27.08.2008

Kendi Nükleer Enerjini Kendin Üret

Nükleer yakıt aynı kömür veya petrol gibi ısı üretmeye yarar. Isı üretildikten sonra suyu kaynatır, çıkan buhar ile elektrik üretilir. Nükleer yakıt diğer tüm yakıtlara göre kat kat fazla enerji (ısı) açığa çıkardığı için tercih edilir. Nükleer enerjinin yakıldığı tesise nükleer reaktör denir. Amerika’da 1950lerde ilk defa kullanılmaya başlanılan teknikler ile nükleer fizyon (“nuclear fission“) sonucu açığa çıkan enerji kontrol edilebilmiş ve ısı üretilebilmiştir. Türkiye’de bugün Çekmeke Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi‘nde bulunan deneysel reaktör dışında çalışan bir nükleer reaktör bilmiyorum.

Artık kendi nükleer enerjimizi kendimiz üretebiliyoruz. Eğer YouTubelar gitmemişse bu yukardaki video kendi evinde nasıl nükleer enerji kullanabilirsin gösteriyor. Bu sistemi üretince ne olacak? Su kaynatacaksın. Su kaynatıp ne yapacaksın? Kendi elektriğini kendin üreteceksin.

Nükleer enerjinin en büyük derdi kullandıktan sonra etrafı temizlemek. Ortaya çıkan nükleer atık, yani kullanılmış radyoaktif malzeme aslında zamanla zararsız hale geliyor, ama öyle bir iki yıl değil, ancak yıllar sonra zararsız hale gelebiliyor. O kadar süre boyunca nükleer artığı emniyetli bir şekilde saklamak en büyük problem.

Dünyada nükleer enerji kullanımı ile ilgili veri tabanları:

Etiketler

, , , , ,

Geri beslemeler (Trackback)

Trackback Adresi
  1. Düğümküme » Her Köye Bir Mini Nükleer Enerji İstasyonu

27 Yorum

  1. ugur

    mevzu çok net olduğu halde, nedense ülkemizde polemiğin kralı dönüyor. oysa nükleer enerji, karbon emisyonu açısından rüzgardan bile daha temiz.

    deyip kaçayım, çünkü enerjim yok uzatmaya.

    bi’ de videoyu göremedim, ama toshiba yeni bir ürün çıkardı. birkaç yıl içinde piyasada olacak: ev santrali: http://blog.wired.com/gadgets/2007/12/toshibas-home-n.html

  2. arikan

    Ugur video görünmüyor mu Türkiye’den? Yutublar gelmedi mi hala?

    Nükleer enerji’nin en büyük derdi kullanılmış yakıtları (yani nükleer atıkları) uzun süre emniyetli bir şekilde tutabilmek. En ufak hata büyük zarar verir, 100% hatasız bir sistem içinde yıllarca barındırmak gerekiyor artıkları. Türkiye bu yüzden nükleer enerji yakan bir istasyon yapabilmiş değil hala. Bu işi hatasız yapabilmek için mesela Fransız ve Kanadalı şirketlere güveniyor tecrbüleri olduğundan. Son durum nedir bilmiyorum.

    Bir tek Başbakan Erdoğan’ın saygısızca çevrecilerin eylemlerine laf söylediğini biliyorum. Ayıp. Utandım.

  3. ugur

    yutub geldi haberlerini ben de okudum, ama henuz her yerde islemiyor belki de.

    basbakanin belagat sanatina ozgun yaklasimlari var tabi. denecek laf yok.

    bence turkiye’nin en buyuk nukleer meselesi, su an icin, hemen sinirimizdaki, ermenistan’in halen calisan metzamor hurda santrali. eski sovyet tipi santrallarin derhal kapatilmasi gerekiyor. mesela benzer bir santral konusunda ab, litvanya’ya epey baski uyguluyor. bizim sesimiz cikmiyor metzamor’la ilgili.

