusu Åudur: insanlar bu konuyu ilk defa asala cinayetleri vesilesiyle duydu ve Åoka girdi. bu Åok da tabuyu kuvvetlendirdi. bu adeta, sabahleyin, kurduÄunuz radyoyla uyanmak yerine el bombasıyla uyanmak gibiydi.
insanlar doÄu anadolu ermenilerinin cidden isyan edecek nedenleri olduÄunu bugün bile bilmiyorlar. nereden öÄrensinler istiyorsunuz? sanıyor musunuz ki, bu salonun dıÅında bunları bilen bir bu salon kadar daha insan var?
saÄcılar bilmiyorlar ve bilmek istemiyorlar. solcular da hiç farksız. zaten, farkındaysanız, türkiyeâde biz 1960 ve 70âlerde solculuk diye hep milliyetçilik yaptık ve buna en fazla alet olan kavram da, bugün bal gibi yabancı düÅmanlıÄı anlamına gelen âanti-emperyalizmâ? kavramıydı. türkiyeâde âyabancı devletler bu isyanları desteklediâ? dedin mi, bitmiÅtir. hemen arkasından Åu gelir: âarkamızdan vurdular, biz de cepheyi temizledikâ?.
insanlar bazı Åeyleri öÄrendikleri zaman farklı düÅünecekler.
3) âbunun arkasından baÅka Åeyler gelecekâ? korkusu: 3 t: tanıma, tazminat, toprak
Åimdi, yukarıdaki son cümlemi hemen yanlıÅlamak istiyorum. çünkü insanlar bu konuda diasporanın söylediklerini öÄrendikçe daha fazla ve daha sert itiraz ediyorlar. diaspora derken, monolitik bir bloku deÄil, bu ermeni topluluÄunda sesini duyuranlar arasında egemen olan duygu ve düÅünce kesimini kastediyorum.
dün taksi Åoförü söyledi. âsoykırım terimi kabul edilse ne olur dersin?â? dedim, âtazminat isterler, arkasından da toprakâ? dedi. bunları ortaya atarak, diaspora, bizzat tanımaâyı önlüyor. alfabesini bile terk ettiÄi bir imparatorluÄun yaptıkları için niye tazminat ödeyeceklerini insanlara türkiyeâde kimse asla anlatamaz.
toprak ise tamamen saçma. sözünü bile etmeye deÄmez ve diasporanın aklı baÅında olanları buna hiç girmez. bu konunun nasıl bir tepki yarattıÄını görmek için Åu örnek yeter:
ermenistan sovyet sosyalist cumhuriyeti yüce konseyinin 23 aÄustos 1990âda yayınladıÄı âermenistanâın baÄımsızlıÄı hakkında bildiriâ?nin 11. maddesi doÄu anadoluâdan âbatı ermenistanâ? diye bahsetmiÅti. yani, 1921 moskova ve kars antlaÅmalarıyla saptanan türkiye sınırını tanımadıÄı göstermek istiyordu. bu husus, aynı maddedeki âjenositâ? teriminden çok daha fazla tepki yarattı. ter petrosyon hükümeti aynı hatayı tekrarlamadı ama, bu tepki bugün aynen sürüyor. dıÅiÅleri mensupları nezdinde bile. üstüne bir de d.karabaÄâın iÅgali binince, her an gündeme getiriliyor. tabuâya en fazla katkıda bulunan Åeylerden biridir.
4) türk diplomatlarına suikast ve cezasız kalması.
nasıl 1915 kırımının cezasız kalması ermeni halkında büyük tepki yarattıysa, bu kırımdan hiç bilgisi olmayan türkiye halkı da diplomatlarının öldürülmesine büyük tepki duydu.
her cinayette, derhal jenositten bahsedildi, hemen 1915 fotoÄrafları gösterildi. adeta, âaferin, ellerine saÄlıkâ? dendi. dahası, katillerin çoÄu ya yakalanmadı yada sembolik cezalarla salıverildiler.
üstelik bu dönemde türkiyeâde anarÅiden günde 10-20 kiÅi ölüyordu; türkiye insanı bu cinayetleri bununla birlikte düÅündü.
bütün bunlara halkın tepkisi o kadar fazla oldu ki, içiÅleri bakanı meral akbilmemne öcalanâa hakaret etmek için âermeni dölüâ? dediÄi zaman halktan kimse çıkıp da âsen utanmıyor musun?â? demedi.
5) nihayet, belki de en önemli sebep: jenosit terimi.
önce Åunu iyi koyalım: jenosit terimi, sosyal bilim terimi deÄildir; böyle yeni icatlar çıkarmak bilimsel olarak o kadar kolay deÄil. 1948âden beri kullanılan bir hukuk terimidir.
ama mesele orada deÄil. Åurada: diaspora, onlarca yıl âmetz yeÄernâ? (büyük felaket) dediÄi 1915 kırımına, jenosit terimi 1948âde çıkıp da o menfur yahudi kırımını simgeler hale gelince, büyük bir keÅif yaptı: 1915âi yahudi jenositiyle aynı Åey saydırıp tepkiyi artırmak için buna da jenosit demek, dolayısıyla da türkleri nazilerle özdeÅleÅtirmek.
bunun arkasından da, gaz odaları arayıp bulmak gelir. nitekim, trabzonâda gaz odaları kurulduÄunu Åu anda iddia eden araÅtırmacılar var. bunlar, ermeni halkına onur getirmekten uzak Åeylerdir. mazlumiyeti temel ve hatta biricik sermaye yapmak mazlumu küçük düÅürür ve onun haklılıÄını fiilen azaltır.
ingilizcede meÅhur deyimdir: hem pastayı ye, hem kreması bozulmasın, bu olmaz. diaspora hem türkiye 1915 kırımını tanısın ve inkâr etmeyi artık bıraksın istiyor, hem de bunu yahudi soykırımıyla aynı Åey sayarak türkiyeâde sorunun tartıÅılmasını ve tanımaâyı zorlaÅtırıyor.
dahası, â1915 kıyımı diye bir Åey yoktur!â? biçiminde bir inkârı tetikliyor ve iki taraflı âterminoloji fetiÅizmiâ?ne yol açıyor: âsoykırımâ? ve âsözde soykırımâ? fetiÅizmlerine.
***
sonuç:
1) bu ermeni tabusu, türkiyeânin hasta kafa yapısının bir sonucudur ve ülkedeki sevr paranoyasının en büyük tetikçisidir.
paranoya, bir akıl hastalıÄıdır. iki türlü çatıÅma yaratır: a) paranoyak olan kiÅinin zihninde, b) paranoyak ile onunla çatıÅmakta olanlar arasında.
türkiyeâdeki paranoya, ülke bu konuyu tabu saymayı bıraktıÄı zaman iyileÅecektir. bu iyileÅme hem türkiye insanını hem de ermeni insanını özgürleÅtirecektir.
bu tarihsel görev, türkiyeli aydınlara düÅer. bu görev yapılmadıkça, türkiye tarafında prof. halaçoÄluâların, ermeni tarafında prof. halaçyanâların egemenliÄi sürecektir.
bu görev baÅlamıÅtır ve yapılmaktadır; en büyük kanıtı da bu konferansâtır. burada çeÅitli cesur aydınların yanı sıra, h.dinkâin baÅlattıÄı agos gazetesinin de rolü büyüktür.
2) fakat bu sorunun çözümü bu kadar basit deÄildir. çünkü bu mesele iki taraflı meseledir. ermeni halkı ve özellikle de diasporası (çünkü diaspora hem yaÅadıÄı ülkede azınlık hem de anavatanından uzakta azınlık olduÄu için kimlik sorununu daha yoÄun yaÅamaktadır) 1915âin inkarı yüzünden sarsılmıŠbir zihin yapısı, bir travma yaÅamaktadır.
bu travmanın tedavisi de ermeni diasporasına düÅer. bu tedavi hem ermeni insanını, hem türkiye insanını özgürleÅtirecektir.
ermeni halkının en dinamik unsuru olan bu diaspora, bugüne kadar, insanlıÄa unuttuÄu bir trajediyi hatırlatmak gibi tarihsel ve önemli bir rol oynamıÅtır. Åimdi sıra, iki devlet arasında bir diyalog yaratıcı rol oynamaya gelmiÅtir. en azından, diyalog kanallarını tıkamamak biçiminde bir roldür bu.
diaspora bunu yapmak istemeyebilir. kendisi için çok daha yararlı saydıÄı bir Åeye, yani türkiyeâyi her fırsatta sıkıÅtırmaya devam etmeyi tercih edebilir. ne de olsa, âtuzu kuruâ?dur (ermenicesi: âaÄı çor eâ?).
diasporanın büyük çoÄunluÄu, bugüne kadar böyle yapagelmiÅtir. önce türk diplomatlarının katlini onaylamıÅtır, sonra da âjenosit kararlarıâ?na yüklenmiÅtir. her iki yöntem de siyasal olarak büyük baÅarı kazanmıÅtır, fakat birincisinin etik deÄeri ve ikincisinin de hukuksal deÄeri, yani ikisinin de uzun dönemdeki etkisi çok tartıÅmalıdır.
1915 kırımında yapılan insanlık dıÅı Åeyler diasporanın büyük bölümü için bir kan davası vesilesi olabilir; ama karÅı tarafta da bir kan davası yaratır. hem bunun sonu yoktur, hem de bu ermeni halkının çıkarlarını ve taleplerini zedeleler.
***
dikkat ederseniz bu konuÅmamda ben türkiyeâyi fazla eleÅtirmedim. çünkü türk resmî tezinin ve tutumunun her yanında mum yanıyor; nesini eleÅtireceÄim. zaten birçok bildiri bunu yeterince yaptı. ben burada, tabuânun sürgüt devam etmesinde büyük rol oynayan iki diaspora çeliÅkisine dikkatleri çekerek bitirmek istiyorum:
1) diaspora bir yandan türkiyeâye: âtabuâyu tartıÅ!â? demekte, diÄer yandan da fransa veya isviçreâde aynı konunun tartıÅılmasını engelleyici kanunlar çıkarttırmaktadır. fransaâda bernard lewisâin â1915 soykırım deÄildirâ? dediÄi için 1 frank tazminata mahkum olduÄunu hatırlayınız.
