26.02.2008

Etkileşimli Sanat için Sınıflandırmalar

Birçok sanatçı haklı olarak sınıflandırılmaktan hoşlanmasa da, kategorilere yerleştirilmenin eserlerinin yanlış anlaşılmasına, yüzeyselleşmesine, önemsiz bir benzerlik yüzünden alakası olmayan başka işlerle birlikte anılmasına yol açtığını söylese de, gerek arşivleme gereksinimi, gerek araştırma yaparken uzun listeler içinde gezinebilme ihtiyacı, gerek kitap veya sunum hazırlarken bilgiyi bir yapıya oturtmanın pratikliği nedeniyle kategorileme ve sınıflandırma sistemlerine hala başvurulmaya devam ediliyor. Bu konuda çok sayıda değişik yöntem var ve çoğunda esnek olunmaya çalışılıyor. Bunlardan en son rastladığım, Ludwig Boltzmann Institute Media.Art.Research tarafından başlatılan, Prix Ars Electronica 2008 için yapılan başvurularda kullanılan anahtar sözcüklerin ışığında geliştirilmeye devam edilen, birbirinden bağımsız ve iç içe geçebilir başlıklardan oluşan Taxonomies of Media Art:

Sanat eserinin biçimi

enstalasyon
heykel
nesne
performans
yazılım

Sanat eserinin sahası

tek başına
kamusal alan
bağımsız alanlar
ağlı yapılar
sanal dünyalar (Second Life gibi)

Etkileşim ortakları

insan<>insan (sanatçı etkileşimi)
insan<>insan (izleyici etkileşimi)
insan<>bilgisayar
bilgisayar<>bilgisayar
bilgisayar<> harici dijital veri
bilgisayar<> dış ortam
bilgisayar<>analog aygıtlar

İzleyicinin (icracının) yaptığı

gözlemlemek
araştırmak
harekete geçirmek
kumanda etmek
seçmek
içinde gezinmek
katılmak
iz bırakmak
yaratım sürecine katkıda bulunmak
bilgi alışverişinde bulunmak

İşin (projenin) yaptığı

gözetlemek
araç görevi görmek
anlatmak, öykülendirmek
belgelemek
algıyı genişletmek
bir oyun önermek
iletişim sağlamak
görsellemek
ses üretmek
dönüştürmek
depolamak
işlemek
aracılık etmek

Medya

video
bilgisayar grafiği/animasyon
sabit görüntü
projeksiyon
monitör/ekran
3D
ses elektroniği
kulaklık
hoparlör
yayın (radyo/TV)
cep telefonu
el cihazları
mikrofon
RFID
motor (sibernetik, robotik, vs.)

İşlem Teknolojisi

hareket yakalama
görüntü yakalama
ses tanıma
metin tanıma
chroma anahtarlaması
bio-feedback

Slogan

mekansal medya
genişletilmiş (artırılmış) gerçeklik
her an her yerde hesaplama
sanal gerçeklik
televarlık
yapay zeka
low-tech
medya arkeolojisi
etkileşimli sinema
her an her yerde oynanabilir oyun
giyilebilir bilgisayarlar
sibernetik
kinetik
robotik

Konu

yapay zeka
yapay yaşam
biyografiler
veri işleme
ekonomik sistemler
çevre
günlük sorunlar
evrim
genetik
kitlesel medya
medya
çevrimiçi dünyalar
politika
din
göç
sosyal ilişkiler
mahremiyet

Bundan daha genel bir sınıflandırma da Christiane Paul’un Digital Art kitabında kullandığı yapı:

Dijital Teknolojilerin Araç Olarak Kullanımı

Dijital fotoğraf ve baskı
Dijital teknolojilerle heykel

Dijital Teknolojilerin Mecra Olarak Kullanımı

Enstalasyon
Film, video, animasyon
Internet sanatı ve göçebe ağlar
Yazılım sanatı
Sanal gerçeklik ve genişletilmiş (artırılmış) gerçeklik
Ses ve müzik

Dijital Sanatta Temalar

Yapay Yaşam
Yapay Zeka
Televarlık, telematik, telerobotik
Beden ve kimlik
Veritabanları, veri görsellemesi ve eşleştirmesi
Metin ve öyküleme ortamları
Oyun
Taktiksel medya, aktivizm, hacktivizm
Geleceğin teknolojileri

