21.03.2009

Ilımlı İslam Raporu

ilimli-islam-musluman-ag-moderate-rand

Nüfus kağıdında doğuştan “Dini: İslam” yazan ülkenin vatandaşları bu raporu okuyunuz.

“Ilımlı Müslüman Ağları Kurmak” raporunu indir (PDF 1MB)

Amerikan stratejik araştırma kurumu RAND Corporation 2007 Mart’ında “Ilımlı Müslüman Ağları Kurmak” başlıklı bir rapor yayınladı. 216 sayfalık rapor radikal ve dogmatik İslamcı bir kesimin yükseldiğini ve Kuzey Amerika ve Avrupa içlerindeki diasporalara kadar yayıldığını söylüyor. Ancak çoğunluk olduğu halde ılımlı Müslümanların aynı derecede ağlar kuramadığını ve ideolojilerini yayamadığını anlatıyor. Rapor ABD’nin Soğuk Savaş dönemindeki “ağ kurma deneyimi”nden yola çıkarak öğrenilen derslerin nasıl bugüne uygulanabileceğini anlatıyor, ve Ilımlı Müslüman Dünyası kurmak için bir yol haritası öneriyor.

Amerika’nın Soğuk Savaşı bu ülkede yaşayanların başına neler getirdi bilenler bilmeyenlere anlatsın. Amerika’nın ağ kurma deneyimleri Ilımlı İslam Dünyası yaratmak için nasıl kullanılır bu raporda tüm neo-liberal berraklığıyla madde madde dizilmişken, biz Soğuk Savaş çocuklarının çocuklarına, önce, bu raporu okumak anlamak düşer, sonra, başımızın çaresine nasıl bakacağımızı konuşuruz.

Raporun içeriği şöyle:

  1. Giriş
  2. Soğuk Savaş Deneyimi
  3. Soğuk Savaş ile Bugünkü İslam Dünyasınaki Meydan Okuma Arasındaki Parallelikler
  4. ABD’nin Radikal Gel-gitleri Önleme Gayretleri
  5. İslam Dünyasında Ilımlı Ağ Örme Yol Haritası
  6. Ağın Avrupa Kolu
  7. Ağın Güneydoğu Asya Kolu
  8. Ağın Ortadoğu Kolu
  9. Laik Müslümanlar: Fikirler Savaşında Unutulan Boyutlar
  10. Sonuçlar ve Tavsiyeler

Çizilen bu küresel stratejide Türkiye Devleti’nin ve Türkiye’deki grupların / cemaatlerin durumu ve potansiyel rolleri de anlatılıyor.

Ilımlı İslam Stratejisinin Ortakları

Türkiye, Malezya, Endenozya, Singapur gibi ülkeler İslami radikalizmin yaygın olduğu Arap yarım adası, Pakistan gibi bölgelere örnek olmalı diye genel bir stratejiden bahsediliyor tüm rapor boyunca. Bu yolda Amerika’nın potansiyel ortakları sistematik bir şekilde kategorilendiriliyor (sayfa 70):

  • Sekülerler (Amerikanca’da klisenin siyasetten ayrı olması)
  • Liberal Müslümanlar
  • Ilımlı gelenekselciler ve Sufiler

Sekülerler kendi içinde üçe ayrılıyor:

  1. Liberal sekülerler: Liberal veya sosyal-demokrat, batı tipi “medeni din”i benimsemişler.
  2. “Anti-clerelists”ler: Atatürkçülük veya Fransız laiklik (“laiceté”) kavramını benimsemişler. Türban vb. yasaklara sadık, devlet din kati bir şekilde ayrı.
  3. Otoriter sekülerler: Baasçılar, neo-komünistler. Din devlet ayrımının sömürülmesi. Ortadoğu’daki otoriter modernleşmeci siyasal akım. Bu kategori ortaklığa uygun görülmüyor. Nitekim Amerika Irak’ı işgal etti.

Liberal Müslümanlar politik ideolojide seküler olanlardan ayrılıyor. En iyi örneği Avrupa’daki Hıristiyan Demokratlar. Liberal Müslümanlar geleneksel veya modern temellerden gelebiliyorlar. İslami değerlerin demokrasiye uygun olduğunu benimsiyorlar. Raporda yazmıyor ama AKP neo-liberal müslüman ideolojisiyle bu tarife oturuyor.