2) diaspora, tabuyu tartıÅmıyor diye türkiyeâyi eleÅtirmekte, ama âjenositi tanımakâ? diyerek âtazminatâ? diyerek âtoprakâ? diyerek türkiyeâdeki aydınların iÅini zorlaÅtırmaktadır.
bunlar, ingilizcede âoverdoingâ?, türkçede de âtadını kaçırmakâ? denen Åeylerdir. mutlaka ermenicesi de vardır.
aslında bu iÅi de, en çok, diaspora deÄil, baÅka ülkelerden üçüncü kiÅiler yapmaktadır. ör. israilli prof. israel charny bunlardan biridir. venedikâdeki toplantıda kulaklarıma inanamadım. talat paÅaânın katlinden bahsederken âbrave assassination of talaatâ? (talatâın cesurca öldürülmesi) dedi. kalkıp sordum, âgrave (vahim) mi dediniz, brave mi?â? cevap: âtabii ki brave dedimâ?. âsizin gibi pasifist olduÄunu söyleyen, insancıl konularda çalıÅan bir bilim adamının, bir katil dahi olsa bir insanın arkadan vurularak öldürülmesini cesurca diye tanımlaması üzücüdürâ? dedim.
fransız prof. yves ternon yine aynı toplantıda çok sivri bir konuÅma yaptı ve arkasından türkiyeli bilimadamlarına hitaben ekledi: âmaintenant, allez dire ça à vos maîtres!â? (Åimdi gidin, bunları efendilerinize söyleyin!). Åimdi aramızda bulunan raffi hermonn buna kalkıp gerekli cevabı verdi.
verdi ama, bu insanların 1915 kanı üzerinden tahrikçilik yapması ermeni halkının yararına deÄildir. tabuâyu sürdürmeye ve düÅmanlıÄı sürdürmeye yaramaktadır. kimi ermeni dostlar bu söylediklerime kızsalar bile bu böyle. vurmalarını, fakat dinlemelerini öneririm.
diaspora, artık neyi daha önemli sayacaÄına karar vermelidir: 1915âteki ölü ermenilerin intikamını almak mı, yoksa türkiye ve ermenistanâdaki canlı ermenilerin mutluluÄunu kurmak mı. tarihe baÅarılı bir intikam alıcı olarak geçmek mi, yoksa baÅarılı bir barıŠkurucu olarak geçmek mi.
***
bu noktada, siyaset bilimine aÅina olanlar hatırlayacaklardır ki, çatıÅma teorisinin verilerinden biri de Åu formüldür:
âçatıÅma, barıŠdoÄururâ?. çünkü çatıÅma, karÅılıklı acı demektir. karÅılıklı acı kaçınılmaz olarak bir ortak bilinç yaratır, o da kaçınılmaz olarak bir normâun doÄmasına yol açar. bu da sonunda düzen yani barıŠgetirecektir.
ama bu formül sadece çatıÅmaânın birinci aÅaması için doÄrudur. ikinci aÅamada âçatıÅma, çatıÅma doÄururâ? formülü geçerlidir. tanımaâyı çok iyi anlıyorum ve kesinlikle destekliyorum. âjenosit terimini kabul etsinler!â? diye ısrar ve tazminat ve toprak talepleri ise bu ikinci aÅamayı beslemektedir. aynen, âsözde soykırımâ? teriminin yaptıÄı gibi.
herhalükârda, her ikisi de âtuzu ıslakâ? olan türkiye ve ermenistan doÄrudan iliÅkiye girmek ve birbirini tedavi etmek zorundadır.
ilk iÅ olarak türkiye, diplomatik iliÅki kurmanın ve sınır kapısını açmanın önündeki engelleri bir an önce yerlebir etmelidir.
benim aldıÄım bilgiler, bunun en geç gelecek yıl gerçekleÅeceÄine iÅaret ediyor. âÅimdiden kutlu olsunâ? demeyi gönlüm istiyor.
19/07/2007 at 18:04
Ebru hanim, soylediklerinize bakarak size sunu soyleyebilirim siz de kitlesel tahriklere kapiliyorsunuz. Baskin Oran yuzyillar boyunca ne Osmanli yonetiminin ne Turkiye Cumhuriyetinin pek ugramayi tercih etmedigi yerlerde oturup insanlar ile zaman gecirmeyi tercih etmis olabilir.
Not. Simdi Arikan’in cevaben ekledigi yaziyi okuyacagim.
19/07/2007 at 19:20
Baskın Oran Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Raporu‘nu yazdıktan sonra hakkında açılan davada savcılığa verdiği “Karşı-iddianame” adlı savunmasıyla kendisini yargılayanlar başta olmak üzere herkese büyük bir ders vermiştir. Bunu yine Ekşi Sözlük Baskın Oran girdilerinden buldum.
19/07/2007 at 20:53
Burak, Karşı-iddianame cok iyiymis. Kesinlikle tekrar okuyacagim, oldukca bilgilendirici ve ders gibi geldi bana : )
19/07/2007 at 20:54
Pardon, zaten ‘buyuk ders vermiştir’ demişşin. Tekrar oldu.
19/07/2007 at 21:39
Ekşi Sözlük’de ve Internet’in dört bir yanında bu yazıları kopayalayıp çoğaltanlar sağolsun.
20/07/2007 at 01:29
Oyumu Neden Baskın Oran’a Vermezdim
Temsili demokraside siyasi partilerin rolü önemlidir. Pek çoğumuz günümüz siyasi partilerinden pek hoşlanmasak da, siyasi partiler herşeyden önce programları yoluyla siyaset yaparlar. Bu programlar ise partilerin ideolojik eğilimlerini, metodlarını sunar. Siyasi partiler örgütlüdür. Yani görüşler, eğilimler tabandan tavana parti programı çerçevesinde değerlendirilir ve demokratik temsil gerçekleşir.
Baskın Oran ise örgütsüzdür. Bugün ezber bozar, yarın ihale kovalar; bilemeyiz. İnsandır çünkü. Görüşlerinin sürekliliğini sağlayacak bir parti programına, tabanı ile demokratik etkileşimini koruyacak bir örgüte sahip değildir. Arkasındaki hatırı sayılır medya gücü ve ekonomik desteğe rağmen böyle bir örgütlülüğü tercih etmemiştir. “homo sapiens sapiens kadar bağımsız bağımsızım” der. Bu anarşik çıkış pek çoğumuzun hoşuna gitse de, ideolojileri ve örgütlü demokratik temsili bir kalemde silip kişilere oy vermeyi 70-80 yıl öncesine ait bir tavır olarak yorumluyorum. Bu yüzden Baskın Oran’a oy vermek depolitizasyonun adıdır.
Oran emekli bir akademisyendir. Bu ayki Roll dergisinin ekindeki kendi anlatımıyla “tam da bodruma yerleşmek üzereyken, görev onu çağırmıştır”. Yani bu göreve dünden hazır değildir. Ben bu göreve dünden hazır bir aday arzuluyorum.
Unutmadan bugün Baskın Oran’ın yaptığı gibi, bir önceki seçimlerde de Genç Parti ve TKP alternatif medyaları (internet, gerilla propaganda vb.) başarıyla kullandılar. Propoganda yöntemleri ile siyaset biçimleri arasında eminim bir takım paralellikler vardır. Ama buna yenilikçilik demek pek doğru gelmedi bana.
Oyumu Neden Ufuk Uras’a Verirdim
Ufuk Uras için aynı şeyleri söylemek mümkün değildir. O, bağlı-bağımsızdır. Arkasında programlı bir parti ve bu partinin tabanı vardır. TBMM’ne sırf muhalefet yapmaya değil, bu örgütllü düşüncenin demokratik temsili için gitmektedir. Bugün beni yarın seni savunmaya değil de, bir düşünce zemini çerçevesinde bazen beni, bazen seni savunmaya taliptir. Çünkü o hayatını mülkiye’ye değil, özgürlük ve dayanışmaya adamıştır.
Not
Karşı iddianame ile ilgili olarak “Sanat ve Hayat” dergisinin armağanı olarak elime geçen “Aydın Savunmaları”nı herkese tavsiye ederim. Aziz Nesin’den, Ahmet Altan’a, Perihan Mağden’den, Elif Şafak’a kadar pek çok aydının trajikomik suçlamalar karşısındaki tutumlarını merak edenler için doğası gereği mizah yüklü, eşsiz bir kaynak. Baskın Oran savunması ilk değil, son değil. Keşke öyle olsa.
20/07/2007 at 05:16
Etkin 70-80 yıl öncesinde ait tavırdan kastettiğin nedir? 2007 – 70 = 1937. Biraz açar mısın?
20/07/2007 at 10:58
[Konu üzerinde çok derin düşünmediğimden, kimi noktalarda bilgi eksiğim olduğundan ve dahi araştırmaya üşendiğimden biraz dağınık oldu yorumum, afedersiniz.]
Gülümsemeyi beceremeyen onlarca insanın milyonlarca fotoğrafı arasında nefes almaya çalıştığımız [ve tabii ki 'birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz':)] bu günlerde, Baskın Oran, alışmadığımız bir şey yapıyor: Caf caflı sözler vermiyor, yeminler etmiyor, hatta iktidar olmak amacında bile değil. Baskın Oran, anlatıyor.
Onyıllardır kollektif bilinci ve hafızası reset üstüne reset yemiş bir ülkeye Ermeni sorununu anlatıyor, Kürt sorununu anlatıyor, Atatürk’ü anlatıyor, demokrasiyi anlatıyor, anlatıyor da anlatıyor. Bu sebepten, Baskın Oran seçilebilirliğinden bağımsız olarak, şimdiden sesini duyurabildiği yerlerde bir tokat olmasa da, fiske etkisi yaratmıştır.