Son olarak da Burak Arıkan ile geçtiğimiz Kasım ayında Aksanat’ta yaptığımız İşlemsel Sanatlar Sunumu‘nda kullandığımız pratik sınıflandırma ile yazıyı bitireyim:

Algoritmik Sistemler: Bilgi İşlem Teknolojileriyle İfade

  • İşlemsel üretilen nesneler
  • İşlemsel çalışan sistemler

Sistemden Karmaşaya: İnternet ve Ağlı İletişim Sistemleri Üzerinden İfade

  • Ağda temsil
  • Ağda eylem

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , ,

13 Yorum

  1. arikan

    Ne kadar çok şey varmış. Türkiye’de resim, heykel, müzik, video, yerleştirme, performans dışında acaba var mı daha karmaşık biçimlerde sanat yapanlar. Böyle uzun listeleri görünce okuyanlar bu bir zenginlik mi yoksa bir gürültü mü diye düşünebilir, bence hem gürültü hem zenginlik.

  2. arikan

    Bu sınıflandırılmalarda yer almayan bir sanat biçimi de “virüs”. Her ne kadar Aksanat sunumunda “ağda eylem” kategorisi altında bir virüs sanat işinden bahsetmiş olsak da bu biçim daha çok üzerine düşmeyi gerektiriyor.

    “Digital Contagions” (Sayısal Salgın) kitabının yazarı Jussi Parikka ile yapılan röportajda virüs biçimindeki sanat işlerinden ve bunun sosyolojisinden bahsediliyor:
    http://newmediafix.net/daily/?p=1867

    “Digital Contagions” review
    http://post.thing.net/node/1755

  3. ali

    virüs ile ilgili olarak şöyle bir ‘tarif’ (‘tanım’ değil) yapılabilir:

    biçim: yazılım
    saha: ağlı yapılar
    ortaklar: bilgisayar<>bilgisayar
    izleyicinin yaptığı: gözlemlemek (ama tamamını asla gözlemleyememek)
    işin yaptığı: yayılmak, kendini kopyalamak
    medya: iletişim protokolleri, dosya sistemleri, bulaşılması hedeflenen dosyalar
    vs. vs.

    yani virüs lafını kullanmadan da az çok özelliklerini belirtebiliyoruz. bunu biraz etiketleme sistemine benzetiyorum, kontrollü etiketleme gibi, hiyerarşi ile dağıtıklık arası bir yerde sanki.

  4. arikan

    İzleyicinin yaptığı için “gözlemlemek” yanında bir de “yönlendirmek” eklenebilir. Bana gelen virüs email listemdeki herkese “forward”lanıyor otomatik olarak… üstelik ben farkında bile olmadan. Bu durumda bir de yeni bir tarif elemanı “izleyicinin farkındalığı” eklenebilir bu listeye. Özetlersek:

    izleyicinin yaptığı: gözlemlemek, yönlendirmek
    izleyicinin farkındalığı: farkında değil

    İnsan hareketinin farkında bile olmadığı bir sanattan nasıl bir şey anlayabilir? Olsa olsa sonradan yarattığı etikiy gördüğünde anlayacaktır. Aslen “görülebilir” modern sanat da bunu yapmaz mı? Bakarsın, hmm iyi yapmış, bilgin yoksa bir şey anlaman mümkün değil, ancak toplumda yarattığı etki (yorumlar, galeri açılışı, etrafında toplanmış insanlar, zamanla başka yerlerde referans verilmesi, medya’da çıkması vs.) üzerine anlayabilirsin…

    Belki de buna “izleyicinin farkındalığı” yerine “izleyicinin algısı” diyebiliriz. Algı içi algı dışı sanat?

  5. arikan

    Bir de aklıma şu takılıyor: sanat işinin hitab ettiği kitle sınıflandırılabilir mi?

