17.06.2008

Kanunları Kodlamak

Son yıllarda yapay zeka yöntemleri ve ontolojik modeller hukuk alanında başarıyla denenmeye başlandı. Bu uygulamalar arasında hukuksal mantık, diller arası ve semantik bilgiye erişim, belge sınıflandırması ve protokol hazırlanmasını sayabiliriz. Bunun için genel olarak tabandan tepeye (analitik) diyebileceğimiz yapay zeka teknikleri ile yukarıdan aşağı (sentetik) olarak tanımlayabileceğimiz ontolojik metodolojiler kombine ediliyor. Bu tekniklerin uygulanmasının başarılı deneyler olarak kalmayıp hayatımıza girmesi için hukuk ontolojilerinin hazırlanması büyük önem taşıyor.

Bilgisayar bilimi ve bilişimde, ontoloji terimi felsefede kullanıldığından biraz daha farklı anlamda, bir kavramlar kümesinin belli bir alan (domain) içinde formal temsili ve bu kavramlar arasındaki ilişkiler olarak tanımlanıyor. Söz konusu alan hakkında mantıksal çıkarımlarda bulunmanın yanısıra bu alanın doğrudan tanımını yapmak için de kullanılabiliyor. Bilginin temsiline gereksinim duyulan yapay zeka, Semantik Web, yazılım mühendisliği, biyomedikal informatik, kütüphane bilimi, bilgi mimarisi uygulamalarında ontolojilerin kullanımı yaygın. Genel olarak bireyler, sınıflar, sıfatlar, ilişkiler, kurallar, kısıtlamalar, aksiyomlar, olaylar gibi bileşenlerden oluşuyor. Hukuksal Bilgi Değişim Formatı LKIF de (Legal Knowledge Interchange Format) hukuk alanında ontolojilerin oluşturulması için, bir AB projesi olan Estrella altında geliştirilmiş Semantik Web tabanlı bir dil.

Aslında hukuk ile bilgisayar bilimi arasındaki paralelliklere bakarsak ve bilgisayar dillerinin mantığı eyleme dönüştürme konusundaki kusursuzluğunu düşünürsek bu iki disiplin arasındaki etkileşime şaşırmamak gerekir. Örneğin William F. Opdyke’ın 1982′de yazdığı Refactoring Object-Oriented Frameworks başlıklı tezinden, nesne tabanlı yazılımların tekrardan yapılandırılması ile ilgili yazdıklarına bakarsak:

  1. Bir yazılım geliştirirken, önceden hangi sınıfların önemli konseptleri kapsayacağı ve birbirleriyle nasıl ilişkilendirileceğini belirlemek zordur. Tecrübelerin bize gösterdiği, kullanışlı bir sınıf taksonomisi iteratif bir keşif süreci sonunda ortaya çıkar. Uygulama daha iyi anlaşıldıkça sistem tekrardan yapılandırılır ve halihazırdaki sınıflarda yer alan soyutlamaların değiştirilmesi gerekebilir.
  2. Sistem (yazılım) birkaç iterasyondan sonra olgunluğa ulaştıktan sonra bile, ufak yapısal değişiklikler gerekli olabilir. Yazılım sistemi, sürekli değişen bir ortamda çalışabilmek ve aynı zamanda da kullanıcıların sürekli değişen gereksinimlerini karşılayabilmek zorundadır.
  3. Yazılımı, projeler arası kullanmaya kalkınca değişik sorunlar ortaya çıkar. Bir sistemin, organizasyon ve diğer faktörler nedeniyle, başka bir proje tarafından kullanılabilmesi için değişik bir şekilde bölümlendirilmelidir. Bu yüzden tekrardan kullanım için de bir miktar tekrardan yapılandırma gerekir.

