01.07.2008

Mental Klinik'ten: Etiketbulutu

“Totaliter rejimde devletin arkasından konuşamadığınız gibi kapitalist sistemde sponsorun arkasından konuşamazsınız.”

Sanat işleri ile uğraşan kurumların kendi kendini finanse edebilmeleri ve sponsorlardan bağımsız hareket edebilme özgürlüğüne sahip olabilmeleri kurumsal politikaların oluşturduğu filtrelere takılmaması için cok önemli. Bu bir bakıma özgünlük için olmazsa olmaz gibi birsey. Kendi kendini çekip çevirebilen İstanbullu bağımsız sanat-üretim oluşumlarının başında gelen Mental Klinik, bütün sene boyunca açık kalacak ve kendini yenileyecek olan “etiketbulutu” isimli sergisini Cuma ve Cumartesi günleri 16:00-20:00 saatleri arasında Nişantaşı Topağacındaki yerinde izleyicilere sunuyor.

Bugün birbirine ağ şeklinde bağlanmış işlemcilerin oluşturduğu bulutlarda işlenen veri miktaları petabytelar ile ölçülüyor. Wired dergisinin Temmuz 2008 sayısında Chris Anderson’in “Petabyte Çağı” başlıklı yazısına göre artık kimin neyi neden yaptığının bir önemi kalmadı. Model karmaşası yakında bitiyor. Çünkü sayılar zaten herşeyi açıklıyor eğer elinizde yeteri kadar veri varsa. Anderson’a göre büyük veri yumağı ile karşı karşıya olduğumuz şu zamanlarda (petabyte çağında) taksonomi, sosyoloji, ontoloji gibi kavramlardan yola çıkarak veri analiz etmekten daha başka-yeni yöntemler oluşmaya başladı. Bu yeni düşünce yöntemleri ile herşeyi sayabilir, takip edebilir ve ölçebiliriz.

Mental Klinik son sergisinde önce kendine etiket bulutları üzerinden sanal bir uzay tanımlıyor daha sonra bu bölgenin materyal dünyaya yansımasını kurguluyor ve tasarladığı yüzey topolojileri, veri ile beslenen ışık dizinleri, uzaysal sıkıştırma yöntemleri, sözel paradigma kaymaları, analog-dijital ve tam tersi cevirimin mimari iz düşümleri gibi arayüzler aracılığı ile izleyicinin algılarına konuşmaya başlıyor. Ayrıca bu kurgu kesin değil hayli dinamik. Zamanla ile değişiyor, bozuluyor, kendini yeniliyor. Sayılabilir, ölçülebilir verinin elle tutulur dişe dokunur tarafa çekilmesi ve çevrilmesi ile veriye hassas bünyeleri farklı duyular aracılığı ile uyarıyor.

Etiketbulutu konusundan ötürü oldukça ilginç bir sergi. Bu haftasonu Cuma veya Cumartesi günü eğer yapabiliyorsanız sergiyi ziyaret etmek iyi olabilir. Önümüzdeki hafta yeni işler şu an gösterilen bazı işlerin yerini alacak.

[Basın bülteni]

:mentalKLİNİK

:mentalKLİNİK bağımsız bir yapı olarak 1998 yılında Yasemin Baydar ve Birol Demir tarafından projelendirilip 2000 yılında Nişantaşı’nda hayata geçirildi. Yasemin Baydar, 1994 yılından bu yana kişisel olarak sergilere katıldı, Birol Demir, 1989 yılından bu yana kişisel sergileri dahil olmak üzere pek çok sergiye katıldı. 2000 yılından itibaren :mentalKLİNİK olarak çalışmalarını sürdürüyorlar.

:mentalKLİNİK 21. yüzyılın fragmanlarını kendi bakış açısı ile etiketliyor.

:mentalKLİNİK 21. yüzyılın fragmanlarını kendi bakış açısı ile etiketler. Tanımsız alanlar, kararsız bölgeler, dondurulmuş zamanlar tasarlar, materyalsiz dünyaya yaklaşırken materyallerle kurulan ilişkilerin kaydını tutar. Konular/ kavramlar/ durumlar/ davranışlar üzerine çalışır. Kendi tanımladığı zaman ve mekan içinde davet ettiği kişilerle ilişki formları üretir. :mentalKLİNİK, sanat, tasarım, üretim ve tüketimin süreçlerini kendi işlerine kaynak olarak kullanır.