    Yoksa dünyadaki herkes için mi yapıyorsun? Belki de sadece belli bir sosyal sınıfa hitab ediyorsun, sadece dahil olduğun sosyal sınıfa…

  6. ali

    etkileşime girenlerden bazıları izleyici (veya daha genel tabiriyle sanatı deneyimleyen kişi), bazıları sadece malzeme olabilir mi? bazıları da etkileşime girmediklerinden bu grupların dışında kalıyor olabilirler.

    sanat eserine bir ifade olarak bakıp bu ifadenin izleyiciye ulaşmak için kullandığı fiziksel sembol, nesne veya eyleme “arayüz” dersek ve izleyicinin bu arayüz üzerinden içindeki fikre veya ifadeye ulaştığını düşünürsek, böyle bir iletişim kanalı açılmadığı ama eserin yine de bazı kişilerle etkileşime geçtiği durumlarda bu kişiler mecranın (medium) bir parçası olmaktan başka bir şey olmuyorlar, yani senin bilgisayarına gire virüs farkettirmeden email programını kullanıp kendisini yayıyorsa, ve mesela bu senin bir düğmeye başka bir amaçla basmanla tetikleniyorsa, bilgisayar, ağ protokolü, email programı, vs. dışında kullanıcı da medium’ın bir parçası oluyor belki de.. ama bunu uzaktan görüp de farkeden, veya bir web sitesinde, kitapta bunu okuyan kişi deneyimlemiş oluyor işi, bu durumda da dokümantasyon, haber, tanıtıcı bilgi, vs. arayüze eklemleniyor. bayağı bir gerilere gidip duchamp’ın pisuarının sergilenmesinin reddedilmesi, bunun başlattığı tartışma ve duchamp’ın bunun hakkında yazdığı yazı ile adından söz ettirmesini düşünecek olursak, burada çıkan tartışmalar, işin arka planı ve sonrasında yazılanlar da işin parçası olarak görülebilir. günler-aylar süren bir performans gibi.. bu, sonraki dönemlerde sergilenen seri üretim nesnelerinin de galeri veya müze bağlamında nasıl sanat eserine dönüştüğünü de açıklıyor: aslında sanat eserine dönüşen nesnenin kendisi değil, nesnenin işaret ettikleri, fikir akışı için açtığı arayüz.

    anlaşılması için bilgi birikimi gerektiren sanat biçimlerine gelince durum daha farklı bence. bu durumda o bilgiye sahip olmayan izleyici bir açıdan “arayüz”ün tamamına erişemiyor, tam etkileşime giremiyor, dolayısıyla sanki galeri penceresinden gözünün ucuyla içeri bakmış gibi bir tecrübe ediniyor.

    iki örneği özetle karşılaştırmak gerekirse, ilkinde izleyici farkında olmadan ama sanat eserinin bilinçli yönlendirmesiyle, önceden planlamasıyla etkileşime giriyor. ikinci durumda ise etkileşim/iletişim gerçekleşemiyor.

    bu görüşleri çok tartmadım gerçi ama yeni terimlerle geçmişe dönüp değişik bir şekilde bakma fikri ilginç geliyor.

  7. arikan

    “sanat eserine dönüşen nesnenin kendisi değil, nesnenin işaret ettikleri, fikir akışı için açtığı arayüz.”

    Bu fikir akışını yölendirenler vektörler… Kendi yaptığım işleri anlamaya çalışırken bulduğum en iyi tanımlardan biri vektör. Galloway & Thacker, ve McKenzie Wark’un kullandığı şekliyle vektör, bilgiyi yönlendiren, içinde bilginin hareket ettiği bir medyum.

    Hacker Manifesto’nun yazarı McKenzie Wark “vectoralist” diye bir sosyal sınıf tanımlar kitabında.
    http://subsol.c3.hu/subsol_2/contributors0/warktext.html

    Hacker Manifesto’dan vectoralist nedir anlatıldığı bir paragrafı çeviriyorum:

    “Bilgi, toprak veya kapital gibi, vectoralist sınıfın tekelinde alınır satılır bir mal oluyor. Bu sınıfa vektöralist diyorum, çünkü onlar bilginin soyutlaştırıldığı vektörleri (yönlendiricileri) kontrol ediyorlar. Aynı kapitalistlerin tüketim mallarının üretildiği ham maddeleri kontrol etmesi ve pastoralistlerin (kırsalcı) yiyeceklerin üretildiği toprağı kontrol etmesi gibi.”

