<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
		>
<channel>
	<title>Comments on: Erdal Kınacı&#039;nın Tutuklanması Ardından</title>
	<atom:link href="http://dugumkume.org/erdal-kinacinin-tutuklanmasi-ardindan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://dugumkume.org/erdal-kinacinin-tutuklanmasi-ardindan/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 07 May 2011 22:06:00 +0000</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.2</generator>
	<item>
		<title>By: Adem Mumcu</title>
		<link>http://dugumkume.org/erdal-kinacinin-tutuklanmasi-ardindan/#comment-2408</link>
		<dc:creator>Adem Mumcu</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Aug 2008 22:42:33 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.dugumkume.org/?p=1364#comment-2408</guid>
		<description>Turkiyenin bütün konuları birbirine bağlıdır. Her türlü ilkesiz, ahlak dışı davranışı hesap vermeden yaparım yada yapana sessiz kalırım, çıkarımı korurum davranışı ülkeyi, sanatta, ekonomide ve yönetimde 85 ci sene ülkeyi bu durumu getirdi.
Bunları kabul mü edeceğiz yoksa değiştirecek cesaretimiz varmı, bütün sorun bu zaten.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Turkiyenin bütün konuları birbirine bağlıdır. Her türlü ilkesiz, ahlak dışı davranışı hesap vermeden yaparım yada yapana sessiz kalırım, çıkarımı korurum davranışı ülkeyi, sanatta, ekonomide ve yönetimde 85 ci sene ülkeyi bu durumu getirdi.<br />
Bunları kabul mü edeceğiz yoksa değiştirecek cesaretimiz varmı, bütün sorun bu zaten.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Adem Mumcu</title>
		<link>http://dugumkume.org/erdal-kinacinin-tutuklanmasi-ardindan/#comment-2407</link>
		<dc:creator>Adem Mumcu</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Aug 2008 22:28:19 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.dugumkume.org/?p=1364#comment-2407</guid>
		<description>Güzel, çok iyi yapıyorsunuz. Kınacı da hapisten çıktı zaten.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Güzel, çok iyi yapıyorsunuz. Kınacı da hapisten çıktı zaten.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: meursault</title>
		<link>http://dugumkume.org/erdal-kinacinin-tutuklanmasi-ardindan/#comment-2413</link>
		<dc:creator>meursault</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Aug 2008 15:29:29 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.dugumkume.org/?p=1364#comment-2413</guid>
		<description>“Fakat ben burada yapilan ve yazilan bazi seyler Erdal kinacinin yaptiklarindan daha cirkin ve ozellikle de cahil buluyorum.”

diyerek bu sarmal&#039;a ben sebep oldum sanirim. Fakat daha sonra bunu ki$iye degil belli bir gruba yonelttigimi aciklamaya calistim. Adem Mumcu&#039;nun bir Turk fotografci olarak belli bir kaygiyi seslendirdigine inaniyorum. Ho$ bundan cok daha fazlasini seslendiriyor. Konu Turkiye&#039;nin cesitli konularina dagildi. Dava sonuclanana kadar ben de baska yorumdan kaciniyorum. saygilar. peace.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>“Fakat ben burada yapilan ve yazilan bazi seyler Erdal kinacinin yaptiklarindan daha cirkin ve ozellikle de cahil buluyorum.”</p>
<p>diyerek bu sarmal&#8217;a ben sebep oldum sanirim. Fakat daha sonra bunu ki$iye degil belli bir gruba yonelttigimi aciklamaya calistim. Adem Mumcu&#8217;nun bir Turk fotografci olarak belli bir kaygiyi seslendirdigine inaniyorum. Ho$ bundan cok daha fazlasini seslendiriyor. Konu Turkiye&#8217;nin cesitli konularina dagildi. Dava sonuclanana kadar ben de baska yorumdan kaciniyorum. saygilar. peace.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Koray Löker</title>
		<link>http://dugumkume.org/erdal-kinacinin-tutuklanmasi-ardindan/#comment-2412</link>
		<dc:creator>Koray Löker</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Aug 2008 14:13:55 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.dugumkume.org/?p=1364#comment-2412</guid>
		<description>Sayın Mumcu, daha önceki kararıma dönerek sizinle muhataplığa bir son veriyorum.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Mumcu, daha önceki kararıma dönerek sizinle muhataplığa bir son veriyorum.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Adem Mumcu</title>
		<link>http://dugumkume.org/erdal-kinacinin-tutuklanmasi-ardindan/#comment-2414</link>
		<dc:creator>Adem Mumcu</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Aug 2008 13:59:21 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.dugumkume.org/?p=1364#comment-2414</guid>
		<description>Demokratik ülke televizyonlarında ve diğer yayın organlarında özellikle Türkiye medyasında filtre yoksa neden çocuk pornosu veya porno yayınlanmıyor.
İstatisklere göre Türkiyede en çok girilen ve kullanılan siteler porno siteleri. Büyük bir taleb olmasına rağmen demek ki bazı hukuki ve temel etik ilkeler varki bunlar yayınlanamıyor. Ama Türkiyenin en çok satan Milliyet ve Hürriyet gibi gazetelerinin internet sayfalarında hiç bir ülkenin ciddi gazetesinde görülmeyecek erotik fotoraflarla doludur.

Özgürlükler sonsuz değildir ne yazıkki. İnsanlık çok yüksek ahlak ve sorumluluk seviyesine gelince belki kalkar bu kısıtlamalar.

Televizyona gelince ben haber dinlemeye mecburum. Yazı yazıyorum. Ama hiç bir ülkede görmediğim tutarsızlıklar ve hatta kanun dışı olaylar bizim TV lerde izleniyor ve eleştiri yok hangi seviyede olduğumuzu iyice ortaya koyuyor.

Ben fotoraf sanatçısıyım o konuda yapılan çok ciddi hataları tartışıyorum. Çok büyük bir şekilde ülkemizi küçülten konulardan konu açıyorum. Üç kıtada ders de verdim bu konuda. AB, ABD ve Türkiyede. Çok efendi bu sanata gönül vermiş arkadaşlarım da var ve üzülüyorlar.

Sen bana hala başka yere git diyorsun, çok büyük terbiyesizlik bu, farkında bile değilsin. Bu bir kaç kişi işine gelmeyeni buradan kovmaya çalışıyor. Sağ duyulu güzel yorum yapan kişiler küstah alaylar yüzünden çekildiler. Ben size soruyorum siz kimsiniz, kaç paralık adamsınız da, yarım yamalak bildiğiniz konularda bu tutumlara girebiliyorsunuz.

“Cahil, başka yerde fink at yarı hakaret ve üsten bakan küçümseme ifadelerini ben kullanmadım ilk defa.

Magnum başkanının yorumu aktardım buraya başka belgelerde var zamanı gelince öteki uluslararası FIAP ve benzeri kuruluşların ilkelerini buraya ekleyeceğim. Bu konular boş gevezelikle tartışılacak konular değil bilmek araştırmak gerekir kimse kursaktan yorum yapmasın derim.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Demokratik ülke televizyonlarında ve diğer yayın organlarında özellikle Türkiye medyasında filtre yoksa neden çocuk pornosu veya porno yayınlanmıyor.<br />
İstatisklere göre Türkiyede en çok girilen ve kullanılan siteler porno siteleri. Büyük bir taleb olmasına rağmen demek ki bazı hukuki ve temel etik ilkeler varki bunlar yayınlanamıyor. Ama Türkiyenin en çok satan Milliyet ve Hürriyet gibi gazetelerinin internet sayfalarında hiç bir ülkenin ciddi gazetesinde görülmeyecek erotik fotoraflarla doludur.</p>
<p>Özgürlükler sonsuz değildir ne yazıkki. İnsanlık çok yüksek ahlak ve sorumluluk seviyesine gelince belki kalkar bu kısıtlamalar.</p>
<p>Televizyona gelince ben haber dinlemeye mecburum. Yazı yazıyorum. Ama hiç bir ülkede görmediğim tutarsızlıklar ve hatta kanun dışı olaylar bizim TV lerde izleniyor ve eleştiri yok hangi seviyede olduğumuzu iyice ortaya koyuyor.</p>
<p>Ben fotoraf sanatçısıyım o konuda yapılan çok ciddi hataları tartışıyorum. Çok büyük bir şekilde ülkemizi küçülten konulardan konu açıyorum. Üç kıtada ders de verdim bu konuda. AB, ABD ve Türkiyede. Çok efendi bu sanata gönül vermiş arkadaşlarım da var ve üzülüyorlar.</p>
<p>Sen bana hala başka yere git diyorsun, çok büyük terbiyesizlik bu, farkında bile değilsin. Bu bir kaç kişi işine gelmeyeni buradan kovmaya çalışıyor. Sağ duyulu güzel yorum yapan kişiler küstah alaylar yüzünden çekildiler. Ben size soruyorum siz kimsiniz, kaç paralık adamsınız da, yarım yamalak bildiğiniz konularda bu tutumlara girebiliyorsunuz.</p>
<p>“Cahil, başka yerde fink at yarı hakaret ve üsten bakan küçümseme ifadelerini ben kullanmadım ilk defa.</p>
<p>Magnum başkanının yorumu aktardım buraya başka belgelerde var zamanı gelince öteki uluslararası FIAP ve benzeri kuruluşların ilkelerini buraya ekleyeceğim. Bu konular boş gevezelikle tartışılacak konular değil bilmek araştırmak gerekir kimse kursaktan yorum yapmasın derim.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Löker</title>
		<link>http://dugumkume.org/erdal-kinacinin-tutuklanmasi-ardindan/#comment-2360</link>
		<dc:creator>Löker</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Aug 2008 08:42:14 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.dugumkume.org/?p=1364#comment-2360</guid>
		<description>Sayın Mumcu,

