27.03.2007

Kıyafetler Raflardan Alındı ve Gizlice Geri Koyuldu

New York’lu sanatçı Zoë Sheehan Saldaña marketten kıyafetler alıyor, bir kopyasını kendi eliyle yapıyor, üzerine etiketlerini dikiyor, ve geri markette rafa bırakıyor. Sheehan Saldana bu etkinlikle bir nevi mağaza hırsızlığının tersini yapıyor.

saldana1.jpg

Jordache ¾ Gömlek, 2003-4 (sağdaki el yapımı)

Bu gömlek orjinalinde 16 Temmuz 2003 tarihinde $11.43′e Berlin Wal-Mart’tan alınmış. Sonra elle tekrar yapılmış, ve etketi dikilerek aynı fiyattan Wal-Mart’ta bir rafa yerleştirilmiş.

Peki neden bir kişi Çin’de yığınla üretilen bu gömleklerden birinin elyapımı kopyasını üretsin? Amerika’da Çin’e kayan iş gücünü mü protesto ediyor? Veya sanat endüstrisinin ticari boyutunu mu eleştiriyor? Hiç biri değil. Sheehan Saldana kitlesel üretimin patladığı bir dünyada kişiselliğini ve yaratıcılığını bunu bastırmak isteyen kuruluşların altyapısı üzerinden gösteriyor.

saldana0.jpg

6lb’lik Kese Kağıdı Alışverişi, 2005 (sağdaki el yapımı)

Sheehan Saldana aynı zamanda kendi yaptığı kese kağıtlarını restauran ve cafelerdeki fabrika üretimi versiyonlarıyla değiş tokuş ediyor. Bir yanda Sheehan’in el yapımı gömlekleri ekonomik trafiğe karışırken diğer yanda değiş tokuş edilmiş gömlek, pantolon, kese kağıdı gibi bir Çinli işçinin üretimi olan nesneler galeri ortamında sergileniyor.

Ticari kamusal alana, yani market rafına, sanat işleri yerleştirme taktiği ile sanatçı normalde sanatla ilgilenmeyen kişileri bilinçli veya bilinçsiz sanat işleriyle karşı karşıya getiriyor.

Etiketler

, , , ,

18 Yorum

  1. Dara Kilicoglu

    Bu ve buna benzer sanat islerinin bence artik modasi gecti. Tipki Serkan Ozkaya’nin islerini basarisiz buldugum gibi bu ve buna benzer isleri de basarisiz buluyorum. Bu kimse ayrica raftan aldigi seyi elle kopyalayip yerine koyarak suc isliyor. Hakkinda sahtecilikten suc duyurusunda bile bulunulabilir :) Saldana’nin isinin altindaki metin kayda deger olsa da, isin uygulamasi oldukca kotu. Elleri ile tipkisini uretmis oldugunu varsaysam bile. Ayrica cesaretine hayran oldum cunki, sanatcinin X markasi adi altinda urettigi ama aslinda X marka olmayan kiyafeti alan insanin urunu kullanirken basina gelebilecek bir zarar yuzunden kim sorumlu tutulacak? Diyelim ki alerjisi vardi kullanicinin ve sadece X marka nin kullandigi kumas onda alerji yapmiyordu.

  2. Dara Kilicoglu

    “Ticari kamusal alana, yani market rafına, sanat işleri yerleştirme taktiği ile sanatçı normalde sanatla ilgilenmeyen kişileri bilinçli veya bilinçsiz sanat işleriyle karşı karşıya getiriyor.”

    Bu is eger boyle bir misyon ediniyorsa cok kotu cunki, farkinda olmadigim bir sanat isi, buyuk olasilikla algi sinirlarimin disinda oldugu icin benim tarafimdan degerlendirilmeye bile sokulamaz. Beni asar… Dolayisi ile karsi karsiye getirmiyor, yanyana getiriyor. Bu iki kavram arasinda buyuk fark var.