Ama tabii burada “sesini duyurabildiği yerler” çok mühim. Baskın Oran, henüz yalnızca anlattığı konularda zaten -hiç olmazsa- genel bir fikri olanlara, ve onların bitişiğindeki, bu verileri alabilecek insanlara erişebilmiştir. Çoğunlukla 30, yer yer 50, hatta kimi bölgelerde 70 senelik köklenmiş yanlış-bilgi (misinformation) ağlarının arasında Baskın Oran değil anlaşılmak, dinlenemez bile. Ama kendisinin herkese ulaşmak gibi bir kaygısı da yok, bu da güzel.
Önce kişisel olarak bakalım Baskın Oran’a: Ununu elemiş, eleği asmış diyebileceğimiz, şanlı şerefli (yani bir kaç kez görevine son verilip geri gelmiş) bir akademi emeklisi. Pek büyük hırsları yok, yanlış bir şeyler görüyor ve bu konuda yapabileceği bir şeyler olduğuna inanmış.
Buna inanmak, belirtmem gerekir ki, pek kolay değildir. Hepimiz bir çok yanlış fark ederiz ve nasıl düzeltilebileceği hakkında üç aşağı beş yukarı bir fikrimiz olur. Ancak bireysel olarak buna müdahale edebileceğimizi asla düşünmeyiz. Ki haklıyızdır da, edemeyiz. Baskın Oran da edemez.
Baskın Oran’ın bugün bulunduğu noktada bulunma sebebi, kendisini yıllardır tanımış, kendisine saygı duymuş ve kendisini “ortaya atmış” olan sivil toplum kuruluşları, akademik çevreler ve kendisinin “fildişi kulesinde oturan akademisyen” den farklı bir insan olmasından kaynaklanan kişisel bağlantılarıdır.
Bence en önemli soru şu: “Peki, Baskın hoca bizim için ne yapabilir?”
Meclis içinde neler yapabileceğini hepimiz biliyoruz. Bağımsız olmanın partili olmaya göre avantajları var: Özetle her yere rahat rahat burnunuzu sokabiliyorsunuz. Meclis içinde “bet ses”lik görevini layığıyla yerine getireceğine inanıyorum. Peki bunun ne etkisi olacak?
Şahsen Baskın Oran adını televizyonlarda, gazetelerde pek sık göreceğimizi düşünmüyorum. Kendisi mecliste yırtınsa da bunun etkileri kamuoyuna çok sık yansıtılmayacaktır. Ancak yine de mecliste bu denli bet bir bet sesin bulunmasını günümüz koşullarında zorunlu görüyorum.
Baskın Oran, olasılıkla interneti son derece efektif şekilde kullanacak ve meclisten kitlesine (ve bu kitlenin eğer kendisi meclise girerse çok artacağına inanıyorum) haberler uçuracak, tarih temelli güncel siyaset dersleri verecek, bakarsın üç beş de anket yaparak kendi kitlesinin doğrudan temsilcisi olmaya çabalayacaktır. Baskın Oran’ın mecliste bulunmasını arzulamamın temel nedeni de budur.
Türk siyasetinin soğuk ve gri yüzünde belirmiş parlak bir noktadır Baskın Oran nazarımda, umarım değerlendirilebilir.
20/07/2007 at 11:32
Ah seçim sonunda burayı da vurmuş…
@Etkin, ayrım net olmuş. Bir süredir Oran-Ufuk çizgisindeki kampanyalarla ilgili nice eleştiri okuyorum, çoğunda benzeri bir noktadan yola çıkılıyor ama bu aralarında en kısa ve net anlatımlardan biri olmuş, ağzına sağlık…
@Arıkan, ben 70-80 öncesinden tarih gelişigüzel, örnek kabilinden değilse ilk/ikinci meclis zamanlarındaki tek parti, yüce iktidar dönemindeki seçkin, hali hazırda seçilmiş de, oylanması kalmış insanların oluşturduğu elit parlamento günlerine bir gönderme çıkardım… Zaten çoğunluğu ittihat terakki, jöntürk hareketi ve benzeri kurucu hareketler içinde belirli pozisyonları olan insanların çeşitli illerin vekilleri sıfatıyla meclise girmeleri meclis kavramının ağa sofrasından farkını halkımıza pek de gösteremeyen bir başlangıç kurguladığı için bugün hala konuştuğumuz konuların yabanlığına kadar da götürdü kafamda… sonra dedim, yok bu benzetme buralara kadar gitmiyordur, ben abarttım, ama yakıştı
@Ebru, bu siteyi takip ettiğine göre kavramsal sanat, yeni medya gibi alanları da takip ediyorsun diye var sayıyorum, kuzum azıcık da siyaset, tarih okusan da o alanda ilkokul çocuklarıyla aynı naiflikte kalmasan? Ayrıca Baskın Oran Diyarbakır’a mitinge değil, cenazeye gitmişti aradaki fark herhalde nettir…
Genel anlamda konuya ilişkin olarak da söylemek istediğim şöyle bir şey var: Bağımsız aday fikri çıktığı günden beri beni heyecanlandırdı… Gerçekten de çok iyi çalışılmış bölgelerde, sadece baraja ve siyasetin elitine nanik yapmak için sembolik olarak kazanılmış 3-4 tane sandalyenin mevcut halimize önemli bir pansuman yapacağını düşündürdü. Ne var ki, Ufuk Uras konusundaki uzlaşı bu minvalde anlamlı olduğu kadar Baskın Oran, sürecin de etkisiyle maalesef İstanbul entelijansiyasının zaaflarıyla dolarak anlamsızlaştı.
Bilmiyorum bunu hisseden, düşünen bir tek ben miyim ama; Baskın Oran kampanyasını yürüten reklam şirketleri (ki bir siyasi hareket, neden ürün pazarlamacılarından destek almakta beis görmez? Bu bence Uras kampanyasının da bağımsız olmadığı önemli bir tartışma konusudur) olayı handiyse Amerikan senato seçimlerindeki “isim=marka” düzeyine çektiler. Tüm ulusal kanal ve mecralardan Baskın Oran’ın nasıl ezber bozacağını dinliyoruz. Öte yandan Oran’a oy verip vermeyeceğini tartışması gerekenler İstanbul 2. Bölge sakinleri…
Ben Ankara’da yaşayan bir insan olarak bu kadar duymak istemiyorum Oran’ı. Onun yerine “Bin Umut Adayları” diye başlayan ve solun her zamanki kifayetsizliğiyle Kürt hareketinin hegemonyasından kurtulamayan “bağımsız aday” çabasının Ankara’daki önerisini duymak istiyorum, ama olmuyor. Çünkü Oran kampanyası o hareketten de (terk edildiği için) bağımsız ve fakat onların “sesleri baskın çıkıyor” gerçekten. Farkında değiller ki, AKP’den, CHP’den, düzenden, çıkan sesleri bastıramıyor, ama kendi minvalindeki bağımsızları ezip geçmek için kullanılıyor medya tarafından Oran’ın ezber bozan motorsikletli fotoğrafları.
Pratikte bakınca Oran kampanyasını düzenleyenler haklı, DTP kazık attı, onlar da o hareketle bir parallelik kurmayı doğal olarak bıraktılar. Ama gene bölünerek azalan Türk solu durumunda bir değişiklik yaratmayı, bağımsız olarak bile beceremeyişimiz ışığında, hangi ezberi bozacağız diye kimse mi sormaz?
Aynı bölgede bağımsız aday olan Ayşe Tükrükçü (ve 1. bölgeden Saliha Ermez) ya da Ercan Atmaca bana neden bağımsız aday olunmalıdır, olunabilir gibi soruları daha anlamlı yanıtlıyorlar. Yıllarını sendikal/emek mücadelesine vermiş bir işçi, kendini ifade edebileceği bir parti bulamadığı için politik mücadelesinde yoldaşlık ettiği insanlarla bağımsız olarak örgütleniyor; ya da kim bilir hangi trajik hikayenin sonunda “vesika” sahibi olan Ayşe Tükrükçü bu gölgeden sıyrılmanın her anlamda siyasi mücadelesini veriyor. Bir isim, bir geçmiş, bir öykü öne çıkarılacaksa siyasi anlamda, ben bu öyküleri yeğliyorum Ankara’nın ahı gitmiş, vahı gitmiş, Bodrum’a yerleşecekken çark etmiş hocasına…
20/07/2007 at 11:33
ile bu bold faciasına müdahale etmeye çalıştım ama olmadı
20/07/2007 at 17:18
@burak > 70-80 yıl öncesinden bahsederken, belki löker’inki kadar detaylı ve yakışıklı tarif edemesem de, o dönemin ağa sofrasına gönderme yaptım. Baskın Oran farklı azınlık gruplarının çıkarlarını savunmaya talip. Bu grupların herbirine, seslerinin baskın olacağını vaad ediyor. Çıkarları birbiriyle çoğu zaman çatışan bu grupların herbirinin sesinin baskın olmasının matematiksel imkansızlığı bir yana ideolojik temsilden uzaklaşıp çeşitli çıkar (maddi,manevi) gruplarının temsili tam da 70-80 yıl öncesinin ağa sofrasına benzetiyorum. Kaldı ki herkesi kucaklamak bir bağımsız adayın tutumu olmamalı.
@löker >Baskın Oran’ın markalaşması hakkındaki eleştirilerine harfiyen katılıyorum. Böyle hisseden bir tek sen değilsin.
20/07/2007 at 23:23
Maalesef bu aÄa sofrası ile bugün Baskın Oran’ın yaptıkları arasındaki iliÅkiyi anlayamadım. Biraz daha açar mısınız. @Etkin kim çıkar gruplarnı temsil ediyor? Baskın Oran’ı kastediyorsan açar mısın örneklerle. Hangi çıkar grupları?