Neden bir türlü hiç bir şekilde organik ilişki kuramadığınız bu mecrayı terörize etmekten vazgeçmiyorsunuz? Biz sizin boş vakitlerinizde gelip öfkenizi kusup, her türlü kategorik önyargınıza hedef olmak zorunda kalan insanlar olmaktan nasıl kurtulacağız?

Kafanızda kendi kendinize olumsuz bir yere koyduğunuz &quot;aydın insanlar&quot; muğlak tanımını bu site müdavimlerine yakıştırarak, kendi çapınızda laf mı sokmanızdan şahsen çok sıkıldım; ama laf sokma çabanız çerçevesinde muz cumhuriyetlerine sataşarak, orada yaşayan ve türkçe bilen bir gelişme çağındaki çocuğun kendini aşağılanmış hissetme ihtimalini düşünmeyi becerememenizle de çok eğlendim.

Demokratik hukuk devletlerinde de hiç bir şey yayınlanmadan önce filtreden geçmez, yayınlandıktan sonra makul biçimde tartışılır, tartışma sonucunda da &quot;feministler, kadını orospu yerine koyan reklama kan kusturduğu&quot; için falan (ki bir çok feministin bu şiddet dolu dili onaylamayacağına eminim..) firma yaptığı hatayı anlayarak reklamı yayından çeker gibi tepkiler görebiliriz.

Ya da Reklam Kurulu gibi meslek örgütlerine başvurularak konuyla ilgili şikayetler dile getirilebilir, meslek örgütleri reklamı hazırlayan ve reklamveren taraflarla görüşerek rahatsızlıkları iletir. Demokratik örgütlenmenin temeli bu tip diyaloglardır, birilerinin oturup kötü içerik filtresi görevi görmesi değil.

Biz burada engellilerin sorunlarını tartışınca engellilere bir yararımız olmayacak, ama uğraştığımız disiplinlerde karşımıza çıkabilecek sorunlarla ilgili tartışarak kendimizi geliştirip bu konularda bilinçli hareket edebileceğiz. Bu nedenle sanat ve hukuk ilişkisinin çarpıcı bir örneğini konu ettik, siz konuya taraf çıktığınız için ayın belli günlerinde uzun, anlamsız ve saldırgan mesajlara hedef olmaktan kurtulamıyoruz. Bu hangi ülkelerde oluyor?

Neden sapla saman bu kadar kolay karışıyor? Burası Google&#039;dan bulunabilen anahtar sözcükler içeren, herkesin okumasına açık bir alan olduğu için belirli bir özel alanı kapsayan içerik hazırlanamaz mı? Önce &quot;Toplum bizi okuyor, haydi sorumlu olup engellilerden de bahsedelim&quot; dememiz mi gerekiyor fotoğraf sanatçıları ve hukuk arasındaki sorunları tartışabilmek için?

Reklamcılık üzerine nice forum var, buyrun oralarda tartışın... Ya da engellilerin sorunları üzerine var olan mecralarda bu konuda gösterilebilecek yurttaş tepkilerini örgütlemeye çalışın...

Ha keyif sizin değil mi, ya da gelir burada, konuyla ilgisiz, söz konusu reklamları hayatlarında birer, ikişer kere belki görmüş insanları, o reklamlara tepki göstermemekle anlamsızca suçlayın. Erdal Kınacı&#039;nın kaka olduğuna ikna edemediğiniz için hepsi bu ülkenin sözde aydınları çünkü, o da ne demekse artık...

Benim televizyonum yok, haliyle bahsettiğiniz reklamlar hiç bir çağrışım yapmadı... Kim kaçıyor düğünden, ne oluyor anlamadım da... Sokmaya çalıştığınız lafı anlamadığım için iki kere rahatsız oldum... Birincisi sataşılıyor ama anlamıyorum diye, ikincisi sadece başkalarını düşünmeye programlı görünümüzden, önyargılı ve kategorik bakış açınızdan ve suçlayıcı tonunuzdan...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Mumcu,</p>
<p>Neden bir türlü hiç bir şekilde organik ilişki kuramadığınız bu mecrayı terörize etmekten vazgeçmiyorsunuz? Biz sizin boş vakitlerinizde gelip öfkenizi kusup, her türlü kategorik önyargınıza hedef olmak zorunda kalan insanlar olmaktan nasıl kurtulacağız?</p>
<p>Kafanızda kendi kendinize olumsuz bir yere koyduğunuz &#8220;aydın insanlar&#8221; muğlak tanımını bu site müdavimlerine yakıştırarak, kendi çapınızda laf mı sokmanızdan şahsen çok sıkıldım; ama laf sokma çabanız çerçevesinde muz cumhuriyetlerine sataşarak, orada yaşayan ve türkçe bilen bir gelişme çağındaki çocuğun kendini aşağılanmış hissetme ihtimalini düşünmeyi becerememenizle de çok eğlendim.</p>
<p>Demokratik hukuk devletlerinde de hiç bir şey yayınlanmadan önce filtreden geçmez, yayınlandıktan sonra makul biçimde tartışılır, tartışma sonucunda da &#8220;feministler, kadını orospu yerine koyan reklama kan kusturduğu&#8221; için falan (ki bir çok feministin bu şiddet dolu dili onaylamayacağına eminim..) firma yaptığı hatayı anlayarak reklamı yayından çeker gibi tepkiler görebiliriz.</p>
<p>Ya da Reklam Kurulu gibi meslek örgütlerine başvurularak konuyla ilgili şikayetler dile getirilebilir, meslek örgütleri reklamı hazırlayan ve reklamveren taraflarla görüşerek rahatsızlıkları iletir. Demokratik örgütlenmenin temeli bu tip diyaloglardır, birilerinin oturup kötü içerik filtresi görevi görmesi değil.</p>
<p>Biz burada engellilerin sorunlarını tartışınca engellilere bir yararımız olmayacak, ama uğraştığımız disiplinlerde karşımıza çıkabilecek sorunlarla ilgili tartışarak kendimizi geliştirip bu konularda bilinçli hareket edebileceğiz. Bu nedenle sanat ve hukuk ilişkisinin çarpıcı bir örneğini konu ettik, siz konuya taraf çıktığınız için ayın belli günlerinde uzun, anlamsız ve saldırgan mesajlara hedef olmaktan kurtulamıyoruz. Bu hangi ülkelerde oluyor?</p>
<p>Neden sapla saman bu kadar kolay karışıyor? Burası Google&#8217;dan bulunabilen anahtar sözcükler içeren, herkesin okumasına açık bir alan olduğu için belirli bir özel alanı kapsayan içerik hazırlanamaz mı? Önce &#8220;Toplum bizi okuyor, haydi sorumlu olup engellilerden de bahsedelim&#8221; dememiz mi gerekiyor fotoğraf sanatçıları ve hukuk arasındaki sorunları tartışabilmek için?</p>
<p>Reklamcılık üzerine nice forum var, buyrun oralarda tartışın&#8230; Ya da engellilerin sorunları üzerine var olan mecralarda bu konuda gösterilebilecek yurttaş tepkilerini örgütlemeye çalışın&#8230;</p>
<p>Ha keyif sizin değil mi, ya da gelir burada, konuyla ilgisiz, söz konusu reklamları hayatlarında birer, ikişer kere belki görmüş insanları, o reklamlara tepki göstermemekle anlamsızca suçlayın. Erdal Kınacı&#8217;nın kaka olduğuna ikna edemediğiniz için hepsi bu ülkenin sözde aydınları çünkü, o da ne demekse artık&#8230;</p>
<p>Benim televizyonum yok, haliyle bahsettiğiniz reklamlar hiç bir çağrışım yapmadı&#8230; Kim kaçıyor düğünden, ne oluyor anlamadım da&#8230; Sokmaya çalıştığınız lafı anlamadığım için iki kere rahatsız oldum&#8230; Birincisi sataşılıyor ama anlamıyorum diye, ikincisi sadece başkalarını düşünmeye programlı görünümüzden, önyargılı ve kategorik bakış açınızdan ve suçlayıcı tonunuzdan&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Adem Mumcu</title>
		<link>http://dugumkume.org/erdal-kinacinin-tutuklanmasi-ardindan/#comment-2406</link>
		<dc:creator>Adem Mumcu</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Aug 2008 06:21:54 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.dugumkume.org/?p=1364#comment-2406</guid>
		<description>Bir konuyu eksik bırakmışım tamamlayım.
Televizyonda bir komedyen banka ve kiredi kurumu için yaptığı reklamda şaşı insanları alay konusu yapıyor.
Şaşılarda engelli insanlardır, bazıları tedavi görür bazılarıda durumunu ameliyatla düzeltmeye çalışır.