  3. Boran Guney

    Ben bir cok acidan Dara’ya katiliyorum ve eklemek istiyorum. Dara’nin da bahsettigi gibi kapitalist uretim-tuketim sistemini su ya da bu sekilde elestiren kavramsal sanat isleri ganisiyle var, ve bu alanda zekasi ve bulusculuguyla dikkat ceken, etkileyen, guldururken dusunduren bir cok calisma yuz yildir mevcut. Sanatcinin kendi ozgun ruhunu temsil etmek adina piyasa urunlerinin el kopyasi taklitlerini yapmasi ise bence sanatcinin yaratici gucunun elestirdigi sistem tarafindan nasil igdis edildiginin bir gostergesi gibi. Sanatci eger kendi oz icerigini, tuketim mallarinin tipkilarini yeniden uretmek suretiyle izleyiciye sunuyor ise, o zaman izleyicinin “senin ozun tuketim toplumu olmus hanim, kisiselligin tukettigin urunlerde sinirli kalmis git bi daga cik guzel bi manzara resmi ciz ruhun temizlensin, kisiselligini market raflarinda degil baska yerde ara” demesi de mazur görülecektir.

  4. arikan

    “Beni asar…”

    Yani farkinda olmadan aklini oynatir.

  5. arikan

    “ilginç iş” başka “iyi iş” başka bir şey. “İlginç iş” trend/moda dediğiniz kategorilere dahildir ve gelip geçebilir, konu hakkında bilgi dağarcığımıza göre “harika!” veya “modası geçti!” deriz. Ama “iyi iş” düşüncemizi değiştirebilir, bilgi seviyemize göre kafamızı açar. Bence bu iş düşünce değiştirici, o yüzden iyi.

    Neden düşünce değiştirici?

    Sheehan’ın ortaya koyduğu ürün bir “hiç”. Sergilenen ürün sanatçının yaptığı bir şey değil marketten aldığı bir şey. Ama biliyoruz ki markete kendi yaptığı bir versiyonunu koymuş. Bu bilgi karşımızda duran hiçlik hakkında bizi düşündürüyor… Nereye varıyoruz düşünerek? Serbest market ekonomisinde kitlesel üretimin bireyin özgür ifadesini bastırması. Hmmm e iyi noldu yani. Doğru var öyle bir şey. Ama Çinliymiş işçiler. Haaa olsun nolcak herkes Çin’e outsource ediyor işlerini artık. Bütün Nike ayakkabılar orada yapılıyormuş diye duyuyoruz hep. Hiç bir şey değişmedi düşüncemde. Benim karnım acıktı. E gel gidip döner yiyelim köşsedeki büfeden. Sosu iyiymiş. Jean Baudrillard ölmüş. Fransız felsefeci değil mi o? Evet o. Fransız malları boykotto umrumda bile değil. Ne yapmış Baudrillard? Simulacra filan diyorlar. Simulasyonmuş dünya kopyanın kopyası kopya sayılmazmış falan filan. Düğümküme’de okudum “Kendimden dışardayım, kelimenin tüm anlamlarıyla bunu kastediyorum.” demiş. İyi iyi. Türkiye Yunanistan’i yendiğinde ben de öyle hissetmiştim! hahahaa