Yakın zamanda rastgeldiğim bir yazıda Garret Wilson burada koyu ile yazılmış olan proje, yazılım, uygulama ve kullanıcı terimlerini; sırasıyla dava, emsal, konu alanı ve kamu ile değiştirip kanun yazma ile yazılım geliştirme süreçleri arasındaki paralelliğe dikkat çekiyor. Yazıda aynı zamanda prosedür tabanlı programlama ile nesne tabanlı programlamanın hukuktaki karşılıklarının da anlatılması ilginç. Neticede kanunların da birer kod olduğunu ve kullanılan doğal dil nedeniyle içlerinde boşluklar ve yorum yoluyla esnetilme potansiyeli olduğunu düşünürsek araştırmacıların bu konularda kafa patlatmaları şaşırtıcı değil.

Tekrardan Estrella konsorsiyumu tarafından geliştirilen ve yaklaşık 200 kavramdan oluşan LKIF-Core Ontolojisi‘ne dönelim. Bu ontoloji 15 modülden oluşuyor. Herbir modül birbiriyle ilişkili hukuk terimleri dışında günlük kullandığımız kavramları kapsıyor. Bu terimlerin tanımlarını da buradan bulmak mümkün. Bunların en soyutları üst, mekan, mereoloji, zaman, uzay-zaman modülleri içinde tanımlanmış.


LKIF-Core modülleri

Estrella sitesinde, LKIF dışında hukuksal bilgi tabanlı sistemlerle etkileşime girecek uygulama programlama arayüzlerinin de (API) geliştirildiği Estrella platformunu uygulamaya koymak ve test etmek için Avrupa vergi mevzuatı ile iki Avrupa ülkesinin vergi mevzuatlarının modelleneceği ve pilot uygulamalarda kullanılacağı söylenmiş. Şu anda bu çok yakın gözükmese de ilerde kanun tasarılarının anayasaya uygunluğunu yazılım yoluyla anında görebileceğimiz sistemler geliştirilirse bu kimlerin işine yarar, kimleri rahatsız eder o da düşündürücü.

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , ,

4 Yorum

  1. Etkin Çiftçi

    Ağzına sağlık Ali. Bu arada, verdiğin örneklerin Avrupa kaynaklı olmasına şaşmamalı. Her metnin 18 dilde tercümesini yapıldığı bir topluluk burası. Dolayısıyla bürokrasi ve hantallığın da kalesi olmuş bir şehir Brüksel. Bu yüzden bahsettiğin çalışmaların gerçekçi çıktıları olabileceğine inanıyorum.

    Aylar önce karşıma bir diyagram çıkmıştı. Amerikan anayasasının giriş metninin ağaç yapısı şeklinde sunulduğu bu diyagrama aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
    http://grammar.ccc.commnet.edu/grammar/diagrams2/preamble.htm

  2. Dara Kılıçoğlu

    Konu ile ilgili oldugunu dusundugum bir baska calisma ise Brent Fitzgerald’in Promiserver adli projesi ve tezi. Aga bagli yasamda, guven, sosyal sorumluluklar ve anlasmalari islemsel yaklasim ile tanimlamayi ve surdurmeyi ongoruyor ve bunun icin bir model ortaya koyuyor.

    Konu ile ilgili blog yazisi:
    Promiserver: Procedurally Executed, Socially Enforced Microcontracts
    http://blog.brentfitzgerald.com/2007/05/promiserver-thesis/
    (PDF linki calismiyor, MIT arsivinden bulunabiliyor olmali)

    Promiserver tez tasarisina buradan ulabilirsiniz:
    http://blog.brentfitzgerald.com/files/promiserver_thesis_proposal_draft.pdf

  3. arikan

    Promiserver bir işlemsel mikro-kontrat projesi.

    Promiserver “tam serbest pazar ekonomisi” üzerine kurulmuş bir fikir. Daha da geliştirileiblirse belki de hiper-serbest-ekonomiye geçişi hızlandıracaktır.

    Ancak tam serbest pazar ekonomisi küresel anlamda herkesin işe yarar mı?