İlk okulda kişiliğin geliştiği bir dönemde TV reklamına uygun bu çocuklarla alay edildiğini düşünün. Ancak Cem Yılmaz gibi bir soytarı bunun komik olduğunu düşünüp rol alır ve engellilerle alay ederek para kazanır.

Başka bir TV reklamında tam efendi bir adamla evlenirken daha yakışıklısını bulup düğünü terkeden bir genç kadın görüyoruz. Telefon reklamı sonra konuşuruz uzun ve ucuz diyor.

Demokratik hukuk devletlerinde böyle reklamlar TV ye çıkmadan bir çok filtreden geçer elenir. Dava konusu olabilir sonucunda ceza ve tazminat vardır. Diyelimki bu filtrelerden kaza ile kurtuldu. O zaman engellileri ve kadın haklarını koruyan sivil toplum örgütleri harekete geçer gösteri ve davalar takip eder. Feministler kadını kararsız bir orospu haline indirgeyen reklam şirketi TV kanalı ve yazarına kan kustururlar.

Burda çok biligili, çok dil bilen, çok fotoraftan anlıyanlar “Ne olacak kim model izni kullanıyor diyorlar” Esasında ne Türkçeyi, ne İngilizceyi nede fotorafı biliyorlar veya anlıyorlar.

 Neden bu yurt dışında yaşamış kişiler yukardaki reklamlara ve benzeri engellileri kullanan kanunsuzluklara sessiz kalıyorlar.
Çünkü Türkiyede her şey olabilir tutumu. Bu tutum muz cumhuriyetlerinin muz beyinli aydınlarına yakışır.

Böyle ülke böyle aydın!

Böyle kafaya böyle tarak diyelim.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bir konuyu eksik bırakmışım tamamlayım.<br />
Televizyonda bir komedyen banka ve kiredi kurumu için yaptığı reklamda şaşı insanları alay konusu yapıyor.<br />
Şaşılarda engelli insanlardır, bazıları tedavi görür bazılarıda durumunu ameliyatla düzeltmeye çalışır.</p>
<p>İlk okulda kişiliğin geliştiği bir dönemde TV reklamına uygun bu çocuklarla alay edildiğini düşünün. Ancak Cem Yılmaz gibi bir soytarı bunun komik olduğunu düşünüp rol alır ve engellilerle alay ederek para kazanır.</p>
<p>Başka bir TV reklamında tam efendi bir adamla evlenirken daha yakışıklısını bulup düğünü terkeden bir genç kadın görüyoruz. Telefon reklamı sonra konuşuruz uzun ve ucuz diyor.</p>
<p>Demokratik hukuk devletlerinde böyle reklamlar TV ye çıkmadan bir çok filtreden geçer elenir. Dava konusu olabilir sonucunda ceza ve tazminat vardır. Diyelimki bu filtrelerden kaza ile kurtuldu. O zaman engellileri ve kadın haklarını koruyan sivil toplum örgütleri harekete geçer gösteri ve davalar takip eder. Feministler kadını kararsız bir orospu haline indirgeyen reklam şirketi TV kanalı ve yazarına kan kustururlar.</p>
<p>Burda çok biligili, çok dil bilen, çok fotoraftan anlıyanlar “Ne olacak kim model izni kullanıyor diyorlar” Esasında ne Türkçeyi, ne İngilizceyi nede fotorafı biliyorlar veya anlıyorlar.</p>
<p> Neden bu yurt dışında yaşamış kişiler yukardaki reklamlara ve benzeri engellileri kullanan kanunsuzluklara sessiz kalıyorlar.<br />
Çünkü Türkiyede her şey olabilir tutumu. Bu tutum muz cumhuriyetlerinin muz beyinli aydınlarına yakışır.</p>
<p>Böyle ülke böyle aydın!</p>
<p>Böyle kafaya böyle tarak diyelim.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Adem Mumcu</title>
		<link>http://dugumkume.org/erdal-kinacinin-tutuklanmasi-ardindan/#comment-2405</link>
		<dc:creator>Adem Mumcu</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2008 14:25:39 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.dugumkume.org/?p=1364#comment-2405</guid>
		<description>Fotoraf* sanatının gelişmesinde etkisi olan çok olay vardır. Uzun bir ilkeli hak arayışı ve kişisel toplumsal olan mücadeleler vardır. Bu sanata gönül verenler, ve en iyi sonuçları alanlar, hiç bir zaman çıkarcı, bencil, ilkesiz kişiler degildir.

Bana bir şey bilmeden ders vermeğe kalkan sonra cevaplarını alınca “Sen kötü çocuksun annem seninle konuşmama izin vermiyor” havasına girenleri, kahkahalarla izliyorum.

Etik konularda sayfalarca şeyler yazılabilinir. Zevkle okunan Türkçeye çevrilmiş S. Sontag gibi değerli yazarlar da vardır. Onun gibi işin felsefesine girmeden bir kişiden konu açayım.

Eugene Smith. Kendisi Üniversitede iken başarılara koşan yaratıcı bir kişi. Para ve söhret için önü açık.
Fakat o zamanının en iyi fotoraf işi olan çalıştığı Life Dergisin yöneticileri ile takışıyor. Sorun şu, kendisi kadraj yani fotonun kesimini yapmak istiyor. Kendisinin ve diğer fotorafçıların isimlerinin foto nun altına yazılmasını istiyor, kamera seçimini kendisi yapmak istiyor. Usul olan hantal kameralar ile çalışmamak istiyor.

En önemli foto denemesi Minemata körfezinde sanayinin cıva kirlenmesi ile kasları eriyen çocuklar ile yaptığı çalışma.
Bir sene fotoraf çekmiyor insanlarla dostluk kuruyor sorunu araştırıyor. Sonra bir fotoraf klasiği olan annenin kucağında banyodaki sakat çocuğu çekiyor. Buradaki humanisim açıktır ve konu ne kadar çarpıcı olursa olsun sansasyonalismden uzaktır.

Burada yazı yazan ve ciddiye alınmayan genç bayan Özge Gözke nin yorumu çok doğru benim sayfalarca yazdığımdan daha iyi. Klasik ve aykırı fotoraf çeken sanatçılar için şunu yazıyor.

“Ben onların fotoğraflarında her zaman modelle kurulan yakın ilişkiyi, fotoğrafı çekilen kişinin fotoğraflandığının farkında olduğunu hissettim. Ayrıca bu fotoğrafların hiç biri izleyiciyi birebir etkileme/şok etme amacı taşımıyor. Özellikle Arbus, onları bizim hayatımızın içine, bizden biri gibi sokuyor.”