Zaman ve mekan, insan ve obje, obje ve zaman ilişkileri üzerine düşünür ve üretimler yapar, nesneleri arayüzler olarak adlandırır. Konumlandığı her mekanda o mekana yeni boyutlar ekler ve mekanı bütün duyulara açık hale getirmeyi hedefler.

:mentalKLİNİK birçok sanatçının katıldığı projelere ev sahipliği yaptı ve katıldı.

:mentalKLİNİK, 1998 yılından 2004 yılına kadar (uyku), {oyun}, [kopya] projelerini İstanbul’da kendi mekanında, 2004 yılında Luxembourg’da MUDAM (Musee d’Art Moderne Grand-Duc Jean, Luxembourg) işbirliği ile ~self01 projelerini katılımcılarıyla gerçekleştirdi.
2007 yılında Antananarivo, Madagascar’da Joel Andrianomearisoa’nın “30 and Almost-dreams” sergisine give joel a gift, you will be gifted ile katıldı. MUDAM Luxembourg’da 2007 yılında gerçekleştirilen ‘Tomorrow Now’ sergisine Frozen45˝ ile katıldı.

2007 yılında yine kendi mekanında_ikilimeşguliyetler_ faz1.yüzey ile 21. Yüzyıl koleksiyonunu başlattı. Aynı yıl Tokyo’da Eric Van Hove’un sürdürdüğü “kayıt dışı” sergisine coverted ile katıldı.
2008 yılı boyunca sergileyecekleri “etiketbulutu” cuma ve cumartesi günleri saat 16.00-20.00 arasında izlenebiliyor. :mentalKLİNİK, seçtiği etiketlerle yapımlarının anafikrini oluşturuyor; izleyiciye :mentalKLİNİK bakışını ve yapım fikrini, sanatla kurduğu ilişkiyi, zamana eklenme şeklini, dondurulmuş zaman anlayışını etiketleyerek sunuyor.

www.mentalklinik.com
mental@mentalklinik.com
Adres: Ihlamur yolu, Opera Palas apt. No.33/35 D.6
Topağacı/Nişantaşı 34365 İstanbul

Etiketler

, , , , , , , , ,

2 Yorum

  1. .-_-. aka orton akinci

    :mentalKLİNİK’in izleyici ile iliski kurma biciminin ve buradaki gerilimin islerinin en belirleyici unsuru oldugunu dusunuyorum. izleyicinin davranis ve deneyimlerini gayet “rasyonel” bicimde ve tum ayrintilariyla kurguladiklari islerinin icine girebilmek icin oncelikle buna “niyetli” olmaniz gerekiyor. guncel sanatin insanlara ulasabilirlik vizyonu karsisinda “yuksek sanat” in snob ve ustten bakan ulasilmaz tavrinin genel sanat anlayisinin iki ucu oldugu soylenebilir. zaten “cagdas/guncel” tartismasinin bir bolumu de bu anlayis farkindan kaynaklaniyor. bu noktada uzaktan ve ilk bakista rijit ve snob gibi “gozuken” :mentalKLİNİK’in “contemporary” meseleleri ve bunlari sunus bicimleri “ulasilabilirlik” karsisinda izleyicinin “sorumlulugunu”/hevesini da dusunduruyor.

    eger sadece sergi mekani/galeri/muze yolunuzun ustu diye buralara arkadasinizla bulusmadan once vakit gecirmek icin ugramiyor, muzelere cafesinde birseyler yemek icin girmeyor veya acilislara es-dost gormek ve bir seyler icmek icin gitmiyorsaniz, buna karsi programiniza sergi gezmeyi, galeri/sanatci konusmalarina gitmeyi koyuyor, bu sergilerde gordukleriniz uzerine dusunmeye ve arastirmaya devam ediyor ve bu deneyimlerinizden heyecan duyuyorsaniz o zaman guncel sanatin sunduklarinda alacak bir seyleriniz var demektir. butun bunlara zaman olmamasi bir mesele ise, zaman ayridiginiz diger seyler sizin icin daha heyecen verici oldugu soylenebilir, ki hic de kotu bir sey degil aslinda… sanat kamusal heykellerde oldugu gibi zorla karsiniza cikan, tepeden inme bir sey degil de talep edilen bir sey oldugunda degerli ve “entellektüel olarak ise yarayan” bir seydir.