    Hiç bir üst kurumun kontrol etmediği bir pazar modeli ekonomist Milton Friedman‘ın dünyaya önerisidir. Gerçekleştirilmeye çalışıldığı her ülkede sosyal ve ekonomik buhran yaşanmıştır: Şili, Arjantin, Türkiye… Milton Friedman’ın ideal ekonomisine göre herşey parayla ölçülür ve devlet’in sadece iki görevi vardır:

    1. 1. Ülke sınırlarını korumak.
    2. 2. Kontratların işlemesini sağlamak (“enforce”).

    Serbest pazar’ın uygulanmaya başladığı ülkelerde halk niye isyan ediyor? Cahil mi? Yoo, çünkü bu idaele göre devlet en başta sosyal güvenlikten elini çekiyor… bkz Türkiye 2007-2008, Friedman ilkelerine dayalı hareket eden ekonomi bakanı Mehmet Şimşek.

    Halbuki bu ideailin aynı derecede ideal anti-tezi şudur:

    Tam serbest pazar ekonomisi ancak herkes eşit şartlarda başlarsa çalışabilir.

    Pazar dediğimiz şey bir ağ yapısındadır. Düğümler birbirlerinden alıp satarlar. Bu ağ dünyaya açıldıkça dünyada yola önceden çıkmış ülkelerin (Amerika, Avrupa) düğümleri (şirketleri) yerel pazarda eşit ticaret şartlarıyla iş yaparsa rekabette çok güçlü oldukları için yeni pazarların aktörlerini ezer geçerler. Çok basit formül. Soran olursa ticaret şartları eşit… Hayır değil. Hekes için aynı anda başlamamış bir pazarda sadece ticaret yapma kuralları herkes için aynıdır ama şirketler aynı güçlerle oyuna başlamış değildirler. Bu sebeple denetim yapılmayan bir pazarda haksızlık olur. Küreselleşme bu yüzden yalandır.

    Şimdi yazıyla yorumu bağlayalım. İşlemsel kanunlar gerçek zamanda değişmeye musaittir. Belki de bu hiper-market ekonomisi için en uygun durum. 301 gibi bir maddenin yarın değişip sonraki gün tekrar değiştiğini düşünüyorum. Anında kanun değişimleri gerçek zamanda yürürlüğe geçip gerçek zamanda hayatımıza etki edecektir. Bu herhangi bir vergi kanunu veya ihale kuralı da olabilir. Yani daimi kurallar değil sürekli gelişip değişen, herkesin davranışlarını işini gücünü sürekli adapte etmek zorunda olduğu işlemsel kanunlara göre dönen bir dünya.

    Böyle hiper-market bir dünyada programlama yapabilmek söz söylemeye eşdeğerdir.

  4. arikan

    Microformats ile işlemsel kanunlar ilişkisi hakkında ne düşünürsünüz?

    Düğümküme’de iki yıl kadar önce yayınladığımız bir Mikroformat yazısı:
    http://www.dugumkume.org/mikroformatlar-yayiliyor/

    Microformats sitesi
    http://microformats.org

    Microformats ismi üzerinde mikro seviyede bilgi standardlaştırması demek. Bu bilgi parçacıklarının internet üzerinde daha bilinir bir şekilde dolaşmasını ve hem makinalar hem insanlar tarafından kolayca algılanmasını sağlıyor. Mesela hCard, hCalendar bunun en basit iki örneği. Burda h ön eki “hyper” demek, HTML’deki HyperText gibi.

    hCard profil bilgisi tanımlıyor. hCalendar takvim bilgisi tanımlıyor. Bu bilgi parçacıkları HTML içine veya Atom/RSS/XMPP gibi haber durum bildiren veri yapıları içine girebiliyor. Yani sadece bir HTML’de durmuyor, dolaşabiliyor da.

    Kanunların mikro hale gelerek ve bibirine bağlanarak hiper-kanun olması bir işe yarar mı? Hiper-Kanun Hükmünde Kararname mesela HKHK diye kısaltıldığında kulağa iyi geliyor.

Yorum Yaz