    aslinda hemen her konuda oldugu gibi, nukleer santral yapiminda da endiselerin donup dolasip ihalelerde yolsuzluk olur mu, biz yapabilir miyiz, isletebilir miyiz dogru duzgun meselelerine, insanlarin birbirine ve devlete veya hukumetlere guvenmemesine gelip dayanmasi cok uzucu. yani osmanli’nin son donemlerinde baslayan (selam verdim rusvet degil diye almadilar…) bu hissiyat tarihsel kokleri bulunan guclu bir hissiyat. nasil cozulur bilmiyorum.

    son olarak, lafın mutlaka çernobıl’a geleceğini tahmin ettiğimden bir not duseyim: evet, ukrayna halen guvenle nukleer enerji kullanıyor ve bu meseleye bizim kadar cakilip kalmamis. çernobıl’da patlayanın reaktör değil sovyet ideolojisi, kapalılık ve otoritaryenizm olduğunun farkında çünkü.

  4. ugur

    haha. buyur burdan yak: youtube ne açık ne kapalı.

  5. Löker

    son olarak, lafın mutlaka çernobıl’a geleceğini tahmin ettiğimden bir not duseyim: evet, ukrayna halen guvenle nukleer enerji kullanıyor ve bu meseleye bizim kadar cakilip kalmamis. çernobıl’da patlayanın reaktör değil sovyet ideolojisi, kapalılık ve otoritaryenizm olduğunun farkında çünkü.

    _______’de patlayan reaktör değil, {_______ anlayışı, kapalılık, söz dinlememek, insan hatası}.

    Boşlukları doldur, sorun seç, cümle hala o kadar olası görünebiliyor ki… Hani gerçekten günümüz dünyasında nükleer reaktörleri fizik açısından konuşabildik mi ya da konuşabilecek miyiz ki bir gün?.. Zor görünüyor bana hep… :)

  6. arikan

    Löker: “nükleer reaktörleri fizik açısından konuşabildik mi”

    CERN’de (cern.ch) büyük patlama (“Big Bang”) simulasyonu yapılmaya çalışılıyor. Bunun için Large Hadron Collider (LHC) diye dev bir sistem geliştirdiler (onlar = farklı milletlerden bilim insanları beraber), ilk testler başarıyla yapıldı, Eylül ayında büyük deneme var. Evrenin başlangıcı sayılan Büyük Patlama simulasyonu dünyada gerçekleştirilebilirse ortaya bir çok kara delik çıkacak muhtemelen. Bunlar nükleer fizik araştırma konuları. Maddenin nasıl oluştuğunu araştıryor. (bkz: Uzay Enflasyonu)

    Türkiye bu araştırmalara katılmıyor, sebebi 12 milyon dolarlik yıllık katılım payını veremiyor olması:
    http://www.hafif.org/yazi/cern-turkiye-ve-10-mil

    CERN’de ayrıca parçacık fiziği çalışan bilim insanları için Türkiye forumu var
    https://espace.cern.ch/CERNTR/

    Large Hadron Collider’dan görüntüler

  7. ugur

    şurada da guzel fotoğrafları var bu aletin. bu çaptaki bir projeyi hayata geçirebiliyor insanoğlu, hayret. ve dediğiniz gibi ne yapıp yapıp dışında kalmayı başarıyoruz.

  8. arikan

    Ugur sağol ben de bu dev fotoğrafları arıyordum.
    http://www.boston.com/bigpicture/2008/08/the_large_hadron_collider.html

  9. onur gunduz

    lhc den ziyade türkiyede bu nükleer enerjinin yanliş ellere geçebilecek olmasi beni korkutur. yönetimin yanlış ellere geçtiği gibi yani.

  10. onur gunduz

    türkiye atom enerjisi kurumunun resmi sitesi de beni çok üzdü yani hakkaten. azerbaycan 2.0, bir tane makale yok sitede.