Ilımlı gelenekselciler ve Sufiler genelde muhafazakar müslüman veya Sufi geleneğini benimsemiş. Türkiye’de Fethullah Gülen ve cemaati bu kategoride potansiyel bir ortak olarak anlatılıyor.

Avrupa’da Hıristiyan Demokrat Türkiye’de Müslüman Demokrat

Türkiye’de 2002 yılında AKPnin başa geçmesi hakkında enine boyuna yazıldı çizildi. Özetle Amerika ve Avrupa’ya yönelmiş ılımlı İslamı yürütecek bir parti destek aldı. Avrupa’da Hristiyan Demokrat Türkiye’de Müslüman Demokrat diye bir formül. Türkiye’de Fethullah Gülen ve Nakşibendi gibi cemaatlerin ulaştığı ekonomik ve dolayısıyla politik güç. Ilımlı İslam Raporu’na uygun gelişmeler.

Önemli iki soru:

  1. Ilımlı Müslüman ağları kurulması için Türkiye’de kim ne kadar destek aldı veya halen alıyor? Mesela AKP seçim bütçesinin kaynakları nelerdir? Fethullah ve Nakşıbendi cemaatlerinin gelir giderlerinin tam dökümü var mı? Kaynakların ne kadarı Amerika ve Avrupa’dan geliyor?
  2. Soğuk Savaş kadar dev bir strateji örtülü işletildiği sürece dünyaya faydalı olabilir mi? Kapalı kapılar ardında yapılan işlemler sonucunda ortaya yeni Gladio’lar yeni –Ilımlı İslam– Ergenekon’ları çıkmaycak mı?

Kim ne strateji uygularsa uygulasın sağlıklı bir ortam için devletin ve toplumsal kuruluşların (cemaatlerin) tüm alış verişleri işlemleri herkese açık olmalıdır. Açıklık oransız güç birikimini engelleyecek ve gerçekten eşit şartlarda* rekabet sağlayacaktır.

Tartışma

Bu raporu okuyup göz attıkça size ilginç gelen yerleri –mümkünse Türkçe çevirisiyle– yorumlarda paylaşın, öğrenelim, tartışalım.

* “Eşit şartlarda rekabet” serbest pazar ekonomisinin temeli bir Amerikan mantrasıdır. Ancak her zaman örtülü işlemler yapıldığı için hiç bir zaman eşit şart olmamıştır.

İlgili yazılar:

Etiketler

, , , , , , ,

4 Yorum

  1. Ahmet Alp Balkan

    “Nüfus kağıdında doğuştan “Dini: İslam” yazan ülkenin vatandaşları”nın yüzde kaçı bilimsel makale okuyacak kadar İngilizce biliyor :)

  2. Burak Arikan

    Bilenler bilmeyenlere anlatsın. Okuyup sana ilginç gelen yerleri burada tartışmaya açmakla başlayabilirsin.

  3. farukahmet

    İnşallah raporu da okuyup tartışırız ama kısa kısa bir iki şey:

    - Her şeyden önce neden “ılımlı İslam” diye bir şey var da “ılımlı Hristiyanlık” yok diye kafa yormamız gerek diye düşünüyorum. Sorunun cevabı karmaşık, ama başlamak için “neden İslam felsefesi diye bir şey var da Hristiyan felsefesi yok” gibi yan soruları gözden geçirmek faydalı olacaktır.

    - “Ba’athçiler” demişsiniz, onun Türkçesi “Baasçılar”dır. Amerika’nın “radikal İslam” ile savaşında yıktığı Saddam’ın partisinin de bir üyesi olduğu, Ortadoğu’nun otoriter modernleşmeci siyasal akımı yani. Küçük bir düzeltme.

    - Şimdiki Nakşibendiler vs ile gerçek, tarihsel Sufiler ve diğer aynı adı taşıyan tarikatlerin artık hemen hemen hiçbir alakasının kalmadığını akılda tutmak gerek. Tıpkı burada bahsedilen “İslam”ın da din olarak İslam ile çok az ilgisinin olması gibi. Teolojik terimlerin yamultulması masum bir cehaletten kaynaklanmıyor… Fethullah Gülen cemaatini Sufizm’in bayraktarı, örnek grubu sayana gülünür yalnızca.