Neden herkesi kucaklamak bir baÄımsız adayın tutumu olmamalı? Varsayımın nedir?
MarkalaÅma bence çok kolay bir etiket. Ben televizyon seyretmiyorum ve gazete okumuyorum. Bütün bilgileri Internet’ten aldım. Yani mesajlar kafama merkezden girmedi, kendi isteÄimle eriÅtim. Ãnce bir yerde rastegele karÅılaÅtım sonra okuduklarım ilgimi çekti ve daha fazla bilgiyi sitelerinden ve YouTube videolarından aldım. BaÅka baÄımsız adayların önünün Baskın Oran kampanyasının yoÄunluÄu dolayısıyla engellemesi yorumu ilginç. Internet sitesi yaptırmak 50YTL.
Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Raporu‘nu okudunuz mu? Veya bu rapor üzerine açılan davada Baskın Oran’ın savcılıÄa verdiÄi âKarÅı-iddianameâ? adlı savunmasını okudunuz mu? Bu raporda önerilen “Türkiyeli” üst-kimliÄi matematiksel olarak deÄil sosyal olarak çalıÅacak bir Åey. KarÅı-iddianame’de farklı kültürden, farklı dinden, ve farklı dilden insanların nasıl bir ülkede beraber yaÅadıÄından detaylı örnekler veriliyor. Bunu ben de ilk defa 22 yaÅımda Biritanya’nın güney batısında Galler bölgesine gittiÄimde farketmiÅtim. Otobanda okullarda heryerde tabelaların İngilizce deÄil Gallerce yazdıÄını görünce ÅaÅırmıÅtım.
“Türkiyeli” üst-kimliÄi yıllar önce toplum bilincine yerleÅmiÅ olsaydı Türkiye’de hepimiz çok daha mutlu yaÅardık.
21/07/2007 at 00:37
Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Raporu’nu Türkiye’de yaşayan hiçkimsenin es geçmesi mümkün değil. O dönemde Baskın Oran medyada sıkça yer aldı ve konu ülke genelinde tartışıldı.
Baskın Oran’ın şahsını ağaya falan benzeten yok tabi ki. Ancak yöntemleri -ki daha çok bunu tartışıyoruz sanırım- o dönemin siyasi beklentilerini karşılar nitelikte. Yani AKP’nin kumanya karşılığında oy istemesi ile Baskın Oran’ın tüm azınlıklara şeker dağıtması arasında “öz”de bir fark yoktur. Oysa mecliste, Türkiye’nin siyasi haritası (iller) üzerinden farklı örgütlü siyasi duruşlar temsil edilir. Bunun tersini yapmak ezber bozmaksa; Baskın Oran benim ezberimi bozmuştur.
Daha önceki yorumumda belirttiğim çıkar grupları Baskın Oran’ın kucakladığı, sesi baskın olmayan gruplardır. Buradaki probleme örnek olarak: Çerkezler derki “Türkiye AB’ye gireceğine Türki Cumhuriyetlerle birleşsin”, oysa eşcinsellere sorarsan Türkiye yüzünü batıya dönmelidir. Alın size çıkar çatışması. Kimin sesi baskın olsun?
Baskın Oran’ın “Çerkezler eşcinselleri savunacak” tezi ancak uzlaşı demokrasisiyle mümkündür. Uzlaşı demokrasisinde ise günün sonunda iş at pazarlığına döner. Örneğin; Çerkezler Türki cumhuriyetlerle olan bütünleşme isteklerinden vazgeçmeleri karşılığında tüm yüksek öğretim kurumlarında “çerkez dili ve kültürü” kürsüsü açtırırlar, eşcinsellerse Türkiye yüzünü batı’ya döndüğü için başka bir taleplerinden feragat ederler. Böylesine al gülüm ver gülümler toplamında ise meclis, çoğunluğun makul kararları yerine azınlıkların münferit pazarlıklarıyla uğraşır olur.
Markalaşma zor bir etiket. Örneğin Ufuk Uras’a, Baskın Oran’ınki kadar kolay yapıştıramazsınız.
Unutmadan internetteki bilginin de geleneksel medyadan beslendiğini, en kötü ihtimalle bu medyaları takip eden insanlar tarafından oluşturulduğunu göz önünde bulundurduğumda; “ben neyi “pull” ettiysem, onu “push” ettiler, kafam temiz” diyemiyorum.
21/07/2007 at 00:51
Oran’ın ezberini bozacağı insanlar kitlesel medyadan beslenmeyen, internette yolunu bulan, siyasi bilinci belirli kriterlere dayalı senin, benim gibi seçmenler miydi?
Yok halamın ezberini bozmaya aday olduysa, halam Oran’dan henüz hiç bir şey duymadığını düşünüyor, Oran’dan başka bağımsız adaylar olduğunu da ben ayrıca açıklamak zorunda kalıyorum.
Oysa çıkış noktasında bağımsız aday hareketinin amacı, sesi barajla, parti siyasetinin dezavantajlarıyla bastırılmış olanların öne çıkabilmesi, yerel siyaset dinamiklerinin güçlenebilmesiydi… (Ki aşağıda buna ayrıca değineceğim, Etkin’in itirazı buradan başlıyor diye anlıyorum)
Maalesef kaşla göz arasında çıkış noktası kayboldu ve cihangir-nişantaşı hattından elit bir sözcü sunuldu. Tüm ezilenleri (aynı nedenle ezilmiyor olmalarına rağmen) o temsil etme iddiasına vardı. Oysa aynı bölgede Oran’ın temsil etmeye çalışacağını söylediği insanlardan bazıları halihazırda kendilerini temsil çabası içinde. Oran, arkasında onlarca iletişim uzmanı, bağışçılar ve gazeteci ordusu ile o kadına rağmen, o kadını temsil etmek için rekabet ediyor şu anda… Fiilen o bölge seçmeni ikisinden birine oy atabileceği sürece önünü kesiyor ve kadın bir İnternet sitesinin 50 YTL olduğunun farkında bile değil muhtemelen çünkü bu olanakları tanıyabileceği bir üniversiteden değil, mektepten geliyor…
Yerellik ve elit meselesi arasındaki ilişkiyi de kendi anladığım kadarıyla kurmaya çalışayım, bugünün terminolojisiyle bağımsız aday demek yerel aday demek, seçim bölgesinden öte bir örgütlülük içermiyor demek… Aksi ihtimalde kendisiyle aynı zemini paylaşanlarla bir parti içinde aday olurdu diye var sayabiliyoruz.
Ek olarak başka bir bileşen de ülke barajı, bunu aşmak için bağımsız adaylığa ise sadece taktik olarak bakıldığı için kimse tartışmıyor. Misal Ufuk Uras hala ÖDP başkanı olarak vitrinde aslında, Levent Tüzel EMEP olarak, Filiz Koçali SDP olarak giriyorlar aslında seçimlere, bir kişi de olsa mecliste bu partilerin isimleri, sembolleri var olması için, bu kadarını olsun hak ettiklerine inandıkları ve güçlerinin buna yeteceğini umdukları için… Bu yanıyla Oran’dan farklı olarak Etkin’in ilk eleştirisi onlar için geçerliliğini yitiriyor gibi görünüyor.
Örgütsüzlük eleştirisinde Oran’a gelince, tüm ülke genelinde görüş bildiren, yerele ait olmayan ama yerel bir temsiliyet tabanında meclise gidecek insanlar, benim benzetmemde olduğu gibi ilk ya da ikinci meclisin vekillerine benziyor.
Siyaset zemininde söylem üretmek dışında bir araçları yok ve bunun arka planı yine soyut kalıyor (hele Oran gibi akademik geçmişlerde), haliyle taban oluşturmak gibi bir şansları yok, seçilmek için ellerindeki tek şey sahip olabildikleri kadarıyla güç ilişkileri…
Bunu daha önce Sedat Bucak, Mehmet Ağar gibi figürlerin partileriyle ters düştüklerinde aşiretlerince, tebaalarınca seçilmelerinde gördük. Ulusal siyaset figürü olmalarına rağmen yerelde örgütlendiler, güçlerini bir noktada birleştirdiler.
Oran’ın bugün tanımlanmaya çalışıldığı pozisyon ne yazık ki siyaseten aynı durumda ben de bu yüzden onu nişantaşı vekili olarak tanımlıyorum. Aslında aşireti, köyü tarafından desteklendiği için vitrinde duruyor. O aşiretin çıkarları ve beklentisine sözcülük edecek. Avrupa Birliği medeniyettir, varalım diyecek. Ait olduğu aşiret beyaz türkler olduğu için, üretim ilişkileriyle somut kesişme noktası medya sektörü olan bir aşiretten olduğu için de ister istemez sesi yankılanıp ulusal ölçeğe fırlıyor.
İstanbul’un diğer bölgelerinde yaşayan ve Oran kampanyasında çalışan arkadaşlarım var. Kendi yerellerinde aday destekleyemedikleri için, kendi meşreplerinden birini bulamadıkları için… Demek ki işe yaramıyor diye düşünüyorum doğal olarak. Daha 2. bölgenin sevgili adayı için ortaya konan emek, 3. bölgeden bir adayla dayanışmaya ve birlikteliğe dönüşemiyorsa aleviler neresinden kucaklayacak eşcinselleri?
hamiş: Oran’ın akademik kimliği, zeki ve samimi üretimleri bu konuya bağlı olarak tartışılması gereken şeyler değil bence. Beyaz Türk olmasını ve bu tanımlamayı da burada başlı başına olumsuz bir nokta gibi kullandım ama bağlamdan bağımsız olarak o da eleştiri değil (hem ben neyim sonuçta).
Baskın Oran sevimli, güzel bir akademisyen. Kendi dünyasında çalışkan, paylaşmayı seven, açık zihinli bir “ağabey”. ama bu özellikler bence onu siyasetçi yapmadığı gibi, siyasetçi olmayanın siyasi arenada işi ne sorusunda döngüsel olarak o yanıtlara varmak işimizi kolaylaştırmıyor. İki önceki seçim roundunda “en azından dürüst adam” diye Ecevit seçilmişti, sonucunu gördük.