E. Smith, ondan otuz sene sonra yaşayan, bizim fotoraf gezilerine beraber gittiğimiz dernekler ve yöneticileri ve yazarları ile beraber çekirge sürüleri gibi insanların üzerine saldırıp fotoraf çekenlerden değil.

En güzel sözü, çoğunlukla yanlış anlaşılan Ara Güler söylüyor. Hemde bizim dangalakların anlayacağı tarzda.
“Yahu fotorafçı sen bir bok değilsin öyle kasilerak dolaşma. Halkın arasında görünmez olaceksin” Bir kitaba bedel cümle.

E. Smith, ilkeleri için, çok para kazandığı Life dan ayrılıyor. Harpte en acılı sahneleri en humanist açıdan çekerken yaralanıyor, daha sonra Minemata Japonyada fabrikanın bekçilerinin saldırısına uğruyor ve yaralanıyor, yaralı kalıyor iyi tanınmasına ve çok para kazanmasına rağmen Manhatan da bir küçük katta vefat ediyor.
Foto larını çektiği insanlar da ve konularıda kendisi gibi
İdealist A. Scheweitzer.Muzisyen ve Afrikaya yardıma giden doktor. Hastahane yaptırabilmek Avrupada konser veren doktor. Küçük kasaba doktoru ve köy hemşiresi.

Duyuyormusun eğitimli! Meursalt. Bir fotoraf daha var Pablo Cassals arkası dönük çellist sakince çalıyor. Franko faşiziminden kaçıp New York da konser vermeye hazırlanırken ABD nin Frankoyu tanıması sonucu konseri iptal eden ve nerede ise açlık çeken ve arkadaşların yardımı ile geçinen en büyük çellist.

Bügün, dünyanın, fırsatçı, züppe, bencil, gerçek cahil,
Yüzeysel insanlarla dolu olduğunu zannedenler çok yanılıyorlar.

Türkiyede balık baştan kokuyor. Başbakan ve Cumhurbaşkanı tarikatçiler Anayasa ihlalinden yargılanıyor. Trilyon kaçıran Erbakanı aynı davadan yargılanan C Başkanı Gül affediyor!!!! Kepazeliğin kat kat olduğu ülkede engellileri hukuk dışı kullanan kişi önemsenmez tabii ama böyle ülkeyede Muz Cumhuriyeti derler. Evet bilgili! Meursalt her AKP li ahlaksız demek istemem, benim dindar ve ahlaklı arkadaşlarım da var onları kırmak da istemem. Ama Türkiye üzerinde ABD uydusu olarak yapılan takiyelere de yeter derim. Buradaki çok bir kaç bilgili! Arkadaşlarda ne yazık ayni takiyeyi uyguluyorlar. Yarım bilginle herkesle alay et foyan çıkınca kaç. Çocuksu züppeler bunlar. Bilmem sen ABD de doktorluk yapıyormusun bizim Broklyn de AMA sertifikasını almadığı için ahçı ve garson olarak çalışan bir doktor vardı. Eğer hastahanede çalışıyorsan uyanık ol bizdeki gibi bir hemşireye “Güzelim elbisen çok yakışmış” gibi bir masum iltifat, cinsel tacize girer mesleğinden olursun ağır tazminat ödersin. Hukukun üstünlüğüne dayalı modern devletler böyle çalışır. Birde bilgisayarına Türkçe fontları eklemek üç dakikanı alır, bende yıllarca yurt dışından ajanslara yazdım bir gün senin gibi Ş leri dolar işareti ile yazmadım, ayıp oluyor biraz. Ne yazık ki gazeteciyim çok çeşitli STO derneklerinde çalıştığım için kanunları da iyi biliyorum.

Beni çok üzen ve kızdıran bir konu daha var on iki sene yurt dışında ağırlıkla ABD N.York da çalışdım. Her yazımda geri dönüp yabancı dilde bir şey farkında olmadan yazıp yazmadığımı kontrol ediyorum. Bazı kişiler bilerek ve inatla İngilizce kullanıyor. Sanki daha kültürlü ve bilgili olarak kabul edileceklermiş gibi çok gereksiz ve özenti İngilizce kullanımları var.

Dil bütün sanatları birleştiren kültürün ortak paydasıdır. O sağlam değilse öteki sanat dalları da çözülür yada taklit veya özenti seviyesinin üstüne çıkamaz. On iki sene yerel ve uluslarası ajanslara sanat haberleri yazdım. Hiç bir zaman dilimin fakirleşmesine fırsat verecek bir kelime kullanmadığım için özentilik bana çok komik geliyor. Dünyanın hiç bir ülkesinde görülmeyen İngilizce reklamlar var, yabancı oldukları için sözleri daha çok dinlenecek diye misafir yabancılara banka reklamı yaptırılıyor. Bunlar ulusal aşşağılık komleksimiz.

“Argh… comment editleyemiyorum, çünkü giremiyorum, parolamı unutmuşum ve parola hatırlatgacı invalid key gönderdiğini söylüyor… bu nedenle bu comment-flood için özür dilerim…”

Böyle yazanlar bana yarı küfürlü cevap veriyorlar, ben şimdilik ya sabır! Diyorum.

Bana sen kimsin diye soruyorlar. Ben kişiselliğe dökmemek için öteki yazılarımda kendimden hiç konu etmedim gerekçesi de fikirler ve temel konular tartışılsın diye. Bizim İngilizce aksanlı rahatsız, küçük burjuvalara anlatayım. Şimdi kişisel yazıyorum.

İstanbul Güzel Sanatlar ikinci sınıf öğrencisi idim. Bir sanat, müzik ve fotoraf üzerine dergi çıkartıyorduk. Askeri Junta iktidara el koydu. Bizim Anayasal fikir özğürlüğü sınırları içinde yazdığımız eleştiri yazılarına onlarca dava açıldı toplam cezalar yüz ve ikiyüz sene arası idi. Onun için altmış altı sene beni şaşırtmıyor. Türkiyede para ve meslek sahibi kimse kısa bir sürenin dışında hapis yatmaz. Biliyorum. Bizim Kanguru mahkemesi davaları teker teker düştü.

Yurt dışına çıktım bir daha dönmemek üzere. Avrupada dolaştıktan sonra yarım kalan eğitimi tamamlamak için ABD New York a gittim ve oranın hatta dünyanın en iyi Foto fakültesinde eğitimi tamamladım. “1950 Tarihlerinden Sonra Belgesel Fotoraf ve Sosyal Etkileri”  üzerine Master yaptım. On sene tanımış bir Foto galerinin yöneticiliğini yaptım. İki ülke vatandaşlığım da var ama her Pazar Grand Park köşesindeki savaş karşıtlarına katılırım ve bildiri dağıtırım.

Türkiyeden bana yeni mezun öğrenci gönderiyorlar. İş ve sergi açmak için. Ellerinde portfolyo yok resumen nerede diye soruyorum yok, bir tane kuru CD getirmişler onu veriyorlar. Savaş karşıtları gösterisine gel bir çok galeri sahibi hatta müze yöneticisi var mesai zamanı sana randevu veremezler gel konuş diyorum. Ben politikaya karışmam diyorlar. Evet Türkiye altan üsten yanarken aldığım cevap bu. Bu hazırlıkla bu tutum ve eğitimle galerilere dış kapıdan girmeleri olanaklı değil.

Meşhur foto duayenleri N.Yorka geldi şimdilik isimlerini vermeyim N. York da onuncu sınıf galeriler kabul etmedi onları. Sadece birisinin köşesinde sergi açtılar.

Bana analog fotoraf öldü diyorlar cahilin cahili kara cahil bunlar. Elinizde karanlık odada basılmış iyi fikslenmiş ve temizce selenyum yada başka bir metodla tonlamış fotoraf portfolyosu olmadan lise de bile sergi açamassınız. Bu yüzen şimdi tanıdıklarımın dışında kimseyi kabul etmiyorum. Kınacı bir yazısında pis kokulu karanlık odadan kurtulduk, şu kişinin atölyesinden mezun oldum diyor. Atölye resimden aktarma terim. Onun için Türk fotorafı resimsel kilişelerden kurtulamıyor. Türkiyedeki ders listelerine bakıyorum internetten, 8X10 körüklü kamera eğitimi yok karanlık oda yok.

Teknolojiye ve yeniye tapan ABD de iyi okullarda hepsi var.Bunların hepsi üzerinde bir kitap yazılacak sorunlar. Esasında Kınacıdan ziyade ona atölye dersi verenin ağzının payını iyi bir şekilde vermek lazım. İstanbula gidince ilk işim de o olacak buradaki gibi de pek kibar olmaya niyetim hiç yok.