  6. ali

    wal-mart’tan bir yetkiliye yorumları sorulduğunda bu olaydan haberi olmadığını, bunun muhtemelen güvenlik veya sağlık konusunda bir sorun yaratmayacağını, ancak sahtecilik (kopyayı orijinal olarak göstermek) olarak yorumlanabileceğini belirtmiş. bu durumda wal-mart’tan daha sert tepki göstermemize gerek yok bence..:) işin ilginç yanı, bu kıyafetleri satın alan kişi bunların kopya olduklarını kanıtlayabilirse muhtemelen orijinalinden çok daha yüksek fiyata alıcı bulabilecek olması. bu açıdan valéry grancher, serkan özkaya, carlo zanni, miltos manetas, vs. gibi kitle üretim/iletişim ürünlerini elle kopyalayarak aslında ‘özgünleştirme’ sürecine benziyor. ancak, işin can alıcı noktası bu değil bence. bahsi geçen sanatçılar ve temellük (appropriation) sanatı diye bir şeyden bahsetmemizin sebebi olan sherrie levine‘in yaptıkları işlere duvara asılan resim/fotoğraf veya elle kopyalanmış gazete değil, bunların sergilenme süreci olarak da bakmak da mümkün.. sheehan saldaña bunu bir adım ileri götürmüş, “ey sanat camiası, bakın orijinalini çoğunuzun tanıdığı bi şey kopyaladım ve kendi eserim olarak sergiliyorum, siz bunun ne anlama geldiğini düşünüverin bi zahmet” demekle kalmayıp doğrudan uygulamaya sokmuş, içimize atıvermiş. bu süreç yöntem olarak serkan özkaya’dan çok the yes men‘e benziyor (bknz. sitedeki “identity theft”, “identity correction” tanımları.). saldaña, the yes men’den çok daha uysal ve apolitik elbette ama onların bilgi akışı ile yaptıkları uygulamanın benzerini mal akışı ile gerçekleştirmiş.. belki sanat eserinin zorla özel hayatımıza girmesi, bizi alıcı durumuna sokması ile sophie calle‘ın insanların özel alanlarına girip onlardan veri topladığı tersi durum ile de karşılaştırılabilir. sonuçta işin kopyalama işlemine indirgenecek kadar basit olmadığını, kendinden önce gelenlerle bağlantılı ama özgün ve iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum.

  7. ali

    “shopdropping” ile ilgili ünlü bir iş vardı, üstteki yazıyı yazarken aklıma gelmemiş:

    Barbie Liberation Organization, 1989

  8. Dara Kilicoglu

    Burak bu is senin nasil dusunceni degistirdi? Merak ediyorum dogrusu… Yukardaki aciklamalarindan gercekten hicbisi anlamadim.

    Ayrica birseyin benim farkinda olmadan aklimi oynatmasi mumkun degil. Bu dediginize beyin yikama denir. Kim bundan hoslanir bilmiyorum. Ayrica boyle bir tutumu kustahca bile bulabilirim.

    “Walmart’dan daha sert tepki gostermemize gerek yok?” Sanmiyorum, sadece Walmart degilki o gomlegi alip giyecek olan. Walmart’dan alisveris yapanlar bizler, insan degil miyiz? Ayrica yetkili “muhtemelen” kelimesini kullanmis. Bu ifadede kesinlik yok.

    “işin ilginç yanı, bu kıyafetleri satın alan kişi bunların kopya olduklarını kanıtlayabilirse muhtemelen orijinalinden çok daha yüksek fiyata alıcı bulabilecek olması.” Bence bu da yeterli degil… Bu isi ilginc yapmiyor.

    Sanat elestirmeni olmayip normal bir insan olarak esas ben hayatimin bu tur kotu sanat zirvaliklari ile tecavuze ugradigini soylemek istiyorum. Dugumkume’de bir sanatcinin isine yer verilecekse bunun iyi bir is olmasini istiyorum. Burak ve Ali bu isin onemli oldugunu dusunuyor. Bense zayif, eski, bisi soylemeyen bir is oldugunu dusunuyorum.

  9. ali

    ilk başta bu yazıya yorum yazmak gibi bir niyetim yoktu ama okuduğum eleştirileri aşırı sert bulmam klavyeyi elime almama neden oldu. ilk bakışta basit gözüken işlerin çok katmanlı olabildiği ve burada sözü geçen işe de değişik katmanlardan bakılabildiğini düşünüyorum. özeti bundan ibaretti yazdıklarımın. “iyi bir sanat eseri ahlaksız olabilir mi?”, “yaratıcılık nedir? yaratıcılık diye bir şey var mıdır?”, “ilginç, iyi ve güzel iş nedir, bunlar farklı şeyler midir?”, “zırvalama yoluyla esaslı bir sanat eseri vücuda getirilebilir mi?”, vs. gibi sorular elbette ayrı ayrı veya bu iş üzerinden tartışılabilir. sonuçta değişik fikirlerin olması ve bu yazıya bu kadar yorum yazılması güzel, ama “bu ne yahu, dağa çıkıp resim yapsın daha iyi” tadında bir yorumun üstünde 2007 tarihinin yazılı olması bana düz gelmiyor..