Geometrik biçimde artan “yeme katsayısı” zerre azalmadığı gibi, üç ayaklı hükümetin her ayağı Ecevit’e rağmen yedi bitirdi memleketi. Ecevit safım, gene emekli aylığıyla çekildi köşesine, anlayamadı olup biteni… Oran’a başka bir son görebilen var mı? Peki neden o makalelerini, görüşlerini üretebilecek bir ortamdan çıkarıp da, hiç bir işe yaramayacağı bir polemik ortamına yerleştiriyoruz hocamızı? Bu onun temsil ettiği bizler açısından ne işe yarayacak?
Medya seçimlerden sonra bir iki kez belki basın toplantısına ilgi gösterecek (vaktiyle eskişehir vekili Mail Büyükerman’a yapıldığı gibi belki de…) sonrasında Baskın hoca vekil odasında dert dinleyecek 4-5 yıl… Bizim gibilerin bir şekilde işi düştüğünde muhatap kabul edebilecekleri bir kapı olacak mecliste. İşkence iddiası gibi durumlarda “ben milletvekiliyim” diyecek işe yarayacağını umarak. Aklıma son 20 yılda (fiilen tanık olabileceğim siyasi tarihte) bir milletvekilinin yalnız başınayken elinden gelebildiğini gördüğüm her olayı getirmeye çalışıyorum ama pek de örnek yok sanırım.
Bu kadar yaygarayı bunun için mi koparıyoruz diye en başa dönüp yazdıklarıma bakıyorum sonra…
Dediğim gibi, benim temel derdim kendini temsil etmek, kimlik önemlidir, ama üstkimlik oluşacaksa bu köyün şirin babasına özenen bir profesör hepimizi sevgiyle kucakladığı için olacak iş değil. Bir dedikodu aktarayım: seçim bildirisi yayınlandığı gün büroya gelen ilk telefonlardan biri ismi lazım değil bir kadın örgütünden “neden kadınlar eşcinsel ve travestilerden sonra geliyor” diye soruyor… Ben ezilme sırasına konduğunu düşündüm nacizane. Sonra “bir kürt büyüğü” arayıp “bizim adımızı neden ibnelerin yanına yazdınız” diye soruyor. Haksız da değil, ulusal var oluş mücadelesi verdiğini söyleyen bir grubu, bir tanım yaratmaya çalışmadan cinsel kimlikle bir tutmanın ne mantığı var ben de pek anlamıyorum.
Etnik faşizm öznesinde illa ki cinsiyetçiliği içerir tamam, ama aynı insanın ezdiği herkesi birleştiriyorsak bu işte bir tuhaflık da var diye düşünürüm. Bütün faşistler toplanıp fenerli olduklarını açıklarsa solcu olmanın bir şartı da galatasarayı tutmaya mı dönecek? Kaldı ki, üstü örtülü biçimde beşiktaşlılar tarafından böyle bir mesaj bile verilyor bu acaip ülkede. fb’ye faşist bi kimlik yakıştırılırken, beşiktaşa daha sol bir kimlik uygun görülüyor. Pasaport skandalından sonra bütün 1. lig kulüplerinin (anadolu dahil) mafya tarafından yönetildiği gerçeğiyle biraz sakinleşmeseydi arkadaşlar kim bilir daha neler duyacaktık…
İşte böyle birbirine karışıyor dert sadece kimlik olunca. Neyse uzattım ve karıştırıyorum, kısa kısa devam edelim, keseyim burada…
21/07/2007 at 02:16
@etkin, azınlıkların sesinin duyulur olması, birbirlerine destek olmaları ile kastedilen şey çoğulculuk (pluralism), günümüz demokrasilerinin en önemli özelliklerinden biri; ağa sofrası tabiri olaya biraz totaliter bir bakış gibi geldi.. çoğulculuk türkiye’de yok belki ama böyle bir şey var. dayatılan mutlak bir “iyi”ye boyun eğmek yerine, bu grupların birlikte ortak “iyi”lerini bulmaları çatışma demek değil.
21/07/2007 at 02:52
@ali > Katılıyorum ali. Azınlıkların sesini duyurması gerçekten de çok önemli. Ancak bu temsil demokratik örgütlülük çerçevesinde yapılır. Büyük partilerin içinde bu gruplardan vekiller vardır zaten.
Söz konusu kişi “bağımsız-bağımsız” olduğunda, günün birinde, eşcinseller Oran’a, sen bizi temsil etmiyorsun, edemezsin diyemez. Zaten kim bilebilir Baskın Oran’ın gerçekten bu grupları temsil ettiğini? Bu gruplardan kendilerini savunması için yetki aldığını kim söyleyebilir? Benim eleştirim tamamen yöntemle ilgili.
21/07/2007 at 03:14
@etkin çerkezler ile eşcinseller için verdiğin örneğin kimlik çatışmasyıla bence bir ilişkisi yok. Yani bir çerkez ABye girmek istemiyorken sen de istemiyorsan bu benzerlik kimliklerinizin aynı ya da farklı olmasından kaynaklanmaz. Türkiye’de daha mutlu bir hayat yaşamak için atılacak adımlarda kimlikler ilk tartışılan konu olmaktan çıktığında at pazarı olmayacak akılcı tartışmalar olacaktır.
Internet’teki bilgi geleneksel merkezden-kitleye medyadan iteklenmiyor. Bunun altını çiziyorum, siteye gidip bir daha bak. YouTube’da bir sürü amatör çekimlerin yanında TV konuşmaları var en fazla, neyse ki onlar da propaganda reklamları değil farklı görüşlü siyasetçilerin de bulunduğu tartışma programları. Yürüyüşlerden çekilmiş amatör fotoğraflar, kendi yazıları, ve çeşitli kişilerin kampanya hakkında görüşleri var.
21/07/2007 at 04:05
@löker bunu anlıyorum: “bağımsız aday demek yerel aday demek, seçim bölgesinden öte bir örgütlülük içermiyor demek… Aksi ihtimalde kendisiyle aynı zemini paylaşanlarla bir parti içinde aday olurdu diye var sayabiliyoruz” @etkin sen de benzer bir şekilde bu gerçeği hatırlatıyorsun. Oran’ın kampanyası vaatleriyle ve söylemleriyle bu yerelliği aşıyor ülke geneline yayılıyor diyorsunuz. Bu durum diğer bağımsız adaylara gölge mi düşürüyor? Düşürüyorsa bu pratikde nasıl işler? Oran’ın kampanyasında sunulan fikirleri benimsemiş biri Ankara’da veya İstanbul 3. bölgede oy veriyorsa kime oy vericek, AKPye mi?
Oran’ın İstanbul’da aday olduğu bölge Türkiye’nin en güçlü medya sahibi ilişkiler ağının olduğu bölge, Baskın Oran’ın kampanyası bu güçlerden aldığı ivmeyle yerelliği aştı savına da hak veriyorum. Bunun diğer bir yorumu da Baskın Oran kitlesel medyayı hackledi olabilirdi. Yani varolan güç sistemini kullanarak normalde konuşulmayan bastırılmış fikirleri bir anda ülke geneline taşıdı. Bu bir taktiksel medya hareketi, dünyada pek çok sanatçı tarafından kullanılır. Duyduklarından şok olmuş halkın açılan algı kanallarından içeri girersiniz. Ali Miharbi bu konuda yazmıştı daha önce.
Türkiyeli üst-kimliği meselesi taa Atatürk zamanında öne sürülmüş bir kavram. Bunu Karşı-İddianame‘den öğrendiklerime göre söylüyorum. Bugün Türkiyeli üst kimliği ile mümkün olabilecek şey Ali’nin de bahsettiği çoğulculuk. O sebeple Oran kampanyasında eşcinseli kadını kürtü yanyana koyarak çoğulculuğun altını çiziyor.
21/07/2007 at 04:18
“Zaten kim bilebilir Baskın Oran’ın gerçekten bu grupları temsil ettiğini?”
Aynı soru tüm adaylar ve partiler için sorulabilir. Baskın Oran’a özel bir durum değil.
Bir siyasi partiye oy veriyorsunuz. Sonra parti senin vekilin budur diyor. Bu adaletli mi?
İçinde bulunduğumuz ortamda parti kurmak, parti işletmek, partiye girmek çok parayla olan bir şey. Bu adaletli mi?
Bence çağımızın siyasi düzen ihtiyacını artık bu iki yüzyıl önceden kalma siyasi parti sistemi karşılayamıyor. Yeni siyasi yöntemler geliştirirken bugünkü Internet ortamında gelişen birbirine hafif bağlarla bağlı ama yoğun işleyen sosyal ağlı sistemlerden düşünmeye başlayabiliriz.
21/07/2007 at 10:20
“Oran’ın kampanyasında sunulan fikirleri benimsemiş biri Ankara’da veya İstanbul 3. bölgede oy veriyorsa kime oy vericek, AKPye mi?”
Tartışmanın benim açımdan en can alıcı noktası işte bu soruyla ortaya çıkıyor. Oran’ın savunduğu değerler, öne sürdüğü iddialar eğer Türkiye pratiğine ilişkin önemli siyasi bir çizgi oluşturuyorsa neden başka hiç bir bölgede aynı ortaklığı paylaşacak bir şey bulamıyorum? Bulamıyorsam Oran tek başına ne yapacak ki..?