  11. arikan

    Türkiye Atom Enerjisi Kurumu aynı zamanda bir eğitim kurumu. Fizik, kimya, biyoloji, bilgisayar okuyan öğrenciler burada tez ve pratik yapıyor. Onur’a katılıyorum böyle bir kurumun detaylı araştırma belgeleri, raporlar, ve hatta gelişmelerden anında haber alabileceğimiz RSS beslemeleri olmalı. Halka genel bilgi vermek için broşürler var ama pek erişilmez noktalarda sitede. TAEK sitesinin haritasına bakıyorum böyle detaylı raporlar veya bilimsel makaleler göremiyorum. Buradan ilgillilere sesleniyoruz, bu tür belgeleri sitenizde yayınlayın.

    http://www.taek.gov.tr/site_haritasi.html

  12. lynx lynx

    Ugur, nükleer enerji, karbon emisyonu açısından rüzgardan bile daha temiz cümlesini anlayamadım ben. rüzgar enerjisinde karbon emisyonu yok ki daha temizi nasıl olsun…

    Bence bu tartışmaların yapılmasında bir sakınca yok zira nükleer enerji ciddi bir iştir. Hem bizi hem de gelecek kuşakları ilgilendirir. Bunun için nasıl bir enerji çeşidiyle karşı karşıya olduğumuzu doğru dürüst kaynaklardan öğrenmeli, birey olarak da ince eleyip sık dokumalıyız. Ama ne yazık ki en etkin bilgi edinme kaynağımız olan internette çok fazla yalan dolan dönüyor.

  13. Koray Löker

    Bu arada bugün gazetede okudum ki, CERN’deki işbu deneye karşı aralarında araştırmacıların da bulunduğu bir grup Avrupalının AİHM nezdinde yaptıkları “bu herifçioğulları neyle oynadıklarının farkında değiller, bu işin sosyal boyutları bir yana, dünyayı yok etme riski bir yana… kim oluyorlar da bu deneyi yapabiliyorlar, durdurun münafıkları” yönünde yaptıkları başvuru reddedilmiş…

    Ne yalan söyleyeyim, eni konu üzüldüm ben bu duruma… Öyle saf, naif bir “sadece bilim” düsturu var mı gerçekten, kimi şaşkoloz bilim insanları, siyasetçilerin oyunlarına oyuncak üretmekten gayri bir yolları olmadığını bilmeden, insanlık için çalıştıklarını düşünerek atom bombası falan yapabiliyorlar mı bilemem… (Ki, bu ihtimal de rafa kalkarsa topuna express tavrı ile “elalarını, elalarını…” şarkısı istemek dışında bir seçenek zaten yok…)

    Hani, merak, bilim, uzay, evren… İyi hoş da… Yani gerçekten insanlık olarak gittiğimiz yön, küresel ısınma, kıtalar arasındaki yaşam şartları uçurumu falan unutulup da laboratuarda Tintin bölümlerindeki “bilginler” gibi oyun oynamak mümkün müdür diye sormadan edemiyorum…

    Hani, hattızatında, çok afedersiniz sokayım fiziğe diye böğüresim geliyor kara delik yaratma ihtimallerine harcanan enerjinin, dünya nüfusunun %20′ye yakını aç ve susuz, küresel ısınma kapıya dayanmışken yarattığı etki yüzünden bile… Geri kafalı mıyım, evet, sanırım… Ama bu konuda korkarım, gururla…

    Kullandığım bilgisayardan bile utanmam bir yana, ben kimi laflarımı yutmayı, kimi eylemlerden sakınmayı, bazı çok kendime ait fikirleri unutmayı beceriyorsam, yaşadığım ortam ve dünya adına, bunu sanırım bilim insanlarından da beklemem en azından dürüstçe diye düşünüyorum.

  14. arikan

    @lynx lynx: “Ama ne yazık ki en etkin bilgi edinme kaynağımız olan internette çok fazla yalan dolan dönüyor.”