    ‘Önemli iki soru’ya dair:

    1- AKP başka mesele, ama sayılan cemaatlerin gelir kaynaklarının dökümünü bulmak imkansızdır diye tahmin ediyorum. Bunlar legal holdingler değiller ki. Hiyerarşik, ama günün sonunda gönüllülüğe dayanan yapıları var. Çoğu gelirleri “bağış”lardan oluşuyor. Ama yine de kaba oranlar bulmak mümkün olabilir.

    2- Çok garip bir soru. Bu tür bir siyasi proje açıklıkla yapılsa hayırlı olurdu, demeye mi geliyor? Rekabet edilen şey bu denli uğursuz olduktan sonra, rekabetin eşit şartlarda olup olmaması beni zerre ilgilendirmez. Ben mi yanlış anlıyorum? Belki bir “paraphrasing” gerekli.

  4. Burak Arikan

    Farukahmet sağol düzeltmeler için. Baasçılar olarak düzelttim. “…genelde muhafazakar müslüman veya Sufi geleneğini benimsemiş” cümlesinde “ve” veya oldu. Önemli iki sorudan ikincisine Ergenekon ve Gladio örneklerini ekledim. Ayrıca son cümlenin ifadesinde bir hata olmuş, düzelttim.

    İlk sorun için: Her dinin felsefe olduğunu düşünüyorum. Yani tapılacak edilecek bir yanı yok ancak üzerine tartışılabilir, ama bu yazıyla çok ilgili değil.

    Cemaatler vakıf şirket vb. yapıların üstünde (meta) işliyor genelde. Bir cemaatin birden fazla vakfı şirketi okulu olabiliyor. Cemaatlerle ilgili pek çok kitap var anlatıyor kim kimle nasıl bağlı hangi vakfın başkanı hangi şirkette vb ilişkiler. Bu kitaplarda sosyal ilişkilerin tasviri dışında özellikle ekonomilk konularda belgelerle kanıtlanmış bilgiler yok.

    Cemaatlerin kayıt dışı ekonomileri olabiliyor. Cemaat kendi içinde birbirine güvenen aktörlerden oluştuğundan vakıf veya şirket gibi resmi kayıtlar dışında “elden” kaynak aktarılması mümkün olabiliyor. Cemaatten al cemaate sat. Birbirine bağış yap destek ol. Sadece Nakşıbendi vs. değil tabii ki bizler sizler kendi sosyal çevremizin üyeleri de bir kayıt dışı bir ekonomi döndürebiliyoruz. Bu toplumsal açıdan sağlıklı bir şey olabilir devletin bireyler üstündeki hakimiyetine karşı. Ancak önemli olan bu ekonominin boyutu. Soner Yalçın’ın bir kitabında Nakşıbendi’nin Anadolu’da uzun süre bir “Venture Capitalist” gibi girişimcilere yatırım yaptığını okumuştum. Risk sermayesi her zaman üretimi geliştirir ve ekonomiyi büyütür (bkz: Silikon Vadisi’nin Gizli Tarihi). Ortada Nakşıbendi diye bir vakıf veya şirket yok ama her ne varsa yatırım yapabiliyor, yatırımı yönlendirebiliyor. Bu cemaat gayri-maddi (“immaterial”) üyelikler üzerinden maddi varlıkları kontrol edebiliyor.

    Cemaatler Amerika ve Avrupa’dan ne kadar “bağış” alıyorlar? Kayıt dışı cemaat ekonomisinin en kötü yanı sömürülebilmesi. Mesela para yardımı yapılıyorsa hangi kanaldan yapılıyor bilemiyoruz. Büyük miktarda paralar ve türlü yardım paketleri “elden” veriliyor olabilir. Tabii ki her verişin bir alışı, her parayı verenini çaldığı bir düdük var.

    Çözüm siyasi partilerin, devletin, şirketlerin, ve vakıfların tüm işlemlerinin (alış, satış, yatırım vs.) bütün detaylarıyla denetlenmesi ve topluma açık olması. Mesela AKP CHP MHP vb. tüm partilerin seçim kampanyasında topladığı paraların ve yaptığı harcamaların tüm dökümü bir internet sitesinde güncel olarak yayınlanmalı.

Yorum Yaz