  8. ali

    buradaki vektör, biyolojiden gelen anlamıyla taşıyıcı, ama bilgi taşıyıcısı. bu taşıma zaman veya mekan içinde olabiliyor. bana biraz “vectoralist” sınıfına ayırt edici bir ad verilmesi için benimsenip uyarlanmış gibi geliyor. sanat bağlamında düşündüğümüzde “medium”dan ne farkı olabilir?

  9. arikan

    Medium’un alt kategorisi. Taşıyıcı olduğunu neye göre çıkarıyorsun tam anlayamadım ama vektör denilen şey hareket ettiren. Vektör = güç. Burda kullanıldığı haliyle, bilgi akışına yön veren, anlam oluşurken şekil veren güçler.

    Bir de Sol LeWitt’in kavramsal sanat için dediğine bakalım tekrar: “Fikir işi yapan makinadır.”

    Vektörü düşünce değil, çalışan bir sistemse, iş vektörlerin arasında oluşur diyebilirz sanırım.

  10. ali

    taşıyıcı, vektörün biyolojideki tanımı. hacker manifesto’da da zaten bu tanımın, yani hastalık, virüs, vs. taşıyıcılarının, bilgi taşıyıcısı olarak anlamının genişletildiği söylenmiş. aynı şekilde iletişimde de medium, veriyi saklayan veya koruyan aracıya deniyor. yani taşıyıcı olmasıyla medium’ın alt kategorisi olması arasında bir çelişki yok

  11. arikan

    Vektör üzerine düşündüğümde “taşıyıcıya yön veren” olarak modelleyebiliyorum kafamda. Taşıyıcı bir TCP/IP paketi, motorsikletli kargocu, veya tek hücreli bir organizma olabilir; vektör ise yön veren, yani TCP/IP paketlerinin dolaşmasına, kargo işleminin gerçekleşmesine, organizmalar arasında hastalığın yayılmasına sebep olan.

    Virüs üzerine düşündüğümde “taşıyıcı” olabilir mi sorusu kafam takılıyor. Virüs bir organizma ancak taşıyıcı mıdır yoksa hastalığı yaratanın kendisi mi? Virüsü ancak taşınan, daha doğrusu kendini taşıttıran olarak modelleyebiliyorum.

  12. ali

    “In epidemiology, a vector is an organism that does not cause disease itself but which spreads infection by conveying pathogens from one host to another” tanımındaki hastalığın yerini bilgi ile değiştirirsek, vektör=uzaktan algı sağlayan araçlar (uzaklık zamansal veya uzamsal olabilir, bu yüzden sadece iletişim değil arşivleme araçları da vektör): telefon, televizyon, internet, cdrom, dvd hepsi birer vektör. “vektörel iktidar” ise, bilgi arşivi, bilgi akışı veya vektörlerin kendisine sahip olanlarca ele geçiriliyor “a hacker manifesto”ya göre.. Vektörün teknolojisinin içinde nasıl kullanılacağına, nasıl yönlendirileceğine dair bir şey yok. teknoloji, bilginin nesneleşme biçimini belirliyor sadece. buna göre, “taşıyıcıya yön veren”, acaba vektörün kendisi mi, yoksa “vectoralist” sınıf denilen şey mi? motosikletli kargocu bir paket taşıyor diyelim. kargo şirketi bu işlemi nasıl gerçekleştireceğini belirliyor, bu benzetmeyi kullanarak motosikletli kargocu ile “vector”, kargo şirketi ile de “vectoral(ist) class” arasında paralellik kuruyorum ben.. exploit’u henüz okumadığım için orada başka bir anlamda mı kullanılıyor bilmiyorum, bunu sadece “a hacker manifesto” üzerinden yapıyorum.

    not: bu vektör terimine takılmamın nedeni, hem ondan türeyen “vectoralist” sınıfın anlamını belirginleştirmek, hem de bunun sanatsal terminolojide pratik bir kullanımının olup olamayacağını sorgulamak.

  13. virüs

    wark’dan bahsedilmiş de,okumak isteyen olursa;
    http://birhackermanifestosu-mckenziewark.blogspot.com/

Yorum Yaz