    Internet’te “doğru bilgiye” ulaşmak için karşılaştırma yapman yeterli.

    Diğer bir yöntem de sosyal kanallardan bilgi edinmek. Mesela tanıdığın bildiğin insanların söyledikleri herhangi birninin söylediklerinden daha güvenilirdir doğal olarak. Tabi bu genel kültür değil de uzmanlık konularıysa tandıkların uzman olmalı.

    Uzmanlık gerektiren bilgilerin doğruluğu referans veren (hiperlink bağlantı) yazı olup olmamasına göre belirlenebilir.

    Ayrıca Düğümküme gibi bloglarda çeşitli konularda tartışma yapıyoruz, farklı görüşler çarpıştığı için ortaya daha doğru bilgiler çıkıyor. Hem birbirimizden öğreniyoruz hem de internet’de doğru yani tartışılmış bilgi (“tartışmalı”nın tersi) ortaya çıkıyor.

  15. arikan

    @Löker katılıyorum bilim ve teknoloji üretenler ortaya çıkanlardan sorumlu. Uçaktan bomba atmak, atom bombası, veya gözetleme teknolojileri hep normalde başka amaçarla icat edilmiş teknolojilerin kötü kullanımına örnekler. Ancak kimin neyden sorumlu olduğu karmaşık bir denklem.

    CERN’in LHC projesi ile Manhattan Projesi arasında benzerlikler var. Manhattan Projesi sonucu ortaya çıkan atom bombası ve sonucunda Hiroşima ve Nagasaki’nin bombalanması büyük bir travma yarattı doğal oalrak. Bugün de LHC projesine karşı olanlar sanırım bu travmanın varlığına dair bir işaret.
    http://en.wikipedia.org/wiki/Manhattan_Project

    Bilim ve teknoloji üretenlerin sorumluluğu karmaşık bir denklem. Bir yanda bilimsel ilerleme var diğer yanda kötü kullanım ihtimali. Kötü kullanım politik gerginlik sonucu güç kulllanmak amacıyla ortaya çıkıyor. Kötü kullanımı engellemek yeni teknoloji konusunda toplumun bilinçlendirmesi ve dolayısıyla politik dengeleri etkilemesi ile mümkün olabilir.

  16. arikan

    Obama Amerikan Bilim ve Teknoloji politikası üzerine planlarını 14 soru cevapla anlatıyor
    http://www.sciencedebate2008.com/www/index.php?id=40

  17. lynx lynx

    Löker ve Arıkan, Bilimin ilerlemesi ve iktidarın talepleri arasındaki muazzam ilişkiyi anlatan güzel bir kitap var burada:
    http://kitap.tubitak.gov.tr/k048.html

    Burada da kitaptan alınan notlar var. Ama notlar taraflı olarak seçildiği için tamamını okumakta fayda var.
    http://yabanil.net/?p=148

  18. Koray Löker

    Burada da kitaptan alınan notlar var. Ama notlar taraflı olarak seçildiği için tamamını okumakta fayda var.

    :))

  19. Koray Löker

    @Arıkan:

    Kötü kullanımı engellemek yeni teknoloji konusunda toplumun bilinçlendirmesi ve dolayısıyla politik dengeleri etkilemesi ile mümkün olabilir.

    İdeal bir dünyada evet, ama ideal bir dünyada buna gerek de kalmazdı ki gibi bir paradoksal durum var sanki… Bugün dünyasında, hiç bir ülkede halkın devlet politikaları konusunda isteklerini dinletebileceği, en basitinden VETO hakkı kullanabileceği bir durum öngöremiyorum.