  10. Boran Guney

    Bu ise nasil yaklasirsam yaklasayim neticede gordugum sey, yuksek (ya da alcak) kulturun ve dolayisiyla sanatin, derdini pazarlamacilik ve reklamcilik grameri icerisinde, onlarin metod ve silahlariyla yapmaya mecbur oldugu bir zamanda yasadigimiz gercegi. Sheehan’in isi de bu hakim dil icerisinde kendine sicak ve rahat bir nis bulmus. Viral marketing felsefesiyle gerçeklestirilmis bu is , populer gazete ve dergilerin sanat sayfalarinda bir-iki sutun yer alabilecek keyifli bir yaziya konu olabilir.

    Sanirim benim derdim bu noktada basliyor. Bu gimmicky sanat isleri ve bunlarin medyada eglencelik cerez olarak yer alma bicimleri (hatta Serkan Ozkaya orneginde direkt medyanin kendisinin katilimi), ve bu bicimlerdeki futbol yorumcularini aratmayan kliselere dayali soylem kabak tadi verdi. Bu soylemdeki ortak nokta ise herhalde sunumlarinda gormeye alistigimiz muglak bir “bilmemne üzerine dusundurmeyi amacliyor” ibaresi olsa gerek.

    Elimizdeki is de, ornegin, küresel isgücü adaletsizligi, emegin ve oznelligin kaybi filan gibi bi noktaya atis yapmis. Bravo, çok güzel de, Sheehan’in “art school prank” seviyesindeki “ozgun” ve “iyi” isinin bana gecirmeye calistigi mesaja ben zaten goz ve kulak sahibi ortalama bir insan olarak her gun cesitli mecralar vasitasi ile maruz kaliyorum. Yani bu is beni dusundurmuyor, aslinda tam tersi, ayni deprem sonrasi Istanbul’da deprem haberi okumaktan konuya yabancilastigimiz gibi derdini anlatmak yerine cagdaslariyla ayni trene atlayip enformasyon kirliligine katkida bulunduruyor, mevzusunun degerini dusuruyor, dusundurmeye calisirken yabancilastiriyor.

  11. Boran Guney

    [...]bu yazıya bu kadar yorum yazılması güzel, ama “bu ne yahu, dağa çıkıp resim yapsın daha iyiâ€? tadında bir yorumun üstünde 2007 tarihinin yazılı olması bana düz gelmiyor..[...]

    çünkü sanirim ironi treni sizin oralara hiç ugramiyor…

  12. ali

    ironi vagonunun lokomotifindeki “Sanatcinin kendi ozgun ruhunu temsil etmek adina piyasa urunlerinin el kopyasi taklitlerini yapmasi ise bence sanatcinin yaratici gucunun elestirdigi sistem tarafindan nasil igdis edildiginin bir gostergesi gibi” ifadesi sanatçının kullandığı mecranın, taklidi yapılan ürün ve kullandığı malzemelerden ibaret olduğu iması var gibi (ki bu klasik resim-heykele olan bakışa paralel), oysa ki burada wal-mart da, basında çıkan dandik haberler de, wal-mart dışında yapılan sergi de işin ve sürecin parçası. sanatçının eleştirdiği mecrayı kullanması bir çelişki değil, aksine mesajı vermek için etkili bir yol. buna örnek olarak kitsch eserler vererek kitsch hakkında düşünmemizi sağlayan jeff koons, teknoloji kullanarak teknolojiyi eleştiren yüzlerce sanatçı, etoy gibi şirket kurarak büyük şirketleri eleştiren sanatçı oluşumları, kendilerini ünlü kişiler olarak tanıtarak televizyonda röportajlara katılan the yes men (bu kişilerin yanında medyanın yönlendirilebilirliğine de eleştiri var burada), bakteri üreterek biyoteknoloji eleştirisi yapan critical art ensemble… fbi’ın, critical art ensemble’den steve kurtz’u biyoterörist olarak suçladığı davada da benzer taktiksel medyavaziyetleri var.. saldaña’nın işinin ve mesajının bu saydıklarım kadar kuvvetli olduğu şeklinde bir iddiam yok, ancak bu eleştirinin yapılış şekli asıl tepki gösterdiğim nokta..