Yazlığın bahçesinde Mersinli ve diğer yöreden gelen arkadaşlar korkunç şeyler anlatıyor. Yönetim kurulundan kişiler dahil yine çekirge sürüsü gibi Çingene mahallerine gidilmis. Çingeneler ayrıma uğramış kalender ve neşeli kişilerdir. Evlerin bahçelerine, mevlüde izinsiz girilmiş pencerenin içine uzanılarak fotoraf çekilmiş ve en sonunda kızgınlıkla kovalanmış bu kişiler. Yönetici kaçmış. Çingeneler derneği resmi olarak şikayet etmişler bu pespayelikleri yapanların şikayetlere verdikleri cevaplar son derece küstah ve ne yapalım tarzı imiş. Çoğu da ilerici sosyal demokrat kişilerdir bunlar. Yörükler bölgesine gezi yapılıyor. Yine çekirge sürüsü tutum, yine izinsiz insanlarla konuşmadan bir merhaba, nasılsın demeden fotoraflar acele acele çekiliyor. Bebeğini emziren bir kadın defalarca beni çekmeyin diyor dinleyen yok, dernek başkanı orada, kitap yazan duayen bozması orada. Amacı sadece kitabını pazarlamak etik sorunlar umurunda değil. Bunların ne ahlak, ne fotoraf etiği nede insanlık onuru ile bağdaşan şeyler değil kepazeliğin en üst katmanı diyebilirim.

Altı aydan beri Türkiyedeyim yazlıkta kitap ve sergi hazırlığı içindeyim. Tonlarca işimin arasında neden burada ciddi tartışmalara alaycı, argo ve küfürlü cevap verenlerle tartışıyorum değilmi. Pek efendi ve sabırlı bir insan sayılmam dilimi ısırıyorum yanlış bir şey yazmamak için.

Burada çok efendi kişilerde var. Cazgırlık altında eziliyorlar sesleri çıkmıyor.

Murat Germen efendi ve bilgili bir kişidir ölçülü uyarıları da hafife alındı. Ama bir konuda yanılıyor. Bu konular çok tartışıldığı için değil tartışılmadığı için kepazelik üst üste katlanıyor. Birde çelişkili deyimi vardı liboş faşistler çünkü iki kelime anlam olarak yan yana gelemez. Ama haklı buradakiler de öyle. Züppe tutum ve fikirleri eleştirilince, kibarlık kılıfını hemen yana atıyorlar küfür argo ile bastırmaya kalkıyorlar. Obamaya gelince Murat kardeşim birak bu işi derim seçim kampanyasında çalıştık. Yenilik yok AIPAC ve Kudüs konuşmalarını oku Saldırganlıkta üstüne yok. Yardımcı şectiği Biden da Pakistanı bombalamayı öneren ilk senato üyesi. Sen iyi bildiğin boğazına kadar kepazeliğe bulaşmış Türk fotoraf sanatı üzerine arkadaşları eğit derim ama koca adamsın daha fazla bir şey ekleyemem sadece tavsiye.

Evet bazı arkadaşlar argo ve hakaretlerden sonra ışık yanınca kaçan hamam böcekleri gibi kayboldular.

Ben yeni bir şehre doğru yola çıkıyorum, efendice tartışmak isteyen olursa severek cevaplandırırım. Belki bir hafta yazamıyacağım.

Hepinize iyi fotoraf çalışması ve tatiller dilerim.