    Kimi politik çıkar dengeleri, kimi yanlış hesaplar sonucu 1 Mart günü sokakta son on yılın en büyük mutluluğunu yaşayanlar arasındaydım. Biliyordum ki biz yapmamıştık, ama biliyordum ki olmuştu, en azından tarih dışarda toplanmış 60bin kişinin baskısı altındaki meclisin savaşa katılmayı reddettiğini yazacaktı. Sembolik olarak da olsa anlamı vardı. Ama gerçekten semboller dışında nereye denk düşer ki? Bir devlet savaşa karar verdiğinde halkı durdurabilir mi, bence şu andaki durumla mümkün değil, hangi durumla mümkün olur, eh fikirler var ama onları da zaman gösterecek sanki…

    Aklıma bir fıkra geldi (komik anlamda değilse de… başka ne diyeceğimi bilemedim) atom bombası gibi düşünebileceğimiz büyüklükte, yarın öbürgün kitlesel imhada kullanılabilecek bir bilimsel buluşa çok yaklaşmış bir bilginin evine giden bir yabancı kendisiyle uzun uzun tartışarak vazgeçirmeye çalışır. Bilginin yanıtı ısrarlı ve nettir, bilimsel gelişmenin önünde endişelere yer verilemez… Eğer insanlık bu buluşla ne yapacağını bilemiyorsa, bu buluşun ya da bulanın sorumluluğu olmamalıdır… Adam durumu kabullenir, evin küçük çocuğuna bir armağan getirdiğini, onu vermesinin uygun olup olmayacağını sorar, yol gösterilir… Bilgin aradan dakikalar geçtikten sonra çocuğun odasına girdiğinde çocuğu elinde dolu bir silahla oynarken bulur…

    Çok Hıncal Uluç’vari bir fıkra olduğunun farkındayım, ama gerçekten de paralelliği iyi anlatıyor bence…

  20. arikan

    @lynx sağol kitap için. “doğru bilgiye” ulaşma meselesini düşünürsek tekrar… iktidar ve bilim ilişkisini devlet kurumu tarafından yayınlanmış bir kitaptan okumak bana pek güvenilir gelmiyor. Bağımsız bir yazar ve yayınevi tercih ederim tabi ama şu anda Türkçe yazılmış başka bir kaynak bilmiyorum.

  21. arikan

    @Löker 1 Mart iyi bir örnek. “Halk istemedi biz de Irak’ı işgal etmedik” gibi bir söylem de kulanmıştır herhalde AKP o vakitler, arka plandaki AB-ABD arasında kalma durumuna deyinmeden. Ama bu mesele sadece bir evet-hayır, AB-ABD, veya temsil eden-edilen denklemi değil. Daha çok bir ekosistem gibi düşünebiliriz. Gerçekten de pek çok parça kararı beraber etkiliyor, yani karar bu çoklu ilişkiler sonucu beliriyor (“emergence”) diye düşünüyorum. Zaten ismi üstünde “karar”, “kararlı”, “kararında”… doğrudan bir denge çağrışımı yapıyor.

    Bu ekosistemde 1 Mart gösterilerinin de etkisi var AB-ABD ilişkisinin de ve kimbilir başka nelerin. Bir çok bilinmez parça olabilir bu kararı etkileyen, bu çok doğal, ama önemli olan tüm parçaların herkes tarafından (vekiller + halk) anında bilinebilir olmasıdır. Derin Devlet’in tersine Açık Devlet tam da böyle bir şey.

  22. arikan

    Bulgaristan’da atom santrali temeli atıldı
    Bulgaristan’ın Romanya ile ortak sınırını oluşturan Tuna nehri kıyısındaki Belene kasabasıyla ülkenin ikinci atom elektrik santralının temeli atıldı.
    http://ntvmsnbc.com/news/458290.asp

  23. ugur

    @lynx lynx: “Ugur, nükleer enerji, karbon emisyonu açısından rüzgardan bile daha temiz cümlesini anlayamadım ben. rüzgar enerjisinde karbon emisyonu yok ki daha temizi nasıl olsun…”

    aslında var. şu pdf‘in 46. sayfasındaki tabloyu inceleyebilirsin.

    ayrica oecd nea sitesinde çok kapsamlı bilgi / veri mevcut ilgilenenler için.