  13. arikan

    Tasarım çözüm getirir sanat soru sorar.

    Bu klasik ayrımın hepimiz az çok farkındayız sanırım. Sanat işlerinde baktığımız bu basit ama temel soru sorma özelliği bin bir biçimde icra ediliyor tabiiki. Seehan’ın işinde de bunun bir biçimini görüyoruz. Bundan daha derin bir tartışma Seehan’ın yaptığı işlerde ne gibi biçimsel konuları ortamları alanları kategorileri karıştırdığı (mix) ve bunun çözümlemesi olabilir. İşin etkisini ölçmeye yönelik yorumlar bize birşey öğretmiyor diye düşünüyorum.

    Seehan ortam (medium) olarak perakende satış ağını kullanıyor. Malzeme olarak perakende satılan malları. Araç olarak da tarife yazmayı. Galeride gösterdiği walmart gömlek bildiğimiz Duchamp ready-made fikrinden farklı. Temsil işlemini resim yerine gerçek nesneyle yaparak yeni bir dünya açan Duchamp da ready-made’lerini kendi üretmediği bir nesneyi imzalayarak yapardı. Ancak Seehan kendi ürettiğini üretmediğine perakende market yoluyla bağlıyor. Pazar ile birey arasındaki bağa dikkat çekiyor.

  14. arikan

    Ali’nin işin süreci ile yaptığı yoruma katılıyorum. Günümüzde kitlesel medyanın kendisini (Tvde program yapıcıdan, iletişim staretijisine, köşe yazarından, tv haber kuşağına) işin içina katmak giderek daha fazla kullanılan bir teknik. Bu yolla sanatçı her yoldan mesajını iletmiş oluyor. Boran’in bahsettiği bilgi kirlilii zaten doğal olarak artan bir şey ve bu taktikler tam da bu noktada işe yarıyor.

    Ali’nin verdiği örneklere Ubermorgen’ın Vote-auction.com projesi çok iyi oturuyor. Vote-auction.com 2000 yilinda Amerikan seçimlerinde Amerikan vatandaşlarının oylarını para karşılığında satmasını sağlayan bir web sitesi, bir marketti. Bu iş o kadar ortaligi karistirdi ki sadece CIA, FBI, ve NSA sanatçılar hakkında araştırma yapmakla kalmadı CNN avukatlarin, gazetecilerin, profesorlerin bir araya getirilidigi bir program yapti. Programa işi yapan sanatçı Hans Bernhard telefonla katıldı. Bu 30 dakikalık CNN programı DVD olarak yayınlandı ve “ultimate contemporary pop-art” olarak değerlendirildi.

  15. Dara Kilicoglu

    [...] Ancak Seehan kendi ürettiğini üretmediğine perakende market yoluyla bağlıyor. Pazar ile birey arasındaki bağa dikkat çekiyor. [...]

    Dikkat cekilmek istendigini iddia ettigin bag, bizim icin o kadar da yeni birsey degil diye dusunuyorum.

    [...] İşin etkisini ölçmeye yönelik yorumlar bize birşey öğretmiyor diye düşünüyorum. [...]

    Yazidan yaziya fark var. Mesela Cep telefonlari makalen kesinlikle ogretici. Yorumlar soru seklinde, veya tesekkur seklinde. Sanat makaleleri ise dusundurucu olabilir. Yorumlari da tartismaya acik. Bizde dusunup tartisiyoruz. Ozellikle bu yazi icin ogretici bisi yok.

    Sanatcinin manifestosu yok. Websitesi’nde neyi neden yaptigi aciklanmamis. Buna ulasabilen var mi?

  16. saruhan

    sizi şeftaliler siziii
    ölemi katlnır o kese kaguıtlarıııııııı:D
    ben daha iyisini yuapmassam

  17. poseidon

    waallaa büyük başarı nediyim cesaret gerektiren bir iş benide aşar bu arada kimse var mı…?

  18. arikan

    @saruhan tam yerine parmak bastın.

    @poseidon kimse var mı derken ne kastediyorsun?

Yorum Yaz