    lafi getirmeye calistigim yer :mentalKLİNİK’in isleri , tavri ve bunlari sunus bicimlerinin ikinci kategoridekiler icin onemli deneyimler vaad ettigi. isminden ve bu ismin yazilis bicimden baslayarak “fazlasiyla” kurgulanmis :mentalKLİNİK’i ziyaret etmek icin oncelikle mekanin acik oldugu “kisa” zaman dilimi icin ajandanizi bos birakmaniz ve zaten o muhitte oturmuyorsaniz kalkip topagaci’na gitmeniz gerekiyor. bu kadarini yaptiktan sonra zaten ister istemez size sunduklari sergi deneyiminin icine giriyorsunuz.

    mekanin bulundugu semtin sosyo-ekonomik konumu ve islerin sunumu basta biraz kasici duruyor. fakat niyet edip, kasintinizdan kurtulup sergi metinlerini de elinize alip sergiyi dolasmaya baslayinca olusturduklari kurgunun size sundugu deneyim beyninizde ufak ufak hareketlendirmeler olusturmaya basliyor ve “define adasi” oynar gibi sergiyi bir yerinden yakalayiip icine girmeye basliyorsunuz. metinler tek basina oldukca karisik ve de isler ciplak fakat rijit ve ulasilmaz gibi “gozukurken”, zaten :mentalKLİNİK’in islerinin cok onemli bir parcasi oldugunu dusundugum metinler ile bir butun olarak dusundugum sergi size bir nevi “lost highway” deneyimi sunuyor. david lynch filmleri kimine gore oldukca kapali, anlasilmaz hatta deli sacmasi gibi gelirken filmleri popcorn esliginde degil de size sundugu deneyime birakarak “sinema” olarak izlerseniz aslinda olan bitenin cok acik hatta siradan oldugunu ama lynch’in anlatiminin sundugu kafa karistirici ve yine beyninizde kipirdanmalara yol acan kucuk ayrintilarin film izleme deneyiminin kendisini olusturdugunu ve hazzin da buradan kaynaklandigini fark edebilirsiniz. iste :mentalKLİNİK’in isleirnin en onemli parcasi oldugunu dusundugum ince kurgunun da “modern” sanatin hastaliklarindan biri olan rasyonaliteye, akla dayanmadan nasil farklilastigini ve nasil “contemporary” oldugunu fark edebilirsiniz.

    :mentalKLİNİK’in bahsettigi meselelerin aslinda gunluk pratigimiz icerisinde yer alan meseleler oldugu, bunlarin karmasik gibi gorunen fakat ayni zamanda izleyiciye okuma icin ip uclari da sunan en ince ayrintisina kadar dusunulmus kurgu icerisindeki sunumlarinin da :mentalKLİNİK’in sanatsal pratiginin ta kendisi oldugu, ve bu sayede soz konusu meseleler uzerine kendi kafamizda farkindalik ve soru isaretleri yaratarak nasil acilimlar sundugununu deneyimlemek, yerine gore “iliskisel” olarak dusunulebilecek bu sanatsal deneyimi yasamak icin oncelikle (kuck harfle) “sanat”a hevesli ve niyetli olmak gerekiyor. yoksa cok da onemli degil.

  2. El idiota

    “Totaliter rejimde devletin arkasından konuşamadığınız gibi kapitalist sistemde sponsorun arkasından konuşamazsınız.”

    Doğru mu?

    Değil. Konuşabilirsiniz aslında.

    ”İyi” işleyen bir kapitalizmde sponsorlar arasında rekabet vardır. Bu rekabette öne çıkmak isteyen sponsorun yapması gerekenlerden biri de mali destek vereceği insanlara belli bir özgürlük alanı tanımasıdır.

    Totaliter rejimdeyse devleti yönlendirecek bu tarz bir piyasa disiplini yoktur.

    Sponsorlarla destekledikleri arasında bir karşılıklı kabula dayalı bir kontrat vardır ve taraflar belli bir pazarlığa otururlar. Ne kadar özgürlük, ne kadar destek gibi…

    Totaliter devlet pazarlık yapmaz, emreder.

    Totalitarizmle, serbest piyasa kapitalizmi arasında fark sadece niceliksel değil, nitelikseldir.

    Zaten bu farklı rejimlerin nasıl değişik ürünlerin çıkmasına izin verdiğini görüyoruz…

Yorum Yaz