  24. arikan

    Dünyada nükleer enerji kullanımı ile ilgili veri tabanları (yazıya da ekledim):

  25. lynx lynx

    Uğur, Tabloyu inceledim. Nükleer santrallerin de rüzgar türbinlerinin de 0 emisyon yaydığını görüyorum (Plant emissions tablosunda) Yani karbon salınımı ikisinin de yok.

    Ama başka bir tablo var ki Other chain steps yazıp geçiştirmişler, Bu “diğer”den kasıtları ne anlayamadım. Belki üretim sürecindeki emisyonu ölçmüşlerdir. Eğer böyleyse, Nükleer enerjinin emisyonunun az olması doğaldır çünkü Rüzgar enerjisinden daha yaygın ve üretimi çoktan yerli yerine oturtulmuş. Ayrıca verilen değerler japonya ingiltere ve belçika’yla sınırlı kalmış…

    Bilemiyorum bana bir anlam ifade etmedi…

    Kaldı ki Nükleer santral meselesi sadece karbon salınımı meselesi değildir.

  26. ugur

    lynx lynx,

    - “other chain steps” dokümanın bir yerlerinde açıklanıyordu sanırım. enerji üreten yapının ve enerjinin üretimi için gereken bütün aşamalar kastediliyor, ki bu maden çıkarmadan inşaya, ulaşıma vs. kadar gidiyor.

    - rüzgar nükleerden daha az mı yaygın veya piyasa orada daha mı tekelci bu su götürür. (veya elimde veri yok izlenimlerime göre söylüyorum.)

    - sadece 3 ülke verilmesinin nedeni açık. farklı coğrafi vs. koşullardan, min. ve max. örnekleri seçilmiş. yani şunu açıkça söyleyeyim, nea ile hürriyet’i karıştırmamak lazım, haksızlık olur.

    - yani elbette nükleer tartışması karbon meselesiyle sınırlı değil. bir kere travmatik anılarımız var. ikincisi siyasi tarihin bir parçası, nükleer ve sivil itaatsizlik filan bağlamında. üçüncüsü soğuk savaşın cephelerinden biri olarak görülebilir. dördüncüsü nükleer deyince hepimizin aklına önce silah geliyor. vs. vs. birçok kişi savaş karşıtlığı bağlamında nükleer enerjiye karşı. benim ifade etmeye çalıştığım şey basitçe şu: bu kaygılar gerçekçi değil, hatta nası denir mesnetsiz.

    - benim de nükleer enerji ile ilgili gördüğüm sıkıntı atıklar. ve tabii türkiye cumhuriyeti devleti’nin konuyu ne kadar ciddiyetle ve ne kadar bilimsel ele aldığı meselesi. teknolojiyle ilgili bir sıkıntım hiç yok, tek düşündüğüm devlet mekanizmasının bu işi nasıl kotaracağı.

    - bir de yorumu kapatmadan tekrar dile getireyim: kars sınırında metsamor çalışmaya devam ediyor. sinop’u filan tartışırız ederiz. ama esas meselemiz bu.

  27. lynx lynx

    Eh biz de bayrağa değil toprağa inanan bireyler olarak, karşı duruşumuz, akkuyu ya da sinop la sınırlı değil tabiki.

    Atıklar zaten mesele ama kafanı kurcalaması gerektiğini düşündüğüm bir diğer husus da, sistem ne kadar karmaşık ve yüksek teknolojiyle bağlıysa, risk ve kaza oranı azalmaz, aksine artar. Nasa, dönemin en yüksek teknoloji ürünü bilgisayarları kullanmasına rağmen “Challenger” uzay mekiği ile beraber 7 mürettebatını havada patlatıverdi. Açıklaması ise “teknik arıza”…

    Yeni bir tartışma alanı açmış oldum böylelikle, Teknolojiye ne kadar inanabiliriz?

Yorum Yaz