Eğer kitle medyasının “hack edilmesi” gibi bir yaklaşım önemsenebilirse (ki güzel bir tanım oldu aslında) bunun arkası soyut bir adaylıkla bir nevi siyasi “culture-jamming” ile doldurulmalıydı diye düşünüyorum. Yani Baskın Oran adaylık süreci öncesinde sürekli medyaya pompalanan bir sima olarak gerçekten ezber bozsa ve adaylıklar açıklandığında aslında hiç bir bölgeden aday olmadığı ortaya çıksa muhteşem bir iletişim kampanyası olabilirdi belki de…
Oran’ın bugün sahiplendiği fikirleri, çoğulculuk yöntemini ve bize ulaştırmaya çalıştığı her şeyi yan yana koyalım, hangisi ÖDP’de yok? Tam da ÖDP’nin çıkış noktasında savunduğu değerler, politik nosyon değil mi aslında propagandasının temeli? Kardeş aday da ÖDP başkanı üstelik…
Oran ÖDP’nin İstanbul 2. Bölge 1. sıra adayı olsa tahminen bu gün eleştirenlerin hatrı sayılır bölümü “yakışmış” diyebilecekti, çünkü benzeri bir düşünce sistemini ortaklaştırmış bir grupla ortak bir siyasi hedef ve dönüşüm olacaktı… Neden yapılan değil? Arıkan’ın en baştaki sorusuna paralel bir yere götürüyor bu bizi aslında…
Bir arada temsil edilmeye çalışılan kimliklerin bir arada siyaset yapma olanağı henüz yokken, nasıl bir siyasi figür onları simültane biçimde temsil yeteneğine sahip olduğunu iddia edebilir ki?
Önceki yazının sonunda kestiğim kısımdan devam edeyim, orası da tanımayanlar için sanki homofobik adamın biri, kahveden yorum yapıyor gibi kalmış yarım yamalak.
Bir Kürt ana dili nedeniyle, her gün pratik olarak karşılaştığı aşağılama, ayrımcılık, kültürel dışlama nedeniyle “kimlik sorununu” öğrenmek zorunda kalır. Cinsel kimlik üzerinden verilen mücadelede ise cinsel kimliğin ifşasıyla olup bitenler yönetilmeye çalışılır. Kürt olmak “coming out” yapmayı gerektiren bir yabancılaşma içermez, aksine ondan bağımsız olarak tanımlanmış ve dışa vurulmuş bir temsiliyete ilişkin bir ayrımcılıkla uğraşır Kürt.
“Güzelim İstanbul’u kebabçı yaptınız… Arabeskçiler… Ne biçim dil bu, homurtu gibi… Kro..” gibi tepkiler Kürtlerin metropol kültürüyle entegrasyonuna ilişkin bir temsiliyet derdinden doğmaz mı? Tam bu kültürün üzerine faşist Ercan Saatçi tarafından kurgulanmış “Vitamin” grubunu ve “kro kültürü” üzerine şarkılarını hatırlayın. Ahmet Kaya’nın buna tepkisini… Kürt’ün karşılaştığı sıradan faşizm burada başlar. Oran’ın da mücadele ettiğinin GAP projesindeki yolsuzluklar üzerinden soyulan Kürt halkı gibi _tamamen attım bu tanımı_ monolitik etnik tanımlar değil, sıradan faşizm olduğu var sayımından yola çıkıyorum.
Sıradan faşizm kendini bu temsiliyete karşı konumlandırdığı için zengin bir Kürt kendini bunlardan muaf bir pozisyonda tanımlayabilir. Sınıf atlama, etnik kimliği kendince örter, dönüştürür. Yabancılaşma da burada kopar zaten…
Oysa zengin (ya da başka tanımlarla elit sınıfa ait) olan eşcinseller tersine ayırt edici özellikleriyle kendini tanımlama yolunu seçerek karışırlar o sınıfa. Bülent Ersoy, Cemil İpekçi gibi örneklere bakarak söylüyorum bunu. Sokaktaki eşcinsellerin uğradığı ayrımcılık onlar için söz konusu mudur? Tersine sokakta tacizci, saldırgan homofobik olanlar, Ersoy hayranı olabilirler kolaylıkla… Bir başka yabancılaşma da burada yaşanır ama arada ciddi bir farkla birlikte…
Oran’ın kimlik politikasında başka örneklere doğru gidecek olursak, bu tip çelişkiler çoğalabilir. Bu açıdan bakıldığında bu kimliklerin her birine yönelik saldırganlık benzer motivasyonlar ve özneleri konusunda çok büyük ortaklıklar içerse de aslında birbirine karışabilir.
Kadın eşcinsele, eşcinsel Kürt’e, Kürt Alevi’ye karşı ayrımcılık yapabilir neden yapmasın ki? Eziliyor olmak, ezen olmamaya yol açacak olsaydı bugün İsrail diye bir devlet olmazdı en basitinden… Türkiye’deki Alevi’nin patriyarkal davranmamasına yol açması umulan nedir?
Kimlik politikasının daha en başında sorunlu olması da bence buradan kaynaklanıyor. ÖDP’nin çıktığı günden beri arzu ettiği çoğulculuğu oluşturamamış olması, böyle bir zemin üzerinde siyaset yürütemiyor olması Ufuk Uras’ın bağımsız adaylığından ve Oran’ın yarısı kadar bile kimlik politikası gütmemesinden belli aslında… Ama denenen şey, başka isim ve vitrinle aynı hayal…
İstanbul eliti farkında değil ki, kendi yaşam alanlarında bir arada huzur içinde yaşayan kadın, eşcinsel, alevi ve kürt aslında tamamen sınıfsal bir soyutlama ile, aynı sınıfa atlamış olma ile barışabiliyorlar… Sokağa indiğinde sınıf savaşı somutlaşıyor ve “hayatın renkleri” diye güzelleme yapılan kimlikler, o savaş içinde silaha dönüşüp birbirini ezmede kullanılıyor.
Fabrikada sömürülen erkek işçi, sokakta zengin kadını taciz ederek nefreti şiddete evriltiyor. Namus neden sahip çıkılan bir şey olsun ki yoksa? Kendinden olana ait, kutsanan namus, öteki olanda baştan olmadığı var sayılan bir şey değil midir? “Avrupa’lı turistlerin alayı orospu” diye yaşayan bir zihniyet, bunu “gavurluktan” doğan bir yaklaşımla yaşamıyor mu? Hiç mi rock bar kapısında voltalanan çakalları “bu bara takılan karılar rahat oluyor, veriyor” zihniyetinin hülyasında görmediniz? Yine aynı yabancılaşma, ötekileştirme… Zaten onu öyle gördüğü için kendi meşrebinden birinin kendi kültüründen ayrılması doğrudan cinayet sebebi oluyor. Ötekine peşinen orospu demese kendi kardeşi başka bir alt-kültüre evrildiğinde bu kadar hiddete kapılmayacak belki de? (tamam tersine çevirince çok naif oldu ama, derdimi anlatabildiğimi sanıyorum)
Hal böyleyken bu ötekiliği kaldırmak yerine herkes ötekini sevsin demek bana daha uzun yıllar “öteki” kavramıyla yaşama zorunluluğunu hatırlatıyor ve hazzetmiyorum bu durumdan…
Çoğulculuk siyaseti, temsil edilen renklerin ortak bir zemini yokken havada kalıyor. Oran neden ÖDP’nin içinde değil de bağımsız peki sorusunun yanıtı son derece basit, Oran bir kampanya, tek bir isim değil ve kampanyanın destekçileri ÖDP’li değil, aralarında ÖDP’liler de vardır belki… ama ÖDP çatısı altında buluşmayı beceremeyecek kadar kendilerini önemsiyorlar. Sonra da kalkıp Türkiye’nin bütün renklerini kucaklayacak bir senaryo yazıyorlar, başrolde Profesör Baskın Oran. Biraz fazla iyimser değil mi gerçekten?
Daha kendi güç dinamikleri bir zemin oluşturamamışken koca toplumda nasıl bir çoğulculuk yaratmaya talip, nasıl bir altı boş iddia diye işte bu yüzden soruyorum.
Tek cümle ile bağımsız ve böyle zar zor platform oluşturulmuş bir kampanyanın asıl iflası seçim sonrası yaşanacak. Pazartesi günü kampanyaya katılan dinamiklerdeki o “kimlik sahipleri” korkarım “kimi seviyorduk yahu biz?” sorusunun yanıtını aramaya çalışacak, ama o yanıtı kendilerine tekrar tekrar veren iletişim uzmanları hayatlarına dönmüş olacak… Bir siyasi parti içinde örgütlenmenin bundan daha iyi ilk yanı budur herhalde… (Kötü yanları bir yana…)
21/07/2007 at 13:17
Baskın Oran “meclis’de bağımsız olarak neler yapılabileceği” sorusuyla hemen her konuşmasında karşılaştığı için bağımsızların haklarını defalarca açıkladı. Bilmeyenler de öğrendi.
Medya Hack etmek gerçektir. Culture jamming gibi temsiliyet seviyesinde kalmaz. Madya hack hedef aldığı yeri gerçekten yaralar. Gerçekleşitiği anda hayatımızı etkilemeye başlar. Bu eleştiri hakkında daha derin bilgi için Andrew Ross okuyabilirsiniz.
Aynı fikirler ÖDP’de de varsa tahmin ediyorum ki Oran herhangi bir partiden yana olmama stratejisinden bir ortaklığa gitmemiştir. Bunun iki sebebi olabilir. (1) 10% barajına takılmamak. (2) Parti fikrine karşı olmak, bu sistemin çalışmaması üzerine bir yorum.
@löker kimlik meseleleri hakkında verdiğin örnekler Türkiye’de yaşadığımız gerçekliği güzel anlatıyor. Ancak amaç farklı kimlikler için ortak zemin bulmak değil, ortak zemin olmadan bir arada yaşayabilme olgunluğuna ulaşmak (çoğulculuk). Çünkü ortak zemin kültürel asimilasyon olabilir. Yani sahip olduğun özel ve farklı kültürün eriyip gitmesi ve ancak böyle anlaşabiliyor olmak. Türkiyeli üst kimliği bu çoğulculuk fikrinin gerçekleşebilmesi için bir araç.
21/07/2007 at 13:58
@löker> Kalemine sağlık Löker. Yazındaki somut örnekler zihnimde bazı taşların iyice yerine oturmasına vesile oldu. Akredite bir temsil gerçekleşmedikçe mesele gerçektende ötekiler üzerinden siyaset yapmaya indirgenebiliyor.
@burak> Ufuk Uras ÖDP’lidir ve bağımız aday olarak partisini baraja takılmaktan kurtaracakıtr. Asıl hack budur. Uras, örgütlü partisinin mecliste temsili için bir arka kapı bulmuştur. DTP’liler de aynı şeyi yapıyorlar. Türkiyeli üst kimliği ve ortak zeminin doğurabileceği sonuçlar konusunda sana katılıyorum.
24/07/2007 at 00:32
Bu seçim sonuçlarından sonra herkese geçmiş olsun. Burada iyi bir tartışma yaptık, teşekkürler.
24/07/2007 at 00:43
Ben burada tartismalarin cogunu bos buldum. Cogu sidik yaristirma idi. O daha iyi bu onu dover. Takip etmedigim siralarda burada Ufuk ile Baskin karsilastirmasi olmus. Bunlar armut mu karsilastiriliyor? Farkli bolgelerden iki farkli aday. Bu Turkiye’nin ne yazik ki bir gercegi. Parcalana parcalana en sonunda atomik siyasetciler hatta apolitik atomik siyasetciler olarak kalacagiz. Ben son durumdan cok memnunum. Paranoyakca dusunceleri bir kenara itiyorum. Turkiye’nin %87 si bu secimler sonucunda temsil edilmis oluyormus. Bu oldukca yuksek bir rakam deniyor. Herkes icin hayirli ugurlu olsun.
24/07/2007 at 01:00
Ayrica simdi tekrar okuyorum. Etkin, Baskin’i destekleyenlerin neden Baskin’i destekledigini anlamamis. Yok siyesetci degilmis, akademisyenmis. Cok yazik. Cunku bu nasil dar bir bakis acisi. Biri celik tencere ureticiligenden gelip milletvekili olabiliyor da, ogretmen/akademisyen gecmisi ile insan meclise girmemeli mi? Yoksa ben mi yanlis anliyorum?
24/07/2007 at 01:26
Löker bey arkadasim, yazip yazip en sonunda harika sekilde bagliyorsunuz ya:
“Pratikte bakınca Oran kampanyasını düzenleyenler haklı, DTP kazık attı, onlar da o hareketle bir parallelik kurmayı doğal olarak bıraktılar. Ama gene bölünerek azalan Türk solu durumunda bir değişiklik yaratmayı, bağımsız olarak bile beceremeyişimiz ışığında, hangi ezberi bozacağız diye kimse mi sormaz?”
Siz “karsi iddianame” yi okudunuz mu? Bakin ona ezber bozmak deniyor. Mesela oradaki metinde direkt 20-30 tane ezber de bozulmus durumda. Ben bu isin uzmani falan degilim ama anlayabiliyorum. Bazi seyleri havada aramaya gerek yok. Belki vatandas sacini begenmistir, gozunu begenmistir, belki sizin bahsettiginiz o motorsikletini begenmistir. Veya benim gibi tonunu ve uslubunu begenmistir. Sizin gibi mikroskop altinda bakarsak (ki Turkiye’de sol boyle birsey iste : /) ne yapabiliriz bilmiyorum. Simdiden genetik olarak oynamaya baslarsak belki, kan, dusunce yapisi, ceviklik gibi unsurlari falan da icersine dahil ederek “ideal”, Etkin’in ozlemini duydugu o orgutu yaratmayi basarabiliriz. Ben gercekten neyin yarisinda oldugunuzu neyin sikintisina gelemedeginizi anlayamiyorum. Bana bir DTP’li ciksin lutfen Baskin Oran’i elestirsin yada tam tersi.
24/07/2007 at 02:02
Etkin, escinseller yuzunu batiya mi donmek istiyor? Bu bir arastirma sonucu mu? Cok guzel bir ornek olmus da merak ediyorum gercekten boyle birsey var mi diye?
24/07/2007 at 02:08
Löker bey,
“Kadın eşcinsele, eşcinsel Kürt’e, Kürt Alevi’ye karşı ayrımcılık yapabilir neden yapmasın ki? Eziliyor olmak, ezen olmamaya yol açacak olsaydı bugün İsrail diye bir devlet olmazdı en basitinden… Türkiye’deki Alevi’nin patriyarkal davranmamasına yol açması umulan nedir?”
En yukarda kitlesel nefret diye birseyden bahsettik. Bu oyunlara cok geldik. Cok cektik. Artik azalsin biraz diyoruz. Israil ornegini yersiz buluyorum. Bugun dunya(world) hosgoru kutuphanesinin onemli bir bolumunu bu ulkede yasayan alevilerimize borcluyuz. Ayrica kesisim kumeleri diye birsey var: Ayrica hem alevi olup hem kurt olanlar var. Bizim bakkal mesela. CHP’ye vermis oyunu kuplere binmisti bugun. Cok sinirliydi. Ayrica eminim cerkez olup escinsel olan da vardir. Kurt olup escinsel olan da vardir. O yuzden bu insanlarin birbirini kucaklamasi bana birbirlerine kuskun olmalarindan dogal geliyor.
24/07/2007 at 02:52
Burak’a katılıyorum düzeyli, öğretici, keyifli bir tartışmaydı.
Dara’nın sorularını cevaplamak gerekirse;
Oran-Uras karşılaştırması: A partisi B partisiyle kıyaslanabildiğine göre, X adayı da Y adayıyla karşılaştırabilir. Hayatımda karşılaştırdığım tek şey armut değil.
Baskın Oran’ın akademisyenliği: Akademisyenlerle tüccarları değil, emekli bir akademisyenle, yıllardır örgütlü siyaset yapan bir başka adayı yanyana koymaya çalışmıştım. Çelik tencere üreticisi bu tartışmanın konusu olmadı.
Eşcinseller yüzünü batıya mı dönmek istiyor: Bilmem. Belki çerkezler de türk dünyasıyla bütünleşmekten yana değillerdir. Bu konularda ortada herhangi bir eşcinsel veya çerkez örgütünün beyanı yok. Ama örneği beğenmene sevindim. Böyle bir kurguya gitmemin temel nedeni farklı grupların farklı talepleri olabileceği; bu taleplerin örtüşebileceği gibi çakışabileceğini de vurgulamaktı. Özetle Baskın Oran’ın tüm azınlıkları temsil etme iddiasını gerçekçi bulmadım. Bu konuyu tartıştık. Farklı düşünen yazarlar da var.
dar bakış açılı adamlar boş tartışmalar yapıp düğümkümede sidik yarıştırdı: Bence olan bu değildi. Bu saygı sınırlarını aşan bir ağır bir hakaret.
24/07/2007 at 03:03
Bakis asicina dar dedim. Acilar bazen dar olabilir. Her konuda en genis acilara sahip olabiliyorsaniz bu harika olurdu. Perspektifini bizimle paylastigin surece, bu konuda senin gunumuz siyasetini elestirmen gibi bende seni elestiricem. Kitleler hakkinda yazini kuvvetlendiri ornekler verirken daha somut ornekler vermelisin. Escinsellerin nereye baktigini, Cerkezlerin ne dusundugunu asla bilemezsin. Bir cerkez bile farkli dusunuyor olabilir. Bu yaptigim sana hakaret falan degildi. Devam edelim.
24/07/2007 at 04:01
Etkin, gece gece artik yazim hatasi gibi konulara dikkat edemiyorum. Ama biraksam araya baska seyler girecek bir cirpida akatarmaya calisicam.
Cok cok onemsiz belki ama armut falan demisken, konu biyolojiden, karsilastirmadan ve kacinilmaz olarak siniflandirmadan acilmisken; filogenetik konusu cok ilginc. Koklerden ve dallardan bahsediyor, ‘sister-node’lardan ‘ancestor’lerden. Ayni daldan uzayan iki alt dali birbiri ile karsilastirdiginda, (iki parmagi birbiri ile karsilastirmak gibi birsey bu) aslinda gercekten neleri karsilastirdigini bir kere kendine sorman gerekiyor. Bunun bir ust seviyesi ayri koldaki parmaklari karsilastirmak. Daha da sonra ust seviyesi iki farkli insanin parmaklari arasinda karsilastirma yapmak gibi birsey olabilir. Senin karsilastirdigin seyler, bana ayni fikrin uzantilari gibi geliyor. Destekledigini iddia ettigin Ufuk Uras ile kostekledigin Baskin Oran benim ornegimde ayni daldan filizlenmis iki kizkardes dali temsil ediyor. Ve kosteklerken burada aslinda cok fazla uzaklasmadan bir ust hiyerarside bindigin dali kestigini sana soylemek istiyorum.
Akademisyen x orgutlu siyasetci vb tartismalarini hepten yersiz buluyorum. Veya biri demokrat kokenli digeri degil gibi tartismalar da var. O orgutlu ama akademisyen degil. Bu da orgutsuz ama akademisyen. Dusunecek olursak bu aslinda bu harika bir ozellik. Birbirlerinde olmayan ama destekler ozellikler gosteriyorlar. Yani bunlar aslinda armut degil, sol adi altinda benzer iyi’lere ulasmak icin yola cikmis insanlar. Bu benzerlik seni yaniltmis. Bunlarin hep eski kafaliliktan kaynaklandigini dusunuyorum. Nolursun bunu da kabalik yada hakaret olarak algilama. Bence budamak yerine birakmaliyiz ki bisiler filizlensin.
24/07/2007 at 16:42
Tartışma iyiydi, ne tür gerginlik olursa olsun. Ben de yer yer anlam veremedim Etkin ve Löker’in Oran Uras karşılaştırmasına. Şunlar aklımda kalanlar:
1. Oran’ın yorumlardaki negatif eleştirisi aldığı ani medya ilgisinden olmalı. Löker bunun sebeblerinden bir tanesini gayet iyi açıkladı Oran’ın arkasında Nişantaşı Cihangir ağında yer alan güçlü medyacılar diye. Bu bir sebep ama olay akla kara değil. Oran’ın bilgisi ve yalın ifade becerisi bence bu ani medya ilgisinin ana etkenidir.
2. Özellikle Oran’ın partisi yok diye onaylanmadığını gördüm Etkin ve Löker’in yorumlarında. Örgütlenmek için parti olmak 200 yıl öncesinin tekniği. Oran parti değil vey seçimi kazanamadı ama örgütlenmiş olduğu aşikar. Bütün kampanyanın ortaya çıkardığı bilgilere, dökümanlara, söylevlere bakılırsa Oran’ın iyi örgütlendiğini düşünüyorum. Oran’ın parti olamamasına rağmen örgütlenebilmesinin sebebi SMSlerden paylaşımlı YouTube videolarına kadar yaşadığımız anın zengin iletişim teknolojileri bence.
24/07/2007 at 21:24
Gözlemlediğim kadarı ile, Türkiye’de politik bir zafer kazanmak için bir çok alanda örgütlenmek gerekiyor. İnternet bu aşamada hızlı ve derin dağılım için etkili bir araç. Kokuşmuş politik propagandalardan, meydan buluşmalarından, seçim otobüslerinden, seçimlerden önce millete kömür dağıtan, ilaç reçetelerinin tutarını iyilik olsun diye ödeyen zihniyetten son derece sıkılmış bizler için ufuk açıcı bir araç. Baskın Oran gibi okumuş, düşünen, yeni bir insan gelip bu aracı etkili bir şekilde kullanınca umutlanıyoruz. ‘Ben politikacı değilim’ dediğinde seviniyoruz, çünkü politika eskilik ve sahtekarlık gibi olumsuz çağrışımlar içeriyor.
Ne yazık ki Baskın Oran bana biraz yalnız göründü bu seçimlerde. Ağanın ağını çökertmek için ağ kurmak gerekir. Baskın Oran bir ağ kurmuş gibi görünüyor. Kanımca bu ağın en önemli yanı, politik anlamda pasif destekçilerden oluşuyor olması. Destekçiler samimi ama günlük politik aktivitelerde ne kadar etkili olurlar net değil. Baskın Oran’ın silah arkadaşları kim? Mesela, Kurtuluş Savaşı’nda buna benzer iki ağdan bahsedebiliriz. Birincisi, halkın destek ağı. İnsanların fiziksel ve ideolojilk olarak yeni bir hareketi desteklemesi. Buna benzer oluşumlar için günümüzde internet yukarıda bahsettiğim üzere son derece etkili araç. İkincisi, Atatürk’ün de içinde olduğu silah arkadaşları. İsmet İnönü, Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir vs. Bu seçimlerde Baskın Oran bu şekilde bir ağdan yoksundu.
Baskın Oran’ın iyi bir başlangıç yaptığını düşünüyorum. Bence bir sonraki adımı, silah arkadaşlarını belirlemek ve aktif politik ağını oluşturmak olmalı.
25/07/2007 at 16:21
Seçimde geride kalanlar birbirini yemeye baÅladı
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/6950221.asp?gid=180
âErdoÄan herhangi bir kiÅi deÄil, bütün tarikatların birleÅerek Erbakanâın yerine seçtiÄi siyasetçi; arkasında Amerika, Avrupa desteÄi de var. Program Türkiyeâyi ılımlı İslam cumhuriyeti yapma programı. Sizin dediÄiniz gibi iki ayda gitmeyecek; tam tersine, bu odada bulunan herkesin siyasi hayatını bitirecek.â?
Åunlar keÅke gerçek olmasa.
25/07/2007 at 16:39
Bir kaç kez epeyce uzun yazdığım halde Dara’nın sinirlenmesine yol açacak noktaları açıkta bırakmayı başarmışım diye gördüm… Arıkan’ın son tespitinde de sadece örgütsüzlük eleştirimde kalmış olması üzerinden az tespit, çok duygu/düşünce yazayım bari bu sefer dedim.
Seçim kararı çıkmasına bir kaç ay varken, bir dost meclisinde “Yahu yakında ya erken seçim gelecek ya da 8-10 ay içinde seçim zamanı zaten gelmiş olacak. Gene oy verecek kimse olmadığını düşüneceğiz ama bir yandan seçimi tamamen göz ardı edemeyeceğiz. N’olacak bu işler, acaba birimizi bağımsız aday mı yapsak?” konulu bir tartışma çıktı.
Tartışmanın ana ekseni mevcut ana akım siyasetine bir tepki olarak, olabildiğince karikatürize hale gelmiş bir bağımsız aday figürünün, kendi minik dünyamızda ön planda olan ama egemen kültür tarafından hep göz ardı edilen sorunları vurguladığı ve bizim açımızdan çok avantajlı olan yeni medya araçlarını kullandığı kendi çapında bir kampanya düzenlemek üzerine kuruluydu.
Aslında bu fikrin sonucu olarak ortaya çıkabilecek şey siyasi bir tepki olmaktan çok siyasetsiz bir tavır, karşı-siyaset yapmak olabilecekti. Yapmayı planladığımız şey ne kadar siyasi görünürse o kadar karşı siyaset olacaktı çünkü bilimsel açıdan.
Öne çıkarmayı düşündüğümüz konular (kimi sadece eğlence olsun diye ortaya atılmış fikirler olarak) zorunlu askerliğin kaldırılması, üniversite özerkliği, A.B.D. başta olmak üzere dünyanın bütün ukala ülkelerine vize konması ve başvuruların posta (PTT) yoluyla ön bildirim zorunluluğu getirilmesi, marihuananın yasallaşması ve Hollanda ile ticaretin geliştirilmesi falan gibi yarı geyik (marihuana, vize gibi) yarı ciddi (zorunlu askerlik, YÖK gibi) konulardı.
Şimdi biz bunu yapsaydık, hayattaki kişisel dertlerimizi siyasi arenaya çıkarabilmek için bir parodi olarak tanımlayacaktık. Hatta duyanlar, görenler de, bu ölçek içinde büyük olasılıkla sevimli, desteklenesi bulacaklardı. Ankara 1. bölgede oturuyorum. DTP’nin gazıyla ortaya atılmış ama 10bin oya bile ulaşamamış aday yerine üniversiteli, entellektüel birikimi olan bir grup insan için de belki ciddiye alınabilecek bir aday bile çıkarabilecek ve 5bin oy alabilecektik, kim bilir?
Baskın Oran’ın adaylığı da bence bizim planımızdan çok farklı bir plan değil, ama maalesef ciddiye alındı. Hatta daha da kötüsü, kendisi bu adaylığı çok ciddiye aldı. Kendi çevresinin yaşam tarzını temsil etmekten öteye gidemeyeceğini unuttu ve memleket sorunu olarak tanımlamaya çalıştığı şeyleri temsil etmeye soyundu, onu da hakkıyla yapması 1 ay içinde de mümkün değili, durduğu yer itibarıyla da…
Şöyle bir benzetme yapayım, Fatih Özgüven iyi bir sinema eleştirmenidir, çok başarılı analizleri vardır; ama bu özellikleri onu yönetmen yapmaya yetmez. Yönetmenlik denerse elbette birikiminden yararlanır, ama bir tek birikimle olamaz. Benzeri örnekler maalesef dünya ve türk sinemasında kiloyla bulunur… (Özgüven denese belki de iyi bir yönetmen olur, o ayrı
)
Örgütsüz siyaset olarak tanımladığım (ya da anlaşılan) şey budur. Oran’ın birikim ve yeteneklerinin bir kurumsal, kişiden bağımsız işleyebilen yapı içinde birikmesi gerekirken bir isim (ve marka) üzerinden işlemesi bu ülkeye yarar getirmez. Kaldı ki, kampanyanın aciliyetinin getirdiği bir sonuç diye önemsememeye çalışıyorum, ama kimlik mimlik derken az saçmalamadı hoca…
Vicdani retçilere ezilen bir azınlık gözüyle baktı, bu perspektiften ilişki kurmayı denedi. Sivil itaatsiz bir eylemci, eylemi nedeniyle azınlık da, ezilen de kabul edilmez, böyle bir siyasi perspektif olamaz. Saçmalık.
Bu tespitleri de gerçekten Oran’ın bulunduğu noktayı tanıdığım için yapabiliyorum. Temsil etmeye talip olduğunu söylediği, kimlik olarak tanımladığı hareketlerin, pozisyonların 3-4 tanesinde birden yer aldım/taşıyorum.
Karşı iddianameyi okumuşluğuma ek olarak benzeri savunmaları mahkemede bizzat yapmışlığım da var. Böyle bir pozisyondayken beni temsil edemediğini düşünüyorsam, sırf ülke kötü gidiyor, Oran gibilere ihtiyacımız var diye düşünerek fikirlerimi kendim saklamam bana saçma geliyor. Bu yüzden aylardır takip ettiğim bir sitede, sitenin özünde konuya en uzak mesajında bu kadar zaman harcadım.
Amacım Oran’ın kampanyasında gönderme yapılmış kavramları küçümsemek de değildi, bir aydan fazla bir zamandır, bu kampanya ile ilgili ter döken nice gönüllünün yaptıklarını da… Umarım derdimi anlatabilmişimdir. Hem zaten bu seferlik konu bizim dışımızda kapandı, belki ilerleyen günlerde daha tek bir kişiden bağımsız olarak, daha çok ortak noktalarımıza hitap eden şekilde teknoloji siyaseti vb. üzerinden buna benzer konuları konuşuruz ne bileyim
15/09/2007 at 02:32
Türkiye’de “düşünce suçu” bir protokolse karşı-protokol ne olabilir? Düşünmeye bu olaydan başlayabiliriz:
Yargıtay 8. Ceza Dairesi: Azınlık Raporu’yla halk kin ve düşmanlığa tahrik edildi
BASKIN ORAN: KARŞI İDDİANAME