Not. *Ben yapmacık ve suni fotoğraf deyimini ve fonetiğini  kabul etmiyorum.
     * Sene sonu İstanbulda sergi açacağım size burada bildiririm en ağır eleştirılerizi oraya saklayın.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Fotoraf* sanatının gelişmesinde etkisi olan çok olay vardır. Uzun bir ilkeli hak arayışı ve kişisel toplumsal olan mücadeleler vardır. Bu sanata gönül verenler, ve en iyi sonuçları alanlar, hiç bir zaman çıkarcı, bencil, ilkesiz kişiler degildir.</p>
<p>Bana bir şey bilmeden ders vermeğe kalkan sonra cevaplarını alınca “Sen kötü çocuksun annem seninle konuşmama izin vermiyor” havasına girenleri, kahkahalarla izliyorum.</p>
<p>Etik konularda sayfalarca şeyler yazılabilinir. Zevkle okunan Türkçeye çevrilmiş S. Sontag gibi değerli yazarlar da vardır. Onun gibi işin felsefesine girmeden bir kişiden konu açayım.</p>
<p>Eugene Smith. Kendisi Üniversitede iken başarılara koşan yaratıcı bir kişi. Para ve söhret için önü açık.<br />
Fakat o zamanının en iyi fotoraf işi olan çalıştığı Life Dergisin yöneticileri ile takışıyor. Sorun şu, kendisi kadraj yani fotonun kesimini yapmak istiyor. Kendisinin ve diğer fotorafçıların isimlerinin foto nun altına yazılmasını istiyor, kamera seçimini kendisi yapmak istiyor. Usul olan hantal kameralar ile çalışmamak istiyor.</p>
<p>En önemli foto denemesi Minemata körfezinde sanayinin cıva kirlenmesi ile kasları eriyen çocuklar ile yaptığı çalışma.<br />
Bir sene fotoraf çekmiyor insanlarla dostluk kuruyor sorunu araştırıyor. Sonra bir fotoraf klasiği olan annenin kucağında banyodaki sakat çocuğu çekiyor. Buradaki humanisim açıktır ve konu ne kadar çarpıcı olursa olsun sansasyonalismden uzaktır.</p>
<p>Burada yazı yazan ve ciddiye alınmayan genç bayan Özge Gözke nin yorumu çok doğru benim sayfalarca yazdığımdan daha iyi. Klasik ve aykırı fotoraf çeken sanatçılar için şunu yazıyor.</p>
<p>“Ben onların fotoğraflarında her zaman modelle kurulan yakın ilişkiyi, fotoğrafı çekilen kişinin fotoğraflandığının farkında olduğunu hissettim. Ayrıca bu fotoğrafların hiç biri izleyiciyi birebir etkileme/şok etme amacı taşımıyor. Özellikle Arbus, onları bizim hayatımızın içine, bizden biri gibi sokuyor.”</p>
<p>E. Smith, ondan otuz sene sonra yaşayan, bizim fotoraf gezilerine beraber gittiğimiz dernekler ve yöneticileri ve yazarları ile beraber çekirge sürüleri gibi insanların üzerine saldırıp fotoraf çekenlerden değil.</p>
<p>En güzel sözü, çoğunlukla yanlış anlaşılan Ara Güler söylüyor. Hemde bizim dangalakların anlayacağı tarzda.<br />
“Yahu fotorafçı sen bir bok değilsin öyle kasilerak dolaşma. Halkın arasında görünmez olaceksin” Bir kitaba bedel cümle.</p>
<p>E. Smith, ilkeleri için, çok para kazandığı Life dan ayrılıyor. Harpte en acılı sahneleri en humanist açıdan çekerken yaralanıyor, daha sonra Minemata Japonyada fabrikanın bekçilerinin saldırısına uğruyor ve yaralanıyor, yaralı kalıyor iyi tanınmasına ve çok para kazanmasına rağmen Manhatan da bir küçük katta vefat ediyor.<br />
Foto larını çektiği insanlar da ve konularıda kendisi gibi<br />
İdealist A. Scheweitzer.Muzisyen ve Afrikaya yardıma giden doktor. Hastahane yaptırabilmek Avrupada konser veren doktor. Küçük kasaba doktoru ve köy hemşiresi.</p>
<p>Duyuyormusun eğitimli! Meursalt. Bir fotoraf daha var Pablo Cassals arkası dönük çellist sakince çalıyor. Franko faşiziminden kaçıp New York da konser vermeye hazırlanırken ABD nin Frankoyu tanıması sonucu konseri iptal eden ve nerede ise açlık çeken ve arkadaşların yardımı ile geçinen en büyük çellist.</p>
<p>Bügün, dünyanın, fırsatçı, züppe, bencil, gerçek cahil,<br />
Yüzeysel insanlarla dolu olduğunu zannedenler çok yanılıyorlar.</p>
<p>Türkiyede balık baştan kokuyor. Başbakan ve Cumhurbaşkanı tarikatçiler Anayasa ihlalinden yargılanıyor. Trilyon kaçıran Erbakanı aynı davadan yargılanan C Başkanı Gül affediyor!!!! Kepazeliğin kat kat olduğu ülkede engellileri hukuk dışı kullanan kişi önemsenmez tabii ama böyle ülkeyede Muz Cumhuriyeti derler. Evet bilgili! Meursalt her AKP li ahlaksız demek istemem, benim dindar ve ahlaklı arkadaşlarım da var onları kırmak da istemem. Ama Türkiye üzerinde ABD uydusu olarak yapılan takiyelere de yeter derim. Buradaki çok bir kaç bilgili! Arkadaşlarda ne yazık ayni takiyeyi uyguluyorlar. Yarım bilginle herkesle alay et foyan çıkınca kaç. Çocuksu züppeler bunlar. Bilmem sen ABD de doktorluk yapıyormusun bizim Broklyn de AMA sertifikasını almadığı için ahçı ve garson olarak çalışan bir doktor vardı. Eğer hastahanede çalışıyorsan uyanık ol bizdeki gibi bir hemşireye “Güzelim elbisen çok yakışmış” gibi bir masum iltifat, cinsel tacize girer mesleğinden olursun ağır tazminat ödersin. Hukukun üstünlüğüne dayalı modern devletler böyle çalışır. Birde bilgisayarına Türkçe fontları eklemek üç dakikanı alır, bende yıllarca yurt dışından ajanslara yazdım bir gün senin gibi Ş leri dolar işareti ile yazmadım, ayıp oluyor biraz. Ne yazık ki gazeteciyim çok çeşitli STO derneklerinde çalıştığım için kanunları da iyi biliyorum.</p>
<p>Beni çok üzen ve kızdıran bir konu daha var on iki sene yurt dışında ağırlıkla ABD N.York da çalışdım. Her yazımda geri dönüp yabancı dilde bir şey farkında olmadan yazıp yazmadığımı kontrol ediyorum. Bazı kişiler bilerek ve inatla İngilizce kullanıyor. Sanki daha kültürlü ve bilgili olarak kabul edileceklermiş gibi çok gereksiz ve özenti İngilizce kullanımları var.</p>
<p>Dil bütün sanatları birleştiren kültürün ortak paydasıdır. O sağlam değilse öteki sanat dalları da çözülür yada taklit veya özenti seviyesinin üstüne çıkamaz. On iki sene yerel ve uluslarası ajanslara sanat haberleri yazdım. Hiç bir zaman dilimin fakirleşmesine fırsat verecek bir kelime kullanmadığım için özentilik bana çok komik geliyor. Dünyanın hiç bir ülkesinde görülmeyen İngilizce reklamlar var, yabancı oldukları için sözleri daha çok dinlenecek diye misafir yabancılara banka reklamı yaptırılıyor. Bunlar ulusal aşşağılık komleksimiz.</p>
<p>“Argh… comment editleyemiyorum, çünkü giremiyorum, parolamı unutmuşum ve parola hatırlatgacı invalid key gönderdiğini söylüyor… bu nedenle bu comment-flood için özür dilerim…”</p>
<p>Böyle yazanlar bana yarı küfürlü cevap veriyorlar, ben şimdilik ya sabır! Diyorum.</p>
<p>Bana sen kimsin diye soruyorlar. Ben kişiselliğe dökmemek için öteki yazılarımda kendimden hiç konu etmedim gerekçesi de fikirler ve temel konular tartışılsın diye. Bizim İngilizce aksanlı rahatsız, küçük burjuvalara anlatayım. Şimdi kişisel yazıyorum.</p>
<p>İstanbul Güzel Sanatlar ikinci sınıf öğrencisi idim. Bir sanat, müzik ve fotoraf üzerine dergi çıkartıyorduk. Askeri Junta iktidara el koydu. Bizim Anayasal fikir özğürlüğü sınırları içinde yazdığımız eleştiri yazılarına onlarca dava açıldı toplam cezalar yüz ve ikiyüz sene arası idi. Onun için altmış altı sene beni şaşırtmıyor. Türkiyede para ve meslek sahibi kimse kısa bir sürenin dışında hapis yatmaz. Biliyorum. Bizim Kanguru mahkemesi davaları teker teker düştü.</p>
<p>Yurt dışına çıktım bir daha dönmemek üzere. Avrupada dolaştıktan sonra yarım kalan eğitimi tamamlamak için ABD New York a gittim ve oranın hatta dünyanın en iyi Foto fakültesinde eğitimi tamamladım. “1950 Tarihlerinden Sonra Belgesel Fotoraf ve Sosyal Etkileri”  üzerine Master yaptım. On sene tanımış bir Foto galerinin yöneticiliğini yaptım. İki ülke vatandaşlığım da var ama her Pazar Grand Park köşesindeki savaş karşıtlarına katılırım ve bildiri dağıtırım.</p>
<p>Türkiyeden bana yeni mezun öğrenci gönderiyorlar. İş ve sergi açmak için. Ellerinde portfolyo yok resumen nerede diye soruyorum yok, bir tane kuru CD getirmişler onu veriyorlar. Savaş karşıtları gösterisine gel bir çok galeri sahibi hatta müze yöneticisi var mesai zamanı sana randevu veremezler gel konuş diyorum. Ben politikaya karışmam diyorlar. Evet Türkiye altan üsten yanarken aldığım cevap bu. Bu hazırlıkla bu tutum ve eğitimle galerilere dış kapıdan girmeleri olanaklı değil.</p>
<p>Meşhur foto duayenleri N.Yorka geldi şimdilik isimlerini vermeyim N. York da onuncu sınıf galeriler kabul etmedi onları. Sadece birisinin köşesinde sergi açtılar.</p>
<p>Bana analog fotoraf öldü diyorlar cahilin cahili kara cahil bunlar. Elinizde karanlık odada basılmış iyi fikslenmiş ve temizce selenyum yada başka bir metodla tonlamış fotoraf portfolyosu olmadan lise de bile sergi açamassınız. Bu yüzen şimdi tanıdıklarımın dışında kimseyi kabul etmiyorum. Kınacı bir yazısında pis kokulu karanlık odadan kurtulduk, şu kişinin atölyesinden mezun oldum diyor. Atölye resimden aktarma terim. Onun için Türk fotorafı resimsel kilişelerden kurtulamıyor. Türkiyedeki ders listelerine bakıyorum internetten, 8X10 körüklü kamera eğitimi yok karanlık oda yok.</p>
<p>Teknolojiye ve yeniye tapan ABD de iyi okullarda hepsi var.Bunların hepsi üzerinde bir kitap yazılacak sorunlar. Esasında Kınacıdan ziyade ona atölye dersi verenin ağzının payını iyi bir şekilde vermek lazım. İstanbula gidince ilk işim de o olacak buradaki gibi de pek kibar olmaya niyetim hiç yok.</p>
<p>Yazlığın bahçesinde Mersinli ve diğer yöreden gelen arkadaşlar korkunç şeyler anlatıyor. Yönetim kurulundan kişiler dahil yine çekirge sürüsü gibi Çingene mahallerine gidilmis. Çingeneler ayrıma uğramış kalender ve neşeli kişilerdir. Evlerin bahçelerine, mevlüde izinsiz girilmiş pencerenin içine uzanılarak fotoraf çekilmiş ve en sonunda kızgınlıkla kovalanmış bu kişiler. Yönetici kaçmış. Çingeneler derneği resmi olarak şikayet etmişler bu pespayelikleri yapanların şikayetlere verdikleri cevaplar son derece küstah ve ne yapalım tarzı imiş. Çoğu da ilerici sosyal demokrat kişilerdir bunlar. Yörükler bölgesine gezi yapılıyor. Yine çekirge sürüsü tutum, yine izinsiz insanlarla konuşmadan bir merhaba, nasılsın demeden fotoraflar acele acele çekiliyor. Bebeğini emziren bir kadın defalarca beni çekmeyin diyor dinleyen yok, dernek başkanı orada, kitap yazan duayen bozması orada. Amacı sadece kitabını pazarlamak etik sorunlar umurunda değil. Bunların ne ahlak, ne fotoraf etiği nede insanlık onuru ile bağdaşan şeyler değil kepazeliğin en üst katmanı diyebilirim.</p>
<p>Altı aydan beri Türkiyedeyim yazlıkta kitap ve sergi hazırlığı içindeyim. Tonlarca işimin arasında neden burada ciddi tartışmalara alaycı, argo ve küfürlü cevap verenlerle tartışıyorum değilmi. Pek efendi ve sabırlı bir insan sayılmam dilimi ısırıyorum yanlış bir şey yazmamak için.</p>
<p>Burada çok efendi kişilerde var. Cazgırlık altında eziliyorlar sesleri çıkmıyor.</p>
<p>Murat Germen efendi ve bilgili bir kişidir ölçülü uyarıları da hafife alındı. Ama bir konuda yanılıyor. Bu konular çok tartışıldığı için değil tartışılmadığı için kepazelik üst üste katlanıyor. Birde çelişkili deyimi vardı liboş faşistler çünkü iki kelime anlam olarak yan yana gelemez. Ama haklı buradakiler de öyle. Züppe tutum ve fikirleri eleştirilince, kibarlık kılıfını hemen yana atıyorlar küfür argo ile bastırmaya kalkıyorlar. Obamaya gelince Murat kardeşim birak bu işi derim seçim kampanyasında çalıştık. Yenilik yok AIPAC ve Kudüs konuşmalarını oku Saldırganlıkta üstüne yok. Yardımcı şectiği Biden da Pakistanı bombalamayı öneren ilk senato üyesi. Sen iyi bildiğin boğazına kadar kepazeliğe bulaşmış Türk fotoraf sanatı üzerine arkadaşları eğit derim ama koca adamsın daha fazla bir şey ekleyemem sadece tavsiye.</p>
<p>Evet bazı arkadaşlar argo ve hakaretlerden sonra ışık yanınca kaçan hamam böcekleri gibi kayboldular.</p>
<p>Ben yeni bir şehre doğru yola çıkıyorum, efendice tartışmak isteyen olursa severek cevaplandırırım. Belki bir hafta yazamıyacağım.</p>
<p>Hepinize iyi fotoraf çalışması ve tatiller dilerim.</p>
<p>Not. *Ben yapmacık ve suni fotoğraf deyimini ve fonetiğini  kabul etmiyorum.<br />
     * Sene sonu İstanbulda sergi açacağım size burada bildiririm en ağır eleştirılerizi oraya saklayın.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Adem Mumcu</title>
		<link>http://dugumkume.org/erdal-kinacinin-tutuklanmasi-ardindan/#comment-2397</link>
		<dc:creator>Adem Mumcu</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2008 08:41:11 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.dugumkume.org/?p=1364#comment-2397</guid>
		<description>Çeşitli yörelerden gelen fotoraf sanatçısı arkadaşlarla yazlığın bahçesinde konuşuyoruz.

Kınacı olayı her hafta sonu çok sayıdaki foto derneklerinin gezilerinde defalarca tekrar ediliyor.
Yani Kınacı olayı buz dağının en üst görünen kısmı.
Gezilerde izin almadan hatta konuşma zahmetine girmeden bir yaşlı adamın etrafında on kişi fotoraf çekerken bir fotorafım var. İlkel kilişelere uygun olarak çekici olan yaşlı dedenin kırışıkları idi. Bir milyon defa çekildi bu ama Türkiye fotorafı yerinde sayıyor. Gezilerde çok sayıda etik ilkeleri kenara iten ve üzen tutumlar var bunları ileride yazacağım. Ne yazık ki bunlar uluslararası FİAP ve diğer federasyonların kararına ve ilkelerine imza atan yönetici ve kitap yazmış arkadaşların yanında oluyor. Epeyden beri devam eden durum bu. Mahkeme duvarına arada bir çarpmak bence çok eğtici. Dr. Kınacı şimdi serbest yeni Kınacı olayları kapıda bekliyor.

Burada herkesi küçümseyen bilgiç yorumlar yapan bir kaç kişinin yazdıklarının aksine Dr. Kınacıyı oldukça yaratıcı ve aykırı olma cesaretini gösterebilen bir kişi olarak görüyorum. Bana yazılan havadan eleştirilerin aksine cici, hoş resim ve tablo estetiği ile çekilmiş, düzmece ve yerleştirme fotoraflardan bana gına geldi. Ne yazık ki çoğu duayen! geçinen üstatların! çalısmasıda böyle.

Sorun çekim tarzı değil. Türkiyede yıllarca önceden devamlı uyardığım şimdi en ufak bir kamera aldığınızda bile kullanma kılavuzunda yazılı olan hatta AB nin bizim de kabul ettiğimiz kanunlara uygun, fotoraf çekmenin hukuki ilkeleri.

Yaratıcılığın sınırı yok her sınıra karşıyım ama toplumu düzenlyen kanunlar var bunlara uymak zorundayız. Binlerce yıl önce zehirli baldıran otunu bilerek içen Sokratın ilkesi de böyle. Daha iyi kanunlar çıkıncaya kadar onlara uymak zorundayız.

Sorun ne o zaman!. Kesinleşmiş kanun ve ilkelere aykırı fotorafınızı ne bir kitap ta, ne bir yarışmada, nede topluma açık bir gösteride sergileyemezsiniz. Yenilerede kötü örnek olmayın ve yanlışları öğretmeyin.

Sade insanların yani halkın de temel hakları vardır, Kurtuluş savaşında ülkeyi kurtaran onun için savaşan kişiler onlardır. İstanbul züppeleri değil. Ankarada Ulus daki heykelde Atanın yanında onlar vardır.

 Bir kaç aydın ve sanatçı geçinen kişi bunların üstünde olduğuna inananıp saçma sapan ve küstahça halkın temel haklarını ihlal edemez.

Ayrıca, korunmasız engellileri kendi şöhret ve sanatına alet edemez. Benzeri durumda gelişmiş ülkelerde hemen dernekler örgütlenir of fotorafçı nın yada o fotoraf derneğinin kapısında günlerce engelli istismarına karşı gösteri yaparlar. TV ve gazeteler bu olayı lanetler. Bizde yarım bile olamayan çeyrek aydınlar bu kanunsuzluğu ve ciddi bir etik sorunu ne var, kim izin almış laubaliği içinde desteklerler.

Türkiyenin geri kalmışlığına sözde aydın desteğidir bu sonuçları da iyi değildir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Çeşitli yörelerden gelen fotoraf sanatçısı arkadaşlarla yazlığın bahçesinde konuşuyoruz.</p>
<p>Kınacı olayı her hafta sonu çok sayıdaki foto derneklerinin gezilerinde defalarca tekrar ediliyor.<br />
Yani Kınacı olayı buz dağının en üst görünen kısmı.<br />
Gezilerde izin almadan hatta konuşma zahmetine girmeden bir yaşlı adamın etrafında on kişi fotoraf çekerken bir fotorafım var. İlkel kilişelere uygun olarak çekici olan yaşlı dedenin kırışıkları idi. Bir milyon defa çekildi bu ama Türkiye fotorafı yerinde sayıyor. Gezilerde çok sayıda etik ilkeleri kenara iten ve üzen tutumlar var bunları ileride yazacağım. Ne yazık ki bunlar uluslararası FİAP ve diğer federasyonların kararına ve ilkelerine imza atan yönetici ve kitap yazmış arkadaşların yanında oluyor. Epeyden beri devam eden durum bu. Mahkeme duvarına arada bir çarpmak bence çok eğtici. Dr. Kınacı şimdi serbest yeni Kınacı olayları kapıda bekliyor.</p>
<p>Burada herkesi küçümseyen bilgiç yorumlar yapan bir kaç kişinin yazdıklarının aksine Dr. Kınacıyı oldukça yaratıcı ve aykırı olma cesaretini gösterebilen bir kişi olarak görüyorum. Bana yazılan havadan eleştirilerin aksine cici, hoş resim ve tablo estetiği ile çekilmiş, düzmece ve yerleştirme fotoraflardan bana gına geldi. Ne yazık ki çoğu duayen! geçinen üstatların! çalısmasıda böyle.</p>
<p>Sorun çekim tarzı değil. Türkiyede yıllarca önceden devamlı uyardığım şimdi en ufak bir kamera aldığınızda bile kullanma kılavuzunda yazılı olan hatta AB nin bizim de kabul ettiğimiz kanunlara uygun, fotoraf çekmenin hukuki ilkeleri.</p>
<p>Yaratıcılığın sınırı yok her sınıra karşıyım ama toplumu düzenlyen kanunlar var bunlara uymak zorundayız. Binlerce yıl önce zehirli baldıran otunu bilerek içen Sokratın ilkesi de böyle. Daha iyi kanunlar çıkıncaya kadar onlara uymak zorundayız.</p>
<p>Sorun ne o zaman!. Kesinleşmiş kanun ve ilkelere aykırı fotorafınızı ne bir kitap ta, ne bir yarışmada, nede topluma açık bir gösteride sergileyemezsiniz. Yenilerede kötü örnek olmayın ve yanlışları öğretmeyin.</p>
<p>Sade insanların yani halkın de temel hakları vardır, Kurtuluş savaşında ülkeyi kurtaran onun için savaşan kişiler onlardır. İstanbul züppeleri değil. Ankarada Ulus daki heykelde Atanın yanında onlar vardır.</p>
<p> Bir kaç aydın ve sanatçı geçinen kişi bunların üstünde olduğuna inananıp saçma sapan ve küstahça halkın temel haklarını ihlal edemez.</p>
<p>Ayrıca, korunmasız engellileri kendi şöhret ve sanatına alet edemez. Benzeri durumda gelişmiş ülkelerde hemen dernekler örgütlenir of fotorafçı nın yada o fotoraf derneğinin kapısında günlerce engelli istismarına karşı gösteri yaparlar. TV ve gazeteler bu olayı lanetler. Bizde yarım bile olamayan çeyrek aydınlar bu kanunsuzluğu ve ciddi bir etik sorunu ne var, kim izin almış laubaliği içinde desteklerler.</p>
<p>Türkiyenin geri kalmışlığına sözde aydın desteğidir bu sonuçları da iyi değildir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Adem Mumcu</title>
		<link>http://dugumkume.org/erdal-kinacinin-tutuklanmasi-ardindan/#comment-2403</link>
		<dc:creator>Adem Mumcu</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Aug 2008 10:48:27 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.dugumkume.org/?p=1364#comment-2403</guid>
		<description>Bazı arkadaşlar burada oldukça net bir şekilde, Kınacı olayının hem fotoraf sanatı hemde hukuk ve etik ilkeler açısından yarattığı rahatsızlıklarını dürüstçe yazdılar.

Bir iki kişi bu yazılan ve içten bir  şekilde rahatsızlıklarını belirten yazıları yukardan ve küçümseyerek eleştirdiler hatta alay da ettiler. Fotorafın küçün tanrıları ve otoritesi gibi de bilir bilmez  yada yarım bildikleri konularda ders vermeye çalıştılar.

Kendileri eleştirilince, eleştiren kişiye, “Cahil” “Fink at başka yerde” yada “rahatsız olduk kapatalım bu konuyu,” gibi zerafetlerine ve liberal ilerici tutumlarına yakışmayan sözler yazdılar. Sadece bir tanesi birazda bilgisizligini gösteren önemli bir soru sordu. Ahlaki, hukuki, geleneksel bir ilkeler varmı bu konuda?.

Ciddi bir soru, bunu tartışmak lazım. Yenilerede örnek olur.

Evet var. ABD den Serbest fotorafçı ve serbest gazeteci kartımı aldığım zaman iki sayfa ilkeler demetine her zaman uyacağıma imza atmıştım. Onları bulurasam buraya ekliyeceğim.

Ama kısaca şunu örnek vereyim en tanımış Magnum haber ajansının yöneticisinin yıldönümündeki konuşması şöyle.
(Burada çok fazla İngilizce bilen var olduğu ve bunu özellikle kırk yıllık AHI, ARGH gibi yazarak gösterdiklei için sadece en önemli yerini bilmeyenler için tercüme edeceğim.)


Magnum’s early members all had outstanding eyes, brains and charisma. Their principles were admirable. They believed in human dignity and the capacity for improvement. They were almost like a family with very high moral and ethical standards. And they adhered to certain rules: they allowed no cropping; they wrote their own captions; and they were self-starting, devising their own projects independently from the commissioning processes of magazines.

Berry was the first Magnum photographer he met. “He epitomised everything I thought a great photographer should be – egoless, self-effacing, always present but never seen.”


“Their principles were admirable. They believed in human dignity and the capacity for improvement “

“Onların ilkeleri hayranlık verici idi. Onlar insanlık onuruna ve o onurun daha yükseklere çıkartılabileceğine inanıyorlardı”

Magnum bir haber ajansıdır. Din ve ahlak dersleri veren bir kurum değildir. Ona rağmen ilkeleri bunlardır.

Dün yazlığın bahçesinde, çeşitli yörelerden gelen yedi fotorafçı arkadaş bunları konuştuk. Kınacı olayı her yörede başka bir şekilde devam ediyor.

Bu üç kişinin düşüncesini değiştirmeğe çalışmak için bir çabam yok, ama kanunların ve sade insanların ne önemi var ne hakları olabilir düşüncesi ve fotoraf sanatının yozlaştırlması konusunda görüşlerimi yazmaya devam edeceğim.

Sadece burda değil dergi ve iki seneden beri hazırladığım kitaplar la beraber devam edecek bu işler.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı arkadaşlar burada oldukça net bir şekilde, Kınacı olayının hem fotoraf sanatı hemde hukuk ve etik ilkeler açısından yarattığı rahatsızlıklarını dürüstçe yazdılar.</p>
<p>Bir iki kişi bu yazılan ve içten bir  şekilde rahatsızlıklarını belirten yazıları yukardan ve küçümseyerek eleştirdiler hatta alay da ettiler. Fotorafın küçün tanrıları ve otoritesi gibi de bilir bilmez  yada yarım bildikleri konularda ders vermeye çalıştılar.</p>
<p>Kendileri eleştirilince, eleştiren kişiye, “Cahil” “Fink at başka yerde” yada “rahatsız olduk kapatalım bu konuyu,” gibi zerafetlerine ve liberal ilerici tutumlarına yakışmayan sözler yazdılar. Sadece bir tanesi birazda bilgisizligini gösteren önemli bir soru sordu. Ahlaki, hukuki, geleneksel bir ilkeler varmı bu konuda?.</p>
<p>Ciddi bir soru, bunu tartışmak lazım. Yenilerede örnek olur.</p>
<p>Evet var. ABD den Serbest fotorafçı ve serbest gazeteci kartımı aldığım zaman iki sayfa ilkeler demetine her zaman uyacağıma imza atmıştım. Onları bulurasam buraya ekliyeceğim.</p>
<p>Ama kısaca şunu örnek vereyim en tanımış Magnum haber ajansının yöneticisinin yıldönümündeki konuşması şöyle.<br />
(Burada çok fazla İngilizce bilen var olduğu ve bunu özellikle kırk yıllık AHI, ARGH gibi yazarak gösterdiklei için sadece en önemli yerini bilmeyenler için tercüme edeceğim.)</p>
<p>Magnum’s early members all had outstanding eyes, brains and charisma. Their principles were admirable. They believed in human dignity and the capacity for improvement. They were almost like a family with very high moral and ethical standards. And they adhered to certain rules: they allowed no cropping; they wrote their own captions; and they were self-starting, devising their own projects independently from the commissioning processes of magazines.</p>
<p>Berry was the first Magnum photographer he met. “He epitomised everything I thought a great photographer should be – egoless, self-effacing, always present but never seen.”</p>
<p>“Their principles were admirable. They believed in human dignity and the capacity for improvement “</p>
<p>“Onların ilkeleri hayranlık verici idi. Onlar insanlık onuruna ve o onurun daha yükseklere çıkartılabileceğine inanıyorlardı”</p>
<p>Magnum bir haber ajansıdır. Din ve ahlak dersleri veren bir kurum değildir. Ona rağmen ilkeleri bunlardır.</p>
<p>Dün yazlığın bahçesinde, çeşitli yörelerden gelen yedi fotorafçı arkadaş bunları konuştuk. Kınacı olayı her yörede başka bir şekilde devam ediyor.</p>
<p>Bu üç kişinin düşüncesini değiştirmeğe çalışmak için bir çabam yok, ama kanunların ve sade insanların ne önemi var ne hakları olabilir düşüncesi ve fotoraf sanatının yozlaştırlması konusunda görüşlerimi yazmaya devam edeceğim.</p>
<p>Sadece burda değil dergi ve iki seneden beri hazırladığım kitaplar la beraber devam edecek